بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Elif Lâm MîmAlif Laam Meem
🇹🇷 3:1 Elif, Lâm Mîm,
Allah (ki)Allah yoktur(there is) notanrıGodbaşkaexceptO'ndanHimdaima diridirthe Ever-Living(yaratıklarını) koruyup yöneticidirthe Sustainer of all that exists
🇹🇷 3:2 Allah, kendisinden başka tanrı olmayan, hayy ve kayyûmdur
indirdiHe revealedsanato youKitabıthe Bookhak ilein [the] truthdoğrulayıcı olarakconfirmingkendinden öncekinithat whichidi(was)ondan öncebefore itve indirmiştiand He revealedTevratthe Tauratve İncil'i deand the Injeel
🇹🇷 3:3 O, sana kendisinden öncekileri tasdik edip doğrulayan bu kitabı hak ile indirdi. Daha önce insanlara hidayet olarak Tevrat'ı ve İncil'i de yine O indirmişti.. Evet bu Furkan'ı da O indirdi. Gerçek şu ki, Allah'ın âyetlerini inkâr edenler için çetin bir azap vardır. Allah çok güçlüdür, intikamını alır.
daha önceFrombundan öncebefore (this)yol gösterici olarak(as) guidanceinsanlarafor the mankindve indirdiAnd (He) revealedFurkan'ı dathe Criterionmuhakkak kiVerilykimselerethose whoinkar edendisbelieve[d]ayetleriniin (the) VersesAllah'ın(of) Allahonlara vardırfor thembir azab(is) a punishmentçetinsevereAllahAnd Allahdaima üstündür(is) All-Mightyöc alandırAll-Ablecezanın(of) retribution
🇹🇷 3:4 O, sana kendisinden öncekileri tasdik edip doğrulayan bu kitabı hak ile indirdi. Daha önce insanlara hidayet olarak Tevrat'ı ve İncil'i de yine O indirmişti.. Evet bu Furkan'ı da O indirdi. Gerçek şu ki, Allah'ın âyetlerini inkâr edenler için çetin bir azap vardır. Allah çok güçlüdür, intikamını alır.
şüphesizIndeedAllah'aAllah gizli kalmaznotgizli kalıris hiddenonafrom Himhiçbir şeyanythingyerdeinyeryüzüthe earthve gökteand notiçindeingökthe heaven
🇹🇷 3:5 Şu da kesindir ki, ne yerde, ne de gökte hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz.
O'durHesizi şekillendiren(is) the One Whosize şekil verirshapes yourahimlerdeinrahimlerthe wombsgibihow(ever)dilediğiHe willsyoktur(There is) notanrıgodbaşkaexceptO'ndanHimazizdirthe All-Mightyhüküm ve hikmet sahibidirthe All-Wise
🇹🇷 3:6 Sizi, rahimlerde dilediği gibi şekillendiren O'dur. Kendisinden başka tanrı olmayan, şan, şeref ve hikmet sahibi olan O'dur.
OHeindirdi(is) the One Whoindirdirevealedsanato youKitabıthe BookOnunof it(bazı) ayetleri(are) Versesmuhkemdir (ki)absolutely clear onlarthey (are)anasıdırthe foundationKitabın(of) the Bookve diğerleri deand othersmüteşabihdir(are) allegoricalolanlarThen as forkalblerindethoseiçindeinkalpleritheir heartseğrilik(is) perversity ardına düşerler[so] they followolanlarınınwhatmüteşabih(is) allegoricalonunof itçıkarmak içinseekingfitne[the] discordve bulmak içinand seekingonun te'viliniits interpretationoysaAnd notbilmezknowsonun te'viliniits interpretationbaşka kimseexceptAllah'tanAllahileri gidenlerAnd those firmilimdeinilim[the] knowledgederlerthey sayinandıkWe believeOnain ithepsiAllkatındandır(is)-denfromRabbimizour Lorddüşünüp öğüt almazAnd notöğüt alacakwill take heedbaşkasıexceptsahiplerindenmensağduyu(of) understanding
🇹🇷 3:7 Sana bu kitabı indiren O'dur. Bunun âyetlerinden bir kısmı muhkemdir ki, bu âyetler, kitabın anası (aslı) demektir. Diğer bir kısmı da müteşabih âyetlerdir. Kalblerinde kaypaklık olanlar, sırf fitne çıkarmak için, bir de kendi keyflerine göre te'vil yapmak için onun müteşabih olanlarının peşine düşerler. Halbuki onun te'vilini Allah'dan başka kimse bilmez. İlimde uzman olanlar, "Biz buna inandık, hepsi Rabbimiz katındandır." derler. Üstün akıllılardan başkası da derin düşünmez.
RabbimizOur Lordeğriltme(Do) notsaparlardeviatekalblerimiziour heartssonraafterbizi doğru yola ilettikten[when]bize hidayet ettinYou (have) guided usve verand grantbize(for) uskatındanfromkendinYourselfbir rahmetmercykuşkusuz senIndeed Youyalnız senYouçok bağış yapansın(are) the Bestower
🇹🇷 3:8 Ey Rabbimiz! Bize ihsan ettiğin hidayetten sonra kalblerimizi haktan saptırma, bize kendi katından rahmet ihsan eyle! Şüphesiz ki, Sen bol ihsan sahibisin.
RabbimizOur Lordsen mutlakaIndeed, Youtoplayacaksınwill gatherinsanları[the] mankindbir gündeon a Dayasla şüphe olmayan(there is) noşüphedoubtkendisindein itşüphesizIndeedAllahAllahdönmez(does) notbozarlarbreaksözündenthe Promise
🇹🇷 3:9 Ey Rabbimiz! Muhakkak ki, Sen, geleceğinde hiç şüphe olmayan bir günde bütün insanları bir araya toplayacaksın. Muhakkak ki Allah, hiç sözünden caymaz.
şüphesizIndeedkimselerthose whoinkar eden(ler)disbelieve[d]yarar sağlamazneverfayda verirwill availonlara[for] themmallarıtheir wealthne deand notçocuklarıtheir childrenkarşıagainstAllah'aAllahhiçbiranythingişteand those onlarthey (are)yakıtıdırlar(the) fuelateşin(for) the Fire
🇹🇷 3:10 Gerçek şu ki, kâfirlere, Allah'tan gelecek bir zararı, ne malları, ne de evlatları engelleyemez. İşte onlar, o ateşin yakıtı olacaklar.
durumu gibiLike behaviorailesinin(of the) peopleFir'avn(of) Firaunve kimselerinand those whoonlardan önceki(were) fromonlardan öncebefore themonlar da yalanladılarThey deniedayetlerimiziOur Signsonları yakaladıso seized themAllahAllahgünahlarıylafor their sinsAllah'ınAnd Allahçetindir(is) severecezası(in) [the] punishment
🇹🇷 3:11 Gidişatları, Firavun soyunun ve daha öncekilerin gidişatı gibidir. Onlar, âyetlerimizi yalan saymışlardı. Bunun üzerine Allah da onları işledikleri günahlar yüzünden yakalayıp alaşağı etti. Allah, cezası çetin olandır.
söyleSaykimselereto those whoinkar edenleredisbelieve[d]yenileceksinizYou will be overcomeve sürüleceksinizand you will be gatheredcehennemetocehennemHell(orası) ne kötü[and] an evilbir döşektir[the] resting place
🇹🇷 3:12 O inkârcı kâfirlere de ki, siz mutlaka yenilgiye uğrayacak ve toplanıp cehenneme doldurulacaksınız. Orası ne fena bir döşektir.
muhakakSurelysizin için vardırit wassizin içinfor youbir ibreta signşu iki topluluktainiki topluluk(the) two hostskarşılaşanwhich met bir toplulukone groupçarpışıyordufightingyolundainyol(the) wayAllah(of) Allahöteki deand anothernankördüdisbelieversonları görüyorlardıThey were seeing themkendilerinin iki katıtwice of themgörüşüylewith the sightgözlerinin(of) their eyesAllahAnd Allahdesteklersupportsyardımıylewith His helpkimseyiwhomdilediğiHe willselbetteIndeedbundainşuthatbir ibret vardırsurely (is) a lessonolanlar içinfor the ownersgözleri(of) vision
🇹🇷 3:13 Hiç şüphesiz karşı karşıya gelen iki toplulukta size bir âyet, bir işaret ve ibret vardır. Onlardan biri Allah yolunda savaşıyordu, öbürü de kâfirdi ve karşılarındakini göz kararıyla kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah da gönderdiği yardımla dilediğini destekliyordu. Gören gözleri olanlar için elbette bunda apaçık bir ibret vardır.
süslü (cazip) gösterildiBeautifiedinsanlarafor mankindaşırı düşkünlük(is) lovezevklere(of) the (things they) desire kadınlardanofkadınlar[the] womenve oğullardanand [the] sonsve kantarlarcaand [the] heapsyığılmış[the] stored upaltındanofaltın[the] goldve gümüştenand [the] silverve atlardanand [the] horsessalma[the] brandeddavarlardanand [the] cattleve ekinlerden (gelen)and [the] tilled landbunlar (sadece)Thatgeçimidir(is) provisionhayatının(of) lifedünya(of) the worldAllah'ınbut Allah yanındadırwith Himgüzel(is an) excellentvarılacak yer[the] abode to return
🇹🇷 3:14 İnsanlara kadınlar, oğullar, yüklerle altın ve gümüş yığınları, salma atlar, davarlar, ekinler kabilinden aşırı sevgiyle bağlanılan şeyler çok süslü gösterilmiştir. Halbuki bunlar dünya hayatının geçici faydalarını sağlayan şeylerdir. Oysa varılacakyerin (ebedî hayatın) bütün güzellikleri Allah katındadır.
de kiSaysize söyleyeyim mi?Shall I inform youdaha iyisiniof betterbunlardanthanşuthatkorunanlar için vardırFor those whokorktufear[ed]katındawithRableritheir Lordcennetler(are) Gardensakanflowsaltlarındanfromonların altındanunderneath themırmaklar[the] rivers sürekli kalacaklarıabiding foreveriçindein itve eşlerand spousestertemizpureve rızasıand approvalAllah'ınfromAllahAllahAllahAnd Allahgörür(is) All-Seerkullarınıof (His) slaves
🇹🇷 3:15 De ki, size, o istediklerinizden daha hayırlısını haber vereyim mi? Korunan kullar için Rablerinin yanında cennetler var ki, altlarından ırmaklar akar, içlerinde ebedî kalmak üzere onlara, hem tertemiz eşler var, hem de Allah'dan bir rıza vardır. Allah, o kulları görür.
(onlar ki)Those whoderlersayRabbimizOur Lordgerçekten bizIndeed, weinandık(have) believedbağışlaso forgivebizdenfor usgünahlarımızıour sinsve bizi koruand save usazabından(from) punishmentateş(of) the Fire
🇹🇷 3:16 Onlar ki, "Ey Rabbimiz! Biz inandık, iman getirdik, artık bizim suçlarımızı bağışla ve bizi ateş azabından koru!" derler.
sabredenlerThe patientve sadık olanlarand the truthfulve gönülden itaat edenlerand the obedientve infak edenlerand those who spendve istiğfar edenlerand those who seek forgivenessseherlerde[in the] before dawn
🇹🇷 3:17 O sabredenleri, o doğruluktan şaşmayanları, o elpençe divan duranları, o nafaka verenleri ve seher vakitlerinde o istiğfar edip yalvaranları (görür).
şahiddir (ki)Bears witnessAllahAllahşüphesizthat [He]yoktur(there is) notanrıgodbaşkaexceptO'ndanHimve meleklerand (so do) the Angelsve sahipleriand ownersilim(of) [the] knowledge gözetenstandingadaletlein justiceyoktur(There is) notanrıgodbaşkaexceptO'ndanHimazizdirthe All-Mightyhakimdirthe All-Wise
🇹🇷 3:18 Allah şehadet eyledi şu gerçeğe ki, başka tanrı yok, ancak O vardır. Bütün melekler ve ilim uluları da dosdoğru olarak buna şahittir ki, başka tanrı yok, ancak O aziz, O hakîm vardır.
şüphesizIndeeddinthe religionkatındanearAllahAllahİslamdır(is) Islamayrılığa düşmedilerAnd notayrılığa düştülerdifferedkimselerthose whoverilmiş olanwere givenKitapthe Bookbaşka (bir sebeple)exceptsonrafromsonraaftergeldikten[what]onlara geldicame to themilim[the] knowledgeaşırılıklarıout of envyaralarındaki;among themve kimAnd whoeverinkar edersedisbelievesayetleriniin (the) VersesAllah'ın(of) Allah(bilsin ki) şüphesizthen indeedAllahAllahçabuk görendir(is) swifthesabı(in taking) account
🇹🇷 3:19 Doğrusu Allah katında din, İslâm'dır; o kitap verilenlerin anlaşmazlıkları ise sırf kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki taşkınlık ve ihtirastan dolayıdır. Her kim Allah'ın âyetlerini inkâr ederse iyi bilsin ki, Allah hesabı çabuk görendir.
eğerThen ifseninle tartışmaya girişirlersethey argue with youde kithen sayben teslim ettimI have submittedözümümyselfAllah'ato Allahve kimselerand (those) whobana uyanfollow meve de kiAnd saykendilerineto those whoverilenlerewere givenKitapthe Bookve ümmilereand the unlettered peopleSiz de İslam (teslim) oldunuz mu?Have you submitted yourselveseğerThen ifİslam olurlarsathey submitmuhakkakthen surelydoğru yolu bulmuşlardırthey are guidedyok eğerBut ifdönerlersethey turn backartıkthen onlysana düşenon yousadece duyurmaktır(is) to [the] conveyAllahAnd Allahgörmektedir(is) All-Seerkulları(nın yaptıkları)nıof [His] slaves
🇹🇷 3:20 Buna karşı seninle münakayaşa kalkışırlarsa de ki: "Ben, bana uyanlarla birlikte kendi özümü Allah'a teslim etmişimdir". Kendilerine kitap verilenlere ve (kitap verilmeyen) ümmîlere de ki: "Siz de İslâm'ı kabul ettiniz mi?" Eğer İslâm'a girerlerse hidayete ermiş olurlar. Eğer yüz çevirirlerse, sana düşen şey ancak tebliğ etmektir. Allah kulları görendir.
