بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Elif Lâm RâAlif Lam Rabir Kitap'tır(This is) a Booksağlamlaştırılmışare perfectedayetleriits Versessonramoreoveretraflıca açıklanmışexplained in detailtarafındanfrom (he One Who)o kimseden kifrom (he One Who)hikmet sahibi(is) All-Wiseve her şeyden haberdarAll-Aware
🇹🇷 11:1 ElifLâmRâ. Bu öyle bir kitaptır ki, âyetleri muhkem kılınmış, sonra da herşeyden haberdar olan hikmet sahibi Allah tarafından âyetleri ayrıntılı olarak açıklanmıştır.
öyle kiThat "Notkulluk etmeyinyou worshipbaşkasınabutAllah'tanAllahşüphesiz benIndeed, I amsizeto youO'nun tarafındanfrom Himbir uyarıcıyıma warnerve müjdeleyiciyimand a bearer of glad tidings
🇹🇷 11:2 (Şöyle ki:) Allah'dan başkasına kulluk etmeyin. Ben size O'nun tarafından müjde vermek ve uyarmak için gönderilmiş gerçek bir peygamberim.
veAnd thatbağışlanma dileyinSeek forgivenessRabbinizden(of) your Lordsonraandtevbe edinturn in repentanceO'nato Himsizi yararlandırsınHe will let younimetlerdenenjoygüzela goodbir süreye kadarforbir ecela termbelirliappointedve versinAnd giveher(to) everysahibineownerihsan(of) gracekendi ihsanınıHis Graceve eğerBut ifyüz çevirirsenizyou turn awaygerçekten benthen indeed, Ikorkarımfearsizin hakkınızdafor youazabından(the) punishmentbir günün(of) a Great Daybüyük(of) a Great Day
🇹🇷 11:3 Ve Rabbinizin mağfiretini isteyin, sonra ona tevbe edin ki sizi, belli bir süreye kadar güzel güzel yaşatsın. Ve her fazilet sahibine layık olduğu ihsanı versin. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin için büyük bir günün azabından korkarım.
Allah'adırToAllahAllahdönüşünüz(is) your returnve Oand Heüzerine(is) onhereveryşeythinggüç yetirendirAll-Powerful
🇹🇷 11:4 Dönüşünüz yalnızca Allah'adır. O'nun da herşeye gücü yeter.
iyi bilin kiNo doubtonlarTheybükerlerfold upgöğüslerinitheir breastsgizlenmek içinthat they may hideondanfrom Himyine iyi bilin kiSurelyne zamanwhenbürünselerthey cover (themselves)elbiselerine(with) their garmentsbilirHe knowsşeyleriwhatgizlediklerithey concealve şeyleriand whataçığa vurduklarıthey revealşüphesiz OIndeed, Hebilendir(is) All-Knowerolanıof whatgönüllerde(is in) the breasts
🇹🇷 11:5 Dikkat edin! Görmüyor musunuz, onlar düşmanlıklarını gizlemek için göğüslerini çeviriyorlar. İyi bilin ki, onlar örtülerine bürünürlerken, neyi gizleyip, neyi açığa vurduklarını Allah biliyor. Muhakkak ki Allah, gönülde gizlenenleri de bilir.
12. Cüz
ve yokturAnd nothiçbiranycanlımoving creatureyeryüzündeinyeryüzüthe earthait olmayanbutüzerindeonAllah'aAllahrızkı(is) its provisionve O bilirAnd He knowsonun karar kıldığı yeriits dwelling placeve emanet bırakıldığı yeriand its place of storage(bunların) hepsiAllbir Kitap'tadır(is) inbir kitapa Recordapaçıkclear
🇹🇷 11:6 Yeryüzünde rızkı Allah'a ait olmayan hiçbir canlı yoktur. O, onların karar kıldıkları yerleri de, emaneten durdukları yerleri de bilir. Onların hepsi apaçık bir kitaptadır.
ve O'durAnd Heyaratan(is) the One Whoyarattıcreatedgöklerithe heavensve yeriand the earthiçindeinaltısixgünepochsikenand His throne wasO'nun Arş'ıand His throne wasüzerindeonsuthe watersizi denemek içinthat He might test [you]hanginizinwhich of youdaha güzel (olduğunu)(is) bestamelinin(in) deedve şayetBut ifonlara dersenyou sayşüphesiz sizIndeed, youdiriltileceksiniz(will be) resurrectedsonraaftersonraafterölümden[the] deathhemen derlersurely would saykimselerthose whoinkar eden(ler)disbelieveddeğildirThis is notbuThis is notbaşkabutbir sihirdena magicapaçıkclear
🇹🇷 11:7 O, öyle bir Allah'dır ki, hanginizin daha güzel amel işleyeceğini imtihan etmek için gökleri ve yeri altı günde yarattı. Arşı da su üstündeydi. Onlara "öldükten sonra tekrar dirileceksiniz" dersen, o kâfirler de kesinlikle sana: " Bu apaçık bir sihirden başka birşey değildir." diyecekler.
ve şayetAnd ifgeciktirsekWe delayonlardanfrom themazabıthe punishmentiçinforbir sürea timesayılıdeterminedmutlaka derlerthey will surely saynedir?Whatonu alıkoyandetains ithaberiniz olsun kiNo doubtgün(On) the Dayo geldiğiit comes to themdeğildirnotgeri çevrilecek(will be) avertedkendilerindenfrom themve kuşatırand will surroundonlarıthemşeywhatolduklarıthey used (to)onumock at [it]alaya alıyor(lar)mock at [it]
🇹🇷 11:8 Ve eğer bunlardan bir kısmının göreceği azabı belli bir süreye kadar erteleyecek olursak, o zaman da "onu engelleyen nedir ki?" diyecekler. İyi bilin ki, o azap onlara geldiği gün kendilerinden geri çevrilecek değildir. Ve o alay ettikleri şey kendilerini kuşatmış olacaktır.
şayetAnd iftattırsakWe give man a tasteinsanaWe give man a tastekatımızdan(of) Mercy from Usbir rahmet(of) Mercy from Ussonrathenonu geri alsakWe withdraw itondanfrom himo hemen olurindeed, heümitsiz(is) despairingbir nankör(and) ungrateful
🇹🇷 11:9 Ve şayet insana tarafımızdan bir rahmet tattırır, sonra da onu kendisinden geri alırsak, şüphesiz o ümitsiz ve nankör bir kimse olur.
ve şayetBut ifona tattırırsakWe give him a tastebir nimet(of) favorsonraafterbir darlıktanhardshipkendisine dokunan(has) touched himmutlaka dersurely, he will saygittiHave gonekötülüklerthe evilsbendenfrom meşüphesiz oIndeed, heşımarık(is) exultantve böbürlenendir(and) boastful
🇹🇷 11:10 Ve şayet ona dokunan bir sıkıntıdan sonra bir nimet tattırırsak, "Artık benden bütün kötülükler silinip gitti." der, mutlaka böbürlenir ve şımarır.
ancak hariçtirExceptkimselerthose whosabreden(ler)(are) patientve ameller işleyenlerand dosalihthe good deedsiştethoseonlara vardırfor thembağışlanma(will be) forgivenessve ecirand a rewardbüyükgreat
🇹🇷 11:11 Ancak (her iki halde de) sabır gösterip iyi ameller işleyenler müstesnadır. İşte onlara bir mağfiret ve büyük bir mükafat vardır.
belki deThen possibly youbırakacaksın(may) give upbir kısmınıa partvahyedilenin(of) whatvahyolunuris revealedsanato youve daralacakand straitenedonunlaby itgöğsünyour breastdolayıbecausedemelerindenthey saydeğil miydi?Why notindirilmeliis sent downonafor himbir hazinea treasureveyaorgelmelihas comeberaberindewith himbir melekan AngelancakOnlysenyoubir uyarıcısın(are) a warnerAllah iseAnd Allahüzerine(is) onhereveryşeythingvekildira Guardian
🇹🇷 11:12 (Ey Resulüm!) Şimdi belki sen, "Ona bir hazine indirilse, ya da beraberinde bir melek gezip dolaşsa ya!" diyorlar diye sana vahyolunan vahyin bir kısmını terkedecek olursun ve bundan dolayı da göğsün daralır. Sen yalnızca bir uyarıcısın. Allah ise her şeye vekildir.
yoksaOrdiyorlar mı?they sayonu kendisi uydurduHe has fabricated itde kiSaygetirinThen bringon (tane)tensureSurahsonun benzerilike ituydurulmuşfabricatedve çağırınand callgücünüzyeteniwhoeveryapabilirsinyou canbaşkabesides AllahAllah'tan başkabesides AllahAllah'tanbesides Allaheğerifisenizyou aredoğru sözlütruthful
🇹🇷 11:13 Yoksa "onu kendi uydurdu" mu diyorlar? O halde sen de onlara de ki: "Haydi siz de onun gibi uydurulmuş on sûre getirin. Allah'dan başka çağırabileceğiniz kim varsa onları da yardıma çağırın. Eğer doğru söylüyorsanız" (bunu yaparsınız).
eğerThen if notcevap veremezlersethey respondsizeto youbilin kithen knowdoğrusu othatindirilmiştirit was sent downilmiylewith the knowledge of AllahAllah'ınwith the knowledge of Allahve şüphesizand thatyoktur(there is) noilahgodbaşkaexceptO'ndanHimartık olur musunuz?Then, wouldsizeyouMüslüman(be) Muslims
🇹🇷 11:14 Yok eğer bunun üzerine size cevap vermedilerse, artık bilin ki, bu Kur'ân ancak Allah'ın ilmiyle indirilmiştir. O'ndan başka ilâh yoktur. Artık müslüman oluyorsunuz, değil mi?
kimlerWhoever [is]isterseWhoever [is]arzulardesireshayatınıthe lifedünya(of) the worldve süsünüand its adornmentskarşılıklarını tam veririzWe will repay in fullonlarato themyaptıklarının(for) their deedsoradathereinve onlaraand theyoradain itbir noksanlık yapılmazwill not be lessenedeksiltilmezwill not be lessened
🇹🇷 11:15 Her kim dünya hayatını ve güzelliklerini isterse biz onlara amellerinin karşılığını orada tamamen öderiz. Bu hususta kendilerine bir densizlik yapılmaz.
bunlarThosekimselerdir(are) the ones who olmayan(is) notkendileri içinfor themahiretteinahiretthe Hereafterbaşka bir şeyexceptateştenthe Fireve boşa gitmiştirAnd (has) gone in vainişledikleriwhatyaptılarthey didoradathereinve geçersizdirand (is) worthlessolduklarıwhatidilerthey used (to)yapmaktado
🇹🇷 11:16 Fakat onlar öyle kimselerdir ki, ahirette kendilerine ateşten başka bir şey yoktur. İşledikleri şeyler orada boşuna gitmiştir. Zaten bütün yaptıkları da batıldır.
kimse gibi midir?Then is he whoolanisüzereonaçık bir delila clear proofRabbindenfromRabbihis Lordve onu izleyenand recites itbir şahita witnessO'nun tarafındanfrom Himveand before itondan önceand before itkitabı (elinde bulunan)(was) a BookMusa'nın(of) Musabir rehber(as) a guideve rahmet olanand (as) mercyişte bunlarThoseiman ederlerbelieveonain itve kimBut whoeverinkar edersedisbelievesonuin ittopluluklardanamongfırkalarthe sectsateştirthen the Firekendisine vaadedilen(will be) his promised (meeting) placehiç olmaSo (do) notolbeiçindeinşüphedoubtbundanabout itşüphesiz buIndeed, itbir gerçektir(is) the truthRabbindenfromRabbinyour Lordancakbutçoğumostinsanların(of) the peopleiman etmezler(do) notiman ederlerbelieve
🇹🇷 11:17 O dünyayı isteyenler, hiç Rabbinden açık bir belge üzere olan kimse gibi midir? O belgeyi yine Allah'dan gelen bir şahid olarak Kur'ân izliyor, ondan önce de bir rehber ve rahmet olan kitap, Musa'nın kitabı yine onu destekliyor. Böyle olanlar Kur'ân'a inanırlar. Hangi hizipten olursa olsun kim onu inkâr ederse, ona vaad edilen yer ateştir. İşte bütün bunlardan dolayı sen de bu Kur'ân'dan şüphe içinde olma. Kesinlikle o haktır, Rabbindendir. Fakat insanların çoğu iman etmezler.
kim olabilir?And whodaha zalim(is) more unjustkimsedenthan (he) whouyduraninventskarşıagainstAllah'aAllahyalana liebunlarThosesunulurlarwill be presentedüzerinebeforeRabblerinetheir Lordve derlerand will sayşahitlerthe witnessesişte bunlardırThese (are)kimselerthose whoyalan söyleyen(ler)liedkarşıagainstRabblerinetheir Lordhaberiniz olsunNo doubtlaneti(The) curse of AllahAllah'ın(The) curse of Allahüzerinedir(is) onzalimlerinthe wrongdoers
🇹🇷 11:18 Üstelik bir yalanı Allah'a iftira edenden daha zalim kim olabilir? Bunlar Rablerinin huzuruna arzolunacaklar, şahitler de şöyle diyecekler: "İşte bunlar Rablerine karşı yalan söyleyenlerdir". İyi bilin ki: Allah'ın laneti zalimlerin üzerinedir.
onlarThose whoalıkoyarhinderyolundanfromyol(the) wayAllah'ın(of) Allahve onda ararlarand seek (in) itçarpıklıkcrookednessve onlar (ararlar)while theyahiretiin the Hereafteronlar[they]inkar edenlerdir(are) disbelievers
🇹🇷 11:19 Onlar ki, Allah yolundan döndürmeye çalışırlar ve o yolu eğri büğrü yapmak isterler. Üstelik onlar, evet onlar ahirete de inanmazlar.
onlarThosedeğillerdirnotolacakwill beaciz bırakacak(able to) escapeyeryüzündeinyeryüzüthe earthyokturand notonlarınisonlar içinfor thembaşkabesidesbaşkabesidesAllah'tanAllahdostlarıanydostlarprotectorskat kat artırılırAnd will be doubledonlar içinfor themazabthe punishmentonlarNotidilerthey weregüç yetiremezlerdiableişitmeye(to) hearveand notonlarthey used (to)göremezlerdisee
🇹🇷 11:20 Onlar yeryüzünde (herkesi) yıldıracak değillerdir. Kendilerini koruyacak Allah'dan başka kimseleri de yoktur. Onların azabı kat kat olacaktır. Üstelik onlar hakkı işitmeye tahammül edemiyorlardı ve de görmüyorlardı.
işte onlarThosekimselerdir(are) the ones whozarara sokan(lardır)(have) lostkendilerinitheir soulsve kaybolmuşturand lostyanlarındanfrom themşeyler(is) whatuydurduklarıthey useduydurmak(to) invent
🇹🇷 11:21 Onlar kendilerine yazık etmiş olan kimselerdir. O iftira edip uydurdukları da kendilerinden yüz çevirip gitmişlerdir.
yokNoşüphedoubtonlarthat theyahiretteinahiretthe Hereafteronlar[they]en fazla zararlı çıkanlardır(will be) the greatest losers
🇹🇷 11:22 Kesinlikle bunlar ahirette de en ziyade hüsrana uğrayacak olanlardır.
şüphesiz kiIndeedkimselerthose whoiman eden(ler)believeve işleyenlerand doiyi işlergood deedsve gönülden boyun eğenlerand humble themselvesRabblerinebeforeRableritheir Lordişte onlarthoseehlidirler(are the) companionscennet(of) Paradiseonlartheyoradain itkalıcıdırlar(will) abide forever
🇹🇷 11:23 Fakat iman edip salih amel işleyenler ve Rablerine karşı edepli olanlar, güvenen ve itaat edenler var ya, işte bunlar da cennet ehlidirler. Onlar orada ebedi kalırlar.
durumu(The) exampleiki topluluğun(of) the two partieskörün durumu gibidir(is) like the blindve sağırınand the deafve göreninand the seerve işiteninand the hearermidir?Areikisi eşitthey equaldurumları(in) comparisonİbret almıyor musunuz?Then, will notöğüt alırsınızyou take heed
🇹🇷 11:24 Bu iki ayrı grubun meseli, kör ve sağır ile gören ve işiten gibidir. Bunlar hiç eşit olabilirler mi? Hâlâ düşünmeyecek misiniz?
ve andolsunAnd verilygöndermiştikWe sentNuh'uNuhkendi kavminetokavmihis peopleşüphesiz benIndeed, I amsizin içinto youbir uyarıcıyıma warnerapaçıkclear
🇹🇷 11:25 Andolsun ki, vaktiyle Nuh'u da kavmine gönderdik, O, onlara şöyle dedi: "Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım."
diyeThatkulluk etmeyin(do) notibadet edinworshipbaşkasınaexceptAllah'tanAllahşüphesiz benIndeed, Ikorkuyorum[I] fearsizin hakkınızdafor youazabından(the) punishmentbir günün(of) a Dayacıklıpainful
🇹🇷 11:26 "Allah'dan başkasına ibadet etmeyin! Ben, size gelecek acı bir günün azabından korkarım."
dediler kiSo saidileri gelenlerithe chiefsinkar eden(of) those whoinkâr ettilerdisbelievedkavmindenfromkavmihis peoplebiz seni görmüyoruzNotseni görüyoruzwe see youbaşkabutbir insandana manbizim gibilike usveand notgörmüyoruzwe see yousana uyduğunufollowed [you]başkasınınexceptolandanthose whokendisi[they]en aşağılıklarımız(are) the lowest of ussığ (görüşlü)immature in opinion(sığ) görüşlüimmature in opinionveAnd notgörmüyoruzwe seesizinin youbize karşıover ushiçanyüstünlüğünüzümeritaksinenayzannediyoruz ki sizwe think youyalancılarsınız(are) liars
🇹🇷 11:27 Buna karşılık, kavminin ileri gelen kâfirlerinden bir kısmı dediler ki: "Biz seni bizim gibi insanlardan biri olarak görüyoruz, başka değil. İlk bakışta bizim ayak takımımızdan başkasının senin arkana düştüğünü görmüyoruz. Sizin bizden fazla bir meziyetinizi de görmüyoruz. Aksine sizi yalancılar sanıyoruz."
dedi kiHe saidEy kavmimO my peopleNe dersiniz?Do you seeeğerifben isemI wasüzereonbir delil(the) clear proofRabbimdenfromRabbimmy Lordve bana vermişsewhile He has given mebir rahmetmercykatındanfromkendisiHimselfbu gizli bırakılmış isebut (it) has been obscuredsizefrom youbiz sizi zorlayacak mıyız?should We compel you (to accept) itsizwhile you (are)onuaverse to itistemediğiniz haldeaverse to it
🇹🇷 11:28 Nuh dedi ki; "Ey kavmim! Peki şu söyleyeceğime ne diyeceksiniz? Ben Rabbimden apaçık bir delil üzere isem ve O, bana kendi tarafından bir rahmet bahşetmişse, size de onu görecek göz verilmemişse biz, istemediğiniz halde onu size zorla mı kabul ettireceğiz?"
ve Ey kavmimAnd O my peoplesizden istemiyorumnotsizden isterimI ask (of) youbunun karşılığındafor itbir malany wealthbenim ecrimNotbenim mükâfatım(is) my rewardyalnızcaexceptaittirfromAllah'aAllahve değilimAnd notbenI amkovacakgoing to drive awaykimselerithose whoiman eden(leri)believedşüphesiz onlarIndeed, theykavuşacaklardır(will) be meetingRabblerinetheir Lordancak benbut Isizi görüyorumsee youbir topluluk olarak(are) a peoplecahillik edenignorant
🇹🇷 11:29 "Ey kavmim! Ben sizden herhangi bir mal mülk istemiyorum. Benim mükafatım ancak Allah'a aittir. Ve ben ona iman edenleri kovacak değilim. Onlar elbette Rablerine kavuşacaklar. Fakat ben de sizi cahillik eden bir kavim görüyorum."
Ey kavmimAnd O my peoplekimWhobana yardımcı olabilirwould help mekarşıagainstAllah'aAllaheğerifonları kovsamI drove them awaydüşünmüyor musunuz?Then, will notöğüt alırsınızyou take heed
🇹🇷 11:30 "Ey kavmim, ben onları etrafımdan kovacak olursam, Allah'dan beni kim kurtarabilir? Siz hiç düşünmez misiniz?"
ben demiyorumAnd notderimI saysizeto youbenim yanımdadır(that) with mehazineleri(are the) treasuresAllah'ın(of) Allahveand notbilmiyorumI knowgaybıthe unseenveand notdemiyorumI sayşüphesiz benthat I ammeleğim (diye)an Angelveand notdiyememI saykimseler içinfor those whomküçük gördüklerilook down upongözlerinizinyour eyesonlara vermeyecektirneverAllah onlara verecek miwill Allah give themAllahwill Allah give thembir hayırany goodAllahAllahdaha iyi bilirknows bestolanıwhatiçlerinde(is) inonların kenditheir soulsben gerçektenIndeed, Io zamanthenkimselerden olurum(will be) surely ofzulmedenthe wrongdoers
🇹🇷 11:31 Ben size "Allah'ın hazineleri benim yanımdadır." demiyorum ki. Ben size "Ben bir meleğim." de demiyorum. O sizin kendinize göre, hor gördükleriniz hakkında "Allah onlara hiçbir hayır vermez." de demiyorum. Onların içlerindeki niyeti, en iyi Allah bilir. (Bu söylediklerimin aksini iddia etseydim) asıl o zaman zalimlerden olurdum.
dediler kiThey saidEy NuhO NuhmuhakkakIndeedbizimle tartıştınyou disputed with usçok ileri gittinand you (have been) frequentbizimle tartışmanda(in) dispute with usgetir bakalımSo bring usşeyiwhatbize vaadettiğinyou threaten us (with)eğerifisenyou aredoğru sözlülerdenofdoğru söyleyenlerthe truthful
🇹🇷 11:32 Dediler ki; "Ey Nuh! Bizimle didişip durdun, didişmende de çok ileri gittin. Eğer doğru söylüyorsan, bizi tehdit ettiğin şu azabı getir de görelim."
(Nuh) dediHe saidancakOnlysize getirirwill bring it (on) youonuwill bring it (on) youAllahAllaheğerifdilerseHe willsve değilsinizand notsizyou (are)O'nu aciz bırakacakone who (can) escape (it)
🇹🇷 11:33 Nuh dedi ki; "Onu ancak Allah dilerse getirir. Ve siz O'nu yıldıracak değilsiniz."
veAnd (will) notsize yarar vermezbenefit youöğüdümmy adviceeğer(even) ifistesem deI wishöğüt vermektoöğüt veririm[I] advisesize[to] youeğerifAllahit was Allah'sAllah'ındıit was Allah'sdilersewillsizi azgınlığa düşürmeyitosizi saptırırlet you go astrayOHe (is)sizin Rabbinizdiryour Lordve O'naand to Himdöndürüleceksinizyou will be returned
🇹🇷 11:34 Ben size öğüt vermek istemiş olsam da, eğer Allah sizi helâk etmeyi murad ediyorsa, zaten öğüt vermemin size bir faydası olmaz. Rabbiniz O'dur ve nihayet O'na döndürüleceksiniz.
yoksaOrdiyorlar (mı?)(do) they sayonu uydurduHe has invented itde kiSayeğerIfonu ben uydurduysamI have invented itbenim üzerimedirthen on mesuçum(is) my crimeancak benbut I amuzağıminnocentsizin suçlarınızdanof whatişlediğiniz suçlarcrimes you commit
🇹🇷 11:35 Yoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? De ki; "Eğer uydurdumsa vebali benim boynumadır. Bense sizin yüklendiğiniz vebalden uzağım".
vahyolunduAnd it was revealedNuh'atoNûhNuhgerçektenThatkimse iman etmeyecekwill neveriman ederlerbelievekavmindenfromkavminyour peopledışındaexceptkimselerin(those) who(şimdiye kadar)have alreadyiman edenbelievedüzülmeSo (do) notsıkılma(be) distresseddolayıby whatonların yaptıklarındanthey have beenyaparakdoing
🇹🇷 11:36 Ayrıca Nuh'a şöyle vahyettik: "Bil ki kavminden şimdiye kadar iman etmiş olanlardan başka artık kimse iman etmeyecektir. Onun için yaptıkları şeylerden dolayı kederlenme."
ve yapAnd constructgemiyithe shipbizim gözetimimiz altındaunder Our Eyesve vahyimizleand Our inspirationbana hitap (dua) etmeand (do) notBana başvurmaaddress Mehakkındaconcerningkimselerthose whozulmeden(ler)wrongedonlarindeed, they (are)suda boğulacaklardırthe ones (to be) drowned
🇹🇷 11:37 Bizim gözetimimiz altında ve vahyimize göre gemiyi yap. Zulüm yapanlar hakkında da bana bir şey söyleme. Çünkü onlar kesinlikle suda boğulacaklardır.
ve yapıyorduAnd he was constructinggemiyithe shipve ne zamanand every timeyanından geçsepassedonunby himileri gelenler(the) chiefskavmindenofkavmihis peoplealay ediyorlardıthey ridiculedonunla[of] himdedi kiHe saideğerIfalay edersenizyou ridiculebizimleusmuhakkak biz dethen wealay edeceğizcan ridiculesizinleyougibiassizin alay ettiğinizyou ridicule
🇹🇷 11:38 Gemiyi yapıyordu, kavminden bazı ileri gelen gruplar, onun yanından gelip geçtikçe, onunla alay ediyorlardı. Nuh dedi ki: "Bizimle eğleniyorsunuz, biz de sizinle tıpkı bizimle eğlendiğiniz gibi alay edip eğleneceğiz."
yakındaAnd soonbileceksinizyou will knowkime(on) whomgeleceğiniwill comeazabına punishmentrezil edici(that) will disgrace himve ineceğiniand will descendbaşınaon himazabına punishmentkalıcılasting
🇹🇷 11:39 O perişan edici azabın kime geleceğini ve o sürekli azabın kimin başına ineceğini ilerde bileceksiniz.
sonundaTillzamanwhengeldiğicameemrimizOur commandve kaynadığındaand overflowedtandırthe ovendedik kiWe saidbindirLoadonain ither şeydenofher türevery kindçiftia pairikişertwove aileniand your familydışındakiexceptolanlarwhoöncedenhas precededaleyhlerineagainst himhüküm verilmişthe wordveand whoeveriman edenleribelievedveAnd notzaten iman etmemiştibelievedonunla beraberwith himdışındaexceptçok az kimsea few
🇹🇷 11:40 Nihayet emrimiz geldiği ve tennur (tandır veya geminin kazanı) tutuşup parladığı zaman dedik ki; "Erkeği ve dişisi olan her canlıdan ikişer tane, aleyhlerinde hüküm verilmiş olanların dışında, aileni ve iman etmiş olanları geminin içine yükle". Zaten beraberinde iman edenler çok az idi.
ve dedi kiAnd he saidhaydi bininEmbarkonain itadıyladırin the nameAllah'ınof Allahyüzmesi de(is) its courseve durması daand its anchorageşüphesizIndeedRabbimmy Lordbağışlayıcıdır(is) certainly Oft-Forgivingrahmet edicidirMost Merciful
🇹🇷 11:41 Nuh dedi ki; "Allah'ın adıyla binin içine. Onun akışı da, duruşu da (O'nun adıyladır). Hiç şüphesiz Rabbim gerçekten çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir.
(Gemi)And itgeçirirkensailedonlarıwith themiçindenondalgalarınthe wavesdağlar gibi;like mountainsve seslendiand Nuh called outNuhand Nuh called outoğluna(to) his sonve o (idi)and he wasbir kenarda[in]ayrıapartEy oğulcağızımO my songel binEmbarkbizimle birliktewith usve değiland (do) notolmabeberaberwithkâfirlerlethe disbelievers
🇹🇷 11:42 Gemi içindekilerle birlikte, dağlar gibi dalgalar arasında akıp gidiyordu. Nuh ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna bağırdı: "Yavrucuğum, gel, bizimle beraber bin! Kâfirlerle beraber olma!"
(O) dedi kiHe saidsığınacağımI will betake myselfbir dağatobir dağa mountaino beni korur(that) will save mesudanfromsuthe waterdedi kiHe saidyoktur(There is) nokurtulacakprotectorbugüntodayemrindenfromAllah'ın emrithe Command of AllahAllah'ınthe Command of Allahdışındaexceptkimselerin(on) whommerhamet ettiğiHe has mercybu sırada girdiAnd camearalarına(in) between thembir dalgathe wavesve o da olduso he wasboğulanlardanamongboğulanlarthe drowned
🇹🇷 11:43 O, dedi ki; "Ben, beni sudan koruyacak bir dağa çıkacağım". Nuh da "Bu gün Allah'ın merhamet ettiğinden başkasını, Allah'ın bu emrinden koruyacak kimse yoktur." dedi. Derken dalga aralarına giriverdi. O da boğulanlardan oldu.
ve denildiAnd it was saidey yerO earthçekSwallowsuyunuyour waterve ey gökand O skysen de tutWithholdve çekildiAnd subsidedsuthe waterve bitirildiand was fulfilledişthe Commandve oturduAnd it restedüzerineonCudi'ninthe Judive denildiAnd it was saidyok olsunAwaytopluluğuwith the peoplezalimlerthe wrongdoers
🇹🇷 11:44 Allah tarafından denildi ki: "Ey yeryüzü suyunu yut! Ey gökyüzü sen de suyunu kes! Ve sular çekildi. Emir yerine gelmiş oldu. Gemi de Cudi dağı üzerine oturdu. O zalim kavme böylece dünyadan uzak olun denildi.
ve seslendiAnd Nuh calledNuhAnd Nuh calledRabbine(to) his Lordve dedi kiand saidRabbimO my LordşüphesizIndeedoğlummy sonbenim ailemdendir(is) ofailemmy familyve şüphesizand indeedsenin vaadinYour promisehaktır(is) trueve senand Youen iyi hükmedenisin(are) the Most Justhükmedenlerin(of) the judges
🇹🇷 11:45 Nuh Rabbine niyaz edip dedi ki: "Ey Rabbim! Oğlum benim ehlimdendi senin vaadin de elbette haktır ve gerçektir. Ve sen hakimler hakimisin."
(Allah) dedi kiHe saidey NuhO Nuhşüphesiz oIndeed, hedeğildir(is) notsenin ailendenofailenyour familyelbette oindeed, [he]bir iş yapmıştı(his) deedolmayan(is) other thaniyirighteousbenden istemeso (do) notBenden isteyinask Mebir şeyi(about) whatolmayannotseninyou havehakkındaof itbilginany knowledgeşüphesiz benIndeed, Iseni sakındırıyorumadmonish youolmanılestolursunyou bebilgisizlerdenamongcahillerthe ignorant
🇹🇷 11:46 Allah: "Ey Nuh! O kesinlikle senin ehlin (âilen)'den değildir. Çünkü o salih olmayan bir amelin sahibidir. Hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme! Ben, seni, cahillerden olmaktan sakındırırım."
dediHe saidRabbimO my Lordmuhakkak benIndeed, Isığınırımseek refugesanain Yousenden istemektenthatSenden istememI (should) ask Youbir şeyiwhatolmayannotbenimI havehakkındaof itbilgimknowledgeeğerAnd unlessbağışlamazsanYou forgivebenimeve bana rahmet etmezsenand You have mercy on meolurumI will behüsrana uğrayanlardanamonghüsrana uğrayanlarthe losers
🇹🇷 11:47 Nuh: "Ey Rabbim! Ben bilmediğim bir şeyi istemiş olmaktan dolayı sana sığınırım. Sen beni bağışlamazsan, bana merhamet etmezsen ben hüsrana uğrayanlardan olurum.
denildi kiIt was saidey NuhO NuhinGo downselam ilewith peacebizdenfrom Usve bereketlerleand blessingssanaon youve üzerineand onümmetlerthe nationsolanlardanfrom thoseseninle birliktewith youve (bazı) ümmetlereBut (to other) nationsgeçimlik vereceğizWe will grant enjoymentsonrathenonlara dokunacaktırwill touch thembizdenfrom Usbir azapa punishmentacıklıpainful
🇹🇷 11:48 "Ey Nuh!" denildi, " Bizden bir selâm sana ve seninle birlikte olanlardan gelecek ümmetlere, kutluluk dileğiyle gemiden in. İlerde kendilerini bir çok nimetten faydalandıracağımız, sonra da bu yüzden kendilerine tarafımızdan acıklı bir azap dokunacaknice ümmetler olacaktır."
bunlarThishaberlerindendir(is) fromhaberthe newsgayb(of) the unseenvahyettiğimiz(which) We revealsanato youdeğildinNotsenyou wereonu biliyorknowing it(ne) senyouve ne deand notsenin kavminyour peopleöncefromöncebeforebundanthissabretSo be patientşüphesizindeedsonuçthe endtakva sahiplerinindir(is) for the God fearing
🇹🇷 11:49 İşte bunlar gayb haberlerindendir. Bunları sana vahiyle bildiriyoruz. Bundan önce bunları ne sen bilirdin, ne de kavmin. O halde sabret, akıbet muhakkak muttakilerindir.
ve (kavmin)eAnd toAdAadkardeşleri(We sent) their brotherHud'u (gönderdik)Huddedi kiHe saidey kavmimO my peoplekulluk edinWorshipAllah'aAllahyokturnotsizin için(is) for youhiç biranyilahgodO'ndan başkaother than HimsizNotsenyouancak(are) butyalan uyduranlarsınızinventors
🇹🇷 11:50 Âd kavmine de kardeşleri Hud'u gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka bir ilâhınız yoktur. Siz sadece iftira edip duruyorsunuz."
Ey kavmimO my peoplesizden istemiyorumNotsizden isterimI ask youbunun içinfor itbir ücretany rewardbenim ücretimNotbenim mükâfatım(is) my rewardyalnızcaexceptaittirfrombeni yaratanathe One Whobeni yarattıcreated meakıl etmiyor musunuz?Then will notakıl edersinizyou use reason
🇹🇷 11:51 "Ey kavmim! Bu iş için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak beni yaratana aittir. Artık akıllanmayacak mısınız?"
ve Ey kavmimAnd O my peoplebağışlanma dileyinAsk forgivenessRabbinizden(of) your Lordsonrathentevbe edinturn in repentanceO'nato HimgöndersinHe will sendgökten(from) the sky (rain)üzerinizeupon youbolca yağmur(in) abundanceve katsınand increase yougüç(in) strengthgücünüze(added) togücünüzyour strengthyüz çevirmeyinAnd (do) notyüz çevirirlerturn awaysuçlular olarak(as) criminals
🇹🇷 11:52 "Ey kavmim! Rabbinizden mağfiret isteyin, sonra O'na tevbe edin ki, üzerinize gökten bol bol bereket indirsin ve sizi kuvvetinize kuvvet katarak çoğaltsın. Gelin günahkâr olarak dönüp gitmeyin."
dediler kiThey saidEy HudO Hudsen bize getirmedinYou have not brought usbize getirmedinYou have not brought usbir belgeclear proofsve değilizand notbizwebırakacak(will) leaveilahlarımızıour godssenin sözünleonsözünüzyour sayingve değilizand notbizwe (are)sanain youinanacakbelievers
🇹🇷 11:53 Dediler ki; "Ey Hud! Sen bize açık bir mucize getirmedin. Biz de senin sözünle tanrılarımızı terk etmeyiz. Ve biz sana inanmayız."
diyoruz kiNotderizwe saysadeceexcept (that)seni çarpmışhave seized youbazılarısomeilahlarımızdan(of) our godsfenawith evildedi kiHe saidşüphesiz benIndeed, Işahit tutuyorum[I] call Allah to witnessAllah'ı[I] call Allah to witnessve şahid olunand (you) bear witnesselbette benthat I amuzağıminnocentortak koştuklarınızdanof whatortak koşarsınızyou associate
🇹🇷 11:54 "Ancak şu kadarını diyebiliriz ki; "tanrılarımızdan bazısı seni fena çarpmış". O da dedi ki; "Allah'ı şahit tutuyorum, siz de şahid olun ki ben, Allah'a koştuğunuz ortaklardan uzağım."
O'ndan başkaOther than HimO'ndan başkaOther than Himhaydi bana tuzak kurunSo plot against mehep birlikteall togethersonrathenbana hiç göz açtırmayın(do) notbana süre vergive me respite
🇹🇷 11:55 "O'ndan başka herşeyden uzağım, artık hepiniz toplanın bana istediğiniz tuzağı kurun, sonra hiç bekletmeyin.
şüphesiz benIndeed, Igüvendim[I] put my trustAllah'auponAllahAllahbenim Rabbimmy Lordve sizin Rabbiniz olanand your Lordyoktur(There is) nothiçbirof a moving creaturecanlıof a moving creaturekibutO'nun (Allah)Hetutmadığıhas grasponun perçemindenof its forelockşüphesizIndeedRabbimmy Lordüzeredir(is) onyola pathdoğrustraight
🇹🇷 11:56 "Ben muhakkak ki, hem benim Rabbim, hem de sizin Rabbiniz olan Allah'a dayanmaktayım. Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, idaresi ve yönetimi O'nun elinde olmasın. Benim Rabbim, hiç şüphe yok ki, doğru yoldadır."
eğerSo ifyüz çevirirsenizyou turn awayartıkthen verilysize tebliğ ettimI have conveyed to youşeyiwhatbenimle gönderilenI was sentsizewith [it]sanato youve yerinize yerleştirirAnd my Lord will give successionRabbimAnd my Lord will give successionbir topluluk(to) a peoplesizden başkaother than youveand notO'na zarar da veremezsinizyou will harm Himhiçbir(in) anythingşüphesizIndeedRabbimmy Lordher(is) onhepsiallşeyithingskoruyandıra Guardian
🇹🇷 11:57 "Eğer, yine de yüz çevirirseniz, ben size ne ile gönderilmişsem, işte onu tebliğ ettim. Ayrıca Rabbim, sizin yerinize başka bir kavmi getirir de siz O'na zerrece zarar veremezsiniz. Hiç şüphesiz O, herşeyi koruyup gözetendir.
ve ne zaman kiAnd whengelincecameemrimizOur commandkurtardıkWe savedHud'uHudve kimseleriand those whoiman eden(leri)believedberaberindekiwith himbir rahmetleby a Mercybizdenfrom Usve onları korudukand We saved thembir azaptanfrombir azapa punishmentkaskatısevere
🇹🇷 11:58 Ne zaman ki emrimiz geldi, Hud'u ve beraberindeki iman edenleri, tarafımızdan bir rahmet ile kurtardık, ayrıca onları çok ağır bir azaptan da kurtardık.
ve işte buAnd thisAd (halkı)(was) Aadinkar ettithey rejectedayetlerini(the) SignsRabblerinin(of) their Lordve karşı geldilerand disobeyedpeygamberlerineHis Messengersve uydularand followedemrine(the) commandher(of) everyzorbanıntyrantinatçıobstinate
🇹🇷 11:59 İşte Âd kavmi buydu. Rablerinin âyetlerini bile bile inkâr ettiler ve peygamberlerine isyan ettiler. Başa geçen her zorbanın emrine uyup arkasından gittiler.
ve uğradılarAnd they were followedbuinbuthisdünyadaworldlanete(with) a curseve günündeand (on the) Daykıyamet(of) the Resurrectioniyi bilin kiNo doubtşüphesizIndeedAd (halkı)Aadinkar ettilerdisbelievedRabblerinitheir Lorddikkat edinSouzak olsunawayAdwith Aadkavmi(the) peopleHud'un(of) Hud
🇹🇷 11:60 Hem bu dünyada, hem de kıyamet gününde bir lânetle izlendiler. Bilin ki, Âd kavmi, gerçekten Rablerini inkâr ettiler. Yine bilin ki, Hud'un kavmi olan Âd, defolup gittiler.
ve (gönderdik)And toSemud halkınaThamudkardeşleri(We sent) their brotherSalih'iSalihşöyle dediHe saidey kavmimO my peoplekulluk edinWorshipAllah'aAllahyokturnotsizinyou haveilahınızanyilahgodO'ndan başkaother than HimOHesizi yarattıproduced youyerdenfromyeryüzüthe earthve size ömür sürdürdüand settled youoradain itO'ndan bağışlanma dileyinSo ask forgiveness of Himsonrathentevbe edinturn in repentanceO'nato Himmuhakkak kiIndeedRabbimmy Lordyakındır(is) nearkabul edendirAll-Responsive
🇹🇷 11:61 Semud kavmine de kardeşleri Salih'i gönderdik. Dedi ki, "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka bir tanrınız daha yoktur. Sizi topraktan O meydana getirdi. Sizi orada ömür sürmeye O memur etti. Bu sebepten O'nun mağfiretini isteyin, sonra O'na tevbe edin. Şüphesiz Rabbim yakındır, dualarınızı kabul eder."
dediler kiThey saidEy SalihO SalihdoğrusuVerilysen idinyou werearamızdaamong usümit beslenen birithe one in whom hope was placedöncebeforebundanthisbizi men mi ediyorsun?Do you forbid ustapmaktanthatibadet ederizwe worshiptaptıklarınawhatatalarımızın taptıklarıour forefathers worshippedbabalarımızınour forefathers worshippeddoğrusu bizAnd indeed weiçindeyizsurely (are) inşüphedoubtşeydenabout whatbizi çağırdığınyou call uskendisineto ittereddütlüsuspicious
🇹🇷 11:62 Dediler: "Ey Salih,! Bundan önce sen bizim içimizde ümit beslenir bir zat idin. Şimdi bizi babalarımızın taptıklarına tapmaktan mı engelliyorsun? Biz, doğrusunu istersen bizi davet ettiğin şeyden kuşkulandıran bir şüphe içindeyiz."
dedi kiHe saidey kavmimO my peopleNe dersiniz?Do you seeeğerifben isemI amüzereonapaçık bir belgea clear proofRabbimdenfromRabbimmy Lordve O bana vermişseand He has given mekendindenfrom Himbir rahmeta Mercykimthen whobana yardım edebilir?(can) help mekarşıagainstAllah'aAllaheğerifO'na isyan edersemI (were to) disobey HimolmazSo notbana bir katkınızyou would increase mebaşkabutkaybımı artırmaktan(in) loss
🇹🇷 11:63 Salih dedi: "Ey kavmim! Eğer ben Rabbimden açık bir mucize üzerinde isem ve o bana tarafından bir rahmet bahşetmiş ise, ben Allah'a isyan ettiğim takdirde beni O'ndan kim kurtarabilir? Demek ki, siz bana zarar vermekten başka bir şey yapmıyorsunuz."
ve Ey kavmimAnd O my peopleşuThisdişi devesishe-camelAllah'ın(of) Allahsizin için(is) for youbir mucizedira Signonu bırakınso leave herotlasınto eattoprağındainyeryüzüthe earthAllah'ın(of) Allahona dokundurmayınand (do) notona dokunmayıntouch herbir kötülükwith harmyoksa sizi yakalarlest will seize youbir azapa punishmentyakınimpending
🇹🇷 11:64 "Ey kavmim! İşte şu, Allah'ın dişi devesi, size bir mucizedir. Bırakın onu Allah'ın yer yüzünde (otlaklarında) otlasın. Ve ona kötü bir maksatla el sürmeyin, sonra sizi yakın bir azap yakalar."
yine de onu kestilerBut they hamstrung her(bunun üzerine) dedi kiSo he saidyaşayınEnjoy (yourselves)yurdunuzdainyurtlarınızyour home(s)üç(for) threegündaysişte buThatbir vaaddir(is) a promiseyalanlanmayacaknotyalanlanmak(to) be belied
🇹🇷 11:65 Derken, o deveyi kestiler. Bunun üzerine Salih dedi ki: "Yurdunuzda üç gün daha yaşayın. İşte bu, yalan çıkmayacak olan kesin bir vaaddir."
nihayetSo whengelincecameemrimizOur commandkurtardıkWe savedSalih'iSalihve kimseleriand those whoiman eden(leri)believedberaberindekiwith himbir rahmetleby a Mercybizdenfrom Usveand fromaşağılığından(the) disgraceo günün(of) that Daymuhakkak kiIndeedsenin Rabbinyour LordOHegüçlüdür(is) All-Strongmutlak üstündürAll-Mighty
🇹🇷 11:66 Ne zaman ki, azap emrimiz geldi, Salih'i ve beraberindeki iman edenleri, tarafımızdan bir rahmet sayesinde kurtardık, üstelik o günün perişanlığından da kurtardık. Hiç şüphesiz Rabbin güçlüdür, mutlak üstündür.
ve aldıAnd seizedkimselerithose whozulmeden(leri)wrongedkorkunç bir çığlıkthe thunderous blastve kaldılarthen they becameyurtlarındainyurtlarıtheir homesdizüstü çöküpfallen prone
🇹🇷 11:67 O zalimleri, korkunç bir gürültü yakalayıverdi de oldukları yerde çöküp kaldılar.
sankiAs ifhiç yaşamamışlardınotkurtuluşa erdilerthey (had) prosperedoradathereiniyi bilin kiNo doubtşüphesizindeedSemud (halkı)Thamudinkar ettilerdisbelievedRabblerini(in) their Lorddikkat edinsouzak olsunawaySemud halkıwith Thamud
🇹🇷 11:68 Sanki orada güzel güzel yaşayıp durmamışlardı. Bak işte Semud, gerçekten de Rablerine küfretmişlerdi. Bak işte nasıl yok olup gittiler.
ve andolsunAnd certainlygeldilercameelçilerimizOur messengersİbrahim'e(to) Ibrahimmüjdeylewith glad tidingsdedilerthey saidSelamPeace(O da) dediHe saidSelamPeaceve hemenand not he delayedve gecikmediand not he delayedgetirditogetirinbringbir buzağıa calfkızartılmışroasted
🇹🇷 11:69 Andolsun ki, İbrahim'e de elçilerimiz (melekler) müjde ile geldiler ve "selâm" dediler, o da "selâm" dedi ve hemen gidip onlara kızartılmış bir buzağı getirdi.
ne zaman kiBut whengörüncehe sawellerinintheir handsuzanmadığınınotulaşanreachingonato itonlardan hoşlanmadıhe felt unfamiliar of themve içine düştüand felt apprehensiononlardan dolayıfrom thembir korku[a fear]dediler kiThey saidkorkma(Do) notkorkarlarfearbizIndeed, wegönderildik[we] have been sentkavminetoinsanlar(the) peopleLut(of) Lut
🇹🇷 11:70 Fakat onların o buzağıya el sürmediklerini görünce, tuhafına gitti ve içinde onlara karşı bir korku uyandı. Onlar da "Korkma, biz Lut'un kavmine gönderildik." dediler.
ve karısı daAnd his wifeayaktaydı(was) standingve bunun üzerine güldüand she laughedbiz de ona müjdeledikThen We gave her glad tidingsİshak'ıof Isaacveand afterardındanand afterİshak'ınIsaacYa'kub'u(of) Yaqub
🇹🇷 11:71 İbrahim'in karısı ayakta duruyordu bunun üzerine yüzü güldü. Ona İshak'ı ve İshak'ın arkasından da Ya'kub'u müjdeledik.
dedi kiShe saidey vay halimeWoe to meben doğuracak mıyım?Shall I bear a childben böylewhile I amkocamış bir kadın ikenan old womanve şuand thiskocam damy husbandbir ihtiyar iken(is) an old mangerçektenIndeedbuthisbir şeydir(is) surely a thingşaşırtıcıamazing
🇹🇷 11:72 "Vay başıma gelene!" dedi, "Ben bir kocakarıyım, kocam da yaşlı bir adam. Bu gerçekten çok tuhaf bir şey!"
dedilerThey saidşaşıyor musun?Are you amazedişineatAllah'ın takdiri(the) decree of AllahAllah'ın(the) decree of AllahrahmetiThe Mercy of AllahAllah'ınThe Mercy of Allahve bereketleriand His blessingssizin üzerinizedir(be) upon you(ey) halkıpeopleev(of) the houseşüphesiz OIndeed, Heövgüye layıktır(is) All-Praiseworthylütfu bol olandırAll-Glorious
🇹🇷 11:73 Dediler: "Sen Allah'ın emrine mi şaşıyorsun? Allah'ın rahmeti ve berekâtı üzerinizdedir. Ey ev halkı! Muhakkak ki O, hamiddir (övülmeye lâyıktır), meciddir (cömertliği boldur)."
ne zaman kiAnd whengidince(had) gone awayİbrahimdenfromİbrahimIbrahimkorkuthe frightve kendisine gelinceand had reached himmüjdethe glad tidingsbizimle tartışmaya giriştihe argued with Ushakkındaconcerningkavmithe peopleLutof Lut
🇹🇷 11:74 İbrahim'den korku iyice geçip gidince, bu müjde de kendisine gelince, bizim (meleklerimiz)le Lut kavmi hakkında tartışmaya girişti:
doğrusuIndeedİbrahimIbrahimçok yumuşak huylu idi(was) certainly forbearingçok içli idiimploringgönülden (Allaha) yönelen biriydiand oft-returning
🇹🇷 11:75 Çünkü İbrahim, çok yumuşak huylu ve çok yufka yürekli (yanık kalbli) idi.
Ey İbrahimO IbrahimvazgeçTurn awaybundanfrombuthisdoğrusu oIndeed, itelbettecertainlygelmiştirhas comeemri(the) CommandRabbinin(of) your Lordve onlaraand indeed, [they]gelmektedir(will) come (for) thembir azapa punishmentgeri çevrilmeyecek(which) cannotgeri çevrilir(be) repelled
🇹🇷 11:76 Melekler: "Ey İbrahim! Bu konuda bizimle tartışmaktan vazgeç. Çünkü Rabbinin emri kesin olarak geldi ve onlara geri çevrilmesi mümkün olmayan bir azap gelecektir.
ve ne zaman kiAnd whengelincecameElçilerimizOur messengersLut'a(to) Lutkaygılandıhe was distressedonlardanfor themve göğsüne bastıand felt straitenedonlardanfor thembir sıkıntı(and) uneasyve dedi kiand saidbuThisbir gündür(is) a dayçetindistressful
🇹🇷 11:77 Ne zaman ki, elçilerimiz Lut'a geldiler, bunların gelişleri yüzünden Lut fenalaştı, eli ayağı birbirine dolaştı ve "Bu gün çetin bir gündür." dedi.
ve geldiAnd came (to) himkavmihis peoplekoşarakrushingonato himve daha önceand beforeve önceand beforeişliyorlardıthey (had) beenyaparakdoingkötü işlerthe evil deedsdedi kiHe saidey kavmimO my peopleşunlarThesekızlarımdır(are) my daughtersonlartheydaha temizdir(are) purersizin içinfor youkorkunSo fearAllah'tanAllahveand (do) notbeni rezil etmeyindisgrace mearasındaconcerningkonuklarımmy guestsyok mudur?Is (there) notiçinizdeamong youbir adama manaklı başındaright-minded
🇹🇷 11:78 Daha önceleri çirkin işler yapmış olan kavmi harıl harıl koşup geldiler. Lut onlara: "Ey kavmim! İşte size kızlarım, onlar sizin için daha temizdirler. Gelin Allah'tan korkun, beni misafirlerime rezil rüsvay etmeyin. İçinizde hiç aklı başında bir adam yok mu?" dedi.
dediler kiThey saidmuhakkakVerilysen bilirsin kiyou knowyoktur(that) notbizimwe havesenin kızlarındaconcerningkızlarınızyour daughtershiç biranyhakkımızrightve senAnd indeed, youiyi bilirsinsurely knowşeyiwhatbizim istediğimizwe want
🇹🇷 11:79 Onlar: "Sen de bilirsin ki, bizim senin kızlarınla bir ilgimiz yoktur. Sen bizim ne istediğimizi gayet iyi biliyorsun." dediler.
dediHe saidkeşkeIfbenim olsaydıthatbende vardıI hadsizi (savacak)over youbir gücümpoweryahutorsığınabilseydimI could take refugebir yereinbir desteka supportsağlamstrong
🇹🇷 11:80 Lut dedi: "Ne olurdu size karşı bir kuvvetim olsaydı, ya da çok sarp bir yere sığınabilseydim."
dediler kiThey saidey LutO Lutşüphesiz bizIndeed, weelçileriyiz(are) messengersRabbinin(of) your Lordilişemeyeceklerneverulaşacaklarthey will reachsanayouyürüSo travelailenle birliktewith your familybir vaktindein a partgeceninofgecethe nightveand (let) notgeriye dönüp bakmasınlook backsizdenanyone of youhiç kimseanyone of youancak hariçexcepthanımınyour wifeşüphesizIndeed, itonun başına gelecektirwill strike herşeylerwhatonların başına gelenwill strike themşüphesizIndeedonlara vaadedilen vakittheir appointed timesabahtır(is) morningdeğil mi?Is notsabahthe morningyakınnear
🇹🇷 11:81 Melekler dediler: "Ey Lut! Şundan emin ol ki, biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla zarar veremezler. Sen, gecenin bir kısmı olunca ailenle birlikte hemen buradan çık git. İçinizden hiç kimse geri kalmasın, eşin başka. Çünkü ona da onlara gelecek olan musibet gelecektir. Haberin olsun, helâk zamanları sabah vaktidir. Zaten sabah yakın değil mi?"
ne zaman kiSo whengelincecameemrimizOur CommandçevirdikWe madeüstünüits upsidealtınaits downsideve yağdırdıkand We rainedüzerineupon themtaşlarstonesbalçıktan pişirilmişofpişmiş çamurbaked claybirbirini izleyen(in) layers
🇹🇷 11:82 Ne zaman ki, emrimiz geldi, o ülkenin altını üstüne getirdik ve üzerlerine istif edilip pişirilmiş çamurdan taşlar yağdırdık.
işaretlenmiş (taşlar)MarkedkatındanfromRabbinyour Lordve değildirAnd notbunlaritzalimlerden(is) fromzalimlerthe wrongdoersuzakfar
🇹🇷 11:83 Bu taşlar Rabbinin katında damgalanmışlardı. Bunlar zalimlerden uzak şeyler değildir.
ve (gönderdik)And toMedyen'eMadyankardeşleritheir brotherŞuayb'ıShuaibdedi kiHe saidey kavmimO my peoplekulluk edinWorshipAllah'aAllahyokturnotsize(is) for youhiç biranyilahgodO'ndan başkaother than HimveAnd (do) noteksik tutmayındecreaseölçüyü(from) the measureve tartıyıand the scaleşüphesiz benIndeed, Isizi görüyorumsee youbolluk içindein prosperityve benbut indeed, Ikorkuyorumfearsizin hakkınızdafor youazabındanpunishmentbir günün(of) a Dayçepeçevre kuşatıcıall-encompassing
🇹🇷 11:84 Medyen'e de kardeşleri Şu'ayb'i gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka ilâhınız yoktur. Ölçeği de, teraziyi de eksik tutmayın. Ben sizi hayır (bolluk) içinde görüyorum. Bununla beraber yine de sizi kuşatacak bir gününazabından korkuyorum."
ve ey kavmimAnd O my peopletam yapınGive fullölçüyümeasureve tartıyıand weightadaletlein justiceveand (do) noteksik vermeyindepriveinsanların;the peopleeşyalarını(of) their thingsveand (do) notkarışıklık çıkarmayınact wickedlyyeryüzündeinyeryüzüthe earthbozguncular olarakspreading corruption
🇹🇷 11:85 "Ey kavmim! Ölçerken ve tartarken adaleti yerine getirin. Halkın malına densizlik etmeyin ve yeryüzünde fesatçılık yaparak fenalık etmeyin."
bıraktıkları(What) remainsAllah'ın(from) Allahdaha hayırlıdır(is) bestsizin içinfor youeğerifisenizyou aremü'minlerbelieversve değilimAnd notbenI amsizin üzerinizeover youbir koruyucua guardian
🇹🇷 11:86 Eğer mümin iseniz, Allah'ın helâlinden size ihsan ettiği kâr sizin için daha hayırlıdır. Bununla beraber ben sizin üzerinize gözcü değilim."
onlar (şöyle) dedilerThey saidEy ŞuaybO Shuaibnamazın mı?Does your prayersana emrediyorcommand youbırakmamızıthatbırakırızwe leaveşeyleriwhattaptıklarıworshipbabalarımızınour forefathersyahutoryapmaktan vazgeçmemizithatyaparızwe domallarımızdaconcerningmallarımızour wealthşeyiwhatistediğimizwe willdoğrusu senIndeed youbirisinsurely youyufka yürekli(are) the forbearingakıllıthe right-minded
🇹🇷 11:87 Dediler ki; "Ey Şu'ayb, atalarımızın taptıklarını terketmemizi veya mallarımızda dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi sana namazın mı emrediyor? Oysa ki sen yumuşak huylusun ve aklı başında bir adamsın."
dedi kiHe saidEy kavmimO my peoplesöyleyin bakalımDo you seeeğerifben isemI amüzereonaçık bir belgea clear evidenceRabbimdenfromRabbimmy Lordve beni rızıklandırmışsaand He has provided mekendi katındanfrom Himselfbir rızıklaa good provisiongüzela good provisionveAnd notistemiyorumI intendsize aykırı hareket etmekthatsize aykırı davranayımI differ from youşeylerdeinnewhatsizi menettiğimI forbid youondanfrom itistiyorumNotisterimI intendancakexceptıslah etmekthe reformgücümün yettiğinceas much as I am ablegücüm yettiğinceas much as I am ableve yokturAnd notbir başarım(is) my successbaşkaexceptAllah'ın (verdiğinden)with AllahO'naUpon HimgüvendimI trustve O'naand to Himgönülden yönelirimI turn
🇹🇷 11:88 Şu'ayb dedi ki: "Ey kavmim! Şayet ben Rabbimden ispat edici bir delil üzerinde bulunuyorsam ve şayet bana, O kendi katından güzel bir rızık ihsan etmişse, söyleyin bakalım ben ne yapmalıyım? Ben size karşı çıkmakla sizi menettiğim şeylere kendim düşmek istemiyorum. Ben sadece gücümün yettiği kadar ıslah etmeye çalışıyorum. Muvaffakiyetim de ancak Allah'ın yardımı ile olacaktır. Ben yalnızca O'na dayandım ve ancak O'na döneceğim."
Ey kavmimAnd O my peoplesizi musibete uğratmasın(Let) not cause you to sinsizi günaha sokmasın(Let) not cause you to sinbana karşı gelmenizmy dissensionisabet edeninlestsize isabet ederbefalls youbenzerininsimilarşeylerin(to) whatbaşlarına gelenbefellkavminin(the) people of NuhNuh(the) people of Nuhyahutorkavminin(the) people of HudHud(the) people of Hudveyaorkavmininpeople of SalihSalihpeople of Salihve değildirAnd notkavmi(are the) people of LutLut(are the) people of Lutsizdenfrom youuzakfar off
🇹🇷 11:89 "Ey kavmim! Bana karşı gelmeniz sakın sizi, Nuh kavminin veya Hud kavminin veya Salih kavminin başlarına gelen musibetler gibi bir musibete uğratmasın. Lut kavmi de sizden uzak değildir.
ve bağışlanma dileyinAnd ask forgivenessRabbinizden(of) your Lordsonrathentevbe edinturn in repentanceO'nato HimgerçektenIndeedbenim Rabbimmy Lordçok rahmet edendir(is) Most Mercifulçok sevendirMost Loving
🇹🇷 11:90 Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra O'na tevbe ile yönelin. Şüphesiz ki, benim Rabbim çok merhametlidir, çok sevendir.
dediler kiThey saidEy ŞuaybO Shuaibbiz anlamıyoruzNotanlarızwe understandçoğunumuchşeylerinof whatsenin söylediğinyou sayve bizand indeed, weseni görüyoruzsurely [we] see youiçimizdeamong usgüçsüzweakşayetAnd if notyakın çevren olmasaydıfor your familyseni taşlardıksurely we would have stoned youve yokturand you are notseninand you are notbize karşıagainst usbir üstünlüğünmighty
🇹🇷 11:91 Dediler ki: "Ey Şu'ayb! Biz senin söylediklerinin çoğundan birşey anlamıyoruz. Ayrıca seni içimizde çok zayıf biri olarak görüyoruz. Eğer akrabaların olmasaydı mutlaka seni recmederdik (taşa tutardık). Senin bize hiçbir üstünlüğün yoktur."
dedi kiHe saidEy kavmimO my peopleyakın çevremIs my familydaha mı üstündürmightiersizceon youAllahtanthanAllahAllahonu bıraktınızAnd you have taken Himarkanızdabehind yoursırt dönerekbacksşüphesizIndeedRabbimmy Lordşeyleriof whatyaptıklarınızyou dokuşatmıştır(is) All-Encompassing
🇹🇷 11:92 Şu'ayb dedi: "Ey kavmim! Benim akrabalarım size Allah'dan daha mı değerli ki, Allah'a sırt çevirip, onu unuttunuz? Muhakkak ki, Rabbim bütün yaptıklarınızı çepeçevre kuşatmıştır."
Ey kavmimAnd O my peopleyapınWorkimkanınızın elverdiğini(according) toyerinizyour positionben deindeed, I amyapıyorumworkingyakındaSoonbileceksinizyou will knowkime(on) whomgeleceğiniwill comeazabına punishmentaşağılatıcı(that will) disgrace himve kiminand whoo[he]yalancı olduğunu(is) a liargözetleyinAnd watchben deindeed, I amsizinle birliktewith yougözetliyoruma watcher
🇹🇷 11:93 "Ey kavmim! Var gücünüzle yapacağınız ne varsa yapın! Ben de görevimi yapmaya devam edeceğim. Perişan edecek azabın kime geleceğini ve yalancının kim olduğunu ilerde anlayacaksınız. Bekleyiniz, ben de sizinle beraber bekleyeceğim."
ne zaman kiAnd whengelincecameemrimizOur CommandkurtardıkWe savedŞuayb'ıShuaibve kimseleriand those whoiman eden(leri)believedonunla birliktewith himbir rahmetleby a Mercytarafımızdanfrom Usve aldıAnd seizedkimselerithose whozulmeden(leri)wrongedbir çığlıkthe thunderous blastve kaldılarthen they becameyurtlarındainyurtlarıtheir homesdiz çökmüç olarakfallen prone
🇹🇷 11:94 Ne zaman ki, emrimiz geldi, Şu'ayb ve beraberindeki müminler, tarafımızdan bir rahmet sayesinde kurtuldular. Ve o zalimleri korkunç bir gürültü yakaladı da oldukları yerde çöküp kaldılar.
sankiAs ifhiç yaşamamışlardınotkurtuluşa erdilerthey (had) prosperedoradathereiniyi bilin kiSouzaklaştırıldıawayMedyen (halkı)with Madyangibiasuzaklaştırıldığıwas taken awaySemud (halkı)the Thamud
🇹🇷 11:95 Sanki orada hiç güzel gün görmemişlerdi. Dikkat edin, Semud kavmi nasıl helâk olup gittiyse Medyen de öyle yok olup gitti.
ve andolsunAnd certainlygönderdikWe sentMusa'yıMusaayetlerimizlewith Our Signsve bir belgeyleand an authorityapaçıkclear
🇹🇷 11:96 Andolsun Musa'yı da âyetlerimizle ve apaçık bir belge ile gönderdik.
Firavun'aToFiravunFiraunve adamlarınaand his chiefsonlar uydularbut they followedbuyruğuna(the) command of FiraunFiravun'un(the) command of Firaunve değildiand notbuyruğu(the) command of FiraunFiravun'un(the) command of Firaundoğruya yönelticiwas right
🇹🇷 11:97 Firavun'a ve cemaatine. Bunlar Firavun'un emrine uydular. Halbuki Firavun'un emri hak değildir.
öncülük ederekHe will precedekavminehis peoplegünü(on the) Daykıyamet(of) the Resurrectionsürüklerand lead themateşe(into) the Firene fenaAnd wretchedbir yerdir(is) the placevardıkları yerto which (they are) led
🇹🇷 11:98 Kıyamet günü, kavminin önüne düşer. Artık o bunları ateşe götürmüştür. O varılan yer, ne kötü bir yerdir.
onlar uğratıldılarAnd they were followedburadainbuthislanete(by) a curseve günündeand (on the) Daykıyamet(of) the Resurrectionne kötüWretchedbir bağıştır(is) the giftverilen bu bağışwhich (will) be given
🇹🇷 11:99 Hem burada, hem de kıyamet gününde lanetle izlendiler. Onlara verilen bu karşı destek ne fena bir destektir!
işte buThathaberlerindendir(is) fromhaber(the) newso şehirlerin(of) the citiesanlattıklarımız(which) We relatesanato youonlardan bazılarıof themayaktadırlarsome are standing(bazıları ise) tamamen silinmiştirand (some) mown
🇹🇷 11:100 İşte bu helâk olmuş memleketlerin önemli haberlerindendir. Sana onu kıssa olarak anlatıyoruz. Onlardan yerinde duranlar da var, biçilenler (yok olup gidenler) de.
biz onlara zulmetmedikAnd notonlara zulmettikWe wronged themamabutonlar zulmettilerthey wrongedkendilerinethemselvessağlayamadıSo notfayda verdiavailedkendilerinethemonların ilahlarıtheir godstaptıklarıwhichyalvardılarthey invokedbaşkaother than AllahAllah'tan başkaother than AllahAllah'tanother than Allahhiç biranyşeythingne zaman kiwhengelincecameemri(the) command (of) your LordRabbinin(the) command (of) your Lordbir işe yaramadıAnd notartırmaktanthey increased thembaşkaother thankayıplarınıruin
🇹🇷 11:101 Biz onlara zulmetmedik, onlar kendi kendilerine zulmettiler. Allah'ı bırakıp da taptıkları tanrılar, Rabbinin emri gelince kendilerine hiçbir fayda sağlayamadılar. Hasarlarını arttırmaktan başka bir şeye yaramadılar.
işte böyledirAnd thusyakalaması(is) the seizure (of) your LordRabbinin(is) the seizure (of) your LordzamanwhenyakaladığıHe seizesşehirlerithe citiesve owhile theyzulmeden(are) doing wrongşüphesizIndeedO'nun yakalamasıHis seizurepek acı(is) painfulpek şiddetlidir(and) severe
🇹🇷 11:102 İşte Rabbin, zalim memleketleri cezalandırdığı zaman böyle cezalandırır. Çünkü O'nun cezası çok acı, çok çetindir.
şüphesizIndeedvardırinbundathatibret(is) surely a Signkimse içinfor (those) whokorkanfearazabından(the) punishmentahiret(of) the Hereafterişte OThatbir gündür(is) a Daytoplanacağı(will) be gatheredondaon itinsanlarınthe mankindve Oand thatbir gündür(is) a Dayherkesin tanık olacağıwitnessed
🇹🇷 11:103 Ahiret azabından korkanlar için bunda muhakkak ki, bir ibret vardır. O, öyle bir gündür ki, bütün insanlar onun için toplanacaktır ve o, öyle bir gündür ki, mutlaka görülecektir.
veAnd notbiz onu geciktirmeyizWe delay itancakexceptsüreye kadarfor a termbelirlilimited
🇹🇷 11:104 Biz onu sadece belli bir süreye kadar geciktiriyoruz.
O gün(The) Daygelince(it) comeskonuşamaznotkonuşacakwill speakhiç kimsea souldışındaexceptO'nun izniby His leaveonlardan kimiThen among thembedbahtttır(will be the) wretched(kimi de) mutludurand (the) glad
🇹🇷 11:105 O gün gelince Allah'ın izni olmadan hiç kimse konuşamaz. Onların kimi bedbaht, kimi de mutludur.
kimselerAs foronlar kithose whobedbaht olan(lar)were wretchediçindedirlerthen (they will be) inateşthe Fireonların vardırFor themoradathereinkorkunç çığlıkları(is) sighingve inlemeleriand wailing
🇹🇷 11:106 Bedbaht olanlar ateştedirler. Onlar orada başka türlü soluyacak, başka türlü haykıracaklar.
onlar sürekli kalıcıdırlar(Will be) abidingoradathereindurdukçaas long as remainkaldıkçaas long as remaingöklerthe heavensve yerand the earthdışındaexceptkimselerwhat your Lord willsdiledikleriwhat your Lord willsRabbininwhat your Lord willsşüphesizIndeedRabbinyour Lordyapandır(is) All-Accomplisherdilediğiniof whatdilerHe intends
🇹🇷 11:107 Onlar orada gökler ve yer durdukça duracaklar. Ancak Rabb'inin diledikleri başka. Çünkü Rabbin dilediğini yapandır.
veAnd as forkimselerthose whomutlu olan(lar)were gladiçindedirlerthen (they will be) incennetParadiseonlar sürekli kalıcıdırlar(will be) abidingoradathereindurdukçaas long as remainskaldığı süreceas long as remainsgöklerthe heavensve yerand the earthdışındaexceptdiledikleriwhat your Lord wills Rabbinin dilediğiwhat your Lord wills Rabbininwhat your Lord wills bir lütuftura bestowalolmaksızınnotkesintiinterrupted
🇹🇷 11:108 Mutlu olanlar ise cennettedirler. Orada gökler ve yer durdukça duracaklar, ancak Rabbinin diledikleri başka. (Bu) ardı arası kesilmeyen bir ihsan olacak.
o haldeSo (do) notolmasınbehiçbirintereddüddoubthakkındaas to whattaptıklarıworshiponlarınthese (polytheists)onlar tapmazlarNotibadet ederlerthey worshipbaşkasınaexceptgibi olandanas whattaptıklarıworshippedbabalarınıntheir forefathersdaha öncebeforeöncebeforeşüphesiz bizAnd indeed, Wevereceğizwill surely pay them in fullonların paylarınıtheir shareolmadanwithouteksikbeing diminished
🇹🇷 11:109 O halde sakın şunların ibadet edişlerinden şüpheye düşme. Daha önce ataları nasıl ibadet ediyor idiyseler bunlar da öyle ibadet ediyorlar. Biz de kendilerine nasiplerini elbette eksiksiz olarak öderiz.
ve andolsunAnd verilyverdikWe gaveMusa'yaMusaKitab'ıthe Bookayrılığa düşüldübut differences aroseondathereineğer olmasaydıAnd if notbir söz(for) a Wordönceden geçmiş(that) precededtarafındanfromRabbinyour Lordhüküm verilirdisurely would have been judgedaralarındabetween themşüphesiz onlarAnd indeed, theyiçindedirlersurely (are) inbir tereddütdoubtbunun hakkındaconcerning itgocundurucususpicious
🇹🇷 11:110 Andolsun ki, Musa'ya kitabı verdik, yine de onda ihtilafa düşüldü. Eğer Rabbinden daha önce verilmiş bir karar olmasa idi, elbette haklarında hüküm verilmiş bitmişti. Muhakkak ki onlar, bundan kuşkulu bir şüphe içindedirler.
ve şüphesizAnd indeedtümününto each [when]tastamam verecektirto each [when]elbette tam verecektirsurely will pay them in fullRabbinyour Lordonların yaptıklarınıtheir deedsşüphesiz OIndeed, Heşeylerdenof whatyaptıklarıthey dohaberdardır(is) All-Aware
🇹🇷 11:111 Gerçekten de onların her biri öyle kimselerdir ki, yaptıklarının karşılığını Rabbin kendilerine hakkiyle ödeyecektir. Çünkü O, onların yaptıkları her şeyden haberdardır.
dosdoğru olunSo stand firmgibiasemrolunduğunyou are commandedve kimselerand (those) whotevbe edenturn (in repentance)seninle birliktewith youveand (do) notaşırı gitmeyintransgressşüphesiz OIndeed, Heşeyleriof whatyaptıklarınızyou dogörmektedir(is) All-Seer
🇹🇷 11:112 İşte bundan dolayı emrolunduğun gibi doğru ol! Beraberindeki tevbe edenler de (doğru olsunlar). Aşırı gitmeyin! Muhakkak ki O, bütün yaptıklarınızı görüp durmaktadır.
veAnd (do) notmeyletmeyininclinekimseleretoonlar kithose whozulmeden(lere)do wrongyoksa size dokunurlest touches youateşthe Fireve yokturand notsizin için(is) for youbaşkabesides AllahAllah'tan başkabesides AllahAllah'tanbesides Allahhiçbiranydost(lar)protectorssonrathenaslanotyardım göremezsinizyou will be helped
🇹🇷 11:113 Ve zulüm yapanlara yakınlık göstermeyin ki, size de ateş dokunmasın. Allah'dan başka yardımcılarınız da yoktur. Sonra yardım da göremezsiniz.
ve kılAnd establishnamazthe prayeriki tarafında(at the) two endsgündüzün(of) the dayve yakın vakitlerindeand (at) the approachgeceninofgecethe nightşüphesizIndeediyiliklerthe good deedsgiderirremovekötülüklerithe evil deedsbuThatbir öğüttür(is) a reminderibret alanlarafor those who remember
🇹🇷 11:114 Gündüzün her iki tarafında ve gecenin saçaklarında (gündüze yakın olan saatlerinde) namaz kıl! Muhakkak ki, iyilik kötülükleri giderir. Bu ise, düşünebilenlere bir öğüttür.
ve sabretAnd be patientşüphesizfor indeedAllahAllahzayi etmez(does) notzayi ederlet go wasteecirlerini(the) rewardiyilik yapanların(of) the good-doers
🇹🇷 11:115 Ve sabret! Çünkü Allah iyilik edenlerin mükafatını yitirmez.
değil miydi?So why notbulunmalıhad beennesillerdenofnesillerthe generationssizden öncekibefore yousenden öncebefore yousahiplerithose possessing a remnantfaziletthose possessing a remnantalıkoyanforbiddingfesattanfrombozgunculukthe corruptionyeryüzündeinyeryüzüthe earthdışındaexceptçok azıa fewkendileriniof thosekurtardığımızWe savedonlardanamong thempeşine takıldılarBut followedkimselerthose whozulmedenlerdid wrongbulundukları refahınwhatkendilerine verilen refahluxury they were giveniçindethereinve oldularand they weresuçlu kimselercriminals
🇹🇷 11:116 Sizden önceki devirlerden bakıyye sahipleri (kitap ehli) yeryüzünde bozgunculuktan vazgeçirmeye çalışsalardı ne iyi olurdu. Fakat onların içinden kurtardığımız pek az kimse bunu yaptı. O zulmedenler ise şımartıldıkları refahın peşine düştüler ve hepsi de suçlu oldular.
veAnd notdeğildiwouldRabbinyour Lordhelak edecekdestroyo beldelerithe citieszulümleunjustlyahalisi (iken)while its peopleıslah edici(were) reformers
🇹🇷 11:117 Senin Rabbin, halkları iyi ve ıslahatçı iken, o memleketleri haksız yere helak edecek değildir.
ve eğerAnd ifdileseydiyour Lord (had) willedRabbinyour Lord (had) willedyapardısurely He (could) have madeinsanlarıthe mankindümmetone communitybir tekone communityama halabut notdurmazlarthey will ceaseihtilaf etmektento differ
🇹🇷 11:118 Eğer Rabbin dileseydi elbette bütün insanları tek bir ümmet yapardı. Halbuki yine de ihtilaf edip duracaklardı.
hariçExceptkimseler(on) whomrahmet ettiğiyour Lord has bestowed MercyRabbininyour Lord has bestowed Mercyzaten bunun içinand for thatonları yarattıHe created themve yerine gelmiştirAnd will be fulfilledsözü(the) Word of your LordRabbinin(the) Word of your Lordandolsun dolduracağımSurely I will fillcehennemiHellcinlerdenwithcinlerthe Jinnve insanlar(dan)and the mentamamenall together
🇹🇷 11:119 Ancak Rabbinin rahmetle yarlığadığı kimseler başka. Onun içindir ki, onları yarattı. Ve Rabbinin "Andolsun ki cehennemi cinlerden ve insanlardan tamamen dolduracağım" sözü böylece tamam oldu.
her şeyiAnd eachanlatıyoruzWe relatesanato youhaberlerindenofhaber(the) newsPeygamberlerin(of) the Messengersolan(for) thatsağlamlaştıracakWe may make firmonunlawith itkalbiniyour heartve sana gelmiştirAnd has come to youbundainbuthisbir hakthe truthve bir öğütand an admonitionve bir uyarıand a remindermü'minler içinfor the believers
🇹🇷 11:120 Peygamberlere ait haberlerden kalbini yatıştıracak olanlardan her türlüsünü sana kıssa olarak anlatıyoruz. Bunda da sana bir hakikat, müminlere de bir öğüt ve ibret gelmiştir.
ve de kiAnd saykimselereto those whoiman etmeyen(lere)(do) notiman ederlerbelieveyapınWorkimkanınızın elverdiğini(according) toyerinizyour positionbiz deindeed, weyapmaktayız(are also) working
🇹🇷 11:121 İmana gelmeyen o kâfirlere de ki: "Elinizden geleni geri koymayın! Biz de yapacağımızı yapacağız."
ve bekleyinAnd waitbiz deindeed, webeklemekteyiz(are) ones who wait
🇹🇷 11:122 Siz bekleyin görün, biz de bekleyip göreceğiz.
ve Allah'a aittirAnd for Allahgaybı(is the) unseengöklerin(of) the heavensve yerinand the earthve O'naand to Himdöndürülürwill be returnedişlerthe matterbütünall (of) it(öyleyse) O'na kulluk etso worship Himve dayanand put your trustO'naupon Himve değildirAnd your Lord is notRabbinAnd your Lord is nothabersizunawareyaptıklarınızdanof whatyaparsınızyou do
🇹🇷 11:123 Göklerin ve yerin gaybını bilmek yalnızca Allah'a mahsustur. Her iş O'na döndürülür. Sen yalnızca O'na ibadet et ve yalnızca O'na dayan. Rabbin yaptıklarınızın hiçbirinden gafil değildir.
Mahmoud Khalil Al-Husary