☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
tevbe edenlerThose who turn in repentanceibadet edenlerthose who worshiphamdedenlerthose who praiseseyahat edenlerthose who go outrüku edenlerthose who bow downsecde edenlerthose who prostrateemredipthose who enjoiniyiliğithe rightve men'edenlerand those who forbidkötülükten[on]zulümthe wrongve koruyanlarand those who observesınırlarını(the) limitsAllah'ın(of) Allahve müjdeleAnd give glad tidingsmü'minleri(to) the believers
🇹🇷 9:112 (Bunlar), O tevbekâr olanlar, o ibadet edenler, o hamd edenler, o oruçlular, o rükua varanlar, o secdeye kapananlar, iyiliği emredip, kötülükten vazgeçirenler, Allah'ın hududunu koruyanlar (emirleriyle yasaklarının ölçülerine riayet edenler)dır. Müjde ver o müminlere, müjde!
yokturNotodur(it) ispeygamber içinfor the Prophetve kimseler içinand those whoinanan(lar)believemağfiret dilemekthatbağışlanma dilerlerthey ask forgivenessortak koşanlar içinfor the polytheistsve şayeteven thougholsalarthey beakraba bilenear of kinsonranear of kinsonraaftersonraafterbelli olduktan[what]apaçık ortaya çıktıhas become clearonlarınto themmuhakkakthat theyhalkı oldukları(are the) companionscehennem(of) the Hellfire
🇹🇷 9:113 Ne peygambere, ne iman edenlere akraba bile olsalar cehennemlik oldukları iyice belli olduktan sonra müşriklere istiğfar etmek yoktur.
veAnd notdeğildirwasmağfiret dilemesi(the) asking of forgivenessİbrahim'in(by) Ibrahimbabası içinfor his fatherbaşka bir şeyexceptbir sözdenbecausebir sözün(of) a promiseverdiğihe had promised itona(to) himfakatBut whenbelli oluncait became clearkendisineto himonunthat hedüşmanı olduğu(was) an enemyAllah'ato Allahuzak durduhe disassociatedondanfrom himgerçektenIndeedİbrahimIbrahimçok içli idi(was) compassionateyumuşak huylu idiforbearing
🇹🇷 9:114 İbrahim'in babası için istiğfar etmesi de sırf ona vermiş olduğu bir sözden dolayı idi. Böyle iken onun bir Allah düşmanı olduğu kendisine açıklanınca o işten vazgeçti. Şüphesiz ki İbrahim, çok bağrı yanık, çok halim birisi idi.
değildirAnd not…dırisAllah(for) Allahonları saptıracakthat He lets go astraybir kavmia peoplesonraafterdoğru yola ilettikten[when]onlara hidayet ettiHe has guided themkadaruntilaçıklayıncayaHe makes clearkendilerineto themşeyleriwhatsakınacaklarıthey should fearşüphesizIndeedAllahAllahher(of) everyşeyithingbilendir(is) All-Knower
🇹🇷 9:115 Allah, bir kavmi hidayete erdirdikten sonra, nelerden sakınacaklarını kendilerine iyice açıklamadıkça dalalete düşürmez. Gerçek şu ki, Allah her şeyi bilir.
şüphesizIndeedAllahAllahO'nundurto Him (belongs)mülküthe dominiongöklerin(of) the heavensve yerinand the earthyaşatandır;He gives lifeve öldürendirand He causes deathve yokturAnd notsizinfor youbaşkabesides AllahAllah'tan başkabesides AllahAllah'tanbesides Allahhiçbiranydostprotectorne deand notyardımcınızany helper
🇹🇷 9:116 Hiç şüphesiz, göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. O, diriltir de, öldürür de. Size O'ndan başka ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı.
andolsunVerilyaffettiAllah turned (in mercy)AllahAllah turned (in mercy)Peygamberitopeygamberthe Prophetve Muhacirleriand the emigrantsve Ensarıand the helpersona uyan[those] whoona uydularfollowed himsa'atindeinsaat(the) hourgüçlük(of) difficultyO zamanaftersonraafteriken[what]neredeysehad nearlykaymağa yüz tutmuşdeviatedkalbleri(the) heartsbir kısmının(of) a partyiçlerindenof themyine dethentevbesini kabul ettiHe turned (in mercy)onlarınto themçünkü OIndeed, Heonlara karşıto themçok şefkatli(is) Most Kindçok merhametlidirMost Merciful
🇹🇷 9:117 Andolsun ki, Allah, yine peygambere ve en zor gününde ona uyan Muhacirler'le Ensar'a, içlerinden bir kısmının kalbleri az kalsın kayacak gibi olmuşken, tevbe nasip etti de lutfedip tevbelerini kabul buyurdu. Çünkü O, gerçekten çok şefkatli, çok bağışlayıcıdır.