şüphesizIndeedkimselerthose whoinkar eden(ler)disbelieveayetleriniin (the) Signs (of)Allah'ınAllahve öldürenlerand they killpeygamberlerithe Prophetsolmaksızınwithouthakrightve öldürenler (var ya)and they killkimselerithose whoemredenorderadaletle[with] justicearasındaamonginsanlarthe peopleonlara müjdelethen give them tidingsbir azabıof a punishmentacıpainful
🇹🇷 3:21 Allah'ın âyetlerini inkâr edenler ve haksız yere peygamberleri öldürenler, insanlar içinde adaleti emredenlerin canına kıyanlar yok mu? Bunlarıacıklı bir azapla müjdele!
böyleceThoseboşa çıkmıştır(are) the ones who boşa gittibecame worthlessonların yaptıklarıtheir deedsdünyadaindünyathe worldve ahiretteand (in) the Hereafterve yokturAnd notonların(will be) for themhiçbiranyyardımcılarıhelpers
🇹🇷 3:22 İşte bunlar öyle kimselerdir ki, dünyada da ahirette de bütün yaptıkları boşa gitmiştir. Onların hiçbir yardımcıları da olmayacaktır.
görmedin mi?Have notgördün müyou seenkimseleri[to]onlar kithose whoverilmiş olanwere givenbir (nasip) paya portionKitaptanofKitapthe Scriptureçağırılıyorlar daThey are invitedKitabınatoKitap(the) BookAllah'ın(of) Allahhüküm versin diyethat (it should) arbitratearalarındabetween themsonrathendönüyorlarturns awaybir topluluka partyonlardanof themve onlarand they (are)yüz çeviriyorlarthose who are averse
🇹🇷 3:23 Görmüyor musun, o kendilerine kitaptan bir nasip verilmiş olanlar, aralarında hüküm vermek için Allah'ın kitabına davet olunuyorlar da, sonra içlerinden bir kısmı yüz çevirerek dönüp gidiyorlar.
bu (hareketleri)Thatonların(is) because theydemelerindendirsaybize dokunmayacakNeverbize dokunacakwill touch usateşthe Firebaşkaexceptbirkaç günden(for) dayssayılınumberedve onları yanıltmıştırAnd deceived themdinlerindeindinleritheir religionşeylerwhatolduklarıthey wereuyduruyorinventing
🇹🇷 3:24 Bunun sebebi, onların "belli günlerden başka bize asla ateş azabı dokunmaz" demeleridir. Uydurageldikleri yalanlar dinlerinde kendilerini aldatmaktadır.
peki nasıl (olacak)?Then how (will it be)zamanwhentopladığımızWe will gather thembir gün içinon a Day hiç şüphe olmayannoşüphedoubtkendisindein itve tastamam verilipAnd will be paid in fullhereveryinsanınsoulkazandığıwhatkazandığıit earnedve onlarınand theyasla(will) notzulme uğratılmadığıbe wronged
🇹🇷 3:25 O geleceğinde hiç şüphe olmayan günde kendilerini bir araya topladığımız ve hiç kimseye haksızlık edilmeden herkese ne kazandıysa tamamen ödendiği vakit halleri nasıl olacaktır?
de kiSayAllah'ımO AllahsahibisinOwnermülkün(of) the Dominionsen verirsinYou givemülküthe dominionkimseye(to) whomdilediğinYou willve alırsınand You take awaymülküthe dominionkimsedenfrom whomdilediğinYou willve yükseltirsinand You honorkimseyiwhomdilediğinYou willve alçaltırsınand You humiliatekimseyiwhomdilediğiniYou willsenin elindedirIn Your handhayır (mal iyilik)'(is all) the goodşüphesiz senIndeed, Youher(are) onhereveryşeyethingkadirsinAll-Powerful
🇹🇷 3:26 De ki: "Ey mülkün sahibi Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden de onu çeker alırsın, dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır Senin elindedir. Muhakkak ki, Sen her şeye kâdirsin.
sokarsınYou cause to entergeceyithe nightgündüzeingündüzthe dayve sokarsınand You cause to entergündüzüthe daygeceyeingecethe nightve çıkarırsınand You bring forthdiriyithe livingölüdenfromölülerthe deadve çıkarırsınand You bring forthölüyüthe deaddiridenfromdirilerthe livingve rızıklandırırsınand You give provisionkimseyi(to) whomdilediğinYou willolmaksızınwithouthesapmeasure
🇹🇷 3:27 Geceyi gündüzün içine sokarsın, gündüzü gecenin içine sokarsın; ölüden diri çıkarırsın, diriden ölü çıkarırsın. Dilediğine de hesapsız rızık verirsin.
edinmesin(Let) notalırlartakeMü'minlerthe believerskafirlerithe disbelieversdost(as) alliesbırakıpfromyerineinstead ofinananlarıthe believersve kimAnd whoeveryaparsadoesböylethatkalmaz (değildir)then not he (has)Allah ilefromAllahAllahbir şey (dostluğu)inhiçbir şeyanythingancak başkaexceptkorunmanızthatkorkarsınızyou fearonlardanfrom them(gelebilecek) tehlikeden(as) a precautionve sizi sakındırırAnd warns youAllahAllahkendisin(in emirlerine karşı gelmek)den(of) Himselfve Allah'adırand toAllahAllahdönüş(is) the final return
🇹🇷 3:28 Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin ve onu her kim yaparsa Allah'dan ilişiği kesilmiş olur, ancak onlardan bir korunma yapmanız başkadır. Bununla beraber Allah sizi kendisinden korunmanız hususunda uyarır. Nihâyet gidiş Allah'adır.
de kiSayeğerWhethergizlesenizyou concealolanıwhatgöğüslerinizde(is) ingöğüslerinizyour breastsveyaoraçığa vursanız onuyou disclose it onu bilirknows itAllahAllahve bilirAnd He knowsolanıwhatgöklerde(is) ingöklerthe heavensve olanıand whatyerde(is) inyeryüzüthe earthAllahAnd Allahher(is) onhereveryşeyethingkadirdirAll-Powerful
🇹🇷 3:29 De ki, göğüslerinizdekini gizleseniz de, açığa vursanız da Allah onu bilir. Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsini bilir. Hiç şüphesiz Allah, her şeye kadirdir.
O gün(On the) daybulacaktırwill findhereverynefissoulşeyleriwhatyaptığıit didhayırdanofiyigood hazırpresentedve şeyleriand whatişlediğiit didkötülüktenofkötüevilisterit will wishkeşke olsa[if]onunla (kötülükle)thatkendi arasındabetween itselfkendisi arasındaand between it (evil)bir mesafe(was) a distanceuzakgreatve sizi sakındırıyorAnd warns youAllahAllahkendisin(in emirlerine karşı gelmek)den(against) HimselfAllahand Allahşefkatlidir(is) Most Kindkulllarınato (His) [the] slaves
🇹🇷 3:30 O gün her nefis, ne hayır işlemişse, ne kötülük yapmışsa onları önünde hazır bulur. Yaptığı kötülüklerle kendi arasında uzak bir mesafe bulunsun ister. Allah, size asıl kendisinden çekinmenizi emreder. Şüphesiz ki Allah, kullarını çok esirger.
de kiSayeğerIfsizyouseviyorsanızloveAllah'ıAllahbana uyun kithen follow mesizi sevsinwill love youAllah daAllahve bağışlasınand He will forgivesizinfor yougünahlarınızıyour sinsAllahAnd Allahbağışlayandır(is) Oft-ForgivingesirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 3:31 De ki, siz gerçekten Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok esirgeyici ve bağışlayıcıdır.
de kiSayita'at edinObeyAllah'aAllahve Elçiyeand the MessengereğerThen ifdönerlersethey turn away muhakkak kithen indeedAllahAllahsevmez(does) notseverlerlovekafirlerithe disbelievers
🇹🇷 3:32 De ki, Allah'a ve Peygamber'e itaat edin! Eğer aksine giderlerse, şüphe yok ki Allah kâfirleri sevmez.
elbetteIndeedAllahAllahseçip üstün kıldıchoseAdem'iAdamve Nuh'uand Nuhve ailesiniand (the) familyİbrahim(of) Ibrahimve ailesiniand (the) familyİmran(of) Imranüzerineoveralemlerthe worlds
🇹🇷 3:33 Gerçekten Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim soyunu ve İmran soyunu âlemler üzerine seçkin kıldı.
türeyen nesil(ler)dirDescendentsbazısı (birbirinden)some of thembazısındanfrombaşkalarıothersAllahAnd Allahişitendir(is) All-HearingbilendirAll-Knowing
🇹🇷 3:34 Bir zürriyet olarak birbirinden gelmişlerdir. Allah her şeyi işitendir, bilendir.
haniWhendemişti ki[she] saidkarısı(the) wifeİmran'ın(of) ImranRabbimMy Lordşüphesiz benIndeed, Iadadım[I] vowedsanato Youolanıwhatkarnımda(is) inkarnımdakimy wombtam hür olarakdedicatedkabul buyurso acceptbendenfrom meşüphesizIndeed, YousenYouişitensin(are) the All-Hearingbilensinthe All-Knowing
🇹🇷 3:35 İmran'ın karısı: "Rabbim, karnımdakini tam hür olarak sana adadım, benden kabul buyur, şüphesiz sen işitensin, bilensin." demişti.
ne zaman kiThen whenonu doğuruncashe delivered herşöyle söyledishe saidRabbimMy Lordşüphesiz benindeed Ionu doğurdum[I] (have) delivered [her]bir kıza femaleAllahAnd Allahbilirkenknows better(onun) ne[of] whatdoğurduğunushe deliveredve değildirand is noterkekthe malekız gibilike the femaledoğrusu benAnd that Iona adını verdim[I] (have) named herMeryemMaryamşüphesiz benand that Ionu ısmarlıyorum[I] seek refuge for hersanain Youve soyunuand her offspringşeytan(ın şerri)ndenfromşeytanthe Shaitaankovulmuşthe rejected
🇹🇷 3:36 Onu doğuruncaAllah onun ne doğurduğunu bilip dururkenşöyle dedi: "Rabbim, onu kız doğurdum; erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyunu koğulmuş şeytanın şerrinden sana ısmarlıyorum".
kabul buyurdu onuSo accepted herRabbiher Lordkabulle (şekilde)with acceptancegüzel birgoodve onu yetiştirdiand reared her bir bitki (gibi)a rearinggüzelgoodve onun bakımını üstlendiand put her in (the) careZekeriyya da(of) ZakariyaherWhenevergirdiğindeenteredonun yanınaupon herZekeriyyaZakariyamihraba[the] prayer chamberbulurduhe foundyanındawith herbir rızıkprovisionderdiHe saidEy MeryemO Maryamnereden?From wheresanafor youbu(is) this(O da) derdiShe saidBuThiskatından(is)-denfromAllahAllahşüphesizIndeedAllahAllahrızık verirgives provisionkimseye(to) whomdilediğiHe willsolmaksızınwithouthesapmeasure
🇹🇷 3:37 Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir şekilde kabul buyurdu ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi ve Zekeriyya'nın himayesine verdi. Zekeriyya ne zaman kızın bulunduğu mihraba girse, onun yanında yeni bir yiyecek bulurdu. "Meryem! Bu sana nereden geldi?" deyince, o da: "Bu, Allah katındandır." derdi. Şüphesiz Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.
oradaThere onlydu'a ettiinvokedZekeriyyaZakariyaRabbinehis Lorddedi kihe saidRabbimMy Lordvergrantbana[for] mekatındanfromkendinYourselfbir nesiloffspringtemizpureşüphesiz senIndeed, Youişitensin(are) All-Hearerdu'ayı(of) the prayer
🇹🇷 3:38 Orada Zekeriyya, Rabbine dua etti: "Rabbim! Bana katından hayırlı bir nesil ver. Şüphesiz sen, duayı hakkıyle işitensin" dedi.
ona seslendilerThen called himmeleklerthe Angelsve O (Zekeriyya)when hedurup(was) standing namaz kılarkenprayingmabeddeinmihrapthe prayer chamberşüphesizIndeedAllahAllahsana müjdelergives you glad tidingsYahya'yıof Yahyadoğrulayıcıconfirmingbir kelimeyi[of] a WordAllahtanfromAllahAllahve efendiand a nobleve nefsine hakimand chasteve bir peygamber olacakand a Prophetiyilerdenamongsalihlerthe righteous
🇹🇷 3:39 Zekeriyya mabedde namaz kılarken melekler ona: "Allah sana, Allah'dan bir kelimeyi doğrulayıcı, efendi, nefsine hakim ve iyilerden bir peygamber olarak Yahya'yı müjdeler." diye ünlediler.
dedi kiHe saidRabbimMy Lordnasıl?howolurcan (there) bebenimfor meoğluma sonhalbukiand verilybana gelip çatmışhas reached meihtiyarlık[the] old ageve karım daand my wifekısırken(is) [a] barren(Allah) dediHe saidöyle (ama)ThusAllahAllahyapardoesşeyiwhatdilediğiHe wills
🇹🇷 3:40 Zekeriyya: "Ey Rabbim, benim nasıl oğlum olabilir? Bana ihtiyarlık gelip çattı, karım ise kısırdır." dedi. Allah: "Öyledir, fakat Allah dilediğini yapar." buyurdu.
dedi diHe saidRabbimMy Lordo halde vermakebanafor mebir alameta sign(Allah) dedi kiHe saidsenin alametinyour signkonuşamamandır(is) that notkonuşacaksınızyou will speakinsanlarla(to) the peopleüç(for) threegündaysbaşkaexceptişaretten(with) gesturesve anAnd rememberRabbiniyour Lordçokmuchve (O'nu) tesbih etand glorify (Him)akşamin the eveningve sabahand (in) the morning
🇹🇷 3:41 Zekeriyya: "Rabbim! (oğlum olacağına dair) bana bir alâmet ver" dedi. Allah da buyurdu ki: "Senin için alâmet, insanlara üç gün, işaretten başka söz söyleyememendir. Ayrıca Rabbini çok an, sabah akşam tesbih et".
bir zamanAnd whendemişti kisaidMeleklerthe AngelsEy MeryemO MaryamşüphesizIndeedAllahAllahseni seçti(has) chosen youve temizlediand purified youve seni üstün kıldıand chosen youüzerineoverkadınları(the) womendünyaların(of) the worlds
🇹🇷 3:42 Hani melekler: "Ey Meryem! Allah seni seçti, seni tertemiz yarattı ve seni dünya kadınlarına üstün kıldı.
