ihtardırFreedom from obligationsAllahtanfromAllahAllahve Elçisindenand His Messengerkimseleretokendileriylethose (with) whomandlaşma yaptığınızyou made a covenantmüşriklerdenfrommüşriklerthe polytheists
🇹🇷 9:1 Allah'dan ve Resulü'nden bir ültimatomdur bu, kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklere:
dolaşınSo move aboutyeryüzündeinyerthe landdört(during) fouraymonthsve bilin kibut knowsizthat youdeğilsiniz(can) notaciz bırakacakescapeAllah'ıAllahve şüphesizand thatAllahAllahrezil perişan edecektir'(is) the One Who (will) disgracekafirlerithe disbelievers
🇹🇷 9:2 Bundan böyle yeryüzünde dört ay daha istediğiniz gibi gezip dolaşın. Şunu da bilin ki, Allah'ı aciz bırakacak değilsiniz. Allah kâfirleri mutlaka perişan edecektir.
ve duyurudurAnd an announcementAllahtanfrom AllahAllah'tanfrom Allahve Elçisindenand His Messengerinsanlaratoinsanlarthe peoplegünü(on the) dayHac(of) the greater Pilgrimageen büyük(of) the greater PilgrimageşüphesizthatAllahAllahuzaktır(is) free from obligationsputa tapanlardan[of]müşriklere(to) the polytheistsve Elçisiand (so is) His MessengereğerSo iftevbe edersenizyou repentbuthen, it isdaha iyidirbestsizin içinfor youve eğerBut ifdönersenizyou turn awaybilin kithen knowsizthat youdeğilsiniz(can) notaciz bırakacakescapeAllah'ıAllahve müjdeleAnd give glad tidingskimselere(to) those whoinkar eden(lere)disbelievebir azabıof a punishmentacıpainful
🇹🇷 9:3 Ayrıca büyük hac günü Allah ve Rasulü tarafından insanlara bir ilandır ki, Allah da Resulü de müşriklerle yapılan antlaşmalara artık bağlı değildir. Eğer hemen tevbe ederseniz, bu sizin için hayırlıdır. Yok yine tevbeden yüz çevirirseniz biliniz ki, Allah'ı yıldıracak değilsiniz. Kâfirleri acı bir azap ile müjdele.
ancak hariçExceptkimselerthose (with) whomandlaşma yaptığınızyou have a covenantmüşriklerdenamongmüşriklerthe polytheistssonrathensize eksik bırakmayannotsizi yüzüstü bıraktılarthey have failed youhiçbir şeyi(in any) thingveand notarka çıkmayanlarthey have supportedsize karşıagainst youhiç kimseyeanyonetamamlayınso fulfilonlarınto themandlaşmalarınıtheir treatykadartilltanıdığınız süreyetheir termşüphesizIndeedAllahAllahseverloveskorunanlarıthe righteous
🇹🇷 9:4 Ancak kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz müşriklerden size olan ahitlerinde hiçbir eksiklik yapmamış ve sizin aleyhinize hiçbir kimseye yardımda bulunmamış olanlar bunun dışındadır. Siz de onlarla olan antlaşmanızın hükümlerine antlaşma süresinin sonuna kadar uyunuz. Muhakkak ki, Allah müttakileri sever.
zamanThen whengeçtiğihave passedaylarthe sacred monthsharamthe sacred monthsöldürünthen killortak koşanlarıthe polytheistsneredewhereverbulursanız onlarıyou find themve onları yakalayınand seize themve hapsedinand besiege themve otur(up) bekleyinand sit (in wait)onlarıfor themher(at) everygözetleme yerindeplace of ambusheğerBut iftevbe ederlersethey repentve kılarlarsaand establishnamazıthe prayerve verirlerseand givezekatıthe zakahserbest bırakınthen leaveyollarınıtheir wayçünküIndeedAllahAllahbağışlayandır(is) Oft-ForgivingesirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 9:5 Şu haram aylar bir çıktı mı artık o müşrikleri nerede bulursanız öldürün, yakalayın, hapsedin ve bütün geçit başlarını tutun. Eğer tevbe ederler ve namaz kılıp zekatı verirlerse onları serbest bırakın. Muhakkak ki, Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
ve eğerAnd ifbirisianyoneortak koşanlardanofmüşriklerthe polytheistsaman dilerseseek your protectiononu yanına althen grant him protectionta kiuntilişitsinhe hearssözünü(the) Words of AllahAllah'ın(the) Words of AllahsonraThenonu ulaştırescort himgüvenli bir yere(to) his place of safetyböyle (yap)Thatçünkü onlar(is) because theybir topluluktur(are) a peoplebilmez(who) do not knowbilmeyenler(who) do not know
🇹🇷 9:6 Eğer müşriklerden biri aman dilerse, ona aman ver. Ta ki, Allah'ın kelâmını dinlesin. Sonra onu güvenlik içinde olduğu yere kadar gönder. Çünkü bunlar gerçekten de bilgisiz bir kavimdirler.
nasılHowolabilircan (there) beortak koşanlarınfor the polytheistsandlaşmasıa covenantyanındawithAllah'ınAllahve yanındaand withElçisininHis Messengerancak hariçtirexceptkimselerthose (with) whomandlaştıklarınızyou made a covenantyanındanearMescid-iAl-MasjidHaramAl-Haraamonlar dürüst davrandıkçaSo long asdosdoğru olurlarthey are uprightsizeto yousiz de dürüst davranınthen you be uprightonlarato themçünküIndeedAllahAllahseverloveskorunanlarıthe righteous
🇹🇷 9:7 O müşriklerin Allah katında ve Resulü katında herhangi bir ahdi nasıl olabilir? Ancak Mescidi Haram yanında antlaşma yaptıklarınız var ki, bunlar size karşı doğru durdukça siz de onlara doğru olun. Allah (hainlikten) sakınanları elbette sever.
nasıl?Howeğerwhile, ifonlar galib gelselerdithey gain dominancesizeover younethey do not regard (the ties)gözetirlerdithey do not regard (the ties)sizin hakkınızdawith youbir yakınlık(of) kinshipne deand notbir andlaşmacovenant of protectionsizi razı ederlerThey satisfy youağızlarıylawith their mouthsfakat (sizi) istemezbut refusekalbleritheir heartsve çokları daand most of themyoldan çıkmışlardır(are) defiantly disobedient
🇹🇷 9:8 Onlarla nasıl sözleşme olabilir ki, sizin aleyhinize ellerine bir fırsat geçse, hakkınızda ne bir antlaşma gözetirler, ne de bir yemin. Dil ucuyla sizi hoşnud etmeye çalışırlar, fakat kalbleri o kadarına da razı olmaz. Zaten onların çoğu fasıktırlar.
sattılar;They exchangeayetlerini[with] the Verses of AllahAllah'ın[with] the Verses of Allahbir paraya(for) a little priceazıcık(for) a little priceengel oldularand they hinder (people)O'nun yolundanfromO'nun yoluHis waygerçektenIndeedne kötüdürevilşeyler(is) whatolduklarıthey used toyapıyor(lar)do
🇹🇷 9:9 Allah'ın âyetlerini az bir çıkara değiştirdiler de Allah yolundan engellediler. Gerçekten de bunlar ne fena şeyler yapageldiler.
ne gözetirlerNot(bağları) gözetirlerthey respect (the ties)karşıtowardsbir mü'minea believerbir yakınlık(of) kinshipne deand notbir andlaşmacovenant of protectionve işteAnd thoseonlardır[they]saldırganlar(are) the transgressors
🇹🇷 9:10 Bir mümin hakkında ne bir yemin gözetirler, ne de bir antlaşma. Bunlar işte böyle haddi aşan kimselerdir.
eğerBut iftevbe ederlersethey repentve kılarlarsaand establishnamazıthe prayerve verirlerseand givezekatıthe zakahsizin kardeşlerinizdirlerthen (they are) your brothersdindeindin[the] religionve uzun uzun açıklıyoruzAnd We explain in detailayetlerithe Versesbir kavmefor a peoplebilen(who) know
🇹🇷 9:11 Eğer tevbe ederler, namazı kılarlar, zekatı verirlerse dinde kardeşleriniz olurlar. Biz âyetleri, bilen bir kavme açıklarız.
ve eğerAnd ifbozarlarsathey breakandlarınıtheir oathssonraaftersonraafterandlaşma yaptıktantheir treatyve dil uzatırlarsaand defamedininize[in]dininizyour religionsavaşınthen fightönderleriylethe leadersküfrün(of) [the] disbeliefçünküindeed, they yokturnoandlarıoathsonlarınfor thembelkiso that they mayvazgeçerlercease
🇹🇷 9:12 Eğer verdikleri sözden sonra yeminlerini bozar ve dininize dil uzatırlarsa, o küfür öncülerini hemen öldürün. Çünkü onların yeminleri yoktur. Ola ki, vazgeçerler.
savaşmayacak mısınız?Will notsavaşırsınızyou fightbir kavimlea peoplebozanwho brokeandlarınıtheir oathsve yeltenenand determinedçıkarmağato drive outElçiyithe Messengerve kendileriand theysiz(inle savaş)a başlamış olanbegan (to attack) youilkfirstkeztimeyoksa onlardan korkuyor musunuz?Do you fear themAllah'tırBut Allahen layık olan(has) more rightkendisinden korkmanızathatO'ndan korkmanızyou should fear Himeğerifisenizyou aregerçekten inananlarbelievers
🇹🇷 9:13 Yeminlerini bozan, Peygamber'i yurdundan çıkarmaya azmeden ve üstelik ilk önce size saldırmaya başlayanlara karşı savaşmaz mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer mümin iseniz her şeyden önce Allah'dan korkmalısınız.
onlarla savaşın (ki)Fight them onlara azabetsinAllah will punish themAllahAllah will punish themsizin ellerinizleby your handsve onları rezil etsinand disgrace themve sizi üstün getirsinand give you victoryonlaraover themve şifa versinand will healgöğüslerine(the) breaststoplumunun(of) a peopleinananlar(who are) believers
🇹🇷 9:14 Onlarla savaşın ki Allah, sizin ellerinizle onların cezasını versin ve... onları rezil ve rüsvay etsin, yardımıyla sizi onlara muzaffer kılsın. Ve mümin bir kavmin yüreklerini ferahlandırsın.
ve gidersinAnd removeöfkesini(the) angeryüreklerinin(of) their heartsve tevbesini kabul ederAnd Allah accepts repentanceAllahAnd Allah accepts repentancekişininofkimewhomdilediğiHe willsve AllahAnd Allahbilendir(is) All-Knowerhüküm ve hikmet sahibidirAll-Wise
🇹🇷 9:15 Ve kalblerindeki öfkeyi gidersin. Allah dilediğine tevbeyi nasib eder. Allah her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.
yoksaOrsiz sandınız mı?(do) you thinkbırakılacağınızıthatbırakılırdınızyou would be leftbilmedenwhile notAllah ortaya çıkardıAllah made evidentAllahAllah made evidentkimselerithose whocihad eden(leri)striveiçinizdenamong youveand notedinmeyen(leri)takebaşkasınıbesides AllahAllah'tan başkabesides AllahAllah('tan)besides Allahveand notElçisin(den)His Messengerveand notmü'minler(den)the believerssırdaş(as) intimatesve AllahAnd Allahhaber almaktadır(is) All-Awareşeyleriof whatyaptıklarınızıyou do
🇹🇷 9:16 Yoksa siz hep kendi halinize terk olunacağınızı mı sandınız? Allah'ın, içinizden cihad edenleri ve Allah'tan, Resulü'nden, müminlerden başka kimseye sığınmayan ve başkaca sığınacak bir yer aramayanları görmediğini mi (zannediyorsunuz)? Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
yoktur(It) is notyoktur(It) is notmüşrikler içinfor the polytheistsimar etmelerithatgözetirlerthey maintainmescidlerini(the) masajid of AllahAllah'ın(the) masajid of Allahşahitler iken(while) witnessingkendi nefislerininagainstkendilerithemselvesküfrüne[with] disbeliefonların(For) thoseboşa çıkmıştırworthlessyaptıkları işler(are) their deedsveand inateştethe Fireonlartheysürekli kalacaklardır(will) abide forever
🇹🇷 9:17 Müşrikler kendi inkârlarına kendileri şahit olup dururlarken Allah'ın mescidlerini imar etmeleri mümkün değildir. Onların bütün yaptıkları boşa gitmiştir. Ve onlar ateş içinde ebedi olarak kalacaklardır.
