ve yokturAnd nothiçbiranycanlımoving creatureyeryüzündeinyeryüzüthe earthait olmayanbutüzerindeonAllah'aAllahrızkı(is) its provisionve O bilirAnd He knowsonun karar kıldığı yeriits dwelling placeve emanet bırakıldığı yeriand its place of storage(bunların) hepsiAllbir Kitap'tadır(is) inbir kitapa Recordapaçıkclear
🇹🇷 11:6 Yeryüzünde rızkı Allah'a ait olmayan hiçbir canlı yoktur. O, onların karar kıldıkları yerleri de, emaneten durdukları yerleri de bilir. Onların hepsi apaçık bir kitaptadır.
ve O'durAnd Heyaratan(is) the One Whoyarattıcreatedgöklerithe heavensve yeriand the earthiçindeinaltısixgünepochsikenand His throne wasO'nun Arş'ıand His throne wasüzerindeonsuthe watersizi denemek içinthat He might test [you]hanginizinwhich of youdaha güzel (olduğunu)(is) bestamelinin(in) deedve şayetBut ifonlara dersenyou sayşüphesiz sizIndeed, youdiriltileceksiniz(will be) resurrectedsonraaftersonraafterölümden[the] deathhemen derlersurely would saykimselerthose whoinkar eden(ler)disbelieveddeğildirThis is notbuThis is notbaşkabutbir sihirdena magicapaçıkclear
🇹🇷 11:7 O, öyle bir Allah'dır ki, hanginizin daha güzel amel işleyeceğini imtihan etmek için gökleri ve yeri altı günde yarattı. Arşı da su üstündeydi. Onlara "öldükten sonra tekrar dirileceksiniz" dersen, o kâfirler de kesinlikle sana: " Bu apaçık bir sihirden başka birşey değildir." diyecekler.
ve şayetAnd ifgeciktirsekWe delayonlardanfrom themazabıthe punishmentiçinforbir sürea timesayılıdeterminedmutlaka derlerthey will surely saynedir?Whatonu alıkoyandetains ithaberiniz olsun kiNo doubtgün(On) the Dayo geldiğiit comes to themdeğildirnotgeri çevrilecek(will be) avertedkendilerindenfrom themve kuşatırand will surroundonlarıthemşeywhatolduklarıthey used (to)onumock at [it]alaya alıyor(lar)mock at [it]
🇹🇷 11:8 Ve eğer bunlardan bir kısmının göreceği azabı belli bir süreye kadar erteleyecek olursak, o zaman da "onu engelleyen nedir ki?" diyecekler. İyi bilin ki, o azap onlara geldiği gün kendilerinden geri çevrilecek değildir. Ve o alay ettikleri şey kendilerini kuşatmış olacaktır.
şayetAnd iftattırsakWe give man a tasteinsanaWe give man a tastekatımızdan(of) Mercy from Usbir rahmet(of) Mercy from Ussonrathenonu geri alsakWe withdraw itondanfrom himo hemen olurindeed, heümitsiz(is) despairingbir nankör(and) ungrateful
🇹🇷 11:9 Ve şayet insana tarafımızdan bir rahmet tattırır, sonra da onu kendisinden geri alırsak, şüphesiz o ümitsiz ve nankör bir kimse olur.
ve şayetBut ifona tattırırsakWe give him a tastebir nimet(of) favorsonraafterbir darlıktanhardshipkendisine dokunan(has) touched himmutlaka dersurely, he will saygittiHave gonekötülüklerthe evilsbendenfrom meşüphesiz oIndeed, heşımarık(is) exultantve böbürlenendir(and) boastful
🇹🇷 11:10 Ve şayet ona dokunan bir sıkıntıdan sonra bir nimet tattırırsak, "Artık benden bütün kötülükler silinip gitti." der, mutlaka böbürlenir ve şımarır.
ancak hariçtirExceptkimselerthose whosabreden(ler)(are) patientve ameller işleyenlerand dosalihthe good deedsiştethoseonlara vardırfor thembağışlanma(will be) forgivenessve ecirand a rewardbüyükgreat
🇹🇷 11:11 Ancak (her iki halde de) sabır gösterip iyi ameller işleyenler müstesnadır. İşte onlara bir mağfiret ve büyük bir mükafat vardır.
belki deThen possibly youbırakacaksın(may) give upbir kısmınıa partvahyedilenin(of) whatvahyolunuris revealedsanato youve daralacakand straitenedonunlaby itgöğsünyour breastdolayıbecausedemelerindenthey saydeğil miydi?Why notindirilmeliis sent downonafor himbir hazinea treasureveyaorgelmelihas comeberaberindewith himbir melekan AngelancakOnlysenyoubir uyarıcısın(are) a warnerAllah iseAnd Allahüzerine(is) onhereveryşeythingvekildira Guardian
🇹🇷 11:12 (Ey Resulüm!) Şimdi belki sen, "Ona bir hazine indirilse, ya da beraberinde bir melek gezip dolaşsa ya!" diyorlar diye sana vahyolunan vahyin bir kısmını terkedecek olursun ve bundan dolayı da göğsün daralır. Sen yalnızca bir uyarıcısın. Allah ise her şeye vekildir.
Mahmoud Khalil Al-Husary