(Allah) dedi kiHe saidey NuhO Nuhşüphesiz oIndeed, hedeğildir(is) notsenin ailendenofailenyour familyelbette oindeed, [he]bir iş yapmıştı(his) deedolmayan(is) other thaniyirighteousbenden istemeso (do) notBenden isteyinask Mebir şeyi(about) whatolmayannotseninyou havehakkındaof itbilginany knowledgeşüphesiz benIndeed, Iseni sakındırıyorumadmonish youolmanılestolursunyou bebilgisizlerdenamongcahillerthe ignorant
🇹🇷 11:46 Allah: "Ey Nuh! O kesinlikle senin ehlin (âilen)'den değildir. Çünkü o salih olmayan bir amelin sahibidir. Hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme! Ben, seni, cahillerden olmaktan sakındırırım."
dediHe saidRabbimO my Lordmuhakkak benIndeed, Isığınırımseek refugesanain Yousenden istemektenthatSenden istememI (should) ask Youbir şeyiwhatolmayannotbenimI havehakkındaof itbilgimknowledgeeğerAnd unlessbağışlamazsanYou forgivebenimeve bana rahmet etmezsenand You have mercy on meolurumI will behüsrana uğrayanlardanamonghüsrana uğrayanlarthe losers
🇹🇷 11:47 Nuh: "Ey Rabbim! Ben bilmediğim bir şeyi istemiş olmaktan dolayı sana sığınırım. Sen beni bağışlamazsan, bana merhamet etmezsen ben hüsrana uğrayanlardan olurum.
denildi kiIt was saidey NuhO NuhinGo downselam ilewith peacebizdenfrom Usve bereketlerleand blessingssanaon youve üzerineand onümmetlerthe nationsolanlardanfrom thoseseninle birliktewith youve (bazı) ümmetlereBut (to other) nationsgeçimlik vereceğizWe will grant enjoymentsonrathenonlara dokunacaktırwill touch thembizdenfrom Usbir azapa punishmentacıklıpainful
🇹🇷 11:48 "Ey Nuh!" denildi, " Bizden bir selâm sana ve seninle birlikte olanlardan gelecek ümmetlere, kutluluk dileğiyle gemiden in. İlerde kendilerini bir çok nimetten faydalandıracağımız, sonra da bu yüzden kendilerine tarafımızdan acıklı bir azap dokunacaknice ümmetler olacaktır."
bunlarThishaberlerindendir(is) fromhaberthe newsgayb(of) the unseenvahyettiğimiz(which) We revealsanato youdeğildinNotsenyou wereonu biliyorknowing it(ne) senyouve ne deand notsenin kavminyour peopleöncefromöncebeforebundanthissabretSo be patientşüphesizindeedsonuçthe endtakva sahiplerinindir(is) for the God fearing
🇹🇷 11:49 İşte bunlar gayb haberlerindendir. Bunları sana vahiyle bildiriyoruz. Bundan önce bunları ne sen bilirdin, ne de kavmin. O halde sabret, akıbet muhakkak muttakilerindir.
ve (kavmin)eAnd toAdAadkardeşleri(We sent) their brotherHud'u (gönderdik)Huddedi kiHe saidey kavmimO my peoplekulluk edinWorshipAllah'aAllahyokturnotsizin için(is) for youhiç biranyilahgodO'ndan başkaother than HimsizNotsenyouancak(are) butyalan uyduranlarsınızinventors
🇹🇷 11:50 Âd kavmine de kardeşleri Hud'u gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka bir ilâhınız yoktur. Siz sadece iftira edip duruyorsunuz."
Ey kavmimO my peoplesizden istemiyorumNotsizden isterimI ask youbunun içinfor itbir ücretany rewardbenim ücretimNotbenim mükâfatım(is) my rewardyalnızcaexceptaittirfrombeni yaratanathe One Whobeni yarattıcreated meakıl etmiyor musunuz?Then will notakıl edersinizyou use reason
🇹🇷 11:51 "Ey kavmim! Bu iş için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak beni yaratana aittir. Artık akıllanmayacak mısınız?"
ve Ey kavmimAnd O my peoplebağışlanma dileyinAsk forgivenessRabbinizden(of) your Lordsonrathentevbe edinturn in repentanceO'nato HimgöndersinHe will sendgökten(from) the sky (rain)üzerinizeupon youbolca yağmur(in) abundanceve katsınand increase yougüç(in) strengthgücünüze(added) togücünüzyour strengthyüz çevirmeyinAnd (do) notyüz çevirirlerturn awaysuçlular olarak(as) criminals
🇹🇷 11:52 "Ey kavmim! Rabbinizden mağfiret isteyin, sonra O'na tevbe edin ki, üzerinize gökten bol bol bereket indirsin ve sizi kuvvetinize kuvvet katarak çoğaltsın. Gelin günahkâr olarak dönüp gitmeyin."
dediler kiThey saidEy HudO Hudsen bize getirmedinYou have not brought usbize getirmedinYou have not brought usbir belgeclear proofsve değilizand notbizwebırakacak(will) leaveilahlarımızıour godssenin sözünleonsözünüzyour sayingve değilizand notbizwe (are)sanain youinanacakbelievers
🇹🇷 11:53 Dediler ki; "Ey Hud! Sen bize açık bir mucize getirmedin. Biz de senin sözünle tanrılarımızı terk etmeyiz. Ve biz sana inanmayız."
Mahmoud Khalil Al-Husary