☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
okuAnd reciteonlarato themkıssasınıthe newsNuh'un(of) Nuhhaniwhenşöyle söylemiştihe saidkavmineto his peopleEy kavmimO my peopleeğerIfiseisağırhardsizeon youaranızda durmammy stayve size hatırlatmamand my remindingayetlerinithe Signs of AllahAllah'ınthe Signs of Allahbilin kithen onAllah'aAllahgüvendimI put my trustsiz de toplanınSo you all resolveişiniz hakkındayour planortaklarınızlaand your partnerssonraThenolmasınlet not beolmasınlet not beişiniz(in) your plankendi aranızdafor youbir dertany doubtsonraThenuygulayıncarry (it out)bana karşıupon meveand (do) notbana mühlet vermeyingive me respite
🇹🇷 10:71 Bir de onlara Nuh'un kıssasını oku: Hani o bir zamanlar kavmine demişti ki: "Ey kavmim, eğer benim aranızda duruşum ve Allah'ın âyetleriyle öğüt verişim size ağır geliyorsa, şunu bilin ki, ben yalnızca Allah'a dayanmışımdır, artık siz ve ortaklarınız her ne yapacaksanız toplanıp bütün gücünüzle karar veriniz. Sonra bu işiniz size dert olmasın. Sonra bana ne yapacaksanız yapın, bana mühlet de vermeyin".
eğerBut ifyüz çevirirsenizyou turn awaysizden istemiş değilimthen notsizden istedimI have asked youhiç biranyücretrewardbenim ecrimNotbenim mükâfatım(is) my rewardancakbutaittironAllah'aAllahve ben emrolundumand I have been commandedolmaklathatolayımI beMüslümanlardanofmüslümanlarthe Muslims
🇹🇷 10:72 Eğer yüz çevirirseniz çevirin, ben de sizden bir ücret istemedim ya! Benim mükafatımı ancak Allah verir. Ve ben O'nun emrine boyun eğen müslümanlardan olmakla emrolundum.
yine de onu yalanladılarBut they denied himancak biz onu kurtardıkso We saved himve olanlarıand (those) whoonunla beraber(were) with himgemideingemithe shipve onları yaptıkand We made themhalifelersuccessorsve suda boğdukand We drownedkimselerithose whoyalanlayan(ları)deniedayetlerimiziOur Signsbir bakThen seenasılhowolduğunawassonlarının(the) enduyarılanların(of) those who were warned
🇹🇷 10:73 Buna rağmen yine de onu inkâr ettiler. Biz de onu ve gemide kendisiyle beraber olanları kurtardık. Ve onları yeryüzüne halifeler yaptık. Âyetlerimizi inkâr edenleri ise suda boğduk. Bak işte uyarılanların akıbeti nasıl oldu.
sonraThengönderdikWe sentonun ardındanafter himondan sonraafter himpeygamberleriMessengerskavimlerinetokavimleritheir peoplegetirdilerand they came to themaçık belgelerwith clear proofsancakBut notonlarthey wereinanmadılarto believeşeylerewhatyalanladıklarıthey had deniedonu[it]daha öncebeforeöncebeforeişte böyleThusmühürlerizWe sealüzerini[on]kalplerithe heartsaşırı gidenlerin(of) the transgressors
🇹🇷 10:74 Sonra onun arkasından birçok peygamberleri kavimlerine gönderdik. Onlara açık mucizelerle geldiler. Fakat onlar bir defa yalan dediklerine sonuna kadar bir türlü inanmadılar. İşte biz, haddi aşanların kalblerini böyle mühürleriz.
sonraThengönderdikWe sentonların ardındanafter themonlardan sonraafter themMusa'yıMusave Harun'uand HarunFiravunatoFiravunFiraunve onun ileri gelenlerineand his chiefsayetlerimizlewith Our Signsancak onlar büyüklendilerbut they were arrogantve oldularand werebir topluluka peoplesuçlucriminal
🇹🇷 10:75 Sonra bunların arkasından Musa ile Harun'u âyetlerimizle Firavun'a ve cemaatine gönderdik. İman etmeyi kibirlerine yediremediler ve günahkâr bir kavim oldular.
ne zaman kiSo whenonlara gelincecame to themgerçekthe truthkatımızdanfrom Uskatımızdanfrom Usdedilerthey saidşüphesizIndeedbuthisbir sihirdir(is) surely, a magicapaçıkclear
🇹🇷 10:76 Kendilerine tarafımızdan hak gelince, "Muhakkak ki bu, apaçık bir sihirdir." dediler.
dediMusa saidMusaMusa saidböyle mi diyorsunuz?Do you saygerçekabout the truthzamanwhensize geldiğiit has come to yousihir midir?Is this magicbuIs this magicveBut (will) notkurtuluşa ermezlersucceedsihirbazlarthe magicians
🇹🇷 10:77 Musa dedi ki, "Size hak gelince, ona böyle mi diyorsunuz? Bu sihir midir?" Halbuki sihirbazlar iflah olmazlar.
dedilerThey saidmi geldiniz?Have you come to usbizi çevirmek içinto turn us away(yol)danfrom thatbulduğumuzwe foundüzerindeon itatalarımızıour forefathersve olmasıand you two (may) haveikiniz içinand you two (may) havebüyüklüğünthe greatnessyeryüzündeinyerthe land(fakat) değilizAnd we (are) notbizAnd we (are) notsize(in) you twoiman edecekbelievers
🇹🇷 10:78 Dediler ki: "Sen bizi, atalarımızdan kalan yoldan çeviresin de yeryüzünde saltanat ikinizin olsun diye mi geldin? Biz ikinize de inanmayız".