ancakOnlyimar ederlerwill maintainmescidlerini(the) masajid of AllahAllah'ın(the) masajid of Allahkimseler(the one) whoinananbelievesAllah'ain Allahve gününeand the Dayahiretthe Lastve kılanand establishesnamazıthe prayerve verenand giveszekatıthe zakahveand notkorkmayanfearbaşkasındanexceptAllah'tanAllahumulurThen perhapsonlarınthoseolmaları[that]onlardırthey aredoğru yolu bulanlardanofhidayete erenlerthe guided ones
🇹🇷 9:18 Allah'ın mescidlerini, ancak Allah'a ve ahiret gününe inanan, namazı kılan, zekatı veren ve Allah'dan başkasından korkmayan kimseler imar ederler. İşte hidayet üzere oldukları umulanlar bunlardır.
bir mi tuttunuz?Do you makesu vermeyithe providing of waterhacılara(to) the pilgrimsve imar etmeyiand (the) maintenanceMescid-i(of) Al-Masjid Al-HaraamHaram'ı(of) Al-Masjid Al-Haraamkimse gibilike (the one) whoinananbelievesAllah'ain Allahve gününeand the Dayahiretthe Lastve cihadedenand strivesyolundainyol(the) wayAllah(of) Allaholmaz(lar)They are not equaleşitThey are not equalkatındanearAllahAllahve AllahAnd Allahyol göstermez(does) nothidayet ederguidetopluluğunathe people zalimlerthe wrongdoers
🇹🇷 9:19 Siz hacılara su dağıtma ve Mescidi Haram'ı imar etme işiyle Allah'a ve ahiret gününe iman edip, Allah yolunda cihad edenlerin yaptığı işi bir mi tutuyorsunuz? Bunlar Allah katında eşit olamazlar. Allah zalimler topluluğuna hidayet ihsan etmez.
kimselerThose whoinanan(lar)believedve hicret eden(ler)and emigratedve cihad eden(ler)and stroveyolundainyol(the) wayAllah(of) Allahmallarıylawith their wealthve canlarıylaand their livesdaha büyüktür(are) greaterdereceleri(in) rankkatındanearAllahAllahve işteAnd those onlardırtheykurtuluşa erenler(are) the successful
🇹🇷 9:20 İman edip de hicret edip, mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda cihad edenler, Allah katında en büyük dereceye sahiptirler. İşte bunlar murada ermiş olan mutlu kullardır.
onları müjdelerTheir Lord gives them glad tidingsRableriTheir Lord gives them glad tidingsbir rahmetleof Mercykendisindenfrom Himve rızasıylaand Pleasureve cennetlerleand Gardensbulunanfor them içindein itnimetler(is) blisstükenmeyenenduring
🇹🇷 9:21 Rab'leri, onları kendi katından bir rahmet, bir rıza ve bir cennetle müjdeler ki o cennette onlar için bitmez tükenmez nimetler vardır.
kalacaklardır(They will) abideoradain itebediforeverşüphesizIndeedAllahAllah katındandırwith Himmükafat(is) a rewardbüyükgreat
🇹🇷 9:22 Onlar orada ebedi kalırlar. Çünkü en büyük mükâfat Allah katındadır.
EyO youkimselerwhoinanan(lar)believeedinmeyin(Do) notalırlartakebabalarınızıyour fathersve kardeşleriniziand your brothersveliler(as) allieseğerifseviyorlarsathey preferküfrü[the] disbeliefkarşıoverimana[the] beliefve kimAnd whoeveronları veli tanırsatakes them as alliessizdenamong youiştethen thoseonlardır[they]zalimler(are) the wrongdoers
🇹🇷 9:23 Ey iman edenler! Eğer babalarınız ve kardeşleriniz imana karşılık küfürden hoşlanıyorlarsa, onları dost edinmeyiniz. Sizden her kim onları dost edinirse işte onlar da zalimlerin ta kendileridir.
de kiSayeğerIfisearebabalarınızyour fathersve oğullarınızand your sonsve kardeşlerinizand your brothersve eşlerinizand your spousesve hısım akrabanızand your relativesve mallarand wealthkazandığınızthat you have acquiredve ticaret(iniz)and the commercekorktuğunuzyou feardüşmesindena decline (in) itve konutlarand the dwellingshoşlandığınızyou delight (in) itdaha sevgili (ise)(are) more belovedsizeto youAllahtanthanAllahAllahve Elçisi(nden)and His Messengerve cihad etmektenand strivingO'nun yolundainO'nun yoluHis wayo halde gözetleyinthen waitkadaruntilgetirinceyeAllah bringsAllahAllah bringsemriniHis Commandve AllahAnd Allah(doğru) yola iletmez(does) nothidayet ederguidetopluluğuthe people yoldan çıkmışthe defiantly disobedient
🇹🇷 9:24 Onlara de ki; eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, kadınlarınız, akrabalarınız, kabileniz, elde ettiğiniz mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız evler ve meskenler, size Allah ve Resulünden ve Allah yolunda cihaddan daha sevimli ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyin. Allah böyle fasıklar topluluğuna hidayet nasip etmez.
andolsunVerilysize yardım etmiştiAllah helped youAllahAllah helped youyerlerdeinbölgelerregionsbirçokmanyve günündeand (on the) dayHuneyn(of) Hunainhaniwhensizi böbürlendirmiştipleased youçokluğunuzyour multitudefakatbut notsağlamamıştıavailedsizeyouhiçbir yararanythingve dar gelmiştiand (was) straitenedbaşınızafor youyeryüzüthe earthrağmen(in spite) of its vastnessbütün genişliğine(in spite) of its vastnessnihayetthendönmüştünüzyou turned backgerisin gerifleeing
🇹🇷 9:25 İnkâr kabul etmez bir durumdur ki, Allah size birçok yerde yardım etti. Özellikle Huneyn Günü ki, o gün kendi çokluğunuz size güven vermişti de o gün size onun bir faydası olmamıştı. Yeryüzü bütün genişliğine rağmen başınıza dar gelmişti. Sonra da bozguna uğrayarak gerisin geri dönüp kaçmaya başlamıştınız.
sonraThenindirdiAllah sent downAllahAllah sent downsekinetiniHis tranquilityüzerineonElçisininHis Messengerve üzerineand onmü'minlerinthe believersve indirdiand sent downaskerlerforcessizin görmediğinizwhich you did not seegörmediğinizwhich you did not seeve azab ettiand He punishedolanlarathose whokafirleredisbelievedişte budurAnd thatcezası(is) the recompensekafirlerin(of) the disbelievers
🇹🇷 9:26 Sonra Allah, Resulünün üzerine ve müminlerin üzerine sekinetini (kalplere huzur veren rahmetini) indirdi ve gözle görmediğiniz ordular indirdi de kendisini tanımayan kâfirleri azaba uğrattı. Ve o kâfirlerin cezası işte budur.
sonraThentevbesini kabul ederAllah accepts repentanceAllahAllah accepts repentanceardındanaftersonraafterbununthatkimseninforkimewhomdilediğiHe willsve AllahAnd Allahbağışlayandır(is) Oft-ForgivingesirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 9:27 Sonra bütün bu olup bitenlerin arkasından Allah, dilediğine tevbe nasib eder. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
EyO you who believekimselerO you who believeinanan(lar)O you who believeşüphesizIndeedortak koşanlarthe polytheistspisliktir(are) uncleanartıkso let them not come nearyaklaşmasınlarso let them not come nearMescid-iAl-Masjid Al-HaraamHaram'aAl-Masjid Al-Haraamsonraafteryıllarındanthis, their (final) yearbuthis, their (final) yearve eğerAnd ifkorkarsanızyou fearyoksulluğa düşmektenpovertyyakındathen soonsizi zengin edecektirAllah will enrich youAllahAllah will enrich youkendi lutfundanfromO'nun lütfuHis BountyeğerifdilerseHe willsşüphesizIndeedAllahAllahbilendir(is) All-Knowerhikmet sahibidirAll-Wise
🇹🇷 9:28 Ey iman edenler! Müşrikler bir pisliktirler. Artık bu yıldan sonra Mescidi Haram'a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan korkarsanız Allah sizi dilediğinde lütuf ve ihsanıyla zenginleştirecektir. Allah gerçekten alîmdir, hakîmdir.
savaşınFightkimselerlethose whoinanmayan(do) notiman ederlerbelieveAllah'ain Allahveand notgününein the Dayahiretthe Lastveand notharam saymayanlarlathey make unlawfulne kiwhatharam kıldıAllah has made unlawfulAllahAllah has made unlawfulve Elçisiand His Messengerve din edinmeyenlerleand notitiraf ederlerthey acknowledgedini(the) religiongerçek(of) the truthkendilerinefromonlar kithose whoverilenlerdenwere givenKitapthe Scripturezamana kadaruntilvereceklerithey paycizyethe jizyahelleriylewillinglyisteyerekwillinglyonlarwhile theyküçülerek (boyun eğerek)(are) subdued
🇹🇷 9:29 Kendilerine kitap verilenlerden oldukları halde ne Allah'a, ne ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Resulünün haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini din edinmeyen kimselere alçalmış oldukları halde elden cizye verecekleri hale gelinceye kadar savaş yapın.
ve dediler kiAnd saidYahudilerthe JewsUzeyrUzairoğludur(is) sonAllah'ın(of) Allahve dedilerAnd saidHıristiyanlarthe ChristiansMesihMessiahoğludur(is) sonAllah'ın(of) AllahbuThatonların sözleridir(is) their sayingağızlarıyla (geveledikleri)with their mouthsbenzetiyorlarthey imitatesözlerinethe sayingkimselerin(of) those whoinkar edenlerindisbelievedöncedenbeforeöncebeforeonları kahretsin(May) Allah destroy themAllah(May) Allah destroy themnasıl daHowçevriliyorlardeluded are they
🇹🇷 9:30 Yahudiler, "Uzeyir Allah'ın oğlu" dediler, Hıristiyanlar da "Mesih Allah'ın oğlu", dediler. Bu onların kendi ağızlarıyla uydurdukları sözlerdir. Daha önce inkâra sapmış olanların sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin, nasıl da saptırıyorlar!
edindilerThey have takenhahamlarınıtheir rabbisve rahipleriniand their monksrabler(as) LordsayrıbesidesbaşkabesidesAllah'tanAllahve Mesih'i deand the MessiahoğlusonMeryem(of) Maryamoysa emredilmemiştiAnd notemrolundularthey were commandeddışındaexceptibadet etmelerithat they worshipbir ilahaOne Godtek olanOne Godyoktur(There) is notanrıgodbaşkaexceptO'ndanHimO münezzehtirGlory be to Himşeylerdenfrom whatortak koştuklarıthey associate (with Him)
🇹🇷 9:31 Onlar, Allah'dan başka bilginlerini ve rahiplerini de kendilerine Rab edindiler, Meryem oğlu Mesih'i de. Oysa onlar bir olan Allah'a ibadet etmekle emrolunmuşlardı. Allah'dan başka hiçbir ilâh yoktur. O, müşriklerin ortak koştuğu şeylerden de münezzehtir.
istiyorlarThey wantsöndürmektosöndürmekextinguishnurunuAllah's lightAllah'ınAllah's lightağızlariylewith their mouthshalbuki istemezbut Allah refusesAllahbut Allah refusesbaşkasınıexcepttamamlamaktantotamamlarperfectnurunuHis Lightşayeteven ifhoşlanmasa dathe disbelievers dislike (it)kafirlerthe disbelievers dislike (it)
🇹🇷 9:32 Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar, Allah da razı olmuyor. Fakat kâfirler istemeseler de Allah nurunu tamamlamayı diliyor.
OHeki(is) the One Whogönderdihas sentElçisiniHis Messengerhidayetlewith the guidanceve din ileand the religionhak(of) [the] truthonu çıkarsın diyeto manifest itüstüneoverdin(ler)inall religionsbütünall religionsşeayetEven ifhoşlanmasa dadislike (it)ortak koşanlarthe polytheists
🇹🇷 9:33 O öyle bir Allah'dır ki, Resulünü hidayetle ve hak dinle bütün dinlere üstün kılmak için göndermiştir. Müşrikler hoşlanmasalar da.
EyO you who believekimselerO you who believeinananlarO you who believeşüphesizIndeedbirçoğumanyhahamlardanofhahamlarthe rabbisve rahipler(den)and the monksyerlersurely eatmallarını(the) wealthinsanların(of) the peoplehaksızlıklain falsehoodve çevirirlerand hinderyolundanfromyol(the) wayAllah(of) AllahkimselerAnd those whoyığanhoardaltınthe goldve gümüşüand the silverveand (do) notonları harcamayanlarspend ityolundainyol(the) wayAllah(of) Allahişte onlara müjdele[so] give them tidingsbir azabıof a punishmentacıklıpainful
🇹🇷 9:34 Ey iman edenler, şurası bir gerçektir ki, yahudi hahamları ile hıristiyan rahiplerinin bir çoğu insanların mallarını haksız yere yerler ve Allah yolundan saptırırlar. Bir de altın ve gümüşü hazineye doldurup, onları Allah yolunda sarfetmeyenleri bu yüzden acıklı bir azap ile müjdele!
O gün(The) Daykızdırılırit will be heated [on it]üzerleriit will be heated [on it]içindeinateşithe Firecehennem(of) Helldağlanırand will be brandedbunlarlawith itonların alınlarıtheir foreheadsve yanlarıand their flanksve sırtlarıand their backs(işte) budurThisşeyler(is) whatyığdıklarınızyou hoardednefisleriniz içinfor yourselveso halde tadınso tasteşeyleriwhatolduğunuzyou used toyığıyor(lar)hoard
🇹🇷 9:35 O gün o altın ve gümüşlerin üstü cehennem ateşinde kızdırılacak da bunlarla alınları, yanları ve sırtları dağlanacak (onlara): "İşte bu kendi canınız için saklayıp biriktirdiğiniz şeydir. Haydi şimdi tadın bakalım şu biriktirdiğiniz şeyin tadını!" denilecek.
şüphesizIndeedsayısı(the) numberayların(of) the monthskatındawithAllah'ınAllah(on) iki(is) twelveon (iki)(is) twelveaydırmonthskitabındainfarz(the) ordinanceAllah'ın(of) Allahgünden beri(from the) DayyarattığıHe createdgöklerithe heavensve yeriand the earthbunlardanof themdördüfourharam(ay)lardır(are) sacredişte budurThatdin(is) the religiondoğruthe uprightzulmetmeyinso (do) notzulümwrong(o aylar) içindethereinkendinizeyourselvesve savaşınAnd fightortak koşanlarlathe polytheiststopyekunall togethernasılassizinle savaşıyorlarsathey fight youtopyekunall togetherve bilin kiAnd knowşüphesizthatAllahAllahberaberdir(is) withkorunanlarlathe righteous
🇹🇷 9:36 Doğrusu, Allah katında ayların sayısı oniki aydır. Gökleri ve yeri yarattığı günkü Allah yazısında (böyle yazılmıştır). Bunlardan dördü haram aylardır. Bu da doğru olan dinin hükmüdür. Bu sebeple bunlar hakkında nefislerinize haksızlık yapmayınız. Müşrikler size karşı topyekün savaştıkları gibi siz de onlara karşı topyekün savaş açın. Ve iyi bilin ki, Allah müttakilerle beraberdir.
şüphesizIndeedertelemekthe postponingdaha ileri gitmektir(is) an increaseküfürdeininkârthe disbeliefsaptırılırare led astrayonunlaby itkimselerthose whoinkar eden(ler)disbelieveonu helal sayarlarThey make it lawfulbir yılone yearve haram sayarlarand make it unlawfulbir yıl(another) yeardenk gelsin diyeto adjustsayısıthe numberharam kıldığınınwhichAllah haram kıldıAllah has made unlawfulAllah'ınAllah has made unlawfulhelal yapsınlarand making lawfulharam kıldığınıwhatAllah haram kıldıAllah has made unlawfulAllah'ınAllah has made unlawfulsüslü gösterildiIs made fair-seemingkendilerineto themkötülüğü(the) evilyaptıkları işin(of) their deedsve AllahAnd Allahyol göstermez(does) nothidayet ederguidetoplumunathe people kafirlerthe disbelievers
🇹🇷 9:37 O "Nesi'" (denilen bir haram ayı geciktirmek âdeti), olsa olsa küfürde fazlalıktır ki, kâfirler onunla şaşırtılır, onu bir yıl helâl, bir yıl haram sayarlar ki, Allah'ın haram kıldığının sayısına uydursunlar da Allah'ın haram kıldığını helâl kılsınlar. İşte böylece kendilerine kötü işleri güzel gösterildi. Allah da kâfir olan bir kavmi doğru yola iletmez.
EyO you who believekimselerO you who believeinanan(lar)O you who believene oldu ki?Whatsize(is the matter) with youzamanwhendendiğiit is saidsizeto yousavaşa çıkıngo forthyolundainyol(the) wayAllah(of) Allahçakılıp kaldınızyou cling heavilyyeretoyeryüzüthe earthrazı mı oldunuz?Are you pleasedhayatınawith the lifedünya(of) the worldkarşılık(rather) thanahiretethe HereafteramaBut whatgeçimi(is the) enjoymenthayatının(of) the lifedünya(of) the worldgörein (comparison to)ahiretethe hereafterpekexceptazdıra little
🇹🇷 9:38 Ey iman edenler! Size ne oldu ki, "Allah yolunda cihada çıkın." denilince olduğunuz yere yığılıp kaldınız. Yoksa ahiretten vazgeçip dünya hayatına razı mı oldunuz? Fakat dünya hayatının zevki ahiretin yanında ancak pek az birşeydir.
eğerIf nottopluca (savaşa) çıkmazsanızyou go forthsize azabederHe will punish youbir azapla(with) a painful punishmentacıklı(with) a painful punishmentve yerinize getirirand will replace youbir topluluk(with) a peoplesizden başkaother than youO'na zarar veremezsinizand notO'na zarar veremezsinizyou can harm Himhiçbir(in) anythingve AllahAnd Allahher(is) onhereveryşeyithingyapabilendirAll-Powerful
🇹🇷 9:39 Eğer topluca savaşa katılmazsanız, O sizi acı bir azaba uğratır ve yerinize başka bir kavmi getirir ve siz O'na zerrece bir zarar veremezsiniz. Allah'ın herşeye gücü yeter.
eğerIf notsiz ona yardım etmezsenizyou help himiyi bilin kicertainlyona yardım etmiştiAllah helped himAllahAllah helped himhaniwhen(Mekke'den) çıkardıklarındadrove him outkimselerthose whoinkar eden(ler)disbelievedikincisiydithe secondiki kişiden(of) the twoikenwhenikisithey bothmağarada(were) inmağarathe cavehaniwhendiyorduhe saidarkadaşınato his companionüzülme(Do) notüzülürlergrieveşüphesizindeedAllahAllahbizimle beraberdir(is) with us(İşte o zaman) indirdiThen Allah sent downAllahThen Allah sent downsekinesiniHis tranquilityonun üzerineupon himve onu desteklediand supported himaskerlerlewith forcessizin görmediğinizwhich you did not seegörmediğinizwhich you did not seeve kıldıand madesözünü(the) wordkimselerin(of) those whoinanmayan(ların)disbelievedalçakthe lowestve sözü isewhile (the) WordAllah'ın(of) Allahoit (is)yüce olandırthe highestve AllahAnd Allahdaima üstündür(is) All-Mightyhüküm ve hikmet sahibidirAll-Wise
🇹🇷 9:40 Eğer siz ona (Peygamber'e) yardım etmezseniz, Allah ona yardım eder. Hani o kâfirler, onu Mekke'den çıkardıkları vakit sadece iki kişiden biri iken, ikisi de mağarada bulundukları sırada arkadaşına "Üzülme, çünkü Allah bizimledir." diyordu. Allah onun kalbine sükûnet ve kuvvet indirmişti ve onu görmediğiniz bir orduyla desteklemişti. Kâfirlerin sözünü alçaltmıştı. Yüce olan Allah'ın kelimesidir. Ve Allah güçlüdür, hikmet sahibidir.
savaşa çıkınGo forth(gerek) hafif olaraklight(gerek) ağır olarakor heavyve cihad edinand strivemallarınızlawith your wealthve canlarınızlaand your livesyolundainyol(the) wayAllah(of) AllahbuThatdaha hayırlıdır(is) bettersizin içinfor youeğerifisenizyoubiliyorknow
🇹🇷 9:41 Ey müminler! İster hafif techizatla, ister ağırlıklı olarak seferber olun ve mallarınızla, canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz böylesi sizin için daha hayırlıdır.
eğerIfolsaydıit had beenbir menfaata gainyakınnearve bir yolculukand a journeyortaeasyelbette sana tabi olurlardısurely they (would) have followed youfakatbutuzak geldiwas longkendilerinefor themaşılacak mesafethe distancebir de yemin edeceklerAnd they will swearAllah'aby Allaheğer (diye)Ifgücümüz yetseydiwe were ableçıkardıkcertainly we (would) have come forthsizinle beraberwith youmahvediyorlarThey destroykendilerinitheir own selvesve Allahand Allahbiliyor;knowsonların(that) indeed, theyyalancı olduklarını(are) surely liars
🇹🇷 9:42 Eğer o sefer, yakın bir ganimet ve kolay bir sefer olsaydı mutlaka peşine düşer gelirlerdi. Fakat o meşakkatli yolculuk kendilerine uzun bir sefer geldi. Bununla beraber, "Bizim de gücümüz yetseydi, sizinle beraber elbette sefere çıkardık." diyerek Allah'a yemin edecekler, nefislerini helake sürükleyecekler. Allah biliyor ki, onlar iyice yalancıdırlar.
affetsin(May) Allah forgiveAllah(May) Allah forgiveseniyouniçinWhy (did)izin verdinyou grant leaveonlarato themkadaruntiliyice belli olana(became) evidentsanato youkimselerthose whodoğru söyleyen(ler)were truthfulve öğreninceyeand you knewyalan söyleyenlerthe liars
🇹🇷 9:43 Allah seni affetsin. Doğru söyleyenler kimler, gerçekten yalancılar kimlerdir, bunların iyice belli olmasını beklemeden niçin onlara izin verdin?
senden izin istemezler(Would) not ask your permissionsenden izin istemezler(Would) not ask your permissionkimselerthose whoinanan(lar)believeAllah'ain Allahve gününeand the Dayahiretthe Lastcihadetmek içinthatçabalarlarthey strivemallariylewith their wealthve canlariyleand their livesve AllahAnd Allahbilir(is) All-Knowerkorunanlarıof the righteous
🇹🇷 9:44 Allah'a ve ahiret gününe inananlar, mallarıyla ve canlarıyla cihad etmeyi görev bildiklerinden (zaten geri kalmak için) senden izin istemezler. Allah o muttakilerin kimler olduğunu bilir.
ancakOnlysenden izin isterlerask your leavekimselerthose whoinanmayan(do) notiman ederlerbelieveAllah'ain Allahve gününeand the Dayahiretthe Lastve kuşkuya düşenand (are in) doubtskalbleritheir heartskendileriso theyiçindeinşüpheleritheir doubtsbocalayıp duranlarthey waver
🇹🇷 9:45 Senden izin isteyenler, olsa olsa Allah'a ve ahiret gününe inanmayanlar olabilir. Onların kalbleri hep işkillidir. Bundan dolayı şüphe içinde bocalayıp dururlar.
ve eğerAnd ifisteselerdithey had wishedçıkmak(to) go forthyaparladısurely they (would) have preparedonun içinfor itbir hazırlık(some) preparationfakatButhoşlanmadıAllah dislikedAllahAllah dislikeddavranışlarındantheir being sentve onları durdurduso He made them lag behindve denildiand it was saidoturunSitberaberwithoturanlarlathose who sit
🇹🇷 9:46 Eğer sizinle beraber cihada çıkmak isteselerdi, elbette onunla ilgili olarak bir takım hazırlıklar yaparlardı. Fakat Allah davranmalarını istemedi de onları yoldan alıkoydu ve (kendilerine): "oturun oturanlarla beraber" denildi.
eğerIfçıkmış olsalardıthey (had) gone forthsizin içinizdewith yousize bir katkıları olmazdınotsize katarlardıthey (would) have increased youbaşkaexceptbozgunculuktan(in) confusionve hemen sokulurlardıand would have been activearanızain your midstsizi düşürmek içinseeking (for) youfitneyedissensionve içinizde de vardıAnd among you (are some)kulak verenlerwho would have listenedonlarato themAllahAnd Allahbilir(is) All-Knowerzalimleriof the wrongdoers
🇹🇷 9:47 Eğer içinizde sizinle beraber cihada çıkmış olsalardı, bozgunculuk etmekten başka şeye yaramayacaklardı ve aranıza fitne sokmak için uğraşacaklardı. İçinizde onların laflarına kanacaklar da vardı. Allah, o zalimleri iyi bilir.
andolsun kiVerilyistedilerthey had soughtfitne çıkarmakdissensionönceden debeforeöncebeforeve ters çevirdilerand had upsetsanafor younice işlerithe mattersnihayetuntilgeldicamehakthe truthgalebe çaldıand became manifestemri(the) Order of AllahAllah'ın(the) Order of Allahve onlarwhile theyistemedikleri haldedisliked (it)
🇹🇷 9:48 Şurası kesindir ki, bunlar daha önce de fitne çıkarmak istediler ve sana türlü işler çevirdiler. Nihayet hak yerini buldu ve Allah'ın emri onların zoruna gitmesine rağmen açığa çıktı.
ve içlerindenAnd among themkimseler(is he) whoderlersaysizin verGrant me leavebanaGrant me leaveveand (do) notbeni fitneye düşürmeput me to trialiyi bilinkiSurelyonlar zaten fitneyeinimtihanthe trialdüşmüşlerdirthey have fallenve şüphesizAnd indeedcehennemHellkuşatacaktır(will) surely surroundkafirlerithe disbelievers
🇹🇷 9:49 İçlerinden "Aman bana izin ver, başımı derde sokma" diyen de var. Dikkat et, başlarını asıl kendileri derde soktular. Hiç şüphesiz cehennem, kâfirleri elbette kuşatacaktır.
eğerIfsana ulaşsabefalls youbir iyilikgoodonların hoşuna gitmezit distresses themve eğerbut ifsana ulaşsabefalls youbir kötülüka calamityderlerthey saymuhakkakVerilybiz almıştıkwe tooktedbirimiziour matteröncedenbeforeöncebeforedöner(gider)lerAnd they turn awayve onlarwhile theysevinirler(are) rejoicing
🇹🇷 9:50 Eğer sana bir iyilik dokunursa fenalarına gider. Eğer sana bir musibet gelirse "Biz zaten tedbirimizi önceden almıştık." derler ve sevine sevine dönüp giderler.
de kiSaybizeNeverulaşmazwill befall usbaşkasıexceptşeydenwhatyazdığıAllah has decreedAllah'ınAllah has decreedbizim içinfor usO'durHebizim sahibimiz(is) our ProtectorAllah'aAnd onAllahAllahdayansınlar[so] let the believers put (their) trustinananlar[so] let the believers put (their) trust
🇹🇷 9:51 De ki: "Hiçbir zaman bize Allah'ın bizim için takdir ettiğinden başkası dokunmaz. O bizim mevlamızdır. Müminler yalnızca Allah'a tevekkül etsinler."
de kiSaygözetiyor musunuz?Dobeklersinizyou awaitbizim içinfor usyalnızexceptbirinioneiki iyilikten(of) the two best (things)ama bizwhile wegözetiyoruz[we] awaitsizefor youulaştırmasınıthatAllah size bir bela verirAllah will afflict youAllah'ınAllah will afflict youbir azabwith a punishmentkendi tarafındanfromO'nun katında[near] Himveyaorbizim ellerimizleby our handshaydi gözetinSo waitbiz deindeed, wesizinle beraberwith yougözetenleriz(are) waiting
🇹🇷 9:52 De ki: "Siz bizde iki güzelliğin (Zafer veya şehitliğin) birinden başkasını mı gözetirsiniz? Biz ise size Allah'ın kendi katından veya bizim elimizle bir azap indirmesini gözetiyoruz. Haydi siz gözetedurun, biz de sizinle beraber gözetmekteyiz."
de kiSaysadaka verinSpendgönüllüwillinglyveyaorgönülsüzunwillinglykabul edilmeyecektirneverkabul edilirwill be acceptedsizdenfrom youçünkü sizIndeed, youoldunuz[you] arebir kavima peopleyoldan çıkandefiantly disobedient
🇹🇷 9:53 O münafıklara şunu da de ki; gerek isteyerek, gerek istemeyerek infak edip durun. O infak ettikleriniz sizden hiçbir zaman kabul edilmeyecektir. Çünkü siz fasık bir kavimsiniz.
veAnd notengel olanprevents themkabul edilmesinethatkabul ediliris acceptedkendilerindenfrom themsadakalarınıntheir contributionssadece şudurexceptonlarınthat theyinkar etmeleridirdisbelieveAllah'ıin Allahve elçisiniand in His Messengerveand notgelmemeleridirthey comenamaza(to) the prayerdışındaexceptonlarwhile theyüşene üşene(are) lazyveand notsadaka vermemelerithey spenddışındaexceptonlarwhile theyistemeye istemeye(are) unwilling
🇹🇷 9:54 İnfakların onlardan kabul olunmamasına sebep, gerçekte Allah'a ve Resulüne inanmamaları, namaza ancak üşene üşene gelmeleri, verdiklerini de ancak istemeye istemeye vermeleridir.
seni imrendirmesinSo (let) nothoşuna giderimpress youonların mallarıtheir wealthne deand notevladlarıtheir childrenşüphesizOnlyistiyorAllah intendsAllahAllah intendsonlara azabetmeyito punish thembunlarlawith ithayatındainhayatthe lifedünya(of) the worldve çıkmasınıand should departcanlarınıntheir soulsve onlarwhile theykafir olarak(are) disbelievers
🇹🇷 9:55 Onların malları da, evlatları da sakın seni imrendirmesin. Bu olsa olsa, Allah'ın onları dünya hayatında bu gibi şeylerle azaba uğratmasından ve canlarının kâfir olarak çıkmasını murat etmiş olmasından başka birşey değildir.
ve yemin ediyorlarAnd they swearAllah'aby Allahmuhakkak onlarindeed, theysizden olduklarınasurely (are) of youoysa değillerwhile notonlartheysizden(are) of youfakat onlarbut theybir topluluktur(are) a peoplekorkak(who) are afraid
🇹🇷 9:56 Hiç şüphesiz onlar, sizden olduklarına dair yemin de ederler. Halbuki sizden değildirler. Fakat onlar öyle bir kavimdirler ki, korkudan ödleri patlıyor.
eğerIfbulsalardıthey could findsığınacak bir yera refugeyahutormağaralarcavesya daorsokulacak bir delika place to enterkoşarlardısurely, they would turnoraya doğruto itve onlarand theyhemenrun wild
🇹🇷 9:57 Eğer sığınacak bir yer veya barınacak mağaralar veyahut girilecek bir delik bulsalardı başlarını diker o tarafa doğru koşarlardı.
ve onlardanAnd among themkimi de(is he) whosana dil uzatırcriticizes youhakkındaconcerningsadakalarthe charitieseğerThen ifkendilerine pay verilsethey are givenonlardanfrom ithoşlanırlarthey are pleasedve eğerbut ifkendilerine pay verilmezsenotonlara verilirthey are givenonlardanfrom ithementhenonlartheykızarlar(are) enraged
🇹🇷 9:58 İçlerinde (topladığın) sadakalar hakkında sana tariz eden (dil uzatan) ler de var. Eğer o sadakalardan kendilerine verilmişse hoşnut olurlar, verilmemişse hemen kızarlar.
ve şayetAnd ifonlar[that] theyrazı olsalardı(were) satisfiedşeye(with) whatkendilerine verdiğineAllah gave themAllah'ınAllah gave themve Elçisininand His Messengerve deselerdiand saidbize yeterSufficient for usAllah(is) Allahyakında bize verecekAllah will give usAllahAllah will give usbol lutfundanofO'nun lütfuHis Bountyve Elçisi deand His Messengerbiz sadeceIndeed, weAllah'atoAllahAllahrağbet ederizturn our hopes
🇹🇷 9:59 Ne olurdu bunlar, Allah ve Resulünün kendilerine verdiğine razı olsalar da "Bize Allah yeter. Allah bize lütuf ve ihsanından yine lutfeder, verir. Bizim bütün rağbetimiz Allah'adır" deselerdi.
şüphesiz ancakOnlysadakalar (zekatlar)the charitiesfakirlere mahsustur(are) for the poorve düşkünlereand the needyve çalışan memurlaraand those who collectonlar üzerindethemve ısındırılacak olanlaraand the ones inclinedkalbleritheir heartsve kölelereand inköleleri (azat etmek)the (freeing of) the necksve borçlularaand for those in debtve yolunaand inyol(the) wayAllah(of) Allahve oğluna (yolcuya)and the wayfarer yol (yolcuya)and the wayfarer bir farz olarakan obligationAllahtanfromAllahAllahve AllahAnd Allahbilendir(is) All-Knowinghüküm ve hikmet sahibidirAll-Wise
🇹🇷 9:60 Sadakalar ancak şunlar içindir: Fakirler, yoksullar, o işte çalışan görevliler, müellefei kulûb (kalbleri İslâm'a ısındırılacaklar), köleler, borçlular, Allah yolundakiler, yolda kalmışlar. Allah tarafından böyle farz kılındı. Allah her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
içlerinden bazılarıAnd among themonlar ki(are) those whoincitirlerhurtPeygamberithe Prophetve derlerand they sayOHe isbir kulaktır(all) earde kiSaykulağıdırAn earhayır(of) goodnesssizin içinfor youinanırhe believesAllah'ain Allahve inanırand believesmü'minlerethe believersve bir rahmettirand (is) a mercykimseler içinto those whoinanan(lar)believesizdenamong youve kimselereAnd those whoincitenlerehurtElçisini(the) MessengerAllah'ın(of) Allahvardırfor thembir azab(is) a punishmentacıklıpainful
🇹🇷 9:61 Yine onların içinde öyleleri vardır ki, Peygamber'i incitiyorlar ve "O her söyleneni dinleyen bir kulaktır." diyorlar. De ki; "Sizin için bir hayır kulağıdır. Allah'a inanır, müminlere inanır, ayrıca sizden iman edenlere de bir rahmettir". Allah'ın Resulünü incitenlere acıklı bir azap vardır.
yemin ederlerThey swearAllah'aby Allahsize (gelip)to yougönlünüzü hoş etmek içinto please youve Allah'ıAnd Allahve Resulünüand His Messengerdaha uygundu(have) more righthoşnud etmelerithatO'nu razı etmelerithey should please Himhalbukiifolsalardıthey areinanmışbelievers
🇹🇷 9:62 Gönlünüzü hoş etmek için gelir size yemin ederler. Bunlar eğer mümin iseler Allah'ı ve Resulünü razı etmeleri daha doğrudur.
bilmediler mi kiDo notbilirlerthey knowmuhakkakthat hekimwhokarşı koymağa kalkarsaopposesAllah'aAllahve Elçisineand His Messengergerçekten[then] thatonun için vardırfor himateşi(is the) Firecehennem(of) Hellsürekli kalacağı(will) abide foreveriçindein itişte budurThatrezillik(is) the disgracebüyükthe great
🇹🇷 9:63 Bilmiyorlar mı ki, kim Allah'a ve Resulüne karşı gelirse, ona muhakkak ki içinde ebedi kalınacak cehennem ateşi vardır. İşte rüsvaylığın büyüğü de budur.
çekiniyorlarFearmünafıklarthe hypocritesindirileceğindenlestindirilmesibe revealedkendileri hakkındaabout thembir surenina Surahhaber verecekinforming themolanıof whatiçinde(is) inkalbleritheir heartsde kiSaysiz alay edinMockşüphesizindeedAllahAllahortaya çıkaracaktır(will) bring forthşeyiwhatçekindiğinizyou fear
🇹🇷 9:64 Münafıklar, kalblerindekileri bütünüyle haber verecek bir sûrenin tepelerine inmesinden çekinirler. De ki, alay edip durun bakalım, Allah o sizin çekindiğiniz şeyi kesinlikle ortaya çıkaracaktır.
ve eğerAnd ifonlara sorsanyou ask themderler kisurely they will saysadeceOnlybizwe werelafa dalmıştıkconversingve şakalaşıyordukand playingde kiSayAllah ile mi?Is it Allahve O'nun ayetleriyleand His Versesve O'nun Elçisi ileand His Messengersiz(that) you werealay ediyordunuzmocking
🇹🇷 9:65 Eğer kendilerine sorarsan, "Biz sırf lafa dalmış, şakalaşıyorduk." derler. De ki: "Allah ile, âyetleri ile ve peygamberi ile mi alay ediyorsunuz?"
hiç özür dilemeyin(Do) notözür dilemeyinmake excuseandolsunverilysiz inkar ettinizyou have disbelievedsonraafterinandıktanyour beliefeğerIfaffetsek bileWe pardonbir kısmını[on]bir grupa partysizdenof youazab edeceğizWe will punishbir kısmına daa partydolayıbecause theysuç işlediklerindenweresuçlularcriminals
🇹🇷 9:66 Boşuna özür dilemeyin, iman ettik dedikten sonra küfrünüzü açığa vurdunuz. İçinizden bir kısmını affetsek bile bir kısmını suçlarında ısrar ettikleri için azabımıza uğratacağız.
münafık erkeklerThe hypocrite menve münafık kadınlarand the hypocrite womenonların bir kısmısome of themdiğerlerindendir(are) ofbaşkalarıothersemrederlerThey enjoinkötülüğüthe wrongve menederlerand forbidiyiliktenwhathaktır(is) the rightve sıkı tutarlarand they closeellerinitheir handsunuttularThey forgetAllah'ıAllahO da onları unuttuso He has forgotten themgerçektenIndeedMünafıklarthe hypocritesişte onlardırthey (are)yoldan çıkanlarthe defiantly disobedient
🇹🇷 9:67 Münafıkların erkekleri de kadınları da birbirlerine benzerler. Kötülüğü emreder, iyilikten sakındırırlar ve Allah yolunda harcamaktan ellerini sıkı tutarlar. Allah'ı unuttular da, Allah da onları unuttu. Gerçekten de münafıklar hep fâsık kimselerdir.
va'detmiştirAllah has promisedAllahAllah has promisedmünafık erkeklerethe hypocrite menve münafık kadınlaraand the hypocrite womenve kafirlereand the disbelieversateşiniFirecehennem(of) Hellebedi kalacaklarıthey (will) abide foreveriçindein itOIt (is)onlara yetersufficient for themve onları la'netlemiştirAnd Allah has cursed themAllahAnd Allah has cursed themve onlar için vardırand for thembir azab(is) a punishmentsüreklienduring
🇹🇷 9:68 Allah, erkek kadın bütün münafıklara ve bütün kâfirlere cehennem ateşini ebedî olarak vaad buyurdu. O ateş onlara yeter. Allah onlara lânet etmiştir. Onlara bitmez tükenmez bir azap vardır.
gibiLike thosesizden öncekilerbefore yousenden öncebefore youidilerthey weredaha yamanmightiersizdenthan youkuvvetçe(in) strengthve daha çokand more abundantmal(in) wealthve evladçaand childrenonlar zevklerine baktılarSo they enjoyedkendi paylarına düşenletheir portionzevkinize baktınızand you have enjoyedpayınıza düşenleyour portiongibilikezevklerine baktıklarıenjoyedkimselerinthosesizden öncekilerinbefore yousenden öncebefore youkendi paylarına düşenletheir portionve siz de daldınızand you indulgegibilike the one whodalanlarindulges (in idle talk)onlarThoseboşa gidenlerdirworthlessyaptıkları(are) their deedsdünyadaindünyathe worldve ahiretteand (in) the Hereafterve işteAnd thoseonlardırtheyziyana uğrayanlar(are) the losers
🇹🇷 9:69 (Ey münafıklar!) siz de tıpkı kendinizden öncekiler gibisiniz. Oysa onlar sizden daha güçlü, kuvvetli, mal ve evlatça sizden daha varlıklı idiler. Dünya nimetlerinden paylarına düşen kadar zevk sürdüler. Sizden öncekiler kısmetlerine düşen kadarıyla nasıl zevk sürmek istedilerse siz de onlar gibi kısmetinize düşen kadarıyla zevk sürmeye baktınız, siz de sizden önce batağa dalanlar gibi batağa daldınız. İşte bunların dünyada ve ahirette bütün amelleri heder olup gitti ve işte bunlar hep hüsran içinde kalanlardır.
onlara gelmedi mi?Has notonlara gelircome to themhaberi(the) newskimselerin(of) those whokendilerinden öncekilerin(were) before themonlardan öncekiler(were) before themkavminin(the) peopleNuh(of) Nuhve Adand Aadve Semudand Thamudve kavmininand (the) peopleİbrahim(of) Ibrahimve halkınınand (the) companionsMedyen(of) Madyanve yerlebir olanlarınand the towns overturnedonlara getirmiştiCame to themelçileritheir Messengersaçık delillerwith clear proofsdeğildiAnd notidiwasAllahAllahonlara zulmediyorto wrong themfakatbutonlarthey were (to)kendi kendilerinethemselveszulmediyorlardıdoing wrong
🇹🇷 9:70 Onlara, kendilerinden öncekilerin; Nuh Kavmi'nin, Âd'in, Semûd'un, İbrahim Kavmi'nin, Medyen Ashabı'nın ve o mü'tefikelerin haberi gelmedi mi? Onların hepsine peygamberleri delillerle gelmişlerdi. Demek ki Allah, onlara zulmetmiş değildi, lâkin onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.
inanan erkeklerAnd the believing menve inanan kadınlarand the believing womenkimisininsome of themvelisidirler(are) allieskimisi(of) othersemrederlerThey enjoiniyiliğithe rightve men'ederlerand forbidkötülüktenfromzulümthe wrongve kılarlarand they establishnamazıthe prayerve verirlerand givezekatıthe zakahve ita'at ederlerand they obeyAllah'aAllahve Elçisineand His MessengerişteThoseonlara rahmet edecektirAllah will have mercy on themAlahAllah will have mercy on themşüphesizIndeedAllahAllahdaima üstündür(is) All-Mightyhüküm ve hikmetsahibidirAll-Wise
🇹🇷 9:71 Erkek ve kadın bütün müminler birbirlerinin dostları ve velileridirler. İyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirirler, namazı kılarlar, zekâtı verirler, Allah'a ve Resulüne itaat ederler. İşte bunları Allah rahmetiyle yarlığayacaktır. Çünkü Allah azîzdir, hakîmdir.
va'detmiştir(Has been) promisedAllah(by) Allahinanan erkeklere(to) the believing menve inanan kadınlaraand the believing womencennetlerGardensakanflowaltlarındanfromonun altındanunderneath itırmaklarthe riversebedi kalacakları(will) abide foreveriçindein itve meskenlerand dwellingsgüzelblessediçindeincennetleriGardensAdn(of) everlasting blissve razı olmasıBut the pleasureAllah'ınofAllahAllahhepsinden büyüktür(is) greaterişteThatbuduritbaşarı(is) the successbüyükgreat
🇹🇷 9:72 Allah mümin erkeklere ve mümin kadınlara, altlarından ırmaklar akan cennetler vaad buyurdu. Orada ebedi kalacaklardır. Hem de Adn cennetlerinde hoş meskenler vaad etmiştir. Allah'ın rızası ise hepsinden büyüktür. İşte asıl büyük kurtuluş da budur.
EyO ProphetpeygamberO ProphetcihadetStrive (against)kafirlerlethe disbelieversve münafıklarlaand the hypocritesve sert davranand be sternonlarawith themve onların varacakları yerAnd their abodecehennemdir(is) Hellne kötüand wretchedbir gidiş yeridir(is) the destination
🇹🇷 9:73 Ey Peygamber, kâfirlerle ve münafıklarla savaş. Onlara karşı katı ol. Onların varacakları yer cehennemdir ve orası ne kötü bir yerdir.
yemin ediyorlarThey swearAllah'aby Allahsöylemediklerine(that) they said nothingbir şey demediler(that) they said nothinghalbukiwhile certainlysöyledilerthey said(o) sözü(the) wordküfür(of) the disbeliefve inkar ettilerand disbelievedsonraafterİslam olduktantheir (pretense of) Islamve yeltendilerand plannedbir şeye[of] whatbaşaramadıklarınoterişebilirlerdithey could attainve öc almağa kalktılarAnd notiçerledilerthey were resentfulsırfexceptdiyethatkendilerini zengin ettiAllah had enriched themAllahAllah had enriched themve Elçisiand His MessengerlutfiyleofO'nun lütfuHis BountyeğerSo iftevbe ederlersethey repentolurit isdaha iyibetterkendileri içinfor themyok eğerand ifdönerlersethey turn awayonlara azabedecektirAllah will punish themAllahAllah will punish thembir azapla(with) a punishmentacıklıpainfuldünyadaindünyathe worldve ahiretteand (in) the HereafteryokturAnd notonlarınfor themyeryüzündeinyeryüzüthe earthhiçbiranyvelisiprotectorne deand notyardımcısıa helper
🇹🇷 9:74 Onlar, kötü bir şey söylemedik, diyerek Allah'a yemin ederler. Onlar o küfür kelimesini kesinlikle söylediler. İslâm'a girdikten sonra yine kâfirlik ettiler. Ve o başaramadıkları cinayeti tasarladılar. Halbuki intikam almaları için Allah'ın, Resulü ile onları lütfundan zenginleştirmiş olmasından başka bir sebep yoktu. Eğer tevbe ederlerse haklarında hayırlı olur. Yok yanaşmazlarsa Allah onları dünyada da, ahirette de acıklı bir azaba uğratır. Yeryüzünde onları koruyacak veya onlara yardım edecek bir kimse de bulunmaz.
ve onlardanAnd among themkimileri(is he) whoand içtilermade a covenantAllah'a(with) AllaheğerIfbize verirseHe gives uslutfundanofO'nun lütfuHis bountyelbette sadaka vereceğizsurely we will give charityve olacağızand surely we will beyararlı insanlardanamongsalihlerthe righteous
🇹🇷 9:75 Yine onlardan kimi de Allah'a şöyle ahdetmişlerdi: "Eğer bize lütuf ve kereminden ihsan ederse biz de elbette zekâtı veririz ve kesinlikle salihlerden oluruz." diye söz vermişlerdi.
ne zaman kiBut whenonlara verdiHe gave themlutfundanofO'nun lütfuHis Bountycimrilik ettilerthey became stingyO'nawith itve döndülerand turned awayonlarwhile theyyüz çevirerek(were) averse
🇹🇷 9:76 Ne zaman ki, Allah lutfedip onlara ihsanda bulundu, onlar da cimrilik edip yüz çevirdiler ve zaten yan çizip duruyorlardı.
sokmuşturSo He penalized themiki yüzlülük(with) hypocrisyiçineinonların kalblerinetheir heartskadaruntilgünethe daykendisiyle karşılaşacaklarıwhen they will meet Himdolayıbecausedöndüklerindenthey brokeAllah(the covenant with) Allahnedeniylewhatverdikleri sözdenthey had promised Himve dolayıand becauseolduklarındanthey used toyalan söylüyor(lar)lie
🇹🇷 9:77 Allah'a verdikleri sözü tutmadıkları ve yalan söyledikleri için, O da bu yaptıklarının sonucunu kıyamet gününe kadar yüreklerinde sürüp gidecek bir münafıklığa çevirdi.
bilmediler mi kiDo notbilirlerthey knowmuhakkakthatAllahAllahbilirknowsonların sırlarınıtheir secretve gizli konuşmalarınıand their secret conversationve muhakkakand thatAllahAllahbilendir(is) All-Knowergizlileri(of) the unseen
🇹🇷 9:78 Allah'ın, onların sırlarını da, fısıltılarını da bilip durduğunu ve Allah'ın bütün bilinmeyenleri bildiğini hâlâ öğrenemediler mi?
kimselerThose whoçekiştirencriticizegönülden verenlerithe ones who give willinglymü'minlerdenofmüminlerthe believershususundaconcerningsadakalarthe charitiesve kimseleriand those whobulamayan(ları)notbulurlarfindyettiğinden başkasınıexceptgüçlerinintheir effortalay edenlerso they ridiculeonlarlathemalay etmiştirAllah will ridiculeAllahAllah will ridiculeonlarlathemve onlar için vardırand for thembir azab(is) a punishmentacıklıpainful
🇹🇷 9:79 Müminlerden zekâttan fazla olarak kendi gönülleriyle bağışta bulunanlara, bir de güçlerinin yettiğinden fazlasını bulamayanlara bakıp da onlarla alay edenleri Allah, maskaraya çevirmiştir. Onlara pek acıklı bir azap vardır.
(ister) af dileAsk forgivenessonlar içinfor themveyaor(ister) dileme(do) notbağışlanma dileyinask forgivenessonlar içinfor themşayetIfaf dilesenyou ask forgivenessonlar içinfor themyetmişseventydefatimesaslaneveraffetmezwill Allah forgiveAllahwill Allah forgiveonları[for] themböyledirThatçünkü onlar(is) because theyinkar ettilerdisbelievedAllah'ıin Allahve Elçisiniand His Messengerve Allahand Allahyola iletmez(does) nothidayet ederguidekavmithe peopleyoldan çıkanthe defiantly disobedient
🇹🇷 9:80 Onlar için Allah'dan ister mağfiret dile, ister dileme. Onlar için yetmiş kere mağfiret dilesen de yine Allah onları affetmeyecektir. Bu, onların Allah'ı ve Resulünü inkâr etmelerinden dolayı böyledir. Allah, böylesine baştan çıkmış fasıklar güruhuna hidayet etmez.
sevindilerRejoicemuhalefet ederek;those who remained behindoturup kalmalarınain their stayinggeride kalanlarbehindPeygamberine(the) MessengerAllah'ın(of) Allahve hoşlanmadılarand they dislikedcihadetmektentoçabalarlarstrivemallarıylewith their wealthve canlarıyleand their livesyolundainyol(the) wayAllah(of) Allahve dedilerand they saidsefere çıkmayın(Do) notçıkıngo forthsıcaktainsıcaklıkthe heatde kiSayateşi(The) Firecehennemin(of) Helldaha(is) more intensesıcaktır(in) heatkeşkeIf (only)olsalardıthey couldanlıyor(lar)understand
🇹🇷 9:81 Savaştan geri kalan münafıklar, Resulullah'ın hilafına, onun savaşa gitmesine karşılık, oturup kalmalarıyla ferahladılar ve mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda cihad etmekten hoşlanmadılar, üstelik "Bu sıcakta savaşa gitmeyin." dediler. De ki: "Cehennem ateşi daha sıcaktır." Keşke anlayabilselerdi.
artık gülsünlerSo let them laughaza littleve ağlasınlarand let them weepçokmuchkarşılık(as) a recompenseşeylerefor whatolduklarıthey used tokazanıyor(lar)earn
🇹🇷 9:82 Kazandıkları günahın cezası olarak, artık az gülsünler, çok ağlasınlar.
eğerThen ifseni döndürürseAllah returns youAllahAllah returns youbir topluluğatobir grupa grouponlardanof themsenden izin isterlerseand they ask you permissionçıkmak içinto go outde kithen sayçıkmayacaksınızNeverçıkacak mısınızwill you come outbenimlewith measlaeverve aslaand neversavaşmayacaksınızwill you fightbenimle beraberwith medüşmanlaany enemyşüphesiz sizIndeed, yourazı olmuştunuzwere satisfiedoturmağawith sittingilk(the) firstöncetimeöyle ise oturunso sitberaberwithgeri kalanlarlathose who stay behind
🇹🇷 9:83 Eğer Allah, seni onlardan bir kısmının yanına döndürür de onlar başka bir cihada seninle birlikte çıkmak için senden izin isterlerse, de ki; "Artık siz hiçbir zaman benimle çıkamayacaksınız. Daha önce oturup kalmaktan hoşlanıyordunuz. Bundan böyle artık geride kalanlarla beraber oturup kalın."
veAnd notnamaz kılmayou prayüzerineforbirininanyonlardanof themölenwho diesaslaeverveand notdurmayou standbaşındabyonun kabrihis graveçünkü onlarIndeed, theyinkar ettilerdisbelievedAllah'ıin Allahve Elçisiniand His Messengerve öldülerand diedonlarwhile they wereyoldan çıkmış olarakdefiantly disobedient
🇹🇷 9:84 Ve onlardan biri ölürse asla namazını kılma ve kabirinin başına gidip durma. Çünkü onlar Allah'ı ve Resulünü tanımadılar. Ve fasık olarak can verdiler.
veAnd (let) notseni imrendirmesinimpress youonların mallarıtheir wealthve evladlarıand their childrenşüphesizOnlyistiyorAllah intendsAllahAllah intendsonlara azabetmeyitoonları cezalandırpunish thembunlarlawith itdünyadaindünyathe worldve çıkmasınıand will departcanlarınıntheir soulsonlarwhile theykafir olarak(are) disbelievers
🇹🇷 9:85 Onların ne malları, ne de evlatları seni imrendirmesin. Allah, onları dünyada bunlarla cezalandırmayı ve canlarının kâfir olarak çıkmasını murad ediyor, başka değil.
zamanAnd whenindirildiğiwas revealedbir surea SurahdiyethatinanınbelieveAllah'ain Allahve cihadedinand striveberaberwithElçisiyleHis Messengersenden izin istedilerask your permissionsahibi olanlar(the) menservet(of) wealthiçlerindenamong themve dedilerand saidbizi bırakLeave usolalım(to) beberaberwithoturanlarlathose who sit
🇹🇷 9:86 "Allah'a iman edin ve Resulü ile birlikte cihada gidin." diye bir sûre indirildiği zaman, içlerinden mal mülk sahibi olanlar senden izin istediler ve "Bırak bizi oturanlarla beraber oturalım." dediler.
razı oldularThey (were) satisfiedolmayatoolbeberaberwithgeride kalan kadınlarlathose who stay behindve mühürlendiand were sealedüzeri[on]kalbleritheir heartsartık onlarso theyanlamazlar(do) notanlarlarunderstand
🇹🇷 9:87 Onlar, oturanlarla beraber oturmaktan hoşlandılar. Kalblerine mühür vuruldu. Bundan dolayı onlar anlayışsızdırlar.
fakatButElçithe Messengerve kimselerand those whoinanan(lar)believedonunla beraberwith himcihadettilerstrovemallarıylawith their wealthve canlarıylaand their livesişteAnd thoseonlarındırfor thembütün hayırlar(are) the good thingsve işteand those onlardırtheybaşarıya erenler(are) the successful ones
🇹🇷 9:88 Fakat Peygamber ve onunla beraber olan müminler mallarıyla, canlarıyla cihad ettiler. İşte bütün hayırlar onlarındır. Murada erenler de işte onlardır.
hazırlamıştırAllah has preparedAllahAllah has preparedonlar içinfor themcennetlerGardensakanflowsaltlarındanfromonun altındanunderneath itırmaklarthe riversebedi kalacakları(will) abide foreveriçlerindein itişte budurThatbaşarı(is) the successbüyükthe great
🇹🇷 9:89 Allah onlara, altından ırmaklar akan cennetler hazırladı. İçlerinde ebedi kalacaklar. İşte o büyük kurtuluş budur.
ve geldilerAnd cameözür bahane edenthe ones who make excusesbedevi Araplarofbedevilerthe bedouinsizin verilmesi içinthat permission be grantedkendilerineto themve oturdularand satkimselerthose whoyalan söyleyen(ler)liedAllah'a(to) Allahve Elçisineand His MessengererişecektirWill strikekimselerethose whoinkar eden(lere)disbelievedonlardanamong thembir azaba punishmentacıklıpainful
🇹🇷 9:90 Bedevilerden özür bahane edenler, kendilerine izin verilsin diye geldiler. Allah'a ve Resulüne yalan söyleyenler de oturdular kaldılar. Bunlardan kâfir olanlara acıklı bir azap isabet edecektir.
yokturNotüzerineonzayıflarthe weakve yokturand notüzerineonhastalarthe sickve yokturand notüzerineonkimselerthose whobulamayan(lar)notbulurlarthey findbir şeywhatharcayacakthey (can) spendbir günahany blametakdirdeiföğüt verdiklerithey (are) sincereAllah içinto Allahve Elçisi içinand His MessengeryokturNotaleyhine(is) oniyilik edenlerinthe good-doershiçbiranyyolway (for blame)ve AllahAnd Allahbağışlayandır(is) Oft-ForgivingesirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 9:91 Allah ve Resulü adına nasihat ettikleri takdirde ne zayıflara, ne hastalara, ne de verecek birşey bulamayan yoksullara savaştan kalmaktan dolayı bir günah yoktur. İyilik edenleri ayıplamaya bir yol yoktur. Allah gafurdur, rahîmdir.
ve yoktur (sorumluluk)And notkimselereononlar kithose whozamanwhensana geldikleriwhensana geldilerthey came to youbinek içinthat you provide them with mountssen deyinceyou saidbulamıyorumNotbulurumI findbir şeywhatsizi bindirecekto mount youüzerineon [it]dönenThey turned backve gözlerindenwith their eyesakarakflowingyaş[of]gözyaşlarıyla(with) the tearsüzüntüden(of) sorrowdolayıthat notbulamadıklarındanthey findbir şeywhatinfak edecekthey (could) spend
🇹🇷 9:92 Kendilerini bindirip savaşa gönderesin diye gönüllü olarak sana geldiklerinde, "Sizi bindirecek birşey bulamıyorum." dediğin zaman, bu uğurda harcayacakları birşey bulamadıklarından dolayı üzülüp gözlerinden yaş döke döke geri dönüp gidenlere de bir günah yoktur.
11. Cüz
ancakOnly(kınanmasına) yol vardırthe way (blame)kimselerin(is) ononlar kithose whosenden izin isteyenask your permissiononlarwhile theyzengin oldukları halde(are) richonlar razı oldularThey (are) satisfiedolmağatoolbeberaberwithgeri kalan kadınlarlathose who stay behindve mühürlediand Allah sealedAllahand Allah sealedüzerini[on]onların kalbleritheir heartsartık onlarso theybilmezler(do) notbilirlerknow
🇹🇷 9:93 Kınamaya yol, ancak zengin oldukları halde geri kalmak için senden izin isteyenleredir. Bunlar geri kalanlarla beraber olmayı tercih ettiler. Allah da kalblerini mühürledi. Onlar, artık başlarına geleceği bilmezler.
özür dilerlerThey will make excusessizdento youzamanwhengeri dönüp geldiğinizyou (have) returnedonların yanınato themde kiSayhiç(Do) notözür dilemeyinmake excuseaslaneverinanmayızwe will believesizeyoumuhakkakVerilybize bildirdiAllah (has) informed usAllahAllah (has) informed ussizin haberleriniziofhaberinizyour newsve görecektirand Allah will seeAllahand Allah will seeyaptığınızıyour deedsve Elçisi deand His MessengersonraThendöndürüleceksinizyou will be brought backbilenetobilen(the) Knowergörülmeyeni(of) the unseenve görüleniand the seenO size haber verecekthen He will inform youneof whatvarsayou used (to)yaptıklarınızdo
🇹🇷 9:94 Savaştan dönüp yanlarına geldiğinizde size özür beyan edecekler. De ki: "Özür beyan etmeyin. Size kesinlikle inanmayız. Allah bize, sizin durumunuzdan haberler verdi". Bundan sonra da Allah ve Resulü yaptıklarınızı görecektir. Daha sonra da gizliyi ve âşikârı bilen Allah'a döndürüleceksiniz. O vakit O, size neler yapmış olduğunuzu tek tek haber verecektir.
yemin edeceklerThey will swearAllah'aby Allahsizto youzamanwhenyanlarına geldiğinizyou returnedonlarınto themvazgeçmeniz içinthat you may turn awaykendilerindenfrom themvazgeçinSo turn awayonlardanfrom themçünkü onlarindeed, theymurdardır(are) impureve varacakları yerand their abodecehennemdir(is) Hellcezası olaraka recompenseşeylerinfor whatkazandıklarıthey used (to)kazanırlarearn
🇹🇷 9:95 Dönüp de yanlarına geldiğinizde kendilerinden yüz çeviresiniz (hesaba çekmekten vazgeçesiniz) diye Allah'a yemin edecekler. Siz de onlardan yüz çevirin. Çünkü onlar gerçekten murdar kimselerdir. Yaptıklarının cezası olarak nihayet varacakları yer cehennemdir.
yemin ediyorlarThey swearsizeto yourazı olmanız içinthat you may be pleasedkendilerindenwith themeğerBut ifsiz razı olsanız bileyou are pleasedonlardanwith themşüphesizthen indeedAllahAllahrazı olmaz(is) not pleasedrazı olmaz(is) not pleasedtopluluktanwithinsanlarthe peopleyoldan çıkan(who are) defiantly disobedient
🇹🇷 9:96 Kendilerinden razı olasınız diye size yemin ederler. Eğer siz onlardan razı olursanız, şunu bilin ki Allah, o fasıklar güruhundan kesinlikle razı olmaz.
bedevi AraplarThe bedouinsdaha yamandır(are) strongerküfürde(in) disbeliefve iki yüzlülükteand hypocrisyve daha müsaittirlerand more likelytanımamayathat notbilirlerthey knowsınırlarını(the) limitsşeylerin(of) whatindirdiğiAllah (has) revealedAllah'ınAllah (has) revealedElçisinetoO'nun elçisiHis Messengerve AllahAnd Allahbilendir(is) All-Knowerhüküm ve hikmet sahibidirAll-Wise
🇹🇷 9:97 Bedeviler inkâr ve münafıklık bakımından daha beterdirler. Bununla beraber Allah'ın, Resulüne indirdiği (hükümlerin) sınırlarını bilmemeye daha yatkındırlar. Allah alîmdir, hakîmdir,
veAnd amongbedevi Araplardanthe bedouinskimi var ki(is he) whosayartakesşeyiwhatverdiğihe spendsangarya(as) a lossve gözetlerand he awaitssizefor youbelalar gelmesinithe turns (of misfortune)onlarınUpon thembela başına gelsin(will be) the turnkötü(of) the evilAllahAnd Allahişitendir(is) All-HearerbilendirAll-Knower
🇹🇷 9:98 Bedevilerden kimi de var ki, verdiğini angarya sayar ve sizin üzerinize belalar gelmesini bekler. O çirkin belalar kendi başlarına olsun! Allah herşeyi işitendir, bilendir.
bedevi AraplardanBut amongbedevilerthe bedouinskimi de var ki(is he) whoinanırbelievesAllah'ain Allahve gününeand the Dayahiretthe Lastve vesile sayarand takesşeyiwhatverdiğihe spendsyakınlaşmaya(as) means of nearnesskatındawithAllahAllahve du'alarını almayaand blessingsElçinin(of) the Messengeriyi bilin kiBeholdgerçekten oIndeed, ityakınlık vesilesidir(is) a means of nearnesskendileri içinfor themonları sokacaktırAllah will admit themAllahAllah will admit themiçinetorahmetininHis Mercymuhakkak kiIndeedAllahAllahbağışlayandır(is) Oft-ForgivingesirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 9:99 Yine bedevilerden kimi de vardır ki, Allah'a ve ahiret gününe inanır ve harcadığını Allah katında yakınlıklara ve Peygamber'in dualarını almaya vesile sayar. Gerçekten de bu, onlar için bir yakınlıktır. Allah onları rahmeti içine koyacaktır. Şüphesizki, Allah bağışlayıcıdır ve rahmet edicidir.
öne geçenlerdenAnd the forerunnersilk olanlarthe firstMuhacirlerdenamongmuhacirlerthe emigrantsve Ensardanand the helpersve kimselerand those whoona tabi olan(lar)followed themgüzelcein righteousnessrazı olmuşturAllah is pleasedAllahAllah is pleasedonlardanwith themonlar da razı olmuşlardırand they are pleasedO'ndanwith Himve hazırlamıştırAnd He has preparedonlarafor themcennetlerGardensakanflowsaltlarındanunderneath itırmaklarthe riverskalacaklarıwill abideiçindein itebediforeverişte budurThatkurtuluş(is) the successbüyükthe great
🇹🇷 9:100 Muhacir ve Ensar'dan İslâm'a ilk önce girenlerin başta gelenleri ve iyi amellerle onların ardınca gidenler var ya, işte Allah onlardan razı oldu, onlar da Allah'dan razı oldular ve onlara, altlarında ırmaklar akan cennetler hazırladı ki, içlerinde ebedi kalacaklar. İşte büyük ve muhteşem kurtuluş budur.
ve vardırAnd among thoseçevrenizdekiaround youbedevi Araplardanofbedevilerthe bedouinsmünafıklar(are) hypocritesveand (also) fromhalkındanpeopleMedine(of) the Madinahiyice alışmışThey persistiki yüzlülüğeinmünafıklıkthe hypocrisysen onları bilmezsinnotonları tanırsınızyou know thembizWeonları biliriz[We] know themonlara azabedeceğizWe will punish themiki keretwicesonra dathenonlar itileceklerdirthey will be returnedazabatobir azapa punishmentbüyükgreat
🇹🇷 9:101 Hem çevrenizdeki bedevilerden münafıklar var, hem de Medine halkından münafıklıkta ısrar edenler var. Sen onları bilmezsin. Onları biz biliriz. Biz onları iki kere azaba uğratacağız. Daha sonra da büyük bir azaba itilecekler.
ve başka bir kısmı daAnd othersitiraf ettiler(who have) acknowledgedgünahlarınıtheir sinsbirbirine karıştırdılarThey had mixedamelia deediyirighteousdiğer(with) otherkötüsüyle(that was) evilbelkiPerhapsAllahAllahtevbesini kabul eder[that]tevbeyi kabul edecekwill turn (in mercy)onlarınto themçünküIndeedAllahAllahbağışlayandır(is) Oft-ForgivingesirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 9:102 Onlardan bir kısmı günahlarını itiraf ettiler. Ve iyi bir amelle kötü bir ameli karıştırdılar. Ola ki, Allah tevbelerini kabul eder. Çünkü Allah gafurdur, rahîmdir.
alTakeonların mallarındanfrommallarıtheir wealthbir sadakaa charitykendilerini temizleyeceğinpurifying themve yücelteceğinand cause them increaseonunlaby itve du'a etand blessonlara[upon] themçünküIndeedsenin du'anyour blessingshuzur verir(are a) reassuranceonlarafor themve AllahAnd Allahişitendir(is) All-HearerbilendirAll-Knower
🇹🇷 9:103 Onların mallarından sadaka al ki, onunla kendilerini temizlersin, tertemiz edersin. Bir de haklarında hayır dua et. Çünkü senin duan kalblerini yatıştırır. Allah işitendir, bilendir.
bilmediler mi kiDo notbilirlerthey knowşüphesizthatAllah'tırAllahO(is) Hekabul eden(Who) acceptstevbeyithe repentancekullarındanfromkullarıHis slavesve alanand takessadakalarıthe charitiesve şüphesizand thatAllahAllahOHetevbeyi çok kabul edendir(is) the Acceptor of repentanceçok esirgeyendirthe Most Merciful
🇹🇷 9:104 Onlar bilmiyorlar mı ki, Allah kullarının tevbesini kabul eder ve sadakaları da alır. Allah tevbeleri kabul edendir, çok merhametlidir.
ve de kiAnd sayyapın (yapacağınızı)Dogörecekthen Allah will seeAllahthen Allah will seeyaptığınız işleriyour deedve Elçisi deand His Messengerve mü'minler deand the believerssonra döndürüleceksinizAnd you will be brought backbilenetobilen(the) Knowergörülmeyeni(of) the unseenve görüleniand the seenO size haber verecekthen He will inform youşeyleriof whatolduğunuzyou used (to)yapıyor(lar)do
🇹🇷 9:105 Ve de ki; "Çalışın! Yaptıklarınızı hem Allah görecek, hem Resulü, hem de müminler görecektir. Sonra da gizliyi ve açığı bilen Allah'ın huzuruna iletileceksiniz. İşte o zaman, neler yaptığınızı size O bildirecektir.
ve başkaları da var kiAnd othersbırakılmışlardırdeferredemrinefor the Command of Allah Allah'ınfor the Command of Allah yawhetheronlara azabederHe will punish themya daoraffederHe will turn (in mercy)onlarıto themAllahAnd Allahbilendir(is) All-Knowerhüküm ve hikmet sahibidirAll-Wise
🇹🇷 9:106 Savaşa katılmayanlardan diğer bir kısmının affı da Allah'ın emrini beklemek için geri bırakılmıştır. Ya kendilerini cezalandırır ya da tevbelerini kabul eder. Allah alîmdir, hakîmdir.
edinenler varAnd those whoalırlartakebir mescida masjidzarar vermek (için)(for causing) harmve nankörlük etmek (için)and (for) disbeliefve ayrılık sokmak (için)and (for) divisionarasınıamongmü'minlerinthe believersve gözetlemek (için)and (as) a stationkimseyifor whoeversavaşanwarredAllah(against) Allahve Elçisiyleand His Messengeröncedenbeforeöncebeforeve yemin edeceklerAnd surely they will swearbiz istemedikNotisterizwe wishbaşkasınıexceptiyilik(ten)the goodoysa AllahBut Allahşahidtirbears witnessonlarınindeed, theyyalan söylediklerine(are) surely liars
🇹🇷 9:107 Bir de müslümanlara zarar vermek, kâfirlik etmek ve müslümanların arasına ayrılık sokmak ve daha önce Allah ve Resulü'ne karşı savaş açmış olanı beklemek için mescid yapanlar var. "İyilikten başka bir maksadımız yoktu." diye yemin de edecekler. Fakat bunların kesinlikle yalancı olduklarına Allah şahittir.
namaza durma(Do) notdururlarstandoradain itaslaevermescid (ise)A masjidkurulanfoundedüzereontakvathe righteousnessilkfromilk(the) firstgündendayelbette daha uygundur(is) more worthy(namaza) durmanathatkalkarsınyou standiçindein itonda vardırWithin iterkekler(are) mensevenwho lovetemizlenmeyitotemizlenirlerpurify themselvesve Allahand Allahseverlovestemizlenenlerithe ones who purify themselves
🇹🇷 9:108 O mescit içinde sen kesinlikle namaza durma. Ta ilk gününde temeli takva üzerine kurulan mescit elbette içinde namaz kılmana daha layıktır. Onun içinde günahlarından arınmayı seven kişiler vardır. Allah da arınmış, ak pak olmuş olanları sever.
kimse mi?Then is (one) whokuranfoundedyapısınıhis buildingüzerineonkorkurighteousnessAllah'tanfromAllahAllahve rızaand (His) pleasurehayırlıdırbetteryoksaorkimse mi?(one) whokuranfoundedyapısınıhis buildingkenarınaonkenaredgebir uçurum(of) a cliffçökecek(about to) collapseve yuvarlananso it collapsedonunla birliktewith himateşineinateş(the) Firecehennem(of) Hellve AllahAnd Allahdoğru yola iletmez(does) nothidayet ederguidetopluluğunuthe wrongdoing peoplezalimlerthe wrongdoing people
🇹🇷 9:109 O halde binasını Allah korkusu ve Allah rızası üzerine kurmuş olan mı hayırlıdır, yoksa binasını yıkılmak üzere olan bir uçurumun kenarına kurup da onunla birlikte cehenneme yuvarlanan mı daha hayırlı? Allah, zalimler güruhunu hidayete erdirmez.
ileri gitmezNotson bulur(will) ceasebinalarıtheir buildinginşa ettikleriwhichinşa ettilerthey builtbir kuşku olmaktana (cause of) doubtyüreklerindeinkalpleritheir heartsdışındaexceptparçalanmasıthatparça parça kesilir(are) cut into pieceskalbleritheir heartsAllahAnd Allahbilendir(is) All-Knowerhüküm ve hikmet sahibidirAll-Wise
🇹🇷 9:110 Onların kurmuş oldukları bu türlü binalar, kalpleri parça parça olmadıkça, kalblerinde bir nifak düğümü olup kalacaktır. Allah, alîmdir, hakîmdir.
şüphesizIndeedAllahAllahsatın almıştır(has) purchasedmü'minlerdenfrommüminlerthe believerscanlarınıtheir livesve mallarınıand their wealthkendilerinin olmak üzerebecauseonlar içinfor themcennet(is) ParadisesavaşırlarThey fightyolundainyol(the) wayAllah(of) Allahöldürürlerthey slayve öldürülürlerand they are slainbir sözdürA promiseüstlendiğiupon HimgerçektrueTevrat'tainTevratthe Tauratve İncil'deand the Injeelve Kur'an'daand the Quranve kimAnd whodaha çok durabilir(is) more faithfulsözündeto his promiseAllah'tanthanAllahAllaho halde sevininSo rejoicealışverişinizdenin your transactionyaptığınızwhichbağladığınızyou have contractedO'nunla[with it]ve işteAnd thatoitbaşarıdır(is) the successbüyükthe great
🇹🇷 9:111 Allah, müminlerden, canlarını ve mallarını, kendilerine cennet vermek üzere satın almıştır: Allah yolunda çarpışacaklar da öldürecekler ve öldürülecekler. Bu, Tevrat'ta da, İncil'de de Kur'ân'da da Allah'ın kendi üzerine yüklendiği bir ahittir. Allah'dan ziyade ahdine riayet edecek kim vardır? O halde yaptığınız alışveriş ahdinden dolayı size müjdeler olsun! Ve işte o büyük kurtuluş budur.
tevbe edenlerThose who turn in repentanceibadet edenlerthose who worshiphamdedenlerthose who praiseseyahat edenlerthose who go outrüku edenlerthose who bow downsecde edenlerthose who prostrateemredipthose who enjoiniyiliğithe rightve men'edenlerand those who forbidkötülükten[on]zulümthe wrongve koruyanlarand those who observesınırlarını(the) limitsAllah'ın(of) Allahve müjdeleAnd give glad tidingsmü'minleri(to) the believers
🇹🇷 9:112 (Bunlar), O tevbekâr olanlar, o ibadet edenler, o hamd edenler, o oruçlular, o rükua varanlar, o secdeye kapananlar, iyiliği emredip, kötülükten vazgeçirenler, Allah'ın hududunu koruyanlar (emirleriyle yasaklarının ölçülerine riayet edenler)dır. Müjde ver o müminlere, müjde!
yokturNotodur(it) ispeygamber içinfor the Prophetve kimseler içinand those whoinanan(lar)believemağfiret dilemekthatbağışlanma dilerlerthey ask forgivenessortak koşanlar içinfor the polytheistsve şayeteven thougholsalarthey beakraba bilenear of kinsonranear of kinsonraaftersonraafterbelli olduktan[what]apaçık ortaya çıktıhas become clearonlarınto themmuhakkakthat theyhalkı oldukları(are the) companionscehennem(of) the Hellfire
🇹🇷 9:113 Ne peygambere, ne iman edenlere akraba bile olsalar cehennemlik oldukları iyice belli olduktan sonra müşriklere istiğfar etmek yoktur.
veAnd notdeğildirwasmağfiret dilemesi(the) asking of forgivenessİbrahim'in(by) Ibrahimbabası içinfor his fatherbaşka bir şeyexceptbir sözdenbecausebir sözün(of) a promiseverdiğihe had promised itona(to) himfakatBut whenbelli oluncait became clearkendisineto himonunthat hedüşmanı olduğu(was) an enemyAllah'ato Allahuzak durduhe disassociatedondanfrom himgerçektenIndeedİbrahimIbrahimçok içli idi(was) compassionateyumuşak huylu idiforbearing
🇹🇷 9:114 İbrahim'in babası için istiğfar etmesi de sırf ona vermiş olduğu bir sözden dolayı idi. Böyle iken onun bir Allah düşmanı olduğu kendisine açıklanınca o işten vazgeçti. Şüphesiz ki İbrahim, çok bağrı yanık, çok halim birisi idi.
değildirAnd not…dırisAllah(for) Allahonları saptıracakthat He lets go astraybir kavmia peoplesonraafterdoğru yola ilettikten[when]onlara hidayet ettiHe has guided themkadaruntilaçıklayıncayaHe makes clearkendilerineto themşeyleriwhatsakınacaklarıthey should fearşüphesizIndeedAllahAllahher(of) everyşeyithingbilendir(is) All-Knower
🇹🇷 9:115 Allah, bir kavmi hidayete erdirdikten sonra, nelerden sakınacaklarını kendilerine iyice açıklamadıkça dalalete düşürmez. Gerçek şu ki, Allah her şeyi bilir.
şüphesizIndeedAllahAllahO'nundurto Him (belongs)mülküthe dominiongöklerin(of) the heavensve yerinand the earthyaşatandır;He gives lifeve öldürendirand He causes deathve yokturAnd notsizinfor youbaşkabesides AllahAllah'tan başkabesides AllahAllah'tanbesides Allahhiçbiranydostprotectorne deand notyardımcınızany helper
🇹🇷 9:116 Hiç şüphesiz, göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. O, diriltir de, öldürür de. Size O'ndan başka ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı.
andolsunVerilyaffettiAllah turned (in mercy)AllahAllah turned (in mercy)Peygamberitopeygamberthe Prophetve Muhacirleriand the emigrantsve Ensarıand the helpersona uyan[those] whoona uydularfollowed himsa'atindeinsaat(the) hourgüçlük(of) difficultyO zamanaftersonraafteriken[what]neredeysehad nearlykaymağa yüz tutmuşdeviatedkalbleri(the) heartsbir kısmının(of) a partyiçlerindenof themyine dethentevbesini kabul ettiHe turned (in mercy)onlarınto themçünkü OIndeed, Heonlara karşıto themçok şefkatli(is) Most Kindçok merhametlidirMost Merciful
🇹🇷 9:117 Andolsun ki, Allah, yine peygambere ve en zor gününde ona uyan Muhacirler'le Ensar'a, içlerinden bir kısmının kalbleri az kalsın kayacak gibi olmuşken, tevbe nasip etti de lutfedip tevbelerini kabul buyurdu. Çünkü O, gerçekten çok şefkatli, çok bağışlayıcıdır.
veAnd onüçünün (kişinin)the threegeri bırakılan(of) those whogeride bırakıldılarwere left behindhattauntildar gelmiştiwhendaraldı(was) straitenedbaşlarınafor themdünyathe earthrağmenthoughgenişliğineit was vastve sıkıldıkça sıkılmışAnd (was) straitenedonlarınfor themcanlarıtheir own soulsve anlamışlardıand they were certainolmadığınıthatyoktur(there is) nobir çarerefugeAllahtanfromAllahAllahbaşkaexceptyine kendisindento HimsonraThentevbesini kabul buyurduHe turned (in mercy)onlarınto themtevbe etsinlerthat they may repentçünküIndeedAllahAllahOHetevbeyi çok kabul eden(is) the Acceptor of repentanceçok esirgeyendirthe Most Merciful
🇹🇷 9:118 Allah, haklarında hüküm beklenen o üç kişiyi de bağışladı. Çünkü o derece bunalmışlardı ki, yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmeye başlamıştı, vicdanları da kendilerini sıkıntıya sokmuştu. Allah'dan kurtuluşun, ancak Allah'a sığınmakta olduğunu anlamışlardı. Sonra da Allah, onları tevbekâr olmaya muvaffak kıldı da tevbelerini kabul buyurdu. Şüphesiz ki Allah, tevbeleri çok çok kabul edendir, çok merhametli olandır.
EyO you who believekimselerO you who believeinanan(lar)O you who believekorkunFearAllah'tanAllahve olunand beberaberwithdoğrularlathose who are truthful
🇹🇷 9:119 Ey iman edenler! Allah'dan korkun ve doğrularla beraber olun.
onlara yakışmazNoto idiit washalkının(for) the peopleMedineof the Madinahve kimselerinand whoonların çevresindenwere around thembedevi Araplardanofbedevilerthe bedouinsgeri kalmalarıthatgeride kalırlarthey remain behindElçisindenafterelçithe MessengerAllah'ınof Allahveand notkaygısına düşmelerithey preferkendi canlarınıntheir livesonun canından öncetohayatıhis lifeböyledirThat isçünkübecause [they]yoktur ki(does) notonların çekmeleriafflict thembir susuzlukthirstve yoktur kiand notbir yorgunlukfatigueve yoktur kiand notbir açlıkhungeryolundainyol(the) wayAllah(of) Allahve yoktur kiand notayak basmalarıthey stepbir yereany stepöfkelendirecekthat angerskâfirlerithe disbelieversve yoktur kiand notsağlamalarıthey inflictdüşman karşısındaonbir düşmanan enemybir başarıan inflictionmutlakaexceptyazıl(masın)is recordedkendileri içinfor themonunlain itbir amel(as) a deedsalihrighteousşüphesizIndeedAllahAllahzayi etmez(does) notecirleriniallow to be lostiyilik edenlerinthe rewardharcamaları(of) the good-doers
🇹🇷 9:120 Medine halkına ve civardaki bedevilere, Resulullah'ın emrine aykırı hareket etmek uygun olmadığı gibi, onun katlandığı zahmetlere öbürlerinin katlanmaya yanaşmamaları da yakışık almaz. Çünkü onların Allah yolunda çektikleri hiçbir susuzluk, hiçbir yorgunluk ve hiçbir açlık, ayrıca kâfirleri öfkelendirecek ayak bastıkları hiçbir yer veya düşmana karşı elde ettikleri hiçbir başarı yoktur ki, karşılığında kendilerine salih bir amel yazılmış olmasın. Çünkü Allah, güzel iş yapanların mükafatını zayi etmez.
ve yoktur kiAnd notsarfettikerithey spendbir masrafany spendingküçüksmallveand notbüyükbigve yoktur kiand notbir geçmelerithey crossvadiyia valleymutlakabutyazı(lmasın)is recordedonların lehinefor themonları mükafatlandırması içinthat Allah may reward themAllah'ınthat Allah may reward themen güzeliylethe bestşeylerin(of) whatolduklarıthey used (to)yapıyorlardo
🇹🇷 9:121 Onların, Allah yolunda yaptıkları küçük veya büyük her harcama veya geçtikleri her vadi karşılığında, yaptıkları işin daha güzeliyle Allah'ın kendilerini mükâfatlandırması için sevap yazılmaması mümkün değildir.
ve değillerdiAnd notinananlarismüminler için(for) the believerssefere çıkacakthat they go forthhepsi toptanall togethergerekmez mi?So if notgeri kalmalarıgo forthherfromhereverykabiledengroupiçlerindenamong thembir cemaatina partyiyice öğrenmek içinthat they may obtain understandingdiniindinthe religionve uyarmaları içinand that they may warnkavimlerinetheir peoplezamanwhendönüp geldiklerithey returnonlarato thembelkiso that they maysakınırlar diyebeware
🇹🇷 9:122 Bununla beraber müminlerin hepsinin birden topyekün savaşa katılmaları uygun değildir. Her kabileden bir kısım insanlar da din ilimlerinde derinleşmeli ve kabileleri savaştan dönüp gelince onları uyarmalıdır ki, böylece Allah'ın azabından sakınırlar.
EyO you who believekimselerO you who believeinanan(lar)O you who believesavaşınFightkimselerlethose whoyakınınızda bulunan(are) close to youkafirlerdenofkâfirlerthe disbelieversve bulsunlarand let them findsizdein youbir katılıkharshnessve bilin kiAnd knowşüphesizthatAllahAllahberaberdir(is) withkorunanlarlathose who fear (Him)
🇹🇷 9:123 Ey iman edenler, önce yakın çevrenizdeki kâfirlerle savaşın ki, sizde bir güç ve kuvvet olduğunu görsünler. Ve iyi bilin ki, Allah müttakilerle beraberdir.
ve ne zamanAnd wheneverindirilseAnd whenevervahyolunuris revealedbir surea Surahonlardanamong themkimi(are some) whodersayhanginizinWhich of youartırdı(has) increased [it]bu(by) thisimanını(in) faithfakatAs forkimselerinthose whoinanan(lar)believeartırırthen it has increased themimanını(in) faithve onlarand theysevinirlerrejoice
🇹🇷 9:124 Bir sûre indirildiği zaman, içlerinden biri çıkar, "Bu sûre hanginizin imanını arttırdı?" der. Fakat müminlere gelince, aslında her inen sûre onların imanını arttırmıştır ve onlar sürekli olarak müjdelenip duruyorlar.
fakat gelinceBut as forkimselerethoseyüreklerindeinkalpleritheir heartshastalık olan(lara)(is) a diseasekatmıştır onların(it) increases thempislik(in) evilpisliklerinetokötülükleritheir evilve ölürlerAnd they dieonlarwhile theykafirler olarak(are) disbelievers
🇹🇷 9:125 Kalblerinde bir hastalık olanlara gelince, onların da murdarlıklarına (küfürlerine) murdarlık (küfür) katmıştır ve kâfir olarak ölüp gitmişlerdir.
görmüyorlar mı?Do notgörürlerthey seekendilerininthat theysınandıklarınıare triedher[in]hereveryyılyearbir kezonceveyaoriki keztwiceyine deYettevbe etmiyornottevbe ederlerthey turn (in repentance)veand notonlartheyöğüt almıyorlarpay heed
🇹🇷 9:126 Onlar (münafıklar) her yıl bir veya iki kere kendilerinin çeşitli belalara uğratıldıklarını görmüyorlar mı? Böyle iken yine de tevbe etmiyor ve ibret almıyorlar.
ve ne zaman kiAnd wheneverindirildiAnd whenevervahyolunuris revealedbir surea Surahbakarlarlookkimisisome of themdiğerinetobaşkalarıothersmu?Doessizi görüyorsee youbirisianybironesonraThensıvışırlarthey turn awayçevirmiştirAllah has turned awayAllahAllah has turned awayonların kalblerinitheir heartsoldukları içinbecause theybir topluluk(are) a peopleanlamaznotanlarlarthey understand
🇹🇷 9:127 Aleyhlerinde bir sûre indirilince, "Sizi birisi görüyor mu?" diye birbirlerine göz ederler, sonra da sıvışır giderler. Allah onların kalblerini (imandan) çevirmiştir. Bu yüzden onlar anlayışsız bir kavimdirler.
andolsunCertainlysize gelmiştir(has) come to youbir Elçia Messengeriçinizdenfromkendinizyourselvesağır gelenGrievousonato himsıkıntıya uğramanız(is) whatacı çekersinizyou sufferdüşkün(he is) concernedsizeover youmü'minlereto the believersşefkatli(he is) kindmerhametlidir(and) merciful
🇹🇷 9:128 Andolsun size içinizden öyle bir peygamber geldi ki, gayet izzetli ve şereflidir. Sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir üstünüze titrer, müminlere gayet merhametli ve şefkatlidir.
eğerBut ifyüz çevirirlersethey turn awayde kithen saybana yeterSufficient for meAllah(is) Allahyoktur(There is) notanrıgodbaşkaexceptO'ndanHimO'naOn HimdayandımI put my trustve OAnd Herabbidir(is the) LordArş'ın(of) the Thronebüyükthe Great
🇹🇷 9:129 Eğer aldırmazlarsa onlara de ki: Bana Allah yeter. O'ndan başka ilâh yoktur. Ben O'na dayanmaktayım ve O, o büyük Arş'ın Rabbidir.
Mahmoud Khalil Al-Husary