Ey MeryemO Maryamdivan durBe obedientRabbineto your Lordve secde etand prostrateve (huzurunda) eğiland bow downberaberwitheğilenlerlethose who bow down
🇹🇷 3:43 Ey Meryem! Rabbine divan dur ve secdeye kapan ve rüku' edenlerle beraber rüku' et" demişlerdi.
bunlarThathaberlerindendir(is) fromhaber(the) newsgörünmez alemin(of) the unseen vahyettiğimizWe reveal itsanato yousen değildinAnd notidinizyou wereonların yanındawith themzamanwhenattıklarıthey cast(kur'a) oklarınıtheir penshangisi(as to) which of themkefil olacak (diye)takes charge (of)Meryem'eMaryamsen değildinand notidinizyou wereyanlarındawith themzamanwhenbirbirleriyle çekiştiklerithey (were) disputing
🇹🇷 3:44 İşte bu, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. (Yoksa) "Meryem'i kim himayesine alıp koruyacak?" diye kalemlerini (kur'a için) atarlarken sen yanlarında değildin. (Bu hususta) Tartışırlarken de yanlarında bulunmadın.
haniWhendemiştisaidMeleklerthe AngelsEy MeryemO MaryamşüphesizIndeedAllahAllahseni müjdeliyorgives you glad tidingsbir kelime ileof a wordkendisindenfrom Himonun adıhis nameMesih'dir(is) the MessiahÎsaIsaoğlusonMeryem(of) Maryamyüzdedir (şereflidir)honoreddünyadaindünyathe worldve ahiretteand (in) the Hereafterve (Allah'a) yakın olanlardandırand of(Allah'a) yakınlaştırılmışlarthose brought near (to Allah)
🇹🇷 3:45 Melekler şöyle demişti: "Ey Meryem! Allah sana kendisinden bir kelimeyi müjdeliyor ki, adı Meryem oğlu İsa Mesih'dir; dünyada da ahirette de itibarlı, aynı zamanda Allah'a çok yakınlardandır.
ve konuşacakAnd he will speakinsanlara(to) the peoplebeşikteinbeşikthe cradleve yetişkinlikteand (in) maturityve iyilerden olacaktırand (he will be) ofsalihlerthe righteous
🇹🇷 3:46 Beşikte de, yetişkin çağında da insanlarla konuşacak ve iyilerden olacaktır.
dedi kiShe saidRabbimMy Lordnasılhowoluris [it]benimfor meçocuğuma boybana dokunmamışkenand (has) notbana dokundutouch(ed) mebir beşerany mandediHe saidböyledirThusAllahAllahyaratırcreatesşeyiwhatdilediğiHe willszamanWhenistediğiHe decreesbir şey(in olmasını)a mattersadecethen onlyderHe saysonato itol'Beo da oluverirand it becomes
🇹🇷 3:47 (Meryem): "Ey Rabbim, bana bir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?" dedi. Allah: "Öyle ama, Allah dilediğini yaratır, bir şeyin olmasını dilediğinde ona sadece 'ol!' der, o da hemen oluverir." dedi.
ve ona öğretecektirAnd He will teach himKitabıthe Bookve Hikmetiand [the] wisdomve Tevrat'ıand the Tauratve İncil'iand the Injeel
🇹🇷 3:48 Allah ona kitab (okuma ve yazmay)ı, hikmeti ve Tevrat ile İncil'i öğretir.
ve bir elçi (şöyle diyen)And (make him) a Messengeroğullarınatooğulları(the) Childrenİsrail(of) IsraelbenIndeed, Idoğrusu[surely]size getirdim[I] (have) come (to) youbir mu'cizewith a signRabbinizdenfromRabbinyour Lordbenthat Iyaratırım[I] designsizin içinfor youçamurdanfromçamur[the] clayşeklinde bir şeylike the formkuş(of) the birdüflerimthen I breathonainto ithemen oluverirand it becomesbir kuşa birdizniyleby (the) permissionAllah'ın(of) Allahve iyileştiririmAnd I curekörüthe blindve alacalıyıand the leperve diriltirimand I give lifeölüleri(to) the deadizniyleby (the) permissionAllah'ın(of) Allahve size haber veririmAnd I inform youneof whatyediğiniziyou eatve neand whatbiriktirdiğiniziyou storeevlerinizdeinevlerinizyour houseselbetteIndeedbundainşuthatbir ibret vardır(is) surely a signsizin içinfor youeğerifisenizyou areinanıyorbelievers
🇹🇷 3:49 Allah onu İsrailoğullarına (şöyle diyecek) bir peygamber olarak gönderir: "Şüphesiz ki ben size Rabbinizden bir âyet (mucize, belge) getirdim: Size, kuş biçiminde çamurdan birşey yaparım da içine üflerim, Allah'ın izniyle o, kuş olur; anadan doğma körü ve alacalıyı iyileştiririm ve Allah'ın izniyle ölüleri diriltirim. Evlerinizde ne yiyor ve neleri biriktiriyorsanız size haber veririm".
ve doğrulayıcı olarakAnd confirmingşeyithat whichbenden önce gelen(was)benden öncebefore meTevrat'ıofTevratthe Tauratve helal kılmak içinand so that I make lawfulsizefor youbazısomeşeyleri(of) that whichharam kılınanwas forbiddensizeto youve size getirdimAnd I (have) come to youbir mu'cizewith a signRabbinizdenfromRabbinyour Lordo halde korkunSo fearAllah'tanAllahve bana ita'at edinand obey me
🇹🇷 3:50 "Önümdeki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak için (geldim) ve Rabbiniz tarafından size bir mucize getirdim. Artık Allah'tan korkun da bana uyun".
şüphesizIndeedAllahAllahbenim Rabbimdir(is) my Lordve sizin de Rabbinizdirand your LordO'na kulluk edinso worship HimbudurThisyol(is) the pathdoğrustraight
🇹🇷 3:51 "Şüphesiz Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Onun için hep O'na kulluk edin! İşte bu, doğru yoldur".
ne zaman kiThen whensezdiperceivedÎsaIsaonlardanfrom theminkarı[the] disbeliefdedi kihe saidkimlerWhobana yardımcı olacak(will be) my helpers(yolunda)toAllahAllahdedilerSaidHavarilerthe disciplesBizWeyardımcılarıyız(will be the) helpersAllah(yolun)un(of) Allahinandıkwe believe[d]Allah'ain Allahşahid oland bear witnessbizthat wemüslümanlarız(are) Muslims
🇹🇷 3:52 İsa onların inkârlarını hissedince: "Allah yolunda yardımcılarım kim?" dedi. Havariler: "Allah yolunda yardımcılar biziz. Allah'a iman ettik. Şahit ol ki, biz muhakkak müslümanlarız." dediler.
RabbimizOur Lordinandıkwe believe[d]şeyein whatsenin indirdiğinYou revealedve uydukand we follow[ed]elçiyethe Messengerbizi yazthen write usberaberamongşahidlerlethe witnesses
🇹🇷 3:53 Ey Rabbimiz, senin indirdiğine iman ettik, o peygambere de uyduk. Artık bizi şahidlerle beraber yaz.
ve tuzak kurdularAnd they schemedve tuzak kurduand plannedAllah daAllahçünkü AllahAnd Allahen iyi(is the) besttuzak kurandır(of) the planners
🇹🇷 3:54 Onlar hileye başvurdular, Allah da onların tuzağını boşa çıkardı. Allah hileleri boşa çıkaranların en hayırlısıdır.
haniWhendemiştisaidAllahAllahEy ÎsaO Isaelbette benIndeed, Isenin canını alacağım(will) take youve seni yükselteceğimand raise youbanato Myselfve seni temizleyeceğimand purify youkimselerdenfromonlar kithose whoinkar edendisbelieve[d]ve tutacağımand I will makekimselerithose whosana uyanfollow[ed] youüstündesuperiorkimselerim(to) those whoinkar edendisbelieve[d]kadarongününe(the) Daykıyamet(of) [the] ResurrectionsonraThenbana olacaktırto Medönüşünüz(is) your returnben hükmedeceğimand I will judgearanızdabetween youşeyler (hakkında)about whatsizinyou wereonda[in it]ayrılığa düştüğünüzdiffering
🇹🇷 3:55 O zaman Allah şöyle dedi: "Ey İsa, şüphesiz ki seni öldüreceğim, seni kendime yükselteceğim ve seni inkârcılardan temizleyeceğim. Hem sana uyanları, kıyamete kadar o küfredenlerin üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz banadır, ayrılığa düştüğünüz hususlarda aranızda hükmedeceğim".
gelinceThen as forkimselerethose whoinkar edendisbelieve[d]onlara azabedeceğimthen I will punish themazapla(with) a punishmentşiddetliseveredünyada daindünyathe worldve ahirette deand (in) the HereafterolmayacaktırAnd notonlarınfor themhiçbiranyyardımcıları dahelpers
🇹🇷 3:56 "İnkâr edenlere gelince, onlara dünyada da, ahirette de şiddetli bir şekilde azab edeceğim, onların hiçbir yardımcıları da olmayacaktır".
gelinceAnd as forkimselerethose whoinananbelieve[d]ve yapanlaraand didiyi şeyler[the] righteous deeds(Allah) tam olarak verecektirthen He will grant them in fullmükafatlarınıtheir rewardAllahAnd Allahsevmez(does) notseverlerlovezalimlerithe wrongdoers
🇹🇷 3:57 "İman edip iyi işler yapanlara gelince, Allah onların mükafatlarını tastamam verecektir. Allah zalimleri sevmez".
işte buThatokuduğumuz(is what) We recite [it]sanato youayetlerdenofayetlerthe Versesve Zikir(Kitap)dandırand the Reminder hikmetli[the] Wise
🇹🇷 3:58 İşte bu sana okuduğumuz, âyetlerden ve hikmetli Kur'ân'dandır.
şüphesizIndeeddurumu(the) likenessÎsa'nın(of) IsayanındanearAllah'ınAllahdurumu gibidir(is) like (the) likenessAdem'in(of) AdamOnu yarattıHe created himtopraktanfromtoprakdustsonrathendedi kiHe saidonato himOl!Beve olduand he was
🇹🇷 3:59 Doğrusu Allah katında İsa'nın (yaratılışındaki) durumu, Âdem'in durumu gibidir; onu topraktan yarattı, sonra ona "ol!" dedi, o da oluverdi.
(Bu) gerçektir'The truthRabbinden (gelen)(is) fromRabbinyour Lordöyle ise olmaso (do) notolbekuşkulananlardanamongşüphe edenlerthe doubters
🇹🇷 3:60 Bu hak (gerçek) senin rabbindendir, o halde şüphecilerden olma.
kimThen whoeverseninle tartışmaya kalkarsaargues (with) yououn hakkındaconcerning itsonrafromsonraafterşeylerdenwhatsana gelencame to youilimdenofilimthe knowledgede kithen saygelinComeçağıralımlet us calloğullarımızıour sonsve oğullarınızıand your sonsve kadınlarımızı;and our womenve kadınlarınızıand your womenve kendimiziand ourselvesve kendiniziand yourselvessonrathengönülden la'netle du'a edelim delet us pray humblyatalım (kılalım)and [we] invokela'netinithe curseAllah'ın(of) Allahüstüneonyalancılarınthe liars
🇹🇷 3:61 Sana (gerekli) bilgi geldikten sonra artık kim bu konuda seninle tartışacak olursa, de ki: "Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra da lanetleşelim; Allah'ın lanetinin yalancılara olmasını dileyelim".
şüphesizIndeedbudurthis(Îsa hakkındaki) osurely it (is)kıssa (öykü)the narration gerçek[the] trueyokturAnd (there is) nohiçbir(of)tanrıgodbaşkaexceptAllah'tanAllahve elbetteAnd indeedAllahAllahOsurely Heazizdir (kesin galib)(is) the All-Mightyhüküm ve hikmet sahibidirthe All-Wise
🇹🇷 3:62 İşte (İsa hakkında söylenen) gerçek kıssa budur. Allah'tan başka hiçbir tanrı yoktur. Muhakkak ki Allah çok güçlüdür ve hikmet sahibidir.
eğerAnd ifdönerlersethey turn backmuhakkak kithen indeedAllahAllahbilir(is) All-Knowingbozguncularıof the corrupters
🇹🇷 3:63 Eğer (haktan) yüz çevirirlerse, şüphesiz ki Allah bozguncuları çok iyi bilendir.
de kiSayEy ehliO PeopleKitap(of) the BookgelinComebir kelimeyetobir söza wordeşit olanequitablebizim aramızdabetween usve sizin aranızdaand between you ibadet etmeyelimthat notibadet ederizwe worshipbaşkasınaexceptAllah'tanAllahortak koşmayalımand notortak koşarızwe associate partnersO'nawith Him hiçbirşeyianythingedinmeyelimand notalırlartakebazımızsome of usbazımızı(to) otherstanrılar(as) lordsbaşkafrombaşkabesidesAllah'tanAllaheğerThen ifyüz çevirirlersethey turn awaydeyinthen sayşahid olunBear witnessşüphesiz bizthat wemüslümanlarız(are) Muslims
🇹🇷 3:64 De ki: Ey kitap ehli! Sizinle bizim aramızda ortak olan bir söze geliniz. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâhlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, deyin ki: "Şahit olun biz müslümanlarız".
ey ehliO PeopleKitap(of) the BooknedenWhytartışıyorsunuz(do) you arguehakkındaconcerningİbrahimIbrahimoysa indirilmiştirwhile notindirildiwas revealedTevratthe Tauratve İnciland the Injeelancakexceptondan sonrafromondan sonraafter himdüşünmüyor musunuz?Then why don'takıl edersinizyou use your intellect
🇹🇷 3:65 Ey Kitap ehli! İbrahim hakkında niçin tartışıyorsunuz? Oysa Tevrat da, İncil de ondan sonra indirilmiştir. Siz hiç düşünmüyor musunuz?
işte sizHere you are böylesinizthose whotartışıyorsunuzarguedolan şeyabout whatsizin[for] youonun (hakkında)of itbiraz bilginiz(have some) knowledgeama neden?Then whytartışıyorsunuz(do) you arguehakkındaabout whatolmayannotsizinfor youonun (hakkında)of itbilginiz(any) knowledgeAllahAnd Allahbilirknowsve sizwhile youbilmezsiniz(do) notbilirlerknow
🇹🇷 3:66 İşte siz böylesiniz. Haydi biraz bilginiz olan şey hakkında tartıştınız, ya hiç bilginiz olmayan şey hakkında niçin tartışıyorsunuz? Allah bilir, siz bilmezsiniz.
değildiNotidiwasİbrahimIbrahimyahudia Jewne deand nothıristiyana Christianfakat[and] butidihe wasdosdoğrua truebir müslümanMuslimve değildiand noto idihe wasmüşriklerdenfrommüşriklerthe polytheists
🇹🇷 3:67 İbrahim, ne yahudi, ne de hıristiyandı; fakat o, Allah'ı bir tanıyan dosdoğru bir müslümandı, müşriklerden de değildi.
doğrusuIndeeden yakın olanıthe best to claim relationshipinsanların(of) peopleİbrahim'ewith Ibrahimkimselerdir(are) those whoona uyan(lar)follow himve buand thispeygamber[the] Prophetve kimselerdirand those whoinanan(lar)believe[d]Allah daAnd Allahdostudur(is) a Guardianmü'minlerin(of) the believers
🇹🇷 3:68 Doğrusu onların İbrahim'e en yakın olanı, ona uyanlar, şu Peygamber ve iman edenlerdir. Allah da müminlerin dostudur.
istedi kiWishedbir grupa groupehlindenfrominsanlar(the) PeopleKitap(of) the Bookeğerifsizi saptırsınlarthey could lead you astrayoysaand notsaptırıyorlarthey lead astraysadeceexceptkendilerinithemselvesfarkında değillerand notfarkederlerthey perceive
🇹🇷 3:69 Kitap ehlinden bir grup sizi saptırmak istediler, halbuki sırf kendilerini saptırıyorlar da farkına varmıyorlar.
Ey ehliO PeopleKitap(of) the Bookniçin?Why doinkar ediyorsunuzyou denyayetlerini[in] the SignsAllah'ın(of) Allahve sizwhile you(gerçeği) gördüğünüz haldebear witness
🇹🇷 3:70 Ey kitap ehli! (gerçeği) gördüğünüz halde, niçin Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorsunuz?
Ey ehliO PeopleKitap(of) the BookniçinWhykarıştırıyorsunuzdo you mixhakkıthe truthbatıllawith the falsehoodve gizliyorsunuzand concealgerçeğithe truthve sizwhile youbildiğiniz haldeknow
🇹🇷 3:71 Ey kitap ehli! Niçin hakkı batıla karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz?
ve dedi kiAnd saidbir grupa groupehlindenofinsanlar(the) PeopleKitap(of) the BookinanınBelieveolanain whatindirilmişwas revealedüzerineonkimselerthose whoinanan(lara)believe[d]önünde(at the) beginninggünün(of) the dayve inkar edinand rejectsonunda(at) its endbelki onlarperhaps they maydönerlerreturn
🇹🇷 3:72 Kitap ehlinden bir grup: "Müminlere indirilene günün başlangıcında inanın, sonunda da inkâr edin, belki onlar da dönerler." dedi.
ve güvenmeyinAnd (do) notiman ederlerbelievebaşkasınaexceptkimseden(the one) whouyanfollowssizin dininizeyour religionde kiSayşüphesizIndeedHidayetthe (true) guidancehidayetidir(is the) GuidanceAllah'ın(of) Allah verilmesinden (mi?)lestveriliris givenbirine(to) one benzerinin(the) likeşeyin(of) whatsize verilenwas given to youveyaor(aleyhinize) deliller getireceklerinden (mi?)they may argue with youhuzurundanearRabbinizinyour Lordde kiSayşüphesizIndeedLutufthe Bountyelindedir(is) in the HandAllah'ın(of) Allahonu verirHe gives itkimseye(to) whomdilediğiHe willsAllah'ınand Allah(lutfu) geniştir(is) All-Encompassing(O her şeyi) bilendirAll-Knowing
🇹🇷 3:73 "Ve kendi dininize uyanlardan başkasına inanmayın" (dediler). De ki: "Şüphesiz doğru yol, Allah'ın yoludur". (Onlar kendi aralarında): "Size verilenin benzerinin hiçbir kimseye verilmiş olduğuna, yahut Rabbinizin huzurunda sizin aleyhinize deliller getireceklerine" (de inanmayın dediler). De ki: "Lütuf Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir. Allah, rahmeti bol olan, her şeyi hakkıyla bilendir".
has kılarHe choosesRahmetinifor His MercykimseyewhomdilediğiHe willsAllahAnd Allahsahibidir(is) the Possessorlutuf ve ikram(of) Bounty büyük[the] great
🇹🇷 3:74 Rahmetini dilediğine tahsis eder. Allah, büyük lütuf ve kerem sahibidir.
ehlindenAnd frominsanlar(the) PeopleKitap(of) the Booköylesi (vardır ki)(is he) whoeğerifona emanet bıraksanyou entrust himyüklerle malwith a great amount of wealthonu öderhe will return itsanato youve onlardanAnd from themöylesi (de vardır ki)(is he) whoeğerifona versenyou entrust himbir dinarwith a single coinonu ödemeznotonu geri verirhe will return itsanato youbaşka türlüexceptsüreklithatdevamlı yaparsınızyou keep constantlybaşınaover himdikilmedenstandingbuThatonların (içindir)(is) because theydediklerisaidyokturNotbizeon uskarşıconcerningümmilerethe unlettered peoplebir yol (sorumluluk)any [way] (accountability)ve söylüyorlarAnd they saykarşıaboutAllah'aAllahyalanthe lieve onlarwhile theybile bileknow
🇹🇷 3:75 Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet etsen, onu sana eksiksiz iade eder. Fakat öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana iade etmez. Bu da onların, "Ümmîlere karşı yaptıklarımızdan bize vebal yoktur." demelerinden dolayıdır. Ve onlar, bile bile Allah'a karşı yalan söylerler.
HayırNaykimwhoeveryerine getirirfulfillssözünühis covenantve (günahtan) korunursaand fears (Allah)şüphesizthen indeedAllah (da)Allahseverloveskorunanlarıthose who fear (Him)
🇹🇷 3:76 Hayır, kim sözünü yerine getirir ve kötülüklerden korunursa, şüphesiz Allah da korunanları sever.
şüphesizIndeedkimseler (var ya)those whosatanlarexchangeverdikleri sözü(the) CovenantAllah'a(of) Allahve yeminleriniand their oathsparaya(for) a priceaz birlittleiştethose yokturnobir payıshareonlarınfor themahiretteinahiretthe Hereafteronlara konuşmayacakand notonlarla konuşurwill speak to themAllahAllahbakmayacakand notbakınlookonlaraat themgünü(on the) Daykıyamet(of) the Resurrectionve onları yüceltmeyecektirand notonları temizlepurify themve onlar için vardırand for thembir azab(is) a punishmentacıklıpainful
🇹🇷 3:77 Allah'a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir paraya satanlar var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur; Allah kıyamet günü onlarla hiç konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için acı bir azab vardır.
ve şüphesizAnd indeedonlardanamong thembir grup (var ki)surely (is) a group eğip bükerlerthey distortdillerinitheir tonguesKitaplain (reciting) the Booksiz sanasınız diyeso that you may think itKitaptan(is) fromKitapthe Book(halbuki) yokturand notoitKitapta(is) fromKitapthe Bookve derlerAnd they sayoItkatındandır(is)-denfromAllahAllahoysa değildirBut notoitkatından(is)-denfromAllahAllahve söylerlerAnd they saykarşıaboutAllah'aAllahyalanthe lieve onlarwhile theybile bileknow
🇹🇷 3:78 Kitap ehlinden öyle bir güruh da vardır ki, siz onu kitaptan sanasınız diye, dillerini kitaba doğru eğip bükerler. Halbuki o, kitaptan değildir. "Bu, Allah katındandır." derler; oysa o, Allah katından değildir. Allah'a karşı, kendileri bilip dururken, yalan söylerler.
mümkün değildirNot…dırishiçbir insanınfor a humanona vermesinden (sonra)thatona verirgives himAllahAllahKitapthe Bookhüküm (hikmet)and the wisdomve peygamberlikand the Prophethoodsonra (o kalksın)thendemesihe saysinsanlarato the peopleolunBekul(lar)worshippersbanaof mebırakıpfrombaşkabesidesAllah'ıAllahfakat (der ki)but (would say)olunBeRabbe halis kullarworshippers of the Lordşeyler gereğincebecauseolduğunuzyou have beenokuyorteachingKitapthe Bookveand becauseolduğunuzyou have beenöğretiyorstudying (it)
🇹🇷 3:79 İnsanlardan hiçbir kimseye, Allah kendisine kitap, hüküm ve peygamberlik verdikten sonra, kalkıp insanlara: "Allah'ı bırakıp bana kul olun." demesi yakışmaz. Fakat onun: "Öğrettiğiniz ve okuduğunuz kitap gereğince Rabb'e halis kullar olun" (demesi uygundur).
ve size emretmezAnd notsize emrederhe will order youdiyethatedininyou takeMeleklerithe Angelsve peygamberleriand the Prophetstanrılar(as) lordssize emreder mi?Would he order youinkar etmeyito [the] disbeliefsonraafterolduktan[when]sizyou (have become)müslümanlarMuslims
🇹🇷 3:80 Ve O size: "Melekleri ve peygamberleri tanrılar edinin." diye de emretmez. Siz müslüman olduktan sonra, size hiç inkârı emreder mi?
ve ne zamanAnd whenalmıştıtookAllahAllahşöyle sözcovenantpeygamberlerden(of) the ProphetselbetteCertainly, whateversize verdimI (have) given youKitapofKitap(the) Bookve hikmetand wisdomsonrathengeldiğindecomes to youbir peygambera Messengerdoğrulayıcıconfirmingbulunan(Kitap)ıthat whichyanınızda(is) with youmutlaka inanacakyou must believeonain himve ona mutlaka yardım edeceksinizand you must help himdemiştiHe saidbunu kabul ettiniz mi?Do you affirmve aldınız mı?and takeüzerinizeonbu husustathat (condition)ağır ahdimiMy CovenantdedilerThey saidkabul ettikWe affirmdediHe saido halde tanık olunThen bear witnessben deand I (am)sizinle beraberwith youtanık olanlardanımamongşahitlerthe witnesses
🇹🇷 3:81 Allah peygamberlerden şöyle söz almıştı: "Andolsun ki size kitab ve hikmet verdim, sonra yanınızda bulunan (kitaplar)ı doğrulayıcı bir peygamber geldiğinde ona muhakkak inanacak ve ona yardım edeceksiniz! Bunu kabul ettiniz mi? Ve bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?" demişti. Onlar: "Kabul ettik" dediler. (Allah da) dedi ki: "Öyleyse şahit olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım".
artık kimThen whoeverdönerseturns awaysonraafterbundanthatiştethen thoseonlartheyfasıklardır(are) the defiantly disobedient
🇹🇷 3:82 Artık bundan sonra her kim dönerse, işte onlar yoldan çıkmışların ta kendileridir.
başkasını mıSo is (it) other thandininden(the) religionAllah'ın(of) Allaharıyorlarthey seekoysa O'naWhile to Himteslim olmuştur(have) submittedolanların hepsiwhatevergöklerde(is) ingöklerthe heavensve yerdeand the earthisteyerekwillinglyve(ya) istemeyerekor unwillinglyve O'naand towards Himdöndürüleceklerdirthey will be returned
🇹🇷 3:83 Onlar, Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Halbuki göklerde ve yerde ne varsa hepsi, ister istemez O'na boyun eğmiştir ve O'na döndürülüp götürüleceklerdir.
de kiSayinandıkWe believedAllah'ain Allahşeyeand whatindirilen(is) revealedbizeon usve şeyeand whatindirilenwas revealedİbrahim'eonİbrahimIbrahimve İsma'il'eand Ishmaelve İshak'aand Isaacve Ya'kub'aand Yaqubve sıbtlaraand the descendentsve şeyeand whatverilenwas givenMusa'ya(to) Musave Îsa'yaand Isave peygamberlereand the ProphetstarafındanfromRableritheir Lordayırım yapmayızNotayrım yaparızwe make distinctionarasındabetweenhiçbirininanyonlarof themve bizand weO'nato Himteslim olanlarız(are) submissive
🇹🇷 3:84 De ki: "Allah'a, bize indirilen (Kur'ân)e, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve torunlarına indirilene, Musa'ya, İsa'ya ve peygamberlere Rablerinden verilenlere inandık. Onların arasında hiçbir fark gözetmeyiz, biz O'na teslim olmuşlarız".
ve kimAnd whoeverararsaseeksbaşkaother thanİslam'dan[the] Islambir din(as) religion(bilsin ki) aslathen never(o din) kabul edilmeyecekwill be acceptedondanfrom himve oand heahiretteinahiretthe Hereafterkaybedenlerden olacaktır(will be) fromhüsrana uğrayanlarthe losers
🇹🇷 3:85 Kim İslâm'dan başka bir din ararsa ondan asla kabul edilmeyecek ve o ahirette de zarar edenlerden olacaktır.
nasılHowyol gösterir(shall) guideAllahAllahbir toplumaa peopleinkar eden(who) disbelievedsonraafterİman ettiktentheir beliefve gördüktenand (had) witnessedgerçektenthatResul'ünthe Messengerhak olduğunu(is) trueve kendilerine geldiktenand came to themaçık delillerthe clear proofsAllahAnd Allahdoğru yola iletmez(does) nothidayet ederguidetoplumuthe peoplezalim[the] wrongdoers
🇹🇷 3:86 İnandıktan, Peygamber'in hak olduğuna şehadet ettikten ve kendilerine açık deliller geldikten sonra, inkâra sapan bir milleti Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah zalimler güruhunu doğru yola iletmez.
işteThose onların cezasıtheir recompensegerçektenthatonların üzerine olmasıdıron themla'neti(is the) curseAllah'ın(of) Allahve meleklerinand the Angelsve insanlarınand the peoplehepsininall together
🇹🇷 3:87 İşte onların cezaları, Allah'ın, meleklerin, insanların hepsinin laneti onların üzerlerindedir.
ebedi kalacaklardır(They will) abide foreverO(la'net)in içindein ithafifletilmeyecekNothafifletilirwill be lightenedonlardanfor themazabthe punishmentve onlaraand notonlartheyfırsat verilmeyecektirwill be reprieved
🇹🇷 3:88 Onlar bu (lanetin) içinde ebedî kalacaklardır. Kendilerinden ne bu azab hafifletilir, ne de yüzlerine bakılır.
dışındaExceptkimselerthose whotevbe edenrepentsonrafromsonraafterondanthatve uslananlarand reform[ed] themselvesçünküThen indeedAllahAllahçok bağışlayan(is) Oft-Forgivingçok esirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 3:89 Ancak bundan sonra tevbe edip kendini düzeltenler başka. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayan ve çok esirgeyendir.
şüphesizIndeedonlar kithose whoinkar ettilerdisbelievedsonraafterinandıktantheir beliefsonrathenarttıthey increasedinkarları(in) disbeliefkabul edilmeyecektirneverkabul edilirwill be acceptedonların tevbeleritheir repentanceve işteand those onlartheysapıkların ta kendileridir(are) those who have gone astray
🇹🇷 3:90 Şüphesiz imanlarının arkasından küfreden, sonra da küfrünü artırmış olanların tevbeleri asla kabul olunmaz. İşte onlar sapıkların ta kendileridir.
şüphesizIndeedkimselerthose whoinkar edendisbelieve[d]ve ölenlerand diedve onlarwhile theykafir olarak(are) disbelieverskabul edilmeyecektirthen neverkabul edilirwill be acceptedhiçbirindenfromonlardan biriany one of themdolusufulldünyaearthaltın(of) goldve olsa dahi[and] (even) iffidye vermişhe offered as ransomonuitişteThose onlar için vardırfor thembir azab(is) a punishmentacıklıpainfulve yokturand notonların(will be) for themhiçbiranyyardımcılarıhelpers
🇹🇷 3:91 Muhakkak ki inkâr edenler ve kâfir oldukları halde de ölenler, yeryüzü dolusu altın fidye verseler bile hiç birisinden asla kabul edilmeyecektir. İşte dayanılmaz azab onlar içindir. Onların hiçbir yardımcıları da yoktur.
aslaNevereremezsinizwill you attainiyiliğe[the] righteousnesskadaruntil(Allah için) harcayıncayayou spendşeylerdenfrom whatsevdiğinizyou loveve ne ki?And whateverharcarsanızyou spendherhangi birofşeydena thingşüphesizthen indeedAllahAllahonuof itbilir(is) All-Knowing
🇹🇷 3:92 Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça, gerçek iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu hakkıyla bilir.
4. Cüz
bütünAllyiyecekler[the] foodidiwashelallawfuloğullarınafor (the) Childrenİsrail(of) Israeldışındaexceptşeylerwhatharam kıldığımade unlawfulİsrail'inIsraelkendisineuponkendisihimselföncefromöncebeforeindirilmeden[that]indirildi(was) revealedTevratthe Tauratde kiSaygetirinSo bringTevrat'ıthe Tauratve okuyunand recite iteğerifisenizyou aredoğrutruthful
🇹🇷 3:93 Tevrat indirilmeden önce, İsrail (Yakub)in kendisine haram kıldığı dışında, yiyeceklerin hepsi İsrailoğullarına helal idi. De ki: "Eğer doğrulardan iseniz, haydi Tevrat'ı getirip okuyun".
artık kimThen whoeveruydurursafabricateshakkındaaboutAllahAllahbir yalan[the] liesonra dafromsonraafterbundanthatiştethen those onlartheyzalimlerdir(are) the wrongdoers
🇹🇷 3:94 Kim bundan sonra Allah'a karşı yalan uydurursa, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.
de kiSaydoğru söyledi(has) spoken the truthAllahAllahöyle ise uyunthen followdinine(the) religionİbrahim(of) Ibrahimhanif (Allah'ı birleyici) olarak(the) upright(O) değiland notidihe wasortak koşanlardanofmüşriklerthe polytheists
🇹🇷 3:95 De ki: "Allah doğru söylemiştir. Öyle ise dosdoğru, Allah'ı birleyici olarak İbrahim'in dinine uyun. O, müşriklerden değildi".
doğrusuIndeedilk(the) FirstevHouse(ma'bed olarak) kurulanset upinsanlarafor the mankindolandır(is) the one whichMekke'de(is) at Bakkahuğur bereketlidir'blessedve hidayet kaynağıdırand a guidancealemlerefor the worlds
🇹🇷 3:96 Şüphesiz insanlar için kurulan ilk mabed, Mekke'deki çok mübarek ve bütün âlemlere hidayet kaynağı olan Beyt (Kabe)dir.
onda vardırIn itdeliller(are) signsaçık açıkclearMakamıstanding placeİbrahim'in(of) Ibrahimve kimand whoeverona girseenters it güvene ererisgüvenlisafeAllah'ın bir hakkıdırAnd (due) to Allahüzerindeuponinsanlarthe mankind(gidip) haccetmesi(is) pilgrimageEv'e(of) the Househerkesin(for one) whogücü yetenis ableonunto [it]yoluna(find) a wayve kimAnd whoevernankörlük edersedisbelievedşüphesizthen indeedAllahAllahzengindir(is) free from needbütün alemlerdenofâlemlerthe universe
🇹🇷 3:97 Onda apaçık deliller, İbrahim'in makamı vardır. Oraya giren güvene erer. Ona bir yol bulabilenlerin Beyt'i haccetmesi Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse, şüphesiz Allah bütün âlemlerden müstağni (kimseye muhtaç değil, her şey ona muhtaç)dir.
de kiSayEy ehliO PeopleKitap(of) the Bookneden?Whyinkar ediyorsunuz(do) you disbelieveayetleriniin (the) VersesAllah'ın(of) AllahAllahwhile Allahtanık iken(is) a Witnessşeylereovernewhatyaptığınızyou do
🇹🇷 3:98 De ki: "Ey kitap ehli! Allah yaptıklarınızı görüp dururken niçin Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorsunuz?"
de kiSayEy ehliO PeopleKitap(of) the Bookniçin?Whyçevirmeğe çalışıyorsunuz(do) you hinderyolundanfromyol(the) wayAllah(of) Allahkimseleri(those) whoinananbelieve[d]göstermeğe yeltenerekseeking (to make) iteğri(seem) crookedve sizwhile you(gerçeğe) tanık olduğunuz halde(are) witnessesdeğildirAnd notAllahAllahhabersiz(is) unawareyaptıklarınızdanof whatyaparsınızyou do
🇹🇷 3:99 De ki: "Ey kitap ehli! Gerçeği görüp bildiğiniz hâlde niçin Allah'ın yolunu eğri göstermeye yeltenerek müminleri Allah'ın yolundan çevirmeye kalkışıyorsunuz? Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir".
EyO youkimselerwhoinanan(lar)believe[d]şayetIfuyarsanızyou obeygrubaa groupherhangi birfromkimselerdenthose whoverilen(ler)were givenKitapthe Booksizi döndürürlerthey will turn you backsonraafterimanınızdanyour beliefkafir olarak(as) disbelievers
🇹🇷 3:100 Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir gruba uyarsanız, imanınızdan sonra sizi döndürüp kâfir yaparlar.
ve nasıl?And how (could)inkar edersinizyou disbelieveve üstelik sizewhile [you]okunmaktais recitedsizeupon youayetleri(the) VersesAllah'ın(of) Allahve aranızda ikenand among youO'nun Elçisi(is) His Messengerve kimAnd whoeversarılırsaholds firmlyAllah'ato Allahmuhakkak ki othen surelyiletilmiştirhe is guidedyolatobir yola pathdoğrustraight
🇹🇷 3:101 Size Allah'ın âyetleri okunup dururken ve Allah'ın elçisi de aranızda iken nasıl inkâra saparsınız? Kim Allah'a sımsıkı bağlanırsa, kesinlikle doğru yola iletilmiştir.
EyO youkimselerwhoinanan(lar)believe[d]korkunFearAllah'tanAllahhakkıyla(as is His) rightO'na yaraşır biçimde(that) He (should) be fearedölmeyinand (do) notölürlerdiedışındaexceptsiz[while you]müslümanlar olmak(as) Muslims
🇹🇷 3:102 Ey iman edenler! Allah'tan, O'na yaraşır şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin.
ve yapışınAnd hold firmlyipineto (the) ropeAllah'ın(of) Allahtoplucaall togetherayrılmayınand (do) notbölünmeyinbe dividedve hatırlayınAnd rememberni'metini(the) FavorAllah'ın(of) Allahsize olanon youhaniwhensiz idinizyou werebirbirinize düşmanenemies(Allah) uzlaştırdıthen He made friendshiparasınıbetweenkalblerinizinyour hearts(haline) geldinizthen you becameO'un ni'metiyleby His Favorkardeşlerbrotherssiz bulunuyordunuzAnd you werekenarında;onkenar(the) brinkbir çukurun(of) pitateştenofateşthe Fire(Allah) sizi kurtardıthen He saved youondanfrom itböyleThusaçıklıyormakes clearAllahAllahsizefor youayetleriniHis Versesumulur kiso that you mayyola gelirsiniz(be) guided
🇹🇷 3:103 Hep birlikte Allah'ın ipine (kitabına, dinine) sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de, O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O'nun (bu) nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki, doğru yola eresiniz.
olsunAnd let there beiçinizdenamong youbir topluluk[a] peopleçağıraninvitinghayratoiyilikthe goodve emreden[and] enjoiningiyiliğithe rightve men'edenand forbiddingkötülüktenfromzulümthe wrongişteand those onlartheykurtuluşa erenlerdir(are) the successful ones
🇹🇷 3:104 İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa eren onlardır.
olmayınAnd (do) notolbegibilike those whobölünüpbecame dividedve ihtilaf edenlerand differedsonradanfromsonraafterkendilerine geldiktenwhatonlara geldicame to them açık delillerthe clear proofsişte onlarAnd those(evet) onlar için vardırfor thembir azab(is) a punishmentbüyükgreat
🇹🇷 3:105 Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük bir azap vardır.
O gün(On the) Dayağarırwould become white(bazı) yüzler(some) faceskararırand would become black(bazı) yüzler(some) faceso zamanAs forkimselerethose whosekararanturn blackyüzleri[their] faces inkar ettiniz ha? (denilir)Did you disbelievesonraafterinanmanızdanyour belieföyle ise tadınThen tasteazabıthe punishmentkarşılıkfor whatetmenizeyou used toinkardisbelieve
🇹🇷 3:106 O gün bazı yüzler ağarır, bazı yüzler kararır. Yüzleri kararanlara: "İmanınızdan sonra küfrettiniz ha? Öyle ise inkâr etmenize karşılık azabı tadın" (denecektir).
iseBut as forkimselerthose whoseağaranturn whiteyüzleri[their] facesiçindedirlerthen (they will be) inrahmeti(the) MercyAllah'ın(of) Allahonlartheyoradain itsürekli kalacaklardır(will) abide forever
🇹🇷 3:107 Yüzleri ağaranlara gelince, (onlar) Allah'ın rahmeti içindedirler. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
işte onlarTheseayetleridir(are the) VersesAllah'ın(of) Allahonları okuyoruzWe recite themsanato yougerçek ilein truthAllahAnd notAllahAllahistemezwantszulmetmekinjusticealemlereto the worlds
🇹🇷 3:108 Bunlar Allah'ın, sana gerçek olarak okuyageldiğimiz, âyetleridir. Allah âlemlere hiçbir haksızlık etmek istemez.
Allah'ındırAnd to Allah (belongs)olanlarwhatevergöklerde(is) ingöklerthe heavensve olanlarand whateveryerde(is) inyeryüzüthe earthve Allah'aAnd toAllahAllahdöndürülürwill be returnedbütün işlerthe matters
🇹🇷 3:109 Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. Bütün işler Allah'a döndürülür.
siz oldunuzYou areen hayırlı(the) bestbir ümmet(of) peopleçıkarılmışraisedinsanlar içinfor the mankind emrediyorsunuzenjoiningiyiliğithe rightmen'ediyorsunuzand forbiddingkötülükten[from]zulümthe wrongve inanıyorsunuzand believingAllah'ain AllaheğerAnd ifinanmış olsaydıbelievedehli(the) PeopleKitap(of) the Bookelbette olurdusurely would have beenhayırlıgoodkendileri içinfor themonlardanAmong theminananlar da var(are) [the] believersama çoklarıbut most of themyoldan çıkmışlardır(are) defiantly disobedient
🇹🇷 3:110 Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeğe çalışır ve Allah'a inanırsınız. Kitap ehli de inansaydı kendileri için elbette daha hayırlı olurdu. İçlerinden iman edenler de var, ama pek çoğu yoldan çıkmışlardır.
size zarar veremezlerNeversize zarar verirler miwill they harm youdışındaexceptincitmea hurteğerAnd ifsizinle savaşsalar (bile)they fight yousize dönüp kaçarlarthey will turn (towards) youarkalarınıthe backssonrathenonlara yardım da edilmeznotyardım olunacaklarthey will be helped
🇹🇷 3:111 Onlar size eziyetten başka bir zarar veremezler. Eğer sizinle savaşmaya kalkışsalar, size arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine yardım da edilmez.
vurulmuşturStruckonlaraon themalçaklık (damgası)the humiliationneredewhereverbulunsalarthatbulunurlarthey are foundancak hariçexceptahdine (ipine)with a ropeAllah'ınfromAllahAllahve ahdine (ipine)and a rope(inanan) insanlarınfrominsanlarthe peopleve uğradılarAnd they incurredgazabınawrathAllah'ınfromAllahAllahve vurulduand strucküzerlerineon themmiskinlik (damgası)the povertyböyledirThatçünkü onlar(is) becauseinkar ediyorlarthey used toinkâr ederlerdisbelieveayetleriniin (the) VersesAllah'ın(of) Allahöldürüyorlardıand they killedpeygamberlerithe Prophetshaksız yerewithouthakrightböyledirThatçünkü(is) becauseisyan etmişlerdithey disobeyedve haddi aşıyorlardıand they used tohaddi aşarlartransgress
🇹🇷 3:112 Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, üzerlerine alçaklık damgası vurulmuştur. Meğer ki Allah'ın ipine ve insanlar (müminler)ın ahdine sığınmış olsunlar. Onlar Allah'ın hışmına uğradılar ve üzerlerine de miskinlik damgası vuruldu. Bunun sebebi, onların Allah'ın âyetlerini inkâr etmiş olmaları ve haksız yere peygamberleri öldürmeleridir. Ayrıca isyan etmiş ve haddi de aşmışlardı.
(ama) hepsi değildirThey are notaynı(the) sameehlindenamonginsanlar(the) PeopleKitap(of) the Bookbir topluluk vardır(is) a communityayakta duranstandingokuyarak(and) recitingayetlerini(the) VersesAllah'ın(of) Allahsaatlerinde(in the) hoursgece(of) the nightve onlarand theysecdeye kapanırlarprostrate
🇹🇷 3:113 Hepsi bir değildirler. Kitap ehli içinde doğruluk üzere bulunan bir ümmet (topluluk) vardır ki, gecenin saatlerinde onlar secdeye kapanarak Allah'ın âyetlerini okurlar.
inanırlarThey believeAllah'ain Allahve gününeand the Dayahiretthe Lastve emrederand they enjoiniyiliği[with] the rightve men'ederlerand forbidkötülükten[from]zulümthe wrongve koşarlarand they hastenhayır işlerineiniyi amellerthe good deedsişte onlarAnd thoseiyilerdendir(are) fromsalihlerthe righteous
🇹🇷 3:114 Allah'a ve ahiret gününe inanırlar, iyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar, hayır işlerinde de birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar iyi insanlardandır.
ve şeylerAnd whateveryapacaklarıthey doiyiliktenofbir iyilika goodinkar edilmeyecektirthen neverondan mahrum mu bırakılacaklarwill they be denied itŞüphesiz AllahAnd Allahbilmektedir(is) All-Knowing(günahlardan) korunanlarıof the God-fearing
🇹🇷 3:115 Onlar ne hayır işlerlerse karşılıksız bırakılmayacaklardır. Allah kendisinden gereği gibi sakınanları bilir.
şüphesizIndeedkimselerthose whoinkar eden(ler)disbelievedyarar sağlamayacaktırneverfayda verirwill availonlara[for] themmallarıtheir wealthne deand notevladlarıtheir childrenkarşıagainstAllah'aAllahhiçbir şeyanythingve onlarand thosehalkıdır(are the) companionsateş(of) the Fireonlartheyoradain itsürekli kalacaklardır(will) abide forever
🇹🇷 3:116 O inkâr edenler (var ya), onların ne malları, ne de evlatları, onlara Allah'a karşı hiçbir fayda sağlamayacaktır. Onlar, ateş halkıdır; orada ebedi kalacaklardır.
durumuExampleşeylerin (malların)(of) whatharcadıklarıthey spendbuinbuthisdünya[the] lifehayatında(of) the worldbenzer(is) like (the) examplebir rüzgara(of) a windkendisinein itdondurucu(is) frostvurupit struckekinine(the) harvestbir topluluğun(of) a peoplezulmedenwho wrongednefislerinethemselvesonu mahvedenthen destroyed itonlara zulmetmediAnd notonlara zulmetti(has) wronged themAllahAllahfakat[and] butonlar kendi kendilerinethemselveszulmediyorlardıthey wronged
🇹🇷 3:117 Onların bu dünya hayatında harcadıklarının durumu, kendilerine zulmeden bir topluluğun ekinlerini vurup da mahveden kavurucu ve soğuk bir rüzgarın hali gibidir. Allah onlara zulmetmedi. Fakat kendileri, kendilerine zulmediyorlar.
eyO youkimselerwhoinanan(lar)believe[d]edinmeyin(Do) notalırlartakekendinize dost(as) intimateskendinizden başkasınıfromsizden başkaother than yourselvesonlar sizi geri durmazlarnotsizi esirgeyeceklerthey will spare youbozmaktan(any) ruinisterlerThey wishşeyleriwhatsize sıkıntı verecekdistresses youdoğrusuIndeedtaşmaktadır(has become) apparentöfkethe hatredonların ağızlarındanfromağızlarıtheir mouthsşeyler (kin) iseand whatgizlediklericoncealsgöğüslerindetheir breastsdaha büyüktür(is) greaterelbetteCertainlyaçıkladıkWe made clearsizefor youayetlerithe Verseseğerifisenizyou weredüşünüyor(to use) reason
🇹🇷 3:118 Ey iman edenler! Kendi dışınızdakilerden sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Kin ve düşmanlıkları ağızlarından taşmaktadır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Düşünürseniz, biz size âyetleri açıkladık.
işte sizLo! You areöyle kimselersiniz kithoseonları seversinizyou love themhalbuki onlar sizi sevmezlerbut notsizi severlerthey love youve inanırsınızand you believeKitabınin the Book hepsineall of itzamanAnd whensizinle karşılaştıklarıthey meet youderlerthey sayinandıkWe believeve zamanAnd whenyalnız kaldıklarıthey are aloneısırırlarthey bitesize karşıat youparmak uçlarınıthe finger tipsöfkeden(out) oföfke[the] ragede kiSayölünDieöfkenizdenin your rageşüphesizIndeedAllahAllahbilir(is) All-Knowingözünüof whatgöğüslerin(is in) the breasts
🇹🇷 3:119 İşte siz öyle kimselersiniz ki, onları seversiniz, halbuki onlar sizi sevmezler, siz kitap(lar)ın hepsine inanırsınız, onlarsa sizinle buluştukları zaman "inandık" derler. Başbaşa kaldıkları zaman da kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısırırlar. De ki: "kininizle geberin!". Şüphesiz ki Allah göğüslerin (gönüllerin) özünü bilir.
eğerIfsize dokunsatouches youbir iyilika goodonları tasalandırırit grieves themve eğerand ifsize dokunsastrikes youbir kötülükmisfortunesevinirlerthey rejoiceonaat iteğerAnd ifsabrederyou are patientve korunursanızand fear (Allah)size zarar vermeznotsize zarar verirwill harm youonların tuzağıtheir plothiçbir şekilde(in) anythingşüphesizIndeedAllahAllahşeyleriof whatonların yaptıklarıthey dokuşatmıştır(is) All-Encompassing
🇹🇷 3:120 Size bir iyilik dokunsa fenalarına gider, başınıza bir kötülük gelse onunla sevinirler. Eğer sabreder ve Allah'dan gereğince korkarsanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez; çünkü Allah onları kendi amelleriyle kuşatmıştır.
haniAnd whensen erkendenyou left early morningailendenfromev halkınyour householdayrılmıştınto postmü'minlerithe believersyerleştiriyordun(to take) positionssavaş içinfor the battleAllah daAnd Allahişitendi(is) All-HearingbilendiAll-Knowing
🇹🇷 3:121 Hani sen sabah erkenden müminleri savaş mevzilerine yerleştirmek için ailenden ayrılmıştın. Allah, hakkıyla işiten ve bilendir.
o vakitWhenyüz tutmuştuinclinediki takımtwo partiessizdenamong youkorkup bozulmayathatümitsizliğe düştülerthey lost hearthalbuki Allahbut Allahkendilerinin dostu idi(was) their protectorAllah'aAnd onAllahAllahdayansınlarlet put (their) trustinananlarthe believers
🇹🇷 3:122 O zaman içinizden iki takım bozulmaya yüz tutmuştu. Halbuki Allah onların yardımcısı idi. İnananlar, yalnız Allah'a dayanıp güvensinler.
nitekimAnd certainlysize yardım etmiştihelped youAllahAllahBedir'dein Badrve sizwhile you (were)zayıf durumdaykenweakO halde korkunSo fearAllah'tanAllahumulur kiso that you mayşükredersiniz(be) grateful
🇹🇷 3:123 Andolsun, sizler güçsüz olduğunuz halde Allah size Bedir'de yardım etmişti. Allah'tan sakının ki, O'na şükretmiş olasınız.
O zamanWhensen diyordunyou saidmü'minlereto the believerssize yetmez mi?Is it notsana yeterenough for yousize yardım etmesithatsize yardım ederreinforces youRabbinizinyour Lordüçwith threebinthousand[s]melek ile[of]melekler[the] Angelsindirilmiş[the ones] sent down
🇹🇷 3:124 O zaman sen müminlere: "Rabbinizin size, indirilmiş üç bin melek ile yardım etmesi size yetmez mi?" diyordun.
evetYeseğerifsabredersenizyou are patientve korunursanızand fear (Allah)üzerinize gelselerand they come upon youonlar ansızın[of]ansızınsuddenlyşu (anda)[this]size yardım ederwill reinforce youRabbinizyour Lordbeşwith fivebinthousand[s]melekle[of]melekler[the] Angelsnişanlı[the ones] having marks
🇹🇷 3:125 Evet, sabreder ve (Allah'tan) korkarsanız, onlar ansızın üzerinize gelseler, Rabbiniz size nişanlı nişanlı beş bin melekle yardım eder.
onu yapmazAnd notonu yaptımade itAllahAllahancak (yapar)exceptmüjde olsun diye(as) good newssizefor youve güven bulsun diyeand to reassurekalblerinizyour heartsbununlawith itve yokturAnd (there is) noyardım[the] victoryancak( vardır)exceptkatındafrom[yakın][near]AllahAllahdaima galibthe All-Mightyhüküm ve hikmet sahibithe All-Wise
🇹🇷 3:126 Allah, bunu size sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla yatışsın diye yaptı. Yardım, yalnız daima galip ve hikmet sahibi olan Allah katındandır.
kessin diyeThat He may cut offbir kısmınıa partkimselerdenofonlar kithose whoinkar eden(ler)disbelievedyahutorve perişan etsin desuppress themdönüp gitsinler diyeso (that) they turn backumutsuz olarakdisappointed
🇹🇷 3:127 (Allah bu yardımı) inkâr edenlerden bir kısmını kessin veya perişan etsin de umutsuz olarak dönüp gitsinler (diye yaptı).
yokturNotseninfor youo konudaofhükümthe decision(yapacağın) bir şey(of) anythingyawhether(Allah) tevbelerini kabul ederHe turnsonlarınto themya daoronlara azab ederpunishes themşüphesiz onlar (diye)for indeed, theyzalimlerdir(are) wrongdoers
🇹🇷 3:128 Bu işten sana hiçbir şey düşmez. (Allah), ya onların tevbesini kabul eder, yahut onlara, zalim olduklarından dolayı azab eder.
ve Allah'ındırAnd to Allah (belongs)olanlarwhatgöklerde(is) ingöklerthe heavensve olanlarand whatyerde(is) inyeryüzüthe earth(O) bağışlarHe forgiveskimseyi[for] whomdilediğiHe willsve azabederand punishesdimseyewhomdilediğiHe willsAllahAnd Allahçok bağışlayan(is) Oft-Forgivingçok esirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 3:129 Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. Dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Allah, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
EyO youkimselerwhoinanan(lar)believeyemeyin(Do) notyiyineatribathe usurykat katdoubledarttırarakmultipliedve korkunAnd fearAllah'tanAllahumulur kiso that you maykurtuluşa erersiniz(be) successful
🇹🇷 3:130 Ey iman edenler! Kat kat artırılmış olarak faiz yemeyin. Allah'tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.
ve sakınınAnd fearateştenthe Fireo kiwhichhazırlanmıştıris preparedkafirler içinfor the disbelievers
🇹🇷 3:131 Kâfirler için hazırlanmış olan ateşten sakının.
ve ita'at edinAnd obeyAllah'aAllahve Elçiyeand the Messengerumulur ki olursunuzso that you maymerhamet edilenlerdenreceive mercy
🇹🇷 3:132 Allah ve Peygambere itaat edin ki, size de merhamet edilsin.
ve koşunAnd hastenbir bağışlanmayatobağışlamaforgivenessRabbinizdenfromRabbinyour Lordve cenneteand a Garden genişliğiits widthgöklerle(is like that of) the heavensve yer kadar olanand the earthhazırlanmışpreparedkorunanlar içinfor the pious
🇹🇷 3:133 Rabbinizin bağışına ve genişliği göklerle yer arası kadar olan, Allah'tan gereği gibi korkanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşun!
onlar kiThose whoinfak ederlerspendbolluktainkolaylık[the] easeve darlıktaand (in) the hardshipyutkunurlarand those who restrainöfke(lerin)ithe angerve affederlerand those who pardoninsanları[from]insanlarthe people Allah daand Allahseverlovesgüzel davrananlarıthe good-doers
🇹🇷 3:134 O (Allah'tan hakkıyla korka)nlar, bollukta ve darlıkta Allah için harcarlar, öfkelerini yutarlar, insanları affederler. Allah iyilik edenleri sever.
ve onlarAnd thosezamanwhenyaptıklarıthey didbir kötülükimmoralityya daorzulmettikleriwrongednefislerinethemselves hatırlayarakthey rememberAllah'ıAllahbağışlanmasını dilerlerthen ask forgivenessgünahlarınınfor their sins ve kimand whobağışlayabilir(can) forgivegünahlarıthe sinsbaşkaexceptAllah'tanAllahve onlar ısrar etmezlerAnd notısrar ederlerthey persistşeylerde (hatalarında)onnewhatyaptıklarıthey didonlarwhile theybile bileknow
🇹🇷 3:135 Ve onlar çirkin bir günah işledikleri, yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah'ı hatırlayarak hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler. Allah'tan başka günahları kim bağışlayabilir? Bir de onlar, bile bile, işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmezler.
işteThose onların mükafatıtheir rewardbağışlanma(is) forgivenesstarafındanfromRableritheir Lordve cennetlerdirand Gardensakanflowsaltlarındanfromonun altındanunderneath itırmaklarthe riverssürekli kalırlarabiding foreveriçindein itve ne güzeldirAnd an excellentücretirewardçalışanların(for) the (righteous) workers
🇹🇷 3:136 İşte onların mükafatı (ödülleri) Rableri tarafından bağışlanma ve altından ırmaklar akan, ebedî kalacakları cennetlerdir. Çalışanların mükafatı ne güzeldir!
şüphesizVerilyuygulanmıştırpassedsizden önce defromsenden öncebefore youyasalarsituationsdolaşınthen travelyeryüzündeinyeryüzüthe earthve görünand seenasılhowolduğunuwassonunun(the) endyalanlayıcıların(of) the deniers
🇹🇷 3:137 Muhakkak ki sizden önce birçok olaylar, şeriatler gelip geçmiştir. Yeryüzünde gezin, dolaşın da yalancıların sonunun nasıl olduğunu bir görün.
buThisbir açıklamadır(is) a declarationinsanlarafor the peopleve yol göstermedirand guidanceve öğüttürand admonitionkorunanlarafor the God-fearing
🇹🇷 3:138 Bu (Kur'ân) insanlar için bir açıklama, Allah'dan gereğince korkanlar için doğru yolu gösterme ve bir öğüttür.
gevşemeyinAnd (do) notaciz bırakamazsınızweakenüzülmeyinand (do) notüzülürlergrievemutlaka sizand you (will be)üstün geleceksiniz[the] superioreğerifisenizyou areinanıyorbelievers
🇹🇷 3:139 Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer hakikaten inanıyorsanız, muhakkak üstün olan sizsinizdir.
eğerIfsize dokunduysatouched youbir yaraa woundmuhakkakso certainlydokunmuştu(has) touchedo topluluğa dathe peoplebir yarawoundbenzerilike itişte oAnd thisgünler[the] daysbiz onları çeviririzWe alternate themarasındaamonginsanlarthe people(bu) bilmesi içindir[and] so that makes evidentAllah'ınAllahkimselerithose whoinanan(ları)believe[d]ve edinmesi içindirand takesizdenfrom youşehidler (şahidler)martyrsAllahAnd Allahsevmez(does) notseverlerlovezalimlerithe wrongdoers
🇹🇷 3:140 Eğer size (Uhud savaşında) bir yara değmişse, (Bedir harbinde) o topluma da benzeri bir yara dokunmuştu. O günler ki, biz onları insanlar arasında döndürür dururuz. (Bu da) Allah'ın sizden iman edenleri ayırt etmesi ve sizden şahitler edinmesi içindir. Allah zalimleri sevmez.
ve temize çıkarması içinAnd so that may purifyAllah'ınAllahkimselerithose whoinanan(ları)believeve mahvetmesi içinand destroykafirlerithe disbelievers
🇹🇷 3:141 Bir de bu, Allah'ın iman edenleri tertemiz seçip, kâfirleri yok etmesi içindir.
yoksaOrsiz sandınızdo you thinkgireceğinizithatgireceksinizyou will entercenneteParadisebilmedenwhile has not yetortaya çıkardımade evidentAllahAllahkimselerithose whocihad edenleristrove hardiçinizdenamong you(sınayıp) bilmedenand made evidentsabredenlerithe steadfast
🇹🇷 3:142 Yoksa siz, Allah içinizden cihad edenleri belli etmeden, sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete girivereceğinizi mi sandınız?
andolsun kiAnd certainlysizyou used toarzuluyordunuzwishölümü(for) deathöncefromöncebeforeonunla karşılaşmadan[that]onunla karşılaştınızyou met itiştethen indeedonu gördünüzyou have seen itve sizwhile you (were)bakıp duruyorsunuzlooking on
🇹🇷 3:143 Andolsun ki siz ölümle karşılaşmadan önce onu arzuluyordunuz. İşte onu gördünüz, ama bakıp duruyorsunuz.
ve değildirAnd notMuhammed(is) Muhammad başka (bir şey)exceptbir elçia Messengermuhakkakcertainlygelip geçmiştirpassed awayondan önce defromondan öncebefore himelçiler[the] (other) Messengerseğer şimdiSo ifo ölürhe diedveyaoröldürülürseis slaingeriye mi döneceksiniz?will you turn backüzerindeonökçelerinizinyour heelskimAnd whoevergeriye dönerseturns backüzerindeonökçesihis heelsziyan veremezthen neverzarar verir miwill he harmAllah'aAllahhiçbir(in) anythingve mükafatlandıracaktırAnd will rewardAllahAllahşükredenlerithe grateful ones
🇹🇷 3:144 Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim (böyle) geri dönerse, Allah'a hiçbir şekilde zarar veremez. Allah şükredenleri mükafatlandıracaktır.
ve yokturAnd nothiçbir kişi içinisbir can içinfor a soulölmekthatölürhe diesolmadanexceptizniby (the) permissionAllah'ın(of) Allahyazılmıştır(at a) decreebelirli bir süreye göredeterminedve kimAnd whoeveristersedesiressevabını (menfaatini)rewarddünya(of) the world kendisine veririzWe will give himondanthereofve kimand whoeveristersedesiressevabınırewardahiret(of) the Hereafterkendisine veririzWe will give himondanthereofve mükafatlandıracağızAnd We will rewardşükredenlerithe grateful ones
🇹🇷 3:145 Allah'ın izni olmadıkça hiçbir kimseye ölmek yoktur. (Ölüm) belirli bir süreye göre yazılmıştır. Kim dünya menfaatini dilerse, kendisine ondan veririz. Kim de ahiret sevabını isterse ona da ondan veririz. Biz şükredenleri mükafatlandıracağız.
nice var kiAnd how manydenfrombir peygambera Prophetçarpıştılarfoughtkendileriyle beraberwith himRabbani (erenler)(were) religious scholarsbirçokmanyyılmadılarBut notümitsizliğe düştülerthey lost heartşeylerdenfor whatbaşlarında gelenbefell themyolundainyol(the) wayAllah(of) Allahzayıflık göstermedilerand notgevşemedilerthey weakenedboyun eğmedilerand notboyun eğdilerthey gave inAllahAnd Allahseverlovessabredenlerithe patient ones
🇹🇷 3:146 Nice peygamberler vardı ki, kendileriyle beraber birçok Allah dostları çarpıştılar; Allah yolunda başlarına gelenlerden yılgınlık göstermediler, zaafa düşmediler, boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever.
ve değildiAnd notsözleriweresözleritheir wordsbaşkaexceptdemelerindenthatdedilerthey saidRabbimizOur Lordbağışlaforgivebizimfor usgünahlarımızıour sinsve taşkınlığımızıand our excessesişimizdeinişlerimizour affairsve sağlam tutand make firmayaklarımızıour feetbize yardım eyleand give us victorykarşıovertoplumuna[the people]kafirlerthe disbelievers
🇹🇷 3:147 Onların sözleri ancak: "Rabbimiz! Bizim günahlarımızı ve işlerimizdeki taşkınlıklarımızı bağışla ve (yolunda) ayaklarımızı diret, Kâfirler güruhuna karşı da bize yardım et!" demekten ibaretti.
onlara verdiSo gave themAllah (da)Allahkarşılığınırewarddünya(in) the worldve en güzeliniand goodkarşılığının;rewardahiret(in) the Hereafter(çünkü) AllahAnd Allahseverlovesgüzel davrananlarıthe good-doers
🇹🇷 3:148 Allah da onlara hem dünya nimetini, hem de ahiret sevabının güzelliğini verdi. Allah güzel davrananları sever.
EyO youkimselerwhoinanan(lar)believeeğerIfita'at edersenizyou obeykimselerethose whoinkar eden(lere)disbelievesizi çevirirlerthey will turn you backüzereonarkanız (küfre)your heelso zaman dönersinizthen you will turn backkaybedenlere(as) losers
🇹🇷 3:149 Ey iman edenler! Siz eğer kâfir olanlara uyarsanız, sizi topuklarınız üstünde gerisin geriye çevirirler. O zaman büsbütün kaybedersiniz.
hayırNayAllah'tırAllahMevlanız(is) your Protectorve O'durand Heen iyisi(is the) bestyardımcıların(of) the Helpers
🇹🇷 3:150 Hayır! Sizin mevlanız Allah'tır. O, yardım edenlerin en hayırlısıdır.
salacağızWe will castkalblerineinkalpler(the) heartskimselerin(of) those whoinkar edenlerindisbelievekorku[the] terrordolayıbecauseortak koştuklarındanthey associated partnersAllah'awith AllahşeyleriwhatindirmediğinotindirdiHe sent downkendilerineabout ithiçbir güçany authorityve gidecekleri yer deand their refugecehennemdir(will be) the Firene kötüdürand wretchedvaracağı yer(is the) abodezalimlerin[of] the wrongdoers
🇹🇷 3:151 Allah'ın, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri O'na ortak koşmalarından dolayı, inkâr edenlerin kalplerine korku salacağız. Onların yurtları ateştir. Zalimlerin dönüp varacağı yer ne kötüdür!
elbetteAnd certainlysize doğruladıfulfilled to youAllahAllah(yardım) va'diniHis promisesürecewhenonları öldürdüğünüzyou were killing themkendi izniyleby His permissionnihayetuntilnezaman kiwhensiz korktunuzyou lost courageve (birbirinizle) çekiştinizand you fell into disputehakkındaconcerning(verilen) emirthe orderve isyan ettinizand you disobeyedsonrafromsonraaftersize gösterdikten[what]size gösterdiHe (had) shown youşey(galibiyet)iwhatsevdiğinizyou lovesizdenAmong youkiminiz(are some) whoistiyordudesiredünyayıthe worldve sizdenand among youkiminiz(are some) whoistiyordudesireahiretithe HereaftersonraThen(Allah) geri çevirdiHe diverted youonlardanfrom themsizi denemek içinso that He may test youandolsun kiAnd surelybağışladıHe forgavesiziyouAllahAnd Allahsahibidir(is the) Possessorlütuf(of) Bountykarşıformü'minlerethe believers
🇹🇷 3:152 Siz Allah'ın izni ile düşmanlarınızı öldürürken, Allah, size olan vaadini yerine getirmiştir. Allah size sevdiğiniz (galibiyeti) gösterdikten sonra zaafa düştünüz. (Peygamber'in verdiği) emir hakkında tartışmaya kalkıştınız ve isyan ettiniz. Kiminiz dünyayı istiyordu, kiminiz ahireti istiyordu. Sonra Allah sizi, denemek için onlardan geri çevirdi ve sizi bağışladı. Allah müminlere karşı çok lütufkârdır.
haniWhenboyuna uzaklaşıyordunuzyou were running uphilldönüp bakmıyordunuzand notgöz ucuyla bakarakcasting a glancehiç kimseyeonhiç kimseanyoneve Elçiwhile the Messengersizi çağırırkenwas calling youarkanızdan[in]arkanızdan(from) behind youbundan dolayı size verdiSo (He) repaid yougam(with) distressgam üstüneon distressdiyeso that notüzülmeyesinizyou grieveşeyeovernewhatelinizden gidenescaped youvwand notşeyewhatbaşınıza gelen(had) befallen youAllahAnd Allahhaberdardır(is) All-Awareşeylerdenof whatyaptıklarınız(dan)you do
🇹🇷 3:153 Peygamber sizi arkanızdan çağırıp dururken, siz boyuna uzaklaşıyor, hiç kimseye dönüp bakmıyordunuz. Bundan dolayı Allah, size gam üstüne gam verdi ki, ne elinizden gidene, ne de başınıza gelene üzülmeyesiniz. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
sonraThenindirdiHe sent downsizeupon youardındanfromsonraaftero üzüntününthe distressbir güvensecurity bir uykuslumberbürüyenovercomingbir kısmınızıa groupsizdenof youve bir kısmınız dawhile a groupdoğrusucertainlykaygısına düşmüştüworried [them]kendi canlarının(about) themselvesbir zanda bulunuyorlarthinkingAllah'a karşıabout Allahhaksızother thanhakthe truth zannı (gibi)(the) thoughtcahiliyye(of) [the] ignorancediyorlardısayingvar mıIs (there)bizefor usbu iştenfromişthe matterhiçbiranyşeythingde kiSayşüphesizIndeedişthe matterbütünüyleall (of) itAllah'a aittir(is) for Allahonlar gizliyorlarThey hideiçlerindeinkendilerithemselvesşeyleriwhataçıklayamadıklarınotaçıklarlarthey revealsanato youdiyorlar kiThey sayşayetIfolsaydıwasbizefor usbu iştenfromişthe matterbir şey (fayda)anythingöldürülmezdiknotöldürülürdükwe would have been killedburadaherede kiSayşayetIfolsaydınızyou wereevlerinizde dahiinevlerinizyour housesmutlaka boylardısurely (would have) come outolanlarthose who yazılmışwas decreedüzerineupon themöldürülme(si)[the] deathyatacakları yeritowardsölüp düşecekleri yerlertheir places of deathve denemesi içindirAnd that might testAllah'ınAllaholanıwhatiçinde(is) ingöğüslerinizyour breastsve açığa çıkarması içindirand that He may purgeolanıwhatiçinde(is) inkalblerinizyour heartsAllahAnd Allahbilir(is) All-Awareözünüof whatgöğüslerin(is in) the breasts
🇹🇷 3:154 Sonra o kederin ardından (Allah) üzerinize öyle bir eminlik, öyle bir uyku indirdi ki, o, içinizden bir zümreyi örtüp bürüyordu. Bir zümre de canları sevdasına düşmüştü. Allah'a karşı, cahiliyet zannı gibi, hakka aykırı bir zan besliyorlar ve "Bu işten bize ne?" diyorlardı. De ki: "Bütün iş Allah'ındır". Onlar sana açıklamayacaklarını içlerinde saklıyorlar (ve) diyorlar ki: "Bize bu işten bir şey olsaydı burada öldürülmezdik". Onlara şöyle söyle: "Eğer siz evlerinizde olsaydınız bile, üzerlerine öldürülmesi yazılmış olanlar yine muhakkak yatacakları (öldürülecekleri) yerlere çıkıp gidecekti. Allah (bunu) göğüslerinizin içindekini denemek ve yüreklerinizdekini temizlemek için yaptı. Allah göğüslerin içinde olanı bilir.
şüphesizIndeedkimselerithose whoyüz çevirip gidenturned backiçinizdenamong yougün(on the) daykarşılaştığımetiki topluluğunthe two hosts şüphesizonly(yoldan) kaydırmak istemiştimade them slipşeytanthe Shaitaanbazıfor somedolayı(of) whatyaptıkları işlerdenthey (had) earnedama elbetteAnd surelyaffettiforgaveAllahAllahonları[on] themşüphesizindeedAllahAllahçok bağışlayandır(is) Oft-ForgivinghalimdirAll-Forbearing
🇹🇷 3:155 İki toplumun karşılaştığı gün, içinizden yüz çevirip gidenler var ya, şeytan onların kazandıkları bazı şeylerden dolayı ayaklarını kaydırmak istedi. Ama yine de Allah onları affetti. Kuşkusuz Allah çok bağışlayandır, halim(çok yumuşak)dir.
EyO youkimselerwhoinananlarbelieve[d]olmayın(Do) notolbekimseler (gibi)like those whoinkar eden(ler)disbelievedve diyenler (gibi)and they saidkardeşleri içinabout their brotherszamanwhensefere çıktıklarıthey traveledyeryüzündeinyeryüzüthe earthya daorsavaşa çıktıklarıthey weresavaşfightingeğerIfolsalardıthey had beenbizim yanımızdawith usölmezlerdinotölürlerdithey (would have) diedve öldürülmezlerdiand notöldürülürlerdithey (would have) been killedyaparSo makesAllahAllahbu (düşünce ve sözlerini)thatbir derta regretkalblerindeinkalpleritheir heartsAllahtırAnd Allahyaşatangives lifeve öldürenand causes deathAllahand Allahşeyleriof whatyaptıklarınızyou dogörmektedir(is) All-Seer
🇹🇷 3:156 Ey iman edenler! Sizler inkâr edenler ve yeryüzünde sefere veya savaşa çıkan kardeşleri için: "Eğer bizim yanımızda olsalardı ölmezlerdi ve öldürülmezlerdi." diyenler gibi olmayın. Allah bunu, onların kalplerine bir hasret (yarası) olarak koydu. Allah, diriltir ve öldürür. Allah yaptıklarınızı görmektedir.
eğerAnd iföldürülüryou are killedyolundainyol(the) wayAllah(of) Allahya daorölürsenizdie[d] bağışlaması vardırcertainly forgivenessAllah'ınfromAllahAllahve rahmetiand Mercydaha hayırlıdır(are) betterşeylerdenthan whatonların topladıklarıthey accumulate
🇹🇷 3:157 Eğer Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, Allah'ın bağışlaması ve rahmeti, (sizin için) onların topladıkları (dünyalıkları)ndan daha hayırlıdır.
elbetteAnd ifölüryou dieveyaoröldürülürsenizare killedelbettesurely toAllah'aAllahgötürüleceksinizyou will be gathered
🇹🇷 3:158 Andolsun, ölseniz de, öldürülseniz de Allah'ın huzurunda toplanacaksınız.
sebebiyleSo becauserahmeti(of) MercyAllah'ınfromAllahAllahsen yumuşak davrandınyou dealt gentlyonlarawith themeğerAnd ifolsaydınyou had beenkabarudekatı(and) harshyürekli(at) [the] heartdağılır giderlerdi'surely they (would have) dispersedçevrendenfrometrafınızdaaround youöyleyse affetThen pardononları[from] themve mağfiret dileand ask forgivenessonlar içinfor themve onlara danışand consult themişiniinişthe matterzamanThen whenkarar verdiğinyou have decideddayanthen put trustAllah'aonAllahAllahelbetteIndeedAllahAllahseverloveskendine dayanıp güvenenlerithe ones who put trust (in Him)
🇹🇷 3:159 Sen (o zaman), sırf Allah'ın rahmetiyle onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık onları sen bağışla, onlar için Allah'dan mağfiret dile. (Yapacağın) işlerde onlara da danış, bir kere de azmettin mi, artık Allah'a dayan. Muhakkak ki Allah kendine dayanıp güvenenleri sever.
eğerIfsize yardım edersehelps youAllahAllahartık yokturthen notyenecek(can) overcomesizi[for] youve eğerand ifsizi yüz üstü bırakırsaHe forsakes youkimdirthen whokimse(is)o kimse kithe one whosize yardım edebilecekcan help youO'ndan sonrafromO'ndan sonraafter Himve Allah'aAnd onAllahAllah dayansınlarlet put (their) trustMü'minlerthe believers
🇹🇷 3:160 Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, artık ondan sonra size kim yardım edebilir? Müminler ancak Allah'a güvenip dayansınlar.
ve değildirAnd notolur şeyisbir peygamberinfor a Prophethiyanet etmesithathainlik ederhe defraudsve kimAnd whoeverhıyanet edersedefraudsgetirirwill bringşeyiwhathıyanet ettiğihe had defraudedgünü(on the) Daykıyamet(of) ResurrectionsonraThentastamam veriliris repaid in fullhereverykişiyesoulne kiwhatkazandıit earnedve onlarand theyhiçbir haksızlığa uğratılmazlar(will) nothaksızlığa uğratılırbe wronged
🇹🇷 3:161 Hiçbir peygambere ganimet malını gizlemesi (devletmillet malını aşırması) yaraşmaz. Kim böyle bir aşırma ve ihanette bulunursa kıyamet günü aşırdığını boynuna yüklenerek getirir. Sonra da herkese kazandığının karşılığı tastamam ödenir, onlar haksızlığa da uğramazlar.
hiç olur mu?So is (the one) whouyanpursuesrızasına(the) pleasureAllah'ın(of) Allahkimse gibilike (the one) whouğrayandrawshışmınaon (himself) wrathAllah'ınofAllahAllahve yeriand his abodecehennem (olan)(is) hellne kötüand wretchedsonuçtur orası(is) the destination
🇹🇷 3:162 Allah'ın rızasına uyan kimse, Allah'ın hışmına uğrayan ve varacağı yer cehennem olan kimse gibi midir? Varış yeri olarak ne kötüdür orası!
O(insa)nlarTheyderece derecedirler(are in varying) degreeskatındanearAllahAllahAllahand Allahgörmektedir(is) All-Seerşeyleriof whatonların yaptıklarıthey do
🇹🇷 3:163 Onlar (insanlar) Allah katında derece derecedirler. Allah, onların yaptıklarını görmektedir.
andolsun kiCertainlylutufta bulundubestowed a FavorAllahAllahkarşıuponmü'minlerethe believersgöndermekleasyükselttiHe raisedkendilerineamong thembir elçia Messengerkendi içlerindenfromkendilerithemselvesokuyanrecitingonlarato them(Allah'ın) ayetleriniHis Versesve kendilerini yüceltenand purifying themve kendilerine öğretenand teaching themKitapthe Bookve hikmetiand the wisdombulunuyorlarkenalthoughidilerthey weredaha öncefromondan öncebefore (that)içindecertainly inbir sapıklık(the) erroraçıkclear
🇹🇷 3:164 Andolsun ki Allah, müminlere kendilerinden, onlara kendi âyetlerini okuyan, onları arındıran ve onlara kitab ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içindeydiler.
için mi?Or whensize geldiğistruck youbir beladisasterdoğrususurelyonların başlarına getirdiğiniz haldeyou (had) struck (them)onun iki katınıtwice of itdedinizyou saidnereden (başımıza geldi)From wherebu(is) thisde kiSayO (bela)Itkendinizdendir(is)-denfromkendinizyourselvesşüphesizIndeedAllahAllahüzerine(is) onhereveryşeythingkadirdirAll-Powerful
🇹🇷 3:165 (Bedir'de düşmanı) iki katına uğrattığınız bir musibet (Uhud'da) size çarpınca mı: "Bu nereden" dediniz? De ki: "Bu başınıza gelen kendinizdendir". Şüphesiz Allah her şeye kâdirdir.
ve şeyAnd whatsizin başınıza gelenstruck yougün(on the) daykarşılaştığı(when) metiki topluluğunthe two hostsancak izniyledir(was) by (the) permissionAllah'ın(of) Allahve bilmesi içindirand that He (might) make evidentinananlarıthe believers
🇹🇷 3:166 İki topluluğun karşılaştığı günde başınıza gelen musibet de Allah'ın izniyledir. Bu da müminleri belirlemesi ve hem de münafıklık yapanları ayırt etmesi içindir. Ve onlara: "Geliniz, Allah yolunda savaşınız veya (hiç olmazsa) savunmaya geçiniz." denilmişti. Onlar ise: "Biz savaşmasını (veya savaş olacağını) bilseydik arkanızdan gelirdik." demişlerdi. Onlar, o gün, imandan çok küfre yakındılar. kalblerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Allah neyi gizlediklerini daha iyi bilendir.
ve bilmesi içindirAnd that He (might) make evidentkimselerithose whoiki yüzlülük edenleri(are) hypocritesdendiği haldeAnd it was saidonlarato themgelinComesavaşınfightyolundainyol(the) wayAllah(of) Allahya daorsavunundefenddedilerThey saideğerIfbilseydikwe knewsavaş (olacağını)fightingsizinle gelirdikcertainly we (would have) followed youonlarThey küfreto disbeliefo günthat dayyakın idiler(were) nearerondanthan [them]imandan (çok)to the faithsöylüyorlarsayingağızlarıylawith their mouthsolmayanıwhatdeğildiwas notiçindeinkalblerinintheir heartshalbuki AllahAnd Allahçok iyi bilmektedir(is) Most Knowingşeyiof whatiçlerinde sakladıklarıthey conceal
🇹🇷 3:167 İki topluluğun karşılaştığı günde başınıza gelen musibet de Allah'ın izniyledir. Bu da müminleri belirlemesi ve hem de münafıklık yapanları ayırt etmesi içindir. Ve onlara: "Geliniz, Allah yolunda savaşınız veya (hiç olmazsa) savunmaya geçiniz." denilmişti. Onlar ise: "Biz savaşmasını (veya savaş olacağını) bilseydik arkanızdan gelirdik." demişlerdi. Onlar, o gün, imandan çok küfre yakındılar. kalblerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Allah neyi gizlediklerini daha iyi bilendir.
kimselereThose whodiyen(lere)saidkardeşleri içinabout their brothers(Savaştan geri kalıp) oturarakwhile they sateğerIfbizim sözümüzü tutsalardıthey (had) obeyed usöldürülmezlerdinotöldürülürlerdithey would have been killedde kiSayhaydi savınThen avertkendinizdenfromkendinizyourselvesölümü[the] deatheğerifisenizyou aredoğrulardantruthful
🇹🇷 3:168 Kendileri oturup kaldıkları halde kardeşleri için: "Eğer bize uysalardı öldürülmezlerdi" dediler. Onlara de ki: "Eğer iddianızda doğru iseniz, kendinizden ölümü uzaklaştırınız".
sanmaAnd (do) notsanırlarthinkkimseleri(of) those whoöldürülenleriare killedyolundainyol(the) wayAllah(of) Allahölüler(as) deadbilakisNay(onlar) diridirlerThey are alivekatındanearRableritheir Lordrızıklanmaktadırlarthey are given provision
🇹🇷 3:169 Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rab'leri katında rızıklanmaktadırlar.
sevinirlerRejoicingşeylerdenin whatkendilerine verdikleribestowed themAllah'ınAllahlutfundanofO'nun lütfuHis Bountyve müjdelemek isterlerand they receive good tidingskimselereabout those whohenüz yetişemeyen(lere)(have) nothenüz katılmamışyet joinedkendilerine[with] themarkalarından[from]geride bırakılanlar(but are) left behind korku olmadığınathat (there will be) nokorkarlarfearonlaraon themonlarınand notonlartheyüzüntüye uğramayacaklarınawill grieve
🇹🇷 3:170 Allah'ın lütfundan verdiği nimetle sevinçlidirler. Arkalarından kendilerine ulaşamayan kimselere de hiç bir korku olmayacağını ve üzülmeyeceklerini müjdelemek isterler.
müjdelerler (sevinirler)They receive good tidingsni'metiniof FavorAllah'ınfromAllahAllahve lutfunuand Bountyve muhakkakand thatAllah'ınAllahzayi etmeyeceğini(does) notzayi ederlet go wasteecrini(the) rewardmü'minlerin(of) the believers
🇹🇷 3:171 Onlar, Allah'ın nimetini, keremini ve Allah'ın, müminlerin ecrini zayi etmeyeceğini müjdelerler.
O(mü'mi)nler kiThose whoçağrısına uydularrespondedAllah'ınto Allahve Elçininand the Messengersonra bilefromsonraafterne kiwhatisabet ettibefell them bir yarathe injury onlar için vardırfor those whogüzel davrananlardid goodonlardanamong themve korunanlar içinand feared Allahbir ecir(is) a reward pek büyükgreat
🇹🇷 3:172 Kendilerine yara dokunduktan sonra da Allah ve Peygamberi'nin davetine uydular. Hele onlardan iyilik edenlere ve gereğince Allah'tan korkanlara büyük bir mükafat vardır.
onlar kiThose whodeyincesaidkendilerineto themhalk[the people]elbetteIndeed(Düşman) İnsanlarthe peoplemuhakkak(have) certainly(ordu) toplamışlargatheredsize karşıagainst youonlardan korkunso fear them(bu söz) onların artırdıBut it increased themimanını(in) faithve dediler kiand they saidbize yeterSufficient for usAllah(is) Allahve ne güzeland (He is the) bestvekildir[the] Disposer of affairs
🇹🇷 3:173 İnsanlar onlara: "Düşmanlarınız size karşı ordu topladı, onlardan korkun." dediklerinde, bu, onların imanını artırdı ve şöyle dediler: "Allah bize yeter. O ne güzel vekildir".
geri döndülerSo they returnedbir ni'metlewith (the) FavorAllahtanofAllahAllahve bolluklaand Bountykendilerine dokunmadınotonlara dokundutouched themhiçbir kötülükany harmve uydularAnd they followedrızasına(the) pleasureAllah'ın(of) AllahAllahand Allahsahibidir(is) Possessorlutuf(of) Bountybüyükgreat
🇹🇷 3:174 Bunun üzerine kendilerine hiç bir kötülük dokunmadan Allah'ın nimeti ve lütfuyla geri döndüler ve Allah'ın rızasına uydular. Allah büyük lütuf sahibidir.
şüphesiz(It is) onlyişte othatşeytanthe Shaitaansizi korkutuyorfrightens (you)kendi dostlarından(of) his alliesonlardan korkmayınSo (do) notonlardan korkarlarfear thembenden korkunbut fear Meeğerifisenizyou areinanmışbelievers
🇹🇷 3:175 (Size o haberi getiren) ancak şeytandır, (sadece) kendi dostlarını korkutabilir. Onlardan korkmayın, eğer mümin iseniz benden korkun.
seni üzmesinAnd (let) notseni üzergrieve youkimselerthose whokoşan(lar)hasteninkarain(to)inkâr[the] disbeliefelbette onlarIndeed, theyzarar veremezlerneverzarar verecekwill harmAllah'aAllahhiçbir(in) anythingistiyorintendsAllahAllahkoymamakthat notkoyacakHe will setonlarafor themhiçbir nasipany portionahiretteinahiretthe Hereafterve onlar için vardırAnd for thembir azab(is) a punishmentbüyükgreat
🇹🇷 3:176 Küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar, Allah'a hiç bir şekilde zarar veremezler. Allah onlara ahirette bir pay vermemek istiyor. Onlar için büyük bir azap vardır.
şüphesizIndeedkimselerthose whosatın alan(lar)(have) purchasedinkarı[the] disbeliefiman karşılığındawith the faithzarar vermezlerneverzarar verirler miwill they harmAllah'aAllahhiçbir(in) anythingve onlar için vardırand for thembir azab(is) a punishmentacıklıpainful
🇹🇷 3:177 İman karşılığında inkarı satın alanlar Allah'a hiç bir zarar veremezler. Onlar için acı bir azap vardır.
sanmasınlarAnd (let) notsanırlarthinkkimselerthose whoinkar edenlerdisbelievedkithatsüre vermemizWe give respitekendilerineto themhayırlıdır(is) goodkendileri içinfor themselvesbiz süre veriyoruzOnlysüre veririzWe give respiteonlarato themartırsınlar diyeso that they may increasegünahı(in) sinsve onlar için vardırand for thembir azab(is) a punishmentalçaltıcıhumiliating
🇹🇷 3:178 Kâfirler, kendilerine mühlet vermemizin, şahısları için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Biz onlara bu mühleti, ancak günahlarını artırsınlar diye veriyoruz. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır.
değildirNot…dırisAllahAllahbırakacakto leavemü'minlerithe believers(şu) üzerindeonbulunduğunuzwhatsizinyou (are)(hal) üzerein [it]kadaruntilayırıncayaHe separatespis olanıthe eviltemizdenfromiyilikthe goodve değildirAnd not…dırisAllahAllahsizi vâkıf kılacakto inform youüzerineaboutgaybthe unseenfakat[and] butAllahAllahseçerchooseselçilerindenfromO'nun elçileriHis MessengerskimiwhomdiliyorsaHe willso halde inanınso believeAllah'ain Allahve elçilerineand His Messengerseğerand ifinanıryou believeve korunursanızand fear (Allah)sizin için vardırthen for youbir mükafat(is a) rewardbüyükgreat
🇹🇷 3:179 Allah, müminleri içinde bulunduğunuz şu durumda bırakacak değildir, pisi temizden ayıracaktır. Ve Allah sizi gayba vakıf kılacak da değildir. Fakat Allah, peygamberlerinden dilediğini seçip (gaybı bildirir). O halde Allah'a ve peygamberlerine iman edin. Eğer iman eder ve günahlardan korunursanız, sizin için büyük bir mükafat vardır.
sanmasınlarAnd (let) notsanırlarthinkkimselerthose whocimrilik eden(ler)withholdne kiof whatkendilerine vermiştir(has) given themAllahAllahlütfundanofO'nun lütfuHis Bountyo(that) ithayırlıdır(is) goodkendileri içinfor them(hayır) bilakisNayoitşerlidir(is) badkendileri içinfor themboyunlarına dolandırılacaktırTheir necks will be encircledşeyler(with) whatcimrilik ettiklerithey withheldonunla[with it]günü(on the) Daykıyamet(of) [the] ResurrectionAllah'ındırAnd for Allahmirası(is the) heritagegöklerin(of) the heavensve yerinand the earthAllahAnd Allahne kiwith whatyapıyorsunuzyou dohaber alandır(is) All-Aware
🇹🇷 3:180 Allah'ın, kendilerine lütfundan verdiği nimetlere karşı cimrilik edenler, bunun, kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır o, kendileri için şerdir. Cimrilik ettikleri şey, kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah'a aittir. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
doğrusuCertainlyişittiheardAllahAllahsözünü(the) sayingkimselerin(of) those whodiyen(lerin)saidmuhakkakIndeedAllahAllahfakirdir(is) poorve bizwhile wezenginiz(are) richyazacağızWe will recordşeyleriwhatonların dediklerithey saidve öldürmeleriniand their killingpeygamberlerithe Prophetshaksız yerewithout(hiçbir) hak(any) rightve diyeceğizand We will saytadınTasteazabını(the) punishmentyangın(of) the Burning Fire
🇹🇷 3:181 Allah, "Şüphesiz Allah fakirdir, biz zenginiz." diyenlerin lafını elbette duymuştur. Onların söylediklerini ve peygamberleri haksız yere öldürmelerini yazacağız ve şöyle diyeceğiz: "Tadın o yakıcı azabı!".
buThatkarşılığıdır(is) becauseyapıp öne sürdürdüğünün(of what) sent forthsizin ellerinizinyour handsve şüphesizand thatAllahAllahasla değildiris notzulmediciunjustkullarato (His) slaves
🇹🇷 3:182 "Bu, kendi ellerinizin yapıp öne sürdüğünün karşılığıdır". Allah kullar(ın)a asla zulmetmez.
onlar kiThose whodedilersaidşüphesizIndeedAllahAllahand verdi(has) taken promisebizefrom usinanmayalımthat notiman etmemizwe (should) believehiçbir elçiye;in a Messengerkadaruntilbize getirinceyehe brings to usbir kurbana sacrifice yiyeceğiconsumes itateşinthe firede kiSayelbetteSurelysize gelmişticame to youelçilerMessengersbenden öncefrombenden öncebefore meaçık delillerlewith the clear Signsve bu dediğinizleand with whatkonuşursunuzyou speakniçinSo whyonları öldürdünüzyou killed themeğerifidiysenizyou aredoğrutruthful
🇹🇷 3:183 "Ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiç bir peygambere iman etmeyeceğimize dair Allah bize ahidde bulundu." diyenlere de ki: "Benden önce size bazı peygamberler açık belgelerle ve sizin dediğiniz şeyle geldi. Eğer doğru insanlarsanız, ya onlarıniçin öldürdünüz?"
eğerThen ifseni yalanladılarsathey reject youdoğrusuthen certainlyyalanlanmıştıwere rejectedpeygamberler deMessengerssenden öncefromsenden öncebefore yougetiren(who) cameaçık delillerwith the clear Signshikmetli sahifelerand the Scripturesve Kitabıand the Book aydınlatıcı[the] Enlightening
🇹🇷 3:184 Eğer seni yalanladılarsa, senden önce açık deliller, hikmetli sayfalar ve aydınlatıcı kitap getiren peygamberler de yalanlanmıştı.
herEverycansoultadacaktır(will) tasteölümü[the] deathşüphesizand onlysize eksiksiz verilecektiryou will be paid in fullecirlerinizyour rewardgünü(on the) Daykıyamet(of) [the] Resurrectionkim ki hemenThen whoeverçekilip kurtarılıris drawn awayateş(in elin)denfromateşthe Fireve sokulursaand admittedcennete(to) Paradiseişte othen surelykurtuluşa ermiştirhe is successfulve değildirAnd nothayatı(is) the lifedünya(of) the worldbaşka bir şeyexceptzevktenenjoymentaldatıcı(of) delusion
🇹🇷 3:185 Her canlı ölümü tadacaktır. Kıyamet günü ecirleriniz size eksiksiz olarak verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı zevkten başka birşey değildir.
deneneceksinizYou will certainly be testedhususundainmallarınızyour wealthve canlarınızand yourselvesve (sözler) duyacaksınızAnd you will certainly hearkendilerinefromonlar kithose whoverilenlerdenwere givenKitapthe Booksizden öncefromsenden öncebefore youkimselerdenand fromonlar kithose whoortak koşan(lar)associate partners with Allah inciticihurtful thingsçokmanyamaand ifsabrederyou are patientve korunursanızand fear (Allah)şüphesizthen indeedişte bunlarthatyapmağa değer(is) ofişlerthe mattersişlerdendir(of) determination
🇹🇷 3:186 Muhakkak siz, mallarınız ve canlarınız hususunda imtihan olunacaksınız. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah'a ortak koşanlardan size eziyet verici bir çok söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allah'dan gereği gibi korkarsanız, şüphesiz işte bu azmi gerektiren işlerdendir.
haniAnd whenalmıştıtookAllahAllahsöza Covenantkendilerine(from) those whoverilenlerdenwere givenKitapthe Bookonu mutlaka açıklayacaksınızYou certainly make it clearinsanlarato the mankindgizlemeyeceksinizand (do) notonu gizlerlerconceal itfakat onlar (verdikleri sözü) attılarThen they threw itardınabehindsırtlarınıntheir backsve aldılarand they exchangedkarşılığında[with] itbir para(for) a priceazıcıklittlene kötüAnd wretchedşey(is) whatsatın alıyorlarthey purchase
🇹🇷 3:187 Bir zaman Allah, kendilerine kitap verilenlerden, "Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemiyeceksiniz." diye söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler ve onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları bu alışveriş ne kadar kötüdür.
sanma(Do) notsanırlarthinkkimseleri(that) those whosevinenrejoiceo ettiklerinein whatgetirdiler(they have) broughtve sevenlerinand they loveövülmeyithatövülmelerithey be praisedşeylerlefor whatyