☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
ne zaman kiSo whengelincecameemrimizOur CommandçevirdikWe madeüstünüits upsidealtınaits downsideve yağdırdıkand We rainedüzerineupon themtaşlarstonesbalçıktan pişirilmişofpişmiş çamurbaked claybirbirini izleyen(in) layers
🇹🇷 11:82 Ne zaman ki, emrimiz geldi, o ülkenin altını üstüne getirdik ve üzerlerine istif edilip pişirilmiş çamurdan taşlar yağdırdık.
işaretlenmiş (taşlar)MarkedkatındanfromRabbinyour Lordve değildirAnd notbunlaritzalimlerden(is) fromzalimlerthe wrongdoersuzakfar
🇹🇷 11:83 Bu taşlar Rabbinin katında damgalanmışlardı. Bunlar zalimlerden uzak şeyler değildir.
ve (gönderdik)And toMedyen'eMadyankardeşleritheir brotherŞuayb'ıShuaibdedi kiHe saidey kavmimO my peoplekulluk edinWorshipAllah'aAllahyokturnotsize(is) for youhiç biranyilahgodO'ndan başkaother than HimveAnd (do) noteksik tutmayındecreaseölçüyü(from) the measureve tartıyıand the scaleşüphesiz benIndeed, Isizi görüyorumsee youbolluk içindein prosperityve benbut indeed, Ikorkuyorumfearsizin hakkınızdafor youazabındanpunishmentbir günün(of) a Dayçepeçevre kuşatıcıall-encompassing
🇹🇷 11:84 Medyen'e de kardeşleri Şu'ayb'i gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka ilâhınız yoktur. Ölçeği de, teraziyi de eksik tutmayın. Ben sizi hayır (bolluk) içinde görüyorum. Bununla beraber yine de sizi kuşatacak bir gününazabından korkuyorum."
ve ey kavmimAnd O my peopletam yapınGive fullölçüyümeasureve tartıyıand weightadaletlein justiceveand (do) noteksik vermeyindepriveinsanların;the peopleeşyalarını(of) their thingsveand (do) notkarışıklık çıkarmayınact wickedlyyeryüzündeinyeryüzüthe earthbozguncular olarakspreading corruption
🇹🇷 11:85 "Ey kavmim! Ölçerken ve tartarken adaleti yerine getirin. Halkın malına densizlik etmeyin ve yeryüzünde fesatçılık yaparak fenalık etmeyin."
bıraktıkları(What) remainsAllah'ın(from) Allahdaha hayırlıdır(is) bestsizin içinfor youeğerifisenizyou aremü'minlerbelieversve değilimAnd notbenI amsizin üzerinizeover youbir koruyucua guardian
🇹🇷 11:86 Eğer mümin iseniz, Allah'ın helâlinden size ihsan ettiği kâr sizin için daha hayırlıdır. Bununla beraber ben sizin üzerinize gözcü değilim."
onlar (şöyle) dedilerThey saidEy ŞuaybO Shuaibnamazın mı?Does your prayersana emrediyorcommand youbırakmamızıthatbırakırızwe leaveşeyleriwhattaptıklarıworshipbabalarımızınour forefathersyahutoryapmaktan vazgeçmemizithatyaparızwe domallarımızdaconcerningmallarımızour wealthşeyiwhatistediğimizwe willdoğrusu senIndeed youbirisinsurely youyufka yürekli(are) the forbearingakıllıthe right-minded
🇹🇷 11:87 Dediler ki; "Ey Şu'ayb, atalarımızın taptıklarını terketmemizi veya mallarımızda dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi sana namazın mı emrediyor? Oysa ki sen yumuşak huylusun ve aklı başında bir adamsın."
dedi kiHe saidEy kavmimO my peoplesöyleyin bakalımDo you seeeğerifben isemI amüzereonaçık bir belgea clear evidenceRabbimdenfromRabbimmy Lordve beni rızıklandırmışsaand He has provided mekendi katındanfrom Himselfbir rızıklaa good provisiongüzela good provisionveAnd notistemiyorumI intendsize aykırı hareket etmekthatsize aykırı davranayımI differ from youşeylerdeinnewhatsizi menettiğimI forbid youondanfrom itistiyorumNotisterimI intendancakexceptıslah etmekthe reformgücümün yettiğinceas much as I am ablegücüm yettiğinceas much as I am ableve yokturAnd notbir başarım(is) my successbaşkaexceptAllah'ın (verdiğinden)with AllahO'naUpon HimgüvendimI trustve O'naand to Himgönülden yönelirimI turn
🇹🇷 11:88 Şu'ayb dedi ki: "Ey kavmim! Şayet ben Rabbimden ispat edici bir delil üzerinde bulunuyorsam ve şayet bana, O kendi katından güzel bir rızık ihsan etmişse, söyleyin bakalım ben ne yapmalıyım? Ben size karşı çıkmakla sizi menettiğim şeylere kendim düşmek istemiyorum. Ben sadece gücümün yettiği kadar ıslah etmeye çalışıyorum. Muvaffakiyetim de ancak Allah'ın yardımı ile olacaktır. Ben yalnızca O'na dayandım ve ancak O'na döneceğim."