سُورَةُ يونسمَكِّيَّة ۝ ١٠٩ آيَة

10. Yûnus Suresi (Jonah) · 109 ayet · Mekkî

🕮 Sayfa görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
سُورَةُ يونسمَكِّيَّة ۝ ١٠٩ آيَة

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

Elif Lâm RâAlif Lam RabunlarTheseayetleridir(are the) versesKitab'ın(of) the Bookhikmetlithe wise
🇹🇷 10:1 Elif, Lâm, Râ. İşte bunlar o hikmetli kitabın âyetleridir.
mı geldi?Is itinsanlarafor the mankindtuhafa wondervahyetmemizthatvahyettikWe revealedbir adamatobir adama maniçlerindenfrom (among) themdiyethatuyarsınWarninsanlarıthe mankindve müjdelesinand give glad tidingskimselere(to) those whoiman edenlerebelieve(ki) şüphesizthatonlar için vardırfor themmakamı(will be) a respectable positiondoğruluk(will be) a respectable positionkatındanearRableritheir Lorddediler kiSaidkâfirlerthe disbelieversşüphesizIndeedbuthisbir büyücüdür(is) surely a magicianapaçıkobvious
🇹🇷 10:2 İnsanları (eğri yolun sonundan) korkut, inananlara Rableri nezdindeki yüksek makamları müjdele, diye içlerinden bir adama vahyimizi göndermemiz onlara tuhaf mı geldi? Kâfirler: "Hiç şüphesiz bu besbelli bir sihirbaz." dediler.
şüphesizIndeedsizin Rabbinizyour LordAllah'tır(is) Allahkithe One Whoyarattıcreatedgöklerithe heavensve yeriand the earthaltıinaltısixgündeperiodssonrathenkuşattıHe establishedArş'ıonArşthe Thronedüzene koydudisposingişlerithe affairsyokturNotkimse(is) any intercessorşefaat edecek(is) any intercessordışındaexceptO'nun izniaftersonraafterO'nun izniHis permissionişte budurThatAllah(is) AllahRabbiniz olanyour LordO'na kulluk edinso worship HimDüşünüp öğüt almaz mısınız?Then will nothatırlarsınızyou remember
🇹🇷 10:3 Rabbiniz o Allah'dır ki, gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra arş üzerine istiva etti (onu hükmü altına aldı), işi tedbir eyliyor. O'nun izni olmaksızın hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte Rabbiniz olan Allah budur. O'na ibadet ediniz! Hâlâ düşünüp ibret almayacak mısınız?
O'nadırTo Himdönüşü(will be) your returnhepinizin[all]vaadiPromiseAllah'ın(of) Allahgerçektir(is) trueO'durIndeed, Heilk kez başlatanoriginatesyaratmayıthe creationsonrathenonu tekrarlayanHe repeats itkarşılıklarını vermek üzerethat He may rewardkimselerethose whoiman eden(lere)believedve ameller işleyen(lere)and didsalihthe good deedsadaletli bir şekildein justiceve kiimselereBut those whoinkâr eden(lere)disbelievedvardırfor thembir içecek(will be) a drinkkaynar sudanofkaynar sularboiling fluidsve bir azapand a punishmentacıklıpainfuldolayıbecauseolmalarındanthey used (to)inkâr ediyor(lar)disbelieve
🇹🇷 10:4 Dönüşünüz hep O'nadır. Allah'ın vaadi haktır. Herşeyi ilk baştan yaratan O'dur. Sonra iman edip salih amel işleyenleri hak ettikleri ölçüde mükâfatlandırmak için geri döndürecek olan yine O'dur. Kâfirlere de inkâr ettikleri için kaynar sudan bir içki ve acıklı bir azap vardır.
O'durHeyapan(is) the One Whoyaptımadegüneşithe sunbir ışıka shining lightve ayıand the moonbir nura reflected lightve düzenleyenand determined for itbelli menzillere görephasesbilmeniz içinthat you may knowsayısını(the) numberyılların(of) the yearsve hesabınıand the count (of time)yaratmamıştırNotyarattıcreatedAllahAllahbütün bunlarıthatdışındaexcepthak olmakin truthetraflıca açıklıyorHe explainsayetlerinithe Signsbir topluluk içinfor a peoplebilen(who) know
🇹🇷 10:5 O Allah'dır ki, senelerin sayısını ve hesabını bilesiniz diye güneşi bir ışık, ayı da bir nur yaptı. Ve aya menziller tayin etti. Allah bunu hak olarak yarattı. O, bilecek olan bir kavim için âyetlerini ayrıntılı olarak açıklar.
şüphesizIndeedardarda gelmesindeinbirbiri ardınca gelişi(the) alternationgece(of) the nightve gündüzünand the dayyarattıklarındaand whatyaratıldı(has been) createdAllah'ın(by) Allahgöklerdeingöklerthe heavensve yerdeand the earthayetler vardır(are) Signsbir topluluk içinfor a peoplesakınanwho are God conscious
🇹🇷 10:6 Elbette gece ile gündüzün birbiri ardınca değişip durmasında ve Allah'ın göklerde ve yerde yarattıklarında sakınan bir kavim için bir çok delil vardır.
şüphesizIndeedkimselerthose whoummayan(lar)(do) notumarlarexpectbize kavuşmayıthe meeting with Usve razı olan(lar)and are pleasedhayatınawith the lifedünya(of) the worldve gönüllerini kaptıran(lar)and feel satisfiedonawith itve olanlarand those onlartheybizim ayetlerimizden(are) ofayetlerimizOur Signsgafil(ler)heedless
🇹🇷 10:7 Bize kavuşmayı ummayanlar, dünya hayatına razı olup onunla tatmin bulanlar ve bizim âyetlerimizden gafil olanlar da vardır muhakkak.
işte bunlarınThose varacakları yertheir abodecehennemdir(will be) the Firekarşılıkfor whatolduklarınathey used (to)kazanıyor(lar)earn
🇹🇷 10:8 İşte bunların kendi elleriyle ettikleri yüzünden varacakları yer cehennemdir.
şüphesizIndeedkimselerithose whoiman eden(leri)believedve ameller işleyen(leri)and didsalihgood deedsdoğru yola iletir(will) guide themRableritheir Lordimanları dolayısıylaby their faithakarWill flowonların altlarındanfromonların altındanunderneath themırmaklarthe riverscennetlerindeincennetlerGardensnaim(of) Delight
🇹🇷 10:9 Hiç şüphesiz iman edip salih ameller işleyenleri, imanlarından dolayı Rableri hidayete erdirir. Naîm cennetlerinde altlarından ırmaklar akar durur.
onların dualarıTheir prayeroradathereinsenin şanın pek yücedir(will be), "Glory be to YouEy Allah'ımO Allahve dilekleri (de)And their greetingaralarındakitherein (will be)Selâm'dırPeaceve sonu (ise)And the lastdualarının(of) their callhamdolsun'dur(will be) [that]bütün hamdAll the Praise beAllah'ato AllahRabbiLordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 10:10 Onların oradaki duaları: "Allahım, sen yücelerden yücesin"; sağlık dilekleri "selâm", dualarının sonu da "Âlemlerin Rabbi Allah'a hamdolsun." diye şükretmek olacaktır.
ve eğerAnd ifacele verseydihastensAllah(by) Allahinsanlarafor the mankindkötülüğüthe evilacele istemeleri gibi(as) He hastens for themiyiliğithe goodhemen bitmiş olurdusurely, would have been decreedonlarınfor themsüreleritheir termböyle bırakırızBut We leavekimselerithose whoummayanları(do) notumarlarexpectbize kavuşmayıthe meeting with Ustaşkınlıkları içindeinazgınlıklarıtheir transgressionbocalar bir haldewandering blindly
🇹🇷 10:11 Eğer Allah, insanlara, hayrı çarçabuk istedikleri gibi, şerri de alelacele verseydi, onların hemen ecellerini getiriverirdi. Fakat bize kavuşmayı ummayanları kendi hallerine bırakırız da azgınlıkları içinde bocalayıp giderler.
ve ne zaman kiAnd whendokunduğundatouchesinsanathe manbir darlıkthe afflictionbize dua ederhe calls Usyan yatarken(lying) on his sideveyaorotururkensittingyahutorayaktastandingancakBut whengiderdiğimizdeWe removeondanfrom himdarlığınıhis afflictionhareket ederhe passes ongibias if hebize dua etmemiş(had) notBize yalvardıcalled Usdarlıktan dolayıforbela(the) afflictionkendisine dokunmuş olan(that) touched himişte böyleThussüslü gösterilmiştir(it) is made fair seemingaşırıya gidenlereto the extravagantşeylerwhatolduklarıthey used (to)yapıyor(lar)do
🇹🇷 10:12 İnsana bir sıkıntı dokunduğu zaman, gerek yan yatarken, gerek otururken, gerek dikilirken bize dua eder. Kendisinden sıkıntısını gideriverdik mi sanki kendisine dokunan o sıkıntı için bize hiç yalvarmamış gibi aldırmadan geçer gider. İşte o aşırı gidenlere yaptıkları şeyler böyle güzel gelir.
ve andolsunAnd verilyhelak ettikWe destroyednice nesillerithe generationssizden öncebefore yousenden öncebefore youhaksızlık ettiklerindenwhenzulmettilerthey wrongedkendilerine geldiği haldeand came to thempeygamberleritheir Messengersapaçık delillerlewith clear proofsve iman etmeyecekleri içinbut notidilerthey wereiman etmekto believeişte böyleThuscezalandırırızWe recompensetopluluğunuthe peoplesuçlular(who are) criminals
🇹🇷 10:13 Andolsun ki, sizden önceki devirlerin bir çok kavmini, peygamberleri kendilerine bir çok belge ile geldikleri halde zulmettikleri ve imana gelmedikleri için helak ettik. İşte günahkârlar topluluğunu biz böyle cezalandırırız.
sonraThensizi kıldıkWe made youhalifelersuccessorsyeryüzüneinyeryüzüthe earthonların ardındanafter themonlardan sonraafter themgörmek içinso that We may seenelerhowyapacağınızıyou do
🇹🇷 10:14 Sonra onların ardından sizi yeryüzüne halifeler yaptık ki, bakalım nasıl ameller işleyeceksiniz.
ne zaman kiAnd whenokunduğundaare recitedonlarato themayetlerimizOur Versesapaçık bir şekilde(as) clear proofsderlersaidkimselerthose whoummayanlar(do) notumarlarhopebize kavuşmayı(for the) meeting (with) UsgetirBring usbir Kur'ana Quranbaşkaother (than)bundanthisveyaorbunu değiştirchange itde kiSay(sözkonusu) olamazNotodur(it) isbenimfor meonu değiştirmemthatonu değiştirememI change ittarafımdanofkendiliğimdenmy own accordkendimy own accordben uyuyorumNotuyarımI followancakexceptvahyedilenewhatvahyolunuris revealedbanato meşüphesiz benIndeed, Ikorkarım[I] fearkarşı gelirsemifisyan edersemI were to disobeyRabbimemy Lordazabından(the) punishmentbir günün(of) a DaybüyükGreat
🇹🇷 10:15 Böyle iken, âyetlerimiz, kesin birer belge olarak kendilerine okunduğu zaman, o bizimle karşılaşmayı ummayanlar, "Bundan başka bir Kur'ân getir veya bunu değiştir." dediler. De ki, "Onu kendiliğimden değiştiremem, benim açımdan bu olacak bir şey değildir. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Rabbime isyan edersem, şüphesiz büyük bir günün azabından korkarım."
de kiSayşayetIfdileseydi(had) willedAllahAllahbunu okumazdımnotonu size okurdumI (would) have recited itsizeto youve size hiç bildirmezdiand notonları sana bildirirdiHe (would) have made it known to youbunuHe (would) have made it known to youelbetteVerilygeçirdimI have stayedsizin aranızdaamong youbelli bir ömüra lifetimedaha öncebefore itondan öncebefore ithiç düşünmüyor musunuz?Then will notakıl edersinizyou use reason
🇹🇷 10:16 De ki, "Eğer Allah dileseydi ben onu size okumazdım. O da onu hiçbir şekilde size bildirmezdi. Bilirsiniz ki, ben sizin içinizde bundan önce yıllarca bulundum. Siz hâlâ aklınızı başınıza toplamayacak mısınız?"
kim olabilir?So whodaha zalim(is) more wrongkimsedenthan he whouyduraninventskarşıagainstAllah'aAllahyalana lieyahutoryalanlayandandeniesO'nun ayetleriniHis SignsşüphesizIndeedkurtuluşa eremezlernotkurtuluşa ererwill succeedsuçlularthe criminals
🇹🇷 10:17 Artık bir yalanı Allah'a iftira eden veya O'nun âyetlerini inkar edenden daha zalim kim olabilir? Hiç şüphesiz o mücrimler iflah olmayacaklar.
ve ibadet ediyorlarAnd they worshipbırakıpfrombaşkaother thanAllah'ıAllahşeylerethat (which)hiç(does) notbir zararı olmayanharm themveand notyararı olmayanbenefit themve diyorlar kiand they saybunlarThesebizim şefaatçilerimizdir(are) our intercessorskatındawithAllahAllahde kiSaybildiriyor musunuz?Do you informAllah'aAllahbir şeyiof whatbilmediğinotbilirhe knowsgöklerdeingöklerthe heavensveand notyerdeinyeryüzüthe earthO münezzehtirGlorified is Heve yücedirand Exaltedortak koştuklarındanabove whatO'na ortak koşarlarthey associate (with Him)
🇹🇷 10:18 Allah'ı bırakıyorlar da, kendilerine ne fayda, ne de zarar verebilecek olan şeylere tapıyorlar ve "Bunlar bizim Allah katında şefaatçilerimizdir." diyorlar. De ki, "Siz Allah'a göklerde ve yerde O'nun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?" Allah onların ortak koştukları şeylerin hepsinden münezzehtir.
veAnd notdeğildirwasinsanlarthe mankindancakbutbir ümmettira communitytekonesonradan ayrılığa düştülerthen they differedeğer olmasaydıAnd had (it) not beenbir takdira wordönceden belirlenmiş(that) precededRabbin tarafındanfromRabbinyour Lordkesin hüküm verilirdisurely, it (would) have been judgedaralarındabetween themşeylerdeconcerning whatonda[therein]ayrılığa düştüklerithey differ
🇹🇷 10:19 İnsanlar, aslında bir tek ümmet idiler, sonra ihtilafa düşüp ayrı ayrı oldular. Eğer Rabbinden bir karar çıkmamış olsa idi, ihtilaf edip durdukları şeyler hakkında şimdiye kadar aralarında çoktan hüküm verilmiş olurdu.
ve diyorlarAnd they saykeşkeWhy notindirilseis sent downonato himbir mucizea SignRabbindenfromRabbihis Lordde kiSo sayancakOnlygaybthe unseenAllah'ındır(is) for Allahbekleyinso waitelbette ben deindeed, I amsizinle birliktewith youbekleyenlerdenimamongbekleyenlerthe ones who wait
🇹🇷 10:20 Bir de "Ona Rabbinden daha başka bir âyet indirilse ya!" diyorlar. De ki: "Gaybı bilmek ancak Allah'a mahsustur, bekleyiniz bakalım, ben de sizinle beraber bekleyeceğim şüphesiz."
ve zamanAnd whentattırdığımızWe let [the] mankind tasteinsanlaraWe let [the] mankind tastegenişlikmercysonraaftersonraafterbir darlıktanadversitykendilerine dokunanhas touched themhemenbeholdonların vardırThey havehileleria plothakkındaagainstayetlerimizOur Versesde kiSayAllahAllahdaha hızlıdır(is) more swiftdüzen kurmada(in) planningşüphesizIndeedelçilerimizOur Messengersyazmaktadırlarwrite downsizin hileleriniziwhattuzak kurarsınızyou plot
🇹🇷 10:21 İnsanlara dokunan bir sıkıntıdan sonra kendilerine bir rahmet tattırdığımız zaman, âyetlerimiz hakkında derhal bir takım hilekârlıklara girişirler. De ki: "Allah'ın hilesi daha çabuktur. Haberiniz olsun ki elçilerimiz yaptığınız hileleri yazıp duruyorlar".
O'durHesizi gezdiren(is) the One Whosizi yürütürenables you to travelkaradainyerthe landve denizdeand the seahattauntilzamanwhenolduğunuzyou aregemideingemilerthe shipsve yürüttüğü (zaman)and they sailbununlawith thembir rüzgârınwith a windtatlıgoodve neşelendikleri sıradaand they rejoiceonların bununla;thereinbirden çıkıpcomes to itbir fırtınaa windsertstormyve geldiğindeand comes to themdalgalarthe wavesherfromhereveryyöndenplaceve kanaat getirdiklerindeand they assumemuhakkak onlarthat theykuşatıldıklarınaare surroundedkendilerininwith themdua etmeye başlarlarThey callAllah'aAllahhas kılaraksincerelyO'nato Himdini(in) the religioneğer(saying), "Ifbizi kurtarırsanYou save usbundanfrombuthiselbette olacağızsurely we will beşükredenlerdenamongşükredenlerthe thankful
🇹🇷 10:22 Sizi karada ve denizde gezdirip dolaştıran O'dur. Hatta gemilerde bulunduğunuz ve o gemiler, içindekilerle beraber hoş bir esinti ile akıp gittikleri ve tam keyiflendikleri sırada o gemilere şiddetli bir fırtına gelir çatar ve her taraftan onlara dalgalar gelmeye başlar. Bütünüyle kuşatılıp artık bittiklerini sanırlar. İşte o vakit tam ihlas ile Allah'a yalvarır ve dindar olurlar: "Eğer bizi buradan kurtarırsan, andolsun ki, şükredenlerden olacağız." derler. Sonra Allah onları oradan kurtarır, kurtulur kurtulmaz yeryüzünde çeşitli taşkınlıklara başlarlar. Ey insanlar taşkınlığınız sırf kendi zararınızadır. Şu değersiz dünya hayatının bir süre tadını çıkarınız, sonra nasıl olsa dönüp bize geleceksiniz. Biz de bütün yaptıklarınızı tek tek size haber vereceğiz.
ne zaman kiBut whenkurtarır onlarıHe saved themhemenbeholdonlarTheytaşkınlık etmeye başlarlarrebelyeryüzündeinyeryüzüthe earthhaksız yerewithouthak[the] rightEyO mankindinsanlarO mankindgerçekteOnlytaşkınlığınızyour rebellionaleyhinize olan(is) againstkendinizinyourselvesgeçici zevkleridir(the) enjoymenthayatının(of) the lifedünya(of) the worldsonraThenbizedirto Usdönüşünüz(is) your returnve size bildiririzand We will inform youşeyiof whatolduğunuzyou used (to)yapıyordo
🇹🇷 10:23 Sonra Allah onları oradan kurtarır, kurtulur kurtulmaz yeryüzünde çeşitli taşkınlıklara başlarlar. Ey insanlar taşkınlığınız sırf kendi zararınızadır. Şu değersiz dünya hayatının bir süre tadını çıkarınız, sonra nasıl olsa dönüp bize geleceksiniz. Biz de bütün yaptıklarınızı tek tek size haber vereceğiz.
ancakOnlyörneği(the) examplehayatının(of) the lifedünya(of) the worldsuya benzer(is) like (the) waterindirdiğimizwhich We sent downgöktenfromgökthe skybirbirine karıştığıso absorbsonunla[with] itbitkilerinin(the) plantsyeryüzü(of) the earthöyle kifrom whichyereatinsanlarthe menve hayvanlarand the cattlesonuçtauntilsıradawhenalıptakesyeryüzüthe earthgüzelliğiniits adornmentve süslendiğiand is beautifiedve sandıklarıand thinksahiplerininits peoplegerçektenthat theykadir olduklarınıhave the powerbunlaraover itgelircomes (to) itemrimizOur commandgece(by) nightveyaorgündüz(by) dayböylece onları çeviririzand We make itbiçilmiş halea harvest clean-mowngibias ifhiç yokmuşnotyeşermiştiit had flourishedbir gün önceyesterdayişte böyleThusayrıntılı olarak açıklıyoruzWe explainayetlerimizithe Signstopluluk içinfor a peopledüşünenwho reflect
🇹🇷 10:24 Dünya hayatının misali şöyledir: Gökten indirdiğimiz su ile, insanların ve hayvanların yediği bitkiler birbirine karışmıştır. Nihayet yeryüzü süslerini takınıp süslendiği ve sahipleri kendilerini ona gücü yeter sandıkları bir sırada, geceleyin veya gündüzün, ona emrimiz gelivermiştir, ansızın ona öyle bir tırpan atıvermişiz de sanki bir gün önce orada hiçbir şenlik yokmuş gibi oluvermiştir. Düşünen bir kavim için âyetlerimizi işte böyle açıklarız.
AllahAnd Allahçağırırcallsyurdunatoyurt(the) Homeesenlik(of) the Peaceve iletirand guideskimseyiwhomdilediğiHe willsyolatodosdoğru yol(the) straight pathdoğru(the) straight path
🇹🇷 10:25 Allah, selamet yurduna çağırıyor ve dilediğini de doğru yola hidayet ediyor.
kimselere vardırFor those whoiyilik eden(lere)do gooddaha iyisi(is) the bestve fazlasıand morebürümezAnd notkaplar(will) coveronların yüzlerinitheir faceskaralıkdustve aşağılıkand notaşağılanmahumiliationişte bunlarThoseehlidirler(are the) companionscennet(of) Paradiseonlartheyoradain itsürekli kalıcıdırlar(will) abide forever
🇹🇷 10:26 İyi iş, güzel amel yapanlara daha güzeli ve daha fazlasıyla karşılık vardır. Yüzlerine ne kara bulaşır, ne de aşağılanırlar. Cennet ehli işte bunlardır. Orada ebedî kalacaklardır.
kimselere gelinceAnd those whokazanan(lara)earnedkötülüklerthe evil deedsceza verilir(the) recompensebir kötülüğe(of) an evil deedaynıyla(is) like itve bürürand (will) cover thembir aşağılıkhumiliationyokturThey will not haveonlar içinThey will not haveAllahtanfromAllahAllahkurtaracakanysavunucudefendergibidirAs ifkaplanmışhad been coveredyüzleritheir facesparçalarıyla(with) piecesbir geceninfromgecenin karanlığıthe darkness (of) nightkapkaranlıkthe darkness (of) nightbunlarThoseehlidirler(are the) companionscehennem(of) the Fireonlartheyoradain itsürekli kalıcıdırlar(will) abide forever
🇹🇷 10:27 Kötülük kazanmış olanlara gelince, kötülüğün cezası, misli kadardır. Ve onları bir aşağılık ve eziklik kaplar. Onlar için Allah'dan başka hiçbir kurtarıcı yoktur. Yüzleri karanlık gecelerden bir parçaya bürünmüş gibidir. İşte onlar cehennem ehlidir. Orada ebedî kalacaklardır.
ve o günAnd (the) Dayonları biraraya toplarızWe will gather themtümünüall togethersonrathenderizWe will saykimselereto those whoortak koşan(lara)associate partners (with Allah)(haydi) yerlerinize!(Remain in) your placesizyouve ortak koştuklarınızand your partnersböylece ayırırızThen We will separateonları birbirlerinden[between] themve (şöyle) derlerand (will) saykoştukları ortaklartheir partnerssiz değildinizNotidinizyou used (to)bizeworship usibadet ediyorworship us
🇹🇷 10:28 O gün ki, hepsini mahşere toplayacağız, sonra da o şirk koşanlara "Haydi yerlerinize! Siz de, ortak koştuklarınız da!" diyeceğiz. Artık aralarını iyice açmışız. O ortak koştukları şeyler, "Siz bize tapmıyordunuz ki." diyecekler.
şimdi yeterSo sufficientAllah(is) Allahşahit olarak(as) a witnessaramızdabetween usve sizin aranızdaand between youşüphesizthatbiz idikwe weresizin tapınmanızdanofibadetinizyour worshiphabersizcertainly unaware
🇹🇷 10:29 "Şimdi sizinle bizim aramızda şahit olarak Allah yeter. Sizin bize ibadet ettiğinizden bizim haberimiz yoktur" (diyecekler).
işte oradaTherehesabını verirwill be put to trialhereverycansoulönceden işlemiş olduğunun(for) whatönceden yaptıit did previouslyve döndürülmüşlerdirand they will be returnedAllah'atoAllahAllahmevlaları olantheir Lordgerçekthe trueve kaybolmuşturand will be lostkendilerindenfrom themşeyler isewhatolduklarıthey used (to)uyduruyor(lar)invent
🇹🇷 10:30 İşte burada herkes geçmişte yaptığını bulacak. Ve gerçek mevlaları olan Allah'a döndürülecekler. İftira edip uydurdukları şeyler de kendilerinden büsbütün uzaklaşıp gidecek.
de kiSaykimdir?Whosizi rızıklandıranprovides for yougöktenfromgökthe skyve yerdenand the earthyahut kimdir?Or whosahip olancontrolskulaklarathe hearingve gözlereand the sightve kimdir?And whoçıkaranbrings outdiriyithe livingölüdenfromölülerthe deadve çıkaranand brings forthölüyüthe deaddiridenfromdirilerthe livingve kimdir?And whodüzene koyandisposesişlerithe affairsdiyeceklerThen they will sayAllahAllahde kiThen sayöyleyseThen will notsakınmıyor musunuz?you fear (Him)
🇹🇷 10:31 De ki, "size gökten ve yerden kim rızık veriyor? O, kulaklara ve gözlere hükmeden kim? Ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkaran kim? İşleri idare eden kim?" Hemen "Allah'dır" diyecekler. De ki, "O halde Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?"
işte budurFor thatAllah(is) Allahsizin Rabbiniz olanyour Lordgerçekthe truene vardır?So what (can be)dışındaaftergerçeğinthe truthbaşkaexceptsapıklıktanthe erroröyleyse nasıl?So howdöndürülüyorsunuz(are) you turned away
🇹🇷 10:32 İşte o Allah sizin gerçek Rabbinizdir. Gerçeğin dışında sapıklıktan başka ne vardır? O halde haktan nasıl çevriliyorsunuz?
böyleceThusgerçekleşmiş oldu(is) proved truesözü(the) WordRabbinin(of) your Lordhakkındakiuponkimselerthose whoyoldan çıkmış(lar)defiantly disobeyedonlarthat theyiman etmezler(will) notiman ederlerbelieve
🇹🇷 10:33 Hak dinden çıkmış fasıklara Rabbinin kelimesi şöyle gerçekleşti: Onlar artık imana gelmezler.
de kiSayvar mıdır?Is (there)sizin ortak koştuklarınızdanofortaklarınızyour partnersbir kimse(any) whoilk kez gerçekleştiriporiginatesyaratma işinithe creationsonrathenyeniden diriltecekrepeats itde kiSayAllahAllahilk kez gerçekleştiriporiginatesyaratma işinithe creationsonrathenyeniden diriltirrepeats itartık nasıl?So howçevriliyorsunuzyou are deluded
🇹🇷 10:34 De ki: "Allah'a eş tuttuğunuz ortaklarınızdan, önce yaratıp, sonra da onu çevirip yeniden diriltecek var mı?" De ki, "Önce yaratıp, sonra da onu yeniden yaratacak olan Allah'dır. O halde nasıl yoldan saptırılıyor, döndürülüyorsunuz?"
de kiSayvar mıdır?Is (there)sizin ortak koştuklarınızdanofortaklarınızyour partnersbir kimse(any) whoiletecekguideshakkatohakthe truthde kiSayAllahAllahiletirguideshakkato the truthkimse mi?Is then (he) whoiletenguideshakkatohakthe truthdaha lâyıktırmore worthyuyulmayathatona uyulmasıhe should be followedyoksa kimse mi?or (he) whodoğru yolu bulamayan(does) nothidayet ederguidedışındaunlesskendisi yöneltilmesi[that]hidayete ererhe is guidedne oluyorThen whatsize(is) for younasılhowhüküm veriyorsunuzyou judge
🇹🇷 10:35 De ki, "Ortak koştuklarınızdan doğru yolu gösterecek olan var mıdır?" Deki, "Allah, hak olan doğru yola hidayet eder. O halde doğru yola hidayet eden mi kendisine uyulmaya daha layıktır, yoksa kendisine yol gösterilmeyince onu bulamayan mı daha layıktır. O halde ne oluyorsunuz? Nasıl hükmediyorsunuz?"
veAnd notuymamaktadırfollowonların çoğumost of thembaşkasınaexceptzandanassumptionşüphesizIndeedzan isethe assumptionkazandırmaz(does) notfayda veriravailgerçek açısındanagainsthakthe truthbir şeyanythingşüphesizIndeedAllahAllahbilmektedir(is) All-Knowerşeyleriof whatonların yaptıklarıthey do
🇹🇷 10:36 Onların birçoğu zandan başka bir şeye uymaz. Zan ise haktan hiç bir şeyin yerini tutmaz. Şüphesiz ki, Allah onların ne yaptıklarını bilir.
veAnd notdeğildirisbuthisKur'anthe Quranuydurulmuşthatgetirilirdi(it could be) producedbaşkası tarafındanbyAllah'tan başkaother than AllahAllah'tandırother than Allahve ancakbutdoğrulayıcıdır(it is) a confirmationarasındakini(of that) whichondan önceki(was) before itiki eli(was) before itve açıklayıcıdırand a detailed explanationKitab'ı(of) the Bookşüphe yoktur(there is) noşüphedoubtondain itRabbi'ndendirfromRab(the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 10:37 Bu Kur'ân, Allah'dan başkası tarafından uydurulamaz, lâkin kendinden önceki kitapları tasdik eder ve o kitabı (levhi mahfuzu) ayrıntılı olarak açıklar. Onda şüphe edilecek hiç bir şey yoktur. Âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.
yoksaOrdiyorlar(do) they sayO'nu kendisi uydurduHe has invented itde kiSaygetirinThen bringbir surea Surahonun benzerilike itve çağırınand callgücünüz yeteniwhoeveryapabilirsinyou canbaşkabesides AllahAllah'tan başkabesides AllahAllah'tanbesides Allaheğerifisenizyou aredoğru sözlütruthful
🇹🇷 10:38 "Onu o (peygamber) uydurdu" mu diyorlar? De ki; "Haydi siz de onun gibi bir sûre getirin ve Allah'dan başka, çağırabileceğiniz kim varsa onu da yardıma çağırın. Eğer sözünüzde sadık iseniz (bunu yapın).
hayırNayyalanladılarthey deniedşeyiwhatkavrayamadıklarınotkuşatamazlarthey could encompassilmini(of) its knowledgeveand notkendilerine gelmeyenhas come (to) themyorumuits interpretationböyleThusyalanlamışlardıdeniedkimseler dethoseonlardan önceki(ler)before themonlardan öncebefore thembir bakthen seenasılhowolduğunawassonlarının(the) endzalimlerin(of) the wrongdoers
🇹🇷 10:39 Hayır. Onlar bilgileriyle kavrayamadıkları, te'vili de kendilerine hiç gelmemiş olan bir şeyi yalan saydılar. Bunlardan önce gelip geçenler de yine böyle inkâr etmişlerdi, amma bak zalimlerin akıbeti nasıl oldu.
ve içlerinde vardırAnd of themkimse(is one) whoiman edenbelievesonain itve içlerinde vardırand of themkimse(is one) whoiman etmeyen de(does) notiman ederlerbelieveonain itve RabbinAnd your Lorddaha iyi bilir(is) All-Knowerbozguncularıof the corrupters
🇹🇷 10:40 Onlardan ona (Kur'ân'a) inanacaklar da var, inanmayacaklar da var. Rabbin fesatçıları en iyi bilendir.
ve eğerAnd ifseni yalanlarlarsathey deny youde kithen saybanadırFor mebenim yaptığım(are) my deedsve sizedirand for yousizin yaptığınız(are) your deedssizYouuzaksınız(are) disassociatedbenim yaptığımdanfrom whatyaparımI dove ben deand I amuzağımdisassociatedsizin yaptıklarınızdanfrom whatyaparsınızyou do
🇹🇷 10:41 Eğer seni inkâr etmeyi sürdürürlerse, de ki; "Benim amelim bana, sizin ameliniz de size aittir. Benim yapacağım sizi ilgilendirmez, sizin yapacağınız da beni ilgilendirmez."
içlerinde vardırAnd among themkimseler(are some) whodinleyenlerlistensenito yousenBut (can) youduyurabilecek misin?cause the deaf to hearsağırlaracause the deaf to hearüstelikeven thoughakıl etmiyorlarsathey [were]değil(do) notakıl ederleruse reason
🇹🇷 10:42 İçlerinden seni dinlemeye gelenler de var. Sen, sağırlara, üstelik akılsız da olanlara dinletebilir misin?
ve onlardan vardırAnd among themkimseler(are some) whobakan(lar)looksanaat yousenBut (can) youdoğru yola iletebilecek misin?guidekörlerithe blindve eğereven thoughgörmüyorlarsathey [were]değil(do) notgörürlersee
🇹🇷 10:43 İçlerinden sana bakanlar da var. Fakat sen, körlere, üstelik basiretleri de yoksa hidayet edip yol gösterebilecek misin?
şüphesizIndeedAllahAllahhaksızlık etmez(does) notzulümwronginsanlarathe peoplehiçbir(in) anythingancakbutinsanlarthe peoplekendi kendilerinewrong themselveshaksızlık ederlerwrong themselves
🇹🇷 10:44 Şurası kesindir ki Allah, insanlara zerre kadar zulmetmez. Ne var ki, insanlar kendi kendilerine zulmedip duruyorlar.
ve günAnd the Dayonları toplayacağımızHe will gather themsanki gibias ifkalmamışlarthey had not remainedkalmamışlardıthey had not remainedbileexceptbir anı kadaran hourgündüzdenofgündüzthe daytanışırlarthey will recognize each otherkendi aralarındabetween themmuhakkakCertainlyzarara uğramışlardır(will have) lostkimselerthose whoyalanlayan(lar)deniedkavuşmayıthe meetingAllah'a(with) Allahveand notdoğru yola girmeyenlerthey werehidayete erenlerthe guided ones
🇹🇷 10:45 Allah'ın onları haşredip toplayacağı günde, sanki onlar dünyada gündüz bir parça kalmışlar da aralarında tanışmışlar gibi olacak. Allah'ın huzuruna çıkacaklarına inanmamış ve doğru yolu tutmamış olanlar hiç şüphesiz en büyük ziyana uğramış olacaklar.
veyaAnd whethersana göstersekWe show youbir kısmınısomeonlara vaadettiklerimizin(of) that whichonlara vadettikWe promised themya daorseni vefat ettirsekWe cause you to diesonuçta bizedirthen to Usonların dönüşü(is) their returnsonrathenAllahAllahşahittir(is) a Witnessüzerineoverşeywhatonların yaptıklarıthey do
🇹🇷 10:46 Onlara vaad ettiğimizin bir kısmını sana göstersek de, göstermeden seni vefat ettirsek de, sonunda onların dönüşü bize olacak. Sonra onların ne yapacaklarına Allah şahit olacaktır.
ve hepsi için vardırAnd for everyümmetinnationbir peygamberi(is) a Messengerne zaman kiSo whengeldiğindecomesPeygamberleritheir Messengerhükmedilirit will be judgedaralarındabetween themadaletlein justiceve onlarand theyhaksızlığa uğratılmazlar(will) nothaksızlığa uğratılırbe wronged
🇹🇷 10:47 Her ümmetin bir peygamberi vardır. O peygamberleri gelince aralarında adaletle hüküm verilir. Onlar hiç zulüm görmezler.
ve diyorlar kiAnd they sayne zamandır?Whenbu(will) thisvaad edilenthe promise (be fulfilled)eğerifisenizyou aredoğru sözlütruthful
🇹🇷 10:48 Onlar, "Eğer doğru söylüyorsanız bu vaad ne zaman yerine gelecek?" diyorlar.
de kiSayben dokunduramamNotgücüm yeterI have powerkendimefor myselfbir zarar(for) any harmveyaand notyarar(for) any profitbaşkaexceptdilediğindenwhatAllah dilerAllah willsAllah'ınAllah willshepsi için vardırFor everyümmetinnationbir eceli(is) a termzamanWhengeldiğicomesecelleritheir termnethen notöne alınırlarthey remain behindbir saatan hourne deand notgeriye bırakılırlarthey can precede (it)
🇹🇷 10:49 De ki, "Ben, Allah'ın dilediğinin dışında kendi kendime ne bir zarar ne bir fayda verebilirim". Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri gelince artık ne bir an geri, ne bir an ileri gidebilirler.
de kiSaysöyleyin bakalımDo you seeeğerifsize gelirsecomes to youO'nun azabıHis punishmentgece vakti(by) nightveyaorgündüz(by) dayne diyewhat (portion)acele ediyorlarof it would (wish to) hastenbundaof it would (wish to) hastensuçlularthe criminals
🇹🇷 10:50 De ki: "O'nun azabı size geceleyin uykuda veya güpe gündüz gelecek olsa, ne dersiniz? Günahkârların onu alelacele istemeleri için ne sebep vardır?"
(ondan) sonra mı?Is (it) thenzaman kiwhennewhengerçekleşti(it had) occurredinanacaksınızyou (will) believeonain itşimdi mi?NowelbetteAnd certainlysizyou wereonuseeking to hasten itacele istiyordunuzseeking to hasten it
🇹🇷 10:51 Bu azap meydana geldikten sonra mı iman edeceksiniz, yoksa şimdi mi? Halbuki onun çarçabuk gelmesini istiyordunuz.
sonraThendenilirit will be saidkimselereto those whozulmeden(lere)wrongedtadınTasteazabıpunishmentsonsuzthe everlastingmusunuz?Are you (being) recompensedcezalandırılıyorAre you (being) recompensedbaşkasıylaexceptolduklarınızdanfor whatidinizyou used (to)kazanıyor(lar)earn
🇹🇷 10:52 Sonra o zulüm yapanlara "Tadın bakalım şu ebedi azabı!" denilecek. Vaktiyle kazandığınızdan başkası ile mi cezalandırılacaksınız?"
senden soruyorlarAnd they ask you to informgerçek mi?Is it trueOIs it truede kiSayevetYesRabbime yemin ederim kiby my Lordşüphesiz oIndeed, itgerçektir(is) surely the truthve değil(siniz)and notsizyouaciz bırakacak(can) escape (it)
🇹🇷 10:53 "O azap gerçek mi?" diye sana soruyorlar. De ki; "Evet. Rabbim hakkı için o kesin bir gerçektir. Ve siz bundan yakayı kurtaramazsınız."
ve şayetAnd ifşüphesizthatherfor everynefissoulzulmeden(that) wrongedne varsawhateveryeryüzünde(is) inyeryüzüthe earthfidye olarak verirdiit (would) seek to ransomonuwith itve açığa vururlarand they (will) confidepişmanlıklarınıthe regretzamanwhengördüklerithey seeazabıthe punishmentve hüküm verilirBut will be judgedaralarındabetween themadaletlein justiceve onlarand theyhaksızlığa uğratılmazlar(will) nothaksızlığa uğratılır(be) wronged
🇹🇷 10:54 Zulüm yapmış olan herkes, azabı görünce yeryüzündeki her şeyin sahibi olsa da, (o azaptan kurtulmak için) hepsini feda ederdi. Ve içten içe pişmanlık duyardı. Fakat aralarında adaletle hüküm verilir ve hiçbirine zulüm yapılmaz.
iyi bilin kiNo doubtşüphesizindeedAllah'ındırfor Allaholanların tümü(is) whatevergöklerde(is) ingöklerthe heavensve yerdeand the earthİyi bilin kiNo doubtşüphesizindeedvaadettiği(the) Promise of AllahAllah'ın(the) Promise of Allahgerçektir(is) trueancakButonların çoğumost of thembilmiyorlar(do) notbilirlerknow
🇹🇷 10:55 Haberiniz olsun ki, göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Açın gözünüzü, Allah'ın vaadi muhakkak ki, haktır, gerçektir. Lâkin onların çoğu bunu bilmezler.
OHediriltirgives lifeve öldürürand causes deathve O'naand to Himdöndürülürsünüzyou will be returned
🇹🇷 10:56 O, hem can veren, hem can alandır. Ve hepiniz O'na döndürülüp götürüleceksiniz.
EyO mankindinsanlarO mankindmuhakkakVerilysize gelmiştirhas come to youbir öğütan instructionRabbinizdenfromRabbinyour Lordve bir şifaand a healingolanlar içinfor whatgönüllerde(is) ingöğüslerinizyour breastsve bir hidayetand guidanceve rahmetand mercymü'minler içinfor the believers
🇹🇷 10:57 Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüller derdine bir şifa, müminlere bir hidayet ve rahmet geldi.
de kiSaylütfuylaIn the BountyAllah'ın(of) Allahve rahmetiyleand in His Mercyişte bununlaso in thatsevinsinlerlet them rejoicebuIthayırlıdır(is) betterşeylerdenthan whatbiriktirdiklerithey accumulate
🇹🇷 10:58 De ki, "Allah'ın ihsanıyla ve rahmetiyle, yalnızca bunlarla sevinç duysunlar. Bu, onların biriktirip durduklarından daha hayırlıdır."
de kiSaygörmüyor musunuz?Have you seenindirdiğiniwhatindirildi(has been) sent downAllah'ın(by) Allahsizefor yourızıktanofrızık(the) provisionve sizin kıldığınızıand you have madeondanof it(bir kısmını) haramunlawful(bir kısmını) helaland lawfulde kiSayAllah mı?Has Allahizin verdipermittedsize[to] youyoksaorkarşıaboutAllah'aAllahiftira (mı) ediyorsunuzyou invent (lies)
🇹🇷 10:59 De ki, "Baksanıza, Allah sizin için nice rızıklar indirdi, siz onlardan bir kısmını haram, bir kısmını helâl yaptınız". De ki, "Size Allah mı izin verdi, yoksa siz Allah'a iftira mı ediyorsunuz?"
ve nedir?And whatzanları(will be the) assumptionkimselerin(of) those whouyduranlarıninventkarşıagainstAllah'aAllahyalanthe liegünü (hakkında)(on) the Daykıyamet(of) the JudgmentşüphesizIndeedAllahAllahsahibidir(is) surely Full (of) Bountylütuf(is) surely Full (of) Bountykarşıtoinsanlarathe mankindve ancakbutonların çoğumost of themşükretmezler(are) notşükredengrateful
🇹🇷 10:60 Allah'a yalanı iftira edenler kıyamet gününü ne sanıyorlar? Allah, insanlara çok ihsanda bulunmuştur, lâkin insanların çoğu şükretmezler.
ve neAnd notolsanızyou aredurumda[in]hiçbir durumany situationve neand notokusanızyou reciteonun hakkındaof itKur'andanfromKur'an(the) Quranne neand notyapsanızyou doyapılacaklardananyameldeedancakexceptbizWe aresizin üzerinizeover youşahidizwitnesseszamanwhensiz daldığınızyou are engagedonain itdeğildirAnd notgizliescapesRabbindenfromRabbinyour Lord(bir şey)ofağırlığınca(the) weightzerre(of) an atomyerdeinyeryüzüthe earthne deand notgökteingöklerthe heavensne deand notdaha küçüğüsmallerbundanthanşuthatve ne deand notdaha büyüğügreaterancakbutkitaptadır(is) inbir kitapa Recordapaçıkclear
🇹🇷 10:61 Hangi işi yaparsan yap, Kur'ân'dan ne okursan oku, ne işte çalışırsan çalış, unutmayın ki, siz ona dalıp gitmişken, biz sizin üzerinizde şahidiz. Ne yerde, ne de gökte zerre kadar hiç bir şey Rabbinin gözünden kaçmaz. Ne zerreden daha küçük, ne de ondan daha büyük! Ancak bunların hepsi apaçık bir kitaptadır.
iyi bilin kiNo doubtşüphesizIndeeddostları için(the) friendsAllah'ın(of) Allahyoktur(there will be) nokorkufearonlaraupon thenveand notonlartheyüzülmeyeceklerdirwill grieve
🇹🇷 10:62 Açın gözünüzü! Allah'ın dostları üzerine ne korku vardır, ne de onlar mahzun olurlar.
kimseler;Those whoonlar iman edenbelieveveand aresakınanlarconscious (of Allah)
🇹🇷 10:63 Onlar ki, iman etmişler ve Allah'a karşı gelmekten sakınmışlardır.
onlar için vardırFor themmüjdeler(are) the glad tidingshayatındainhayatthe lifedünya(of) the worldveand inahirettethe HereafterolmazNodeğişmechangesözlerinde(is there) in the WordsAllah'ın(of) AllahişteThatbuiskurtuluşturthe successbüyükthe great
🇹🇷 10:64 Onlara dünya hayatında da, ahiret hayatında da müjdeler vardır. Allah'ın sözlerinde değişiklik yoktur. İşte bu en büyük kurtuluştur.
seni üzmesinAnd (let) notseni üzergrieve youonların sözleritheir speechşüphesizIndeedyücelikthe honorAllah'ındır(belongs) to AllahtamamenallOHeduyandır(is) the All-Hearerbilendirthe All-Knower
🇹🇷 10:65 Habibim, onların lafları seni üzmesin. Çünkü şan ve şeref bütünüyle Allah'ındır. O her şeyi işitiyor, hepsini görüyor.
iyi bilin kiNo doubtşüphesizIndeedAllah'ındırto Allah (belongs)kim varsawhoevergöklerde(is) ingöklerthe heavensve kim varsaand whoeveryerde(is) inyeryüzüthe earthveAnd notuymuyorlarfollowkimselerthose whotapınan(lar)invokebaşkalarınaother than AllahAllah'tan başkaother than AllahAllah'tanother than Allahortak koştuklarınapartnersancakNotonlar uyuyorlarthey followsadecebutzannathe assumptionveand notonlartheysadecebutsaçmalıyorlarguess
🇹🇷 10:66 Açın gözünüzü! Göklerde kim var, yerde kim varsa hep Allah'ındır. Allah'dan başkasına tapanlar dahi, Allah'a ortak koştuklarına uymuş olmuyorlar, ancak zanna uymuş oluyorlar. Ve yalandan başka bir şey söylemiyorlar.
O'durHeo ki(is) the One Whoyaratanmadesizin içinfor yougeceyithe nightdinlenmeniz içinthat you may restondain itve gündüzüand the dayaydınlatıcı olarakgiving visibilityşüphesizIndeedbundainşuthatayetler vardırsurely (are) Signsbir topluluk içinfor a peopleduyan(who) listen
🇹🇷 10:67 O, öyle bir Allah'dır ki, içinde dinlenesiniz diye sizin için geceyi, göresiniz diye de gündüzü yaptı. Elbette bunda söz dinleyecek olan bir kavim için âyetler (ibretler) vardır.
dedilerThey sayedindiAllah has takenAllahAllah has takençocuka sonO bundan münezzehtirGlory be to HimOHehiç bir şeye ihtiyacı olmayandır(is) the Self-sufficientO'nundurTo Him (belongs)ne varsawhatevergöklerde(is) ingöklerthe heavensve ne varsaand whateveryerde(is) inyeryüzüthe earthyokturNotsizinyou havehiçbiranydelilinizauthoritybu konudafor thissöylüyor musunuz?Do you sayhakkındaaboutAllahAllahşeyiwhatbilmediğiniznotbilirsinizyou know
🇹🇷 10:68 Dediler ki: "Allah, kendine çocuk edindi". O, böyle şeylerden münezzehtir. O, müstağnidir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. Bu hususta elinizde hiç bir delil yoktur. Allah'a karşı bilmediğiniz bir şeyi neden söylüyorsunuz?
de kiSayşüphesizIndeedkimselerthose whouyduran(lar)inventhakkındaagainstAllahAllahyalanthe liekurtuluşa eremezlerthey will not succeedkurtuluşa ermezlerthey will not succeed
🇹🇷 10:69 De ki: Allah'a iftira edenler elbette felah bulmazlar.
bir geçim sürerlerAn enjoymentdünyadaindünyathe worldsonrathenbizedirto Usdönüşleri(is) their returnsonrathentattırırızWe will make them tasteazabıthe punishmentşiddetlithe severedolayıbecauseolmalarındanthey used toinkâr ediyor(lar)disbelieve
🇹🇷 10:70 Dünyadaki zevkler çabuk biter. Sonra dönüşleri bize olacaktır. Daha sonra da inkâr ettiklerinden dolayı o çetin azabı biz onlara tattıracağız.
okuAnd reciteonlarato themkıssasınıthe newsNuh'un(of) Nuhhaniwhenşöyle söylemiştihe saidkavmineto his peopleEy kavmimO my peopleeğerIfiseisağırhardsizeon youaranızda durmammy stayve size hatırlatmamand my remindingayetlerinithe Signs of AllahAllah'ınthe Signs of Allahbilin kithen onAllah'aAllahgüvendimI put my trustsiz de toplanınSo you all resolveişiniz hakkındayour planortaklarınızlaand your partnerssonraThenolmasınlet not beolmasınlet not beişiniz(in) your plankendi aranızdafor youbir dertany doubtsonraThenuygulayıncarry (it out)bana karşıupon meveand (do) notbana mühlet vermeyingive me respite
🇹🇷 10:71 Bir de onlara Nuh'un kıssasını oku: Hani o bir zamanlar kavmine demişti ki: "Ey kavmim, eğer benim aranızda duruşum ve Allah'ın âyetleriyle öğüt verişim size ağır geliyorsa, şunu bilin ki, ben yalnızca Allah'a dayanmışımdır, artık siz ve ortaklarınız her ne yapacaksanız toplanıp bütün gücünüzle karar veriniz. Sonra bu işiniz size dert olmasın. Sonra bana ne yapacaksanız yapın, bana mühlet de vermeyin".
eğerBut ifyüz çevirirsenizyou turn awaysizden istemiş değilimthen notsizden istedimI have asked youhiç biranyücretrewardbenim ecrimNotbenim mükâfatım(is) my rewardancakbutaittironAllah'aAllahve ben emrolundumand I have been commandedolmaklathatolayımI beMüslümanlardanofmüslümanlarthe Muslims
🇹🇷 10:72 Eğer yüz çevirirseniz çevirin, ben de sizden bir ücret istemedim ya! Benim mükafatımı ancak Allah verir. Ve ben O'nun emrine boyun eğen müslümanlardan olmakla emrolundum.
yine de onu yalanladılarBut they denied himancak biz onu kurtardıkso We saved himve olanlarıand (those) whoonunla beraber(were) with himgemideingemithe shipve onları yaptıkand We made themhalifelersuccessorsve suda boğdukand We drownedkimselerithose whoyalanlayan(ları)deniedayetlerimiziOur Signsbir bakThen seenasılhowolduğunawassonlarının(the) enduyarılanların(of) those who were warned
🇹🇷 10:73 Buna rağmen yine de onu inkâr ettiler. Biz de onu ve gemide kendisiyle beraber olanları kurtardık. Ve onları yeryüzüne halifeler yaptık. Âyetlerimizi inkâr edenleri ise suda boğduk. Bak işte uyarılanların akıbeti nasıl oldu.
sonraThengönderdikWe sentonun ardındanafter himondan sonraafter himpeygamberleriMessengerskavimlerinetokavimleritheir peoplegetirdilerand they came to themaçık belgelerwith clear proofsancakBut notonlarthey wereinanmadılarto believeşeylerewhatyalanladıklarıthey had deniedonu[it]daha öncebeforeöncebeforeişte böyleThusmühürlerizWe sealüzerini[on]kalplerithe heartsaşırı gidenlerin(of) the transgressors
🇹🇷 10:74 Sonra onun arkasından birçok peygamberleri kavimlerine gönderdik. Onlara açık mucizelerle geldiler. Fakat onlar bir defa yalan dediklerine sonuna kadar bir türlü inanmadılar. İşte biz, haddi aşanların kalblerini böyle mühürleriz.
sonraThengönderdikWe sentonların ardındanafter themonlardan sonraafter themMusa'yıMusave Harun'uand HarunFiravunatoFiravunFiraunve onun ileri gelenlerineand his chiefsayetlerimizlewith Our Signsancak onlar büyüklendilerbut they were arrogantve oldularand werebir topluluka peoplesuçlucriminal
🇹🇷 10:75 Sonra bunların arkasından Musa ile Harun'u âyetlerimizle Firavun'a ve cemaatine gönderdik. İman etmeyi kibirlerine yediremediler ve günahkâr bir kavim oldular.
ne zaman kiSo whenonlara gelincecame to themgerçekthe truthkatımızdanfrom Uskatımızdanfrom Usdedilerthey saidşüphesizIndeedbuthisbir sihirdir(is) surely, a magicapaçıkclear
🇹🇷 10:76 Kendilerine tarafımızdan hak gelince, "Muhakkak ki bu, apaçık bir sihirdir." dediler.
dediMusa saidMusaMusa saidböyle mi diyorsunuz?Do you saygerçekabout the truthzamanwhensize geldiğiit has come to yousihir midir?Is this magicbuIs this magicveBut (will) notkurtuluşa ermezlersucceedsihirbazlarthe magicians
🇹🇷 10:77 Musa dedi ki, "Size hak gelince, ona böyle mi diyorsunuz? Bu sihir midir?" Halbuki sihirbazlar iflah olmazlar.
dedilerThey saidmi geldiniz?Have you come to usbizi çevirmek içinto turn us away(yol)danfrom thatbulduğumuzwe foundüzerindeon itatalarımızıour forefathersve olmasıand you two (may) haveikiniz içinand you two (may) havebüyüklüğünthe greatnessyeryüzündeinyerthe land(fakat) değilizAnd we (are) notbizAnd we (are) notsize(in) you twoiman edecekbelievers
🇹🇷 10:78 Dediler ki: "Sen bizi, atalarımızdan kalan yoldan çeviresin de yeryüzünde saltanat ikinizin olsun diye mi geldin? Biz ikinize de inanmayız".
ve dedi kiAnd Firaun saidFiravunAnd Firaun saidbana getirinBring to mebütüneverysihirbazlarımagicianbilginlearned
🇹🇷 10:79 Firavun da: "Bana bütün bilgili sihirbazları toplayıp getirin!" dedi.
ne zaman kiSo whengelincecameSihirbazlarthe magiciansdedisaidonlarato themMusaMusaatınThrowşeyleriwhateversizyouatacağınız(wish to) throw
🇹🇷 10:80 Sihirbazlar gelince, Musa onlara: "Ortaya ne atacaksanız atın!" dedi.
zamanThen whenattıklarıthey (had) throwndedi kiMusa saidMusaMusa saidşeylerWhatsizin getirdiğinizyou have brought(onunla)[it]sihirdir(is) the magicşüphesizIndeedAllahAllahonu boşa çıkaracaktırwill nullify itşüphesizIndeedAllahAllahdüzeltmez(does) notdüzeltirleramendişlerinithe workbozguncuların(of) the corrupters
🇹🇷 10:81 Onlar ortaya atınca Musa dedi ki, "Sizin yaptığınız şey sihirdir. Muhakkak ki, Allah onu iptal edecektir. Şüphe yok ki, Allah fesatçıların işlerini düze çıkarmaz."
ortaya çıkarırAnd Allah will establishAllahAnd Allah will establishhakkıthe truthsözleriyleby His wordsşayeteven ifhoşlanmasalar dadislike itsuçlularthe criminals
🇹🇷 10:82 Allah, hakkın hak ve gerçek olduğunu kelimeleriyle ispat eder, günahkârların hoşuna gitmese de
olmadıBut noneiman edenbelievedMusa'yaMusabaşkaexceptbir genç takımdan(the) offspringkavmindenamongkavmihis peoplekorkusuylaforkorkarlarfearFiravundanofFiravunFiraunve adamlarınınand their chiefskötülük etmelerilestonlara işkence ederlerthey persecute themve şüphesizAnd indeedFiravunFirauniyice büyüklenmişti(was) a tyrantyeryüzündeinyeryüzüthe earthve şüphesiz oand indeed, hekimselerdendi(was) ofçok aşırı gidenthe ones who commit excesses
🇹🇷 10:83 Firavun ve adamlarının kendilerini belaya uğratacağı korkusundan dolayı Musa'ya kendi kavminin bir oymağından başka kimse iman etmedi. Çünkü orada Firavun çok üstün idi ve o kesinlikle aşırı giden taşkınlardandı.
ve dedi kiAnd Musa saidMusaAnd Musa saidEy kavmimO my peopleeğerIfsizyou haveiman ettiysenizbelievedAllah'ain AllahO'nathen on Himgüveninput your trusteğerifsizyou areteslim olduysanızMuslims
🇹🇷 10:84 Musa dedi ki: "Ey kavmim! Siz gerçekten Allah'a iman ettinizse, O'na samimiyetle teslim olan müslümanlardan oldunuzsa artık O'na güvenin!"
onlar da dediler kiThen they saidAllah'aUponAllahAllahgüvendikwe put our trustRabbimizOur Lordbizi kılma(Do) notbizi yapmake usbir fitnea trialtopluluğu içinfor the people zalimlerthe wrongdoers
🇹🇷 10:85 Onlar da: "Biz Allah'a güvendik. Ey Rabbimiz, bizi o zalim kavmin fitnesine uğratma!" dediler.
ve bizi kurtarAnd save usrahmetinleby Your Mercytopluluğundanfrominsanlarthe people kâfirlerthe disbelievers
🇹🇷 10:86 "Bizi rahmetinle o kâfir kavmin elinden kurtar!"
ve vahyettikAnd We inspiredMusa'yatoMusaMusave kardeşineand his brotherdiyethathazırlayınSettlekavminiz içinyour peopleMısır'dain Egyptevler(in) housesve edinin (diye)and makeevleriniziyour housesibadethane(as) places of worshipve kılın (diye)and establishnamazthe prayerve müjdeleAnd give glad tidingsMü'minleri(to) the believers
🇹🇷 10:87 Biz Musa ile kardeşine şöyle vahyettik: "Kavminiz için Mısır'da birtakım evler hazırlayın ve evlerinizi kıbleye karşı yapın ve namazı kılın ve müminlere müjde verin."
ve dedi kiAnd Musa saidMusaAnd Musa saidRabbimizOur Lordşüphesiz senIndeed, Youverdinhave givenFiravun'aFiraunve adamlarınaand his chiefssüs(ler)splendorve mallarand wealthhayatındainhayatthe lifedünya(of) the worldRabbimizOur Lordsaptırmaları için mi?That they may lead astraysenin yolundanfromyolunYour wayRabbimizOur Lordyok etDestroyonların mallarını[on]mallarıtheir wealthve bağlaand hardenüzerini[on]kalplerinintheir hearts(ki) iman etmesinlerso (that) notiman ederlerthey believekadaruntilgörünceyethey seeazabıthe punishment acıklıthe painful
🇹🇷 10:88 Musa dedi: "Ey Rabbimiz! Sen Firavun'a ve adamlarına şu dünya hayatında göz kamaştırıcı zenginlik ve bol bol servet verdin. Ey Rabbimiz! Senin yolundan saptırsınlar diye mi? Ey Rabbimiz! Onların mallarını sil süpür ve kalblerine sıkıntı düşür. Çünkü onlar o acıklı azabı görmedikçe iman etmeyecekler."
(Allah) dedi kiHe saidmuhakkakVerilykabul edildihas been answeredduanız(the) invocation of both of youdoğru yolda devam edinSo you two (keep to the) straight wayveAnd (do) notuymayınfollowyollarına(the) waykimselerin(of) those whobilmeyen(lerin)(do) notbilirlerknow
🇹🇷 10:89 Allah buyurdu: "Her ikinizin de duası kesinlikle kabul olundu. Siz yine doğru ve dürüst olmaya devam edin. Kendini bilmeyenlerin yoluna sakın uymayın."
ve geçirdikAnd We took acrossoğullarını(the) Childrenİsrail(of) Israel denizdenthe seaonların peşlerine düştülerand followed themFiravunFiraunve askerleri deand his hoststaşkınlıkla(in) rebellionve düşmanlıklaand enmitysonundauntilzamanwhenonu yakaladığıovertook himboğulmathe drowningdedihe saidiman ettimI believeelbettethatolmadığına(there is) noilahgodbaşkaexceptkimsedenthe Oneiman ettiğiin Whom believekendisinein Whom believeoğullarınınthe Children of Israelİsrailthe Children of Israelve ben deand I amMüslümanlardanımofmüslümanlarthe Muslims
🇹🇷 10:90 Ve sonra İsrailoğulları'nı denizden aşırdık. Firavun, düşmanca saldırmak için derhal adamlarını ve askerlerini arkalarına düşürdü. Ta ki, suda boğulmaya başlayınca "İnandım, gerçekten de İsrailoğulları'nın iman ettiğinden başka tanrı yoktur. Ben de ona teslim olanlardanım." dedi.
şimdi mi?NowoysaAnd verilyisyan etmiştinyou (had) disobeyeddaha öncebeforeve olmuştunand you werebozgunculardanofbozguncularthe corrupters
🇹🇷 10:91 Şimdi mi? Oysa bundan önce hep isyan etmiştin ve fesatçılardan idin.
bugünSo todaykurtaracağızWe will save yousenin bedeniniin your bodyolman içinthat you may bekimseler içinfor (those) whokendinden sonrakisucceed youbir ibreta signgerçekte iseAnd indeedçoğumanyinsanlardanamonginsanlarthe mankindayetlerimizdenofayetlerimizOur Signshabersizdirler(are) surely heedless
🇹🇷 10:92 Biz de bugün senin bedenini arkandan gelenlere bir ibret olsun diye kurtaracağız. Bununla beraber, insanların birçoğu âyetlerimizden yine de gafildirler.
andolsunAnd verilyyerleştirdikWe settledoğullarını(the) Childrenİsrail(of) Israelbir yere(in) a settlementiyihonorableve onları rızıklandırdıkand We provided themtemiz şeylerlewithtemiz şeylerthe good thingsayrılığa düşmedilerand notayrılığa düşerlerthey differkadaruntilkendilerine gelinceyecame to themilimthe knowledgeşüphesizIndeedRabbinyour Lordhükmünü verirwill judgearalarındabetween themgünü(on) the Daykıyamet(of) the Resurrectionhususlardaconcerning whatolduklarıthey used (to)onda[in it]ayrılığa düştükleridiffer
🇹🇷 10:93 Gerçekten İsrailoğulları'nı çok güzel bir yurda yerleştirdik ve onlara hoş nimetlerden rızıklar verdik. Anlaşmazlığa düşmeleri de kendilerine ilim geldikten sonra oldu. Şüphe yok ki, Rabbin, o anlaşmazlığa düştükleri konularda kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.
eğerSo ifisenyou areiçindeinkuşkudoubtşeydenof whatindirdiğimizWe have revealedsanato youo halde sorthen askkimselerethose whookuyan(lara)(have been) readingkitapthe Booksenden öncebefore yousenden öncebefore youandolsun kiVerilysana geldihas come to yougerçekthe truthRabbindenfromRabbinyour Lordsakınso (do) notolmabeşüpheye düşenlerdenamongşüphe edenlerthe doubters
🇹🇷 10:94 Sana indirdiklerimizde herhangi bir şüpheye düşersen, senden önce kitap okuyanlara sor. Andolsun ki, sana Rabbinden hak gelmiştir. Sakın şüphe edenlerden olma!
ve sakınAnd (do) notolmabekimselerdenofonlar kithose whoyalanlayan(lar)denyayetlerini(the) Signs of AllahAllah'ın(the) Signs of Allahyoksa olursunthen you will behüsrana uğrayanlardanamonghüsrana uğrayanlarthe losers
🇹🇷 10:95 Ve sakın Allah'ın âyetlerini inkar edenlerden olma, sonra hüsrana uğrayanlardan olursun.
şüphesizIndeedkimselerthose [whom]kesinleşmiş olan(lar)has become duehaklarındaon themsözü(the) WordRabbinin(of) your Lordiman etmezlerwill notiman ederlerbelieve
🇹🇷 10:96 Doğrusu, aleyhlerinde Rabbinin hükmü kesinleşmiş olanlar imana gelmezler.
bileEven ifgelsecomes to thembütüneveryayetlerSignkadaruntilgörünceyethey seeazabıthe punishment acıklıthe painful
🇹🇷 10:97 Onlara bütün mucizeler hep birden gelse, yine de o acıklı azabı görünceye kadar inanmazlar.
bulunsaydı ya!So why notbir kasabawashiçbir beldeany towniman edenthat believedkendine yarar sağlayanand benefited itimanıits faithdışındaexceptkavmininthe peopleYunus(of) Yunusne zaman kiWheniman ettilerthey believedkaldırdıkWe removedüzerlerindenfrom themazabını(the) punishmentrezillik(of) the disgracehayatındainhayatthe lifedünyaof the worldve onları yararlandırdıkand We granted them enjoymentbelli bir süreye kadarforbir sürea time
🇹🇷 10:98 Fakat o vakit iman edip de imanları kendilerine fayda vermiş bir kasaba olsaydı? Ancak Yunus'un kavmi iman ettikleri vakit, dünya hayatında o rezillik azabını üzerlerinden kaldırmış ve bir süre onları rahata kavuşturmuştuk.
ve şayetAnd ifdileseydi(had) willedRabbinyour Lordiman ederdisurely, (would) have believedkimselerwhobulunan(are) inyeryüzündethe earthhepsiall of themtoplucatogethersen mi?Then, will youzorlayacaksıncompelinsanlarıthe mankindkadaruntiloluncayathey becomemü'minbelievers
🇹🇷 10:99 Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde kim varsa hepsi toptan iman ederlerdi. O halde insanları hep mümin olsunlar diye sen mi zorlayacaksın?
değildirAnd notmümkünishiç kimseninfor a souliman etmesitoiman ederlerbelievedışındaexceptizniby (the) permissionAllah'ın(of) AllahO gönderirAnd He will placeiğrenç azabıthe wrathüzerlerineonkimselerinthose whoakıl erdiremeyen(ler)(do) notakıl ederleruse reason
🇹🇷 10:100 Allah'ın izni olmadıkça hiçbir kişinin iman etmesi mümkün değildir. Akıllarını kullanmayanlar üzerine Allah bir uğursuzluk yükler.
de kiSaybir bakınSeeneler olduğunawhatgöklerde(is) ingöklerthe heavensve yerdeand the earthbir şey kazandırmazBut notfayda verirwill availayetlerthe Signsve uyarılarand the warnersbir topluluğatobir kavima peopleiman etmeyen(who do) notiman ederlerbelieve
🇹🇷 10:101 De ki: "Göklerde ve yerde olup bitenlere dikkatle bakın!" Fakat o uyarmalar ve o âyetler, iman etmeyen bir kavme fayda vermez ki!
mı?Then dobekliyorlarthey waitbaşkasınıexceptbenzerindenlike(başlarına gelen) günlerinthe daysgeçmiş olanların(of) those whogelip geçtipassed awaykendilerinden öncebefore themonlardan öncebefore themde kiSaybekleyin bakalımThen waitşüphesiz ben deindeed, I (am)sizinle birliktewith youbekleyenlerdenimamongbekleyenlerthe ones who wait
🇹🇷 10:102 Onlar, kendilerinden önce gelmiş geçmiş olanların uğradıkları felaket günleri gibisinden başkasını mı bekliyorlar? De ki, "Bekleyin, ben de sizinle beraber bekleyenlerden olacağım."
SonraThenkurtarırızWe will savepeygamberlerimiziOur Messengersve kimseleriand those whoiman eden(leri)believeişte böyleThusbir haktır(it is) an obligationüzerimizeupon Uskurtarmak(that) We saveMü'minlerithe believers
🇹🇷 10:103 Sonra biz, peygamberlerimizi ve iman edenleri kurtarırız. İşte biz böyleyiz. Müminleri kurtarmak üzerimize düşen bir görevdir.
de kiSayEyO mankindinsanlarO mankindeğerIfisenizyou areiçindeinbir kuşkudoubtbenim dinimdenofdinimmy religion(bilin ki)then notben tapmıyorumI worshipşeylerethose whomsizin taptıklarınızyou worshipbaşkabesides AllahAllah'tan başkabesides AllahAllah'tanbesides Allahancakbutkulluk ederimI worshipAllah'aAllahsizin canınızı alacak olanthe One Whosizi öldürürcauses you to dieve ben emrolundumAnd I am commandedolmaklathatolayımI bemü'minlerdenofmüminlerthe believers
🇹🇷 10:104 De ki: "Ey insanlar! Eğer benim dinimde bir şüpheniz varsa, şunu bilin ki, Allah'ı bırakıp da sizin taptıklarınıza tapmam. Lâkin sizin de canınızı alacak olan Allah'a taparım. Bana müminlerden olmam emredilmiştir".
veAnd thatçevirDirectyüzünüyour facedineto the religionhanif olanuprightveand (do) notolmabeortak koşanlardanofmüşriklerthe polytheists
🇹🇷 10:105 "Ayrıca yüzünü tevhid dininden ayırma ve sakın müşriklerden olma!" (diye emrolundum).
veAnd (do) nottapmainvokebırakıpbesides AllahAllah'tan başkabesides AllahAllah'ıbesides Allahşeylerewhatsana yararı dokunmayan(will) notsize fayda verirbenefit youne deand notsana zararı dokunmayanharm youeğerBut ifböyle yaparsanyou did soşüphesiz senindeed, youo zamanthen (will be)zalimlerden olursunofzalimlerthe wrongdoers
🇹🇷 10:106 "Ve Allah'dan başka, sana faydası da, zararı da dokunmayacak olan şeylere yalvarma! Eğer yalvarırsan, o zaman hiç şüphesiz sen zalimlerden olursun.
eğerAnd ifsana verirseAllah touches youAllahAllah touches youbir sıkıntıwith adversityyoktur(there is) nogiderecekremoveronuof itbaşkaexceptO'ndanHimve eğerand ifsenin için dilerseHe intends for youbir iyilikany goodyokturthen (there is) nogeri çevirecekrepellerO'nun lütfunu(of) His BountyverirHe causes it to reachbunuHe causes it to reachkimseyewhomdilediğiHe willskullarındanofkullarıHis slavesve OAnd Hebağışlayıcıdır(is) the Oft-Forgivingmerhamet edicidirthe Most Merciful
🇹🇷 10:107 Ve eğer Allah, sana bir zarar dokunduracak olursa, onu O'ndan başka giderecek yoktur. Ve eğer sana bir hayır dilerse, o zaman da O'nun hayrını engelleyebilecek kimse yoktur. O, lütfunu dilediği kuluna nasip eder. Allah çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidir.
de kiSayEyO mankindinsanlarO mankindmuhakkakVerilysize gelmiştirhas come to youhakthe truthRabbinizdenfromRabbinyour LordkimSo whoeverhidayet bulursa(is) guidedşüphesizthen onlyhidayet bulmuştur(he is) guidedkendi yararınafor his soulve kim deand whoeversapıtırsa;goes astrayşüphesizthen onlysapıtmıştırhe strayskendi aleyhineagainst itdeğilimAnd I am notbenAnd I am notsizin üzerinizeover youbir vekila guardian
🇹🇷 10:108 De ki: "Ey insanlar! İşte size Rabbinizden hak geldi. Artık kim hidayeti kabul ederse kendi canı için kabul etmiş olur. Kim sapıklık ederse kendi zararına sapıklık etmiş olur. Ve ben sizin üzerinize vekil değilim."
uyAnd followşeyewhatvahyedilenis revealedsanato youve sabretand be patientkadaruntilhükmünü verinceyeAllah gives judgmentAllahAllah gives judgmentve OAnd Heen hayırlısıdır(is) the Besthüküm verenlerin(of) the Judges
🇹🇷 10:109 Sana vahyolunana uy! Ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. Çünkü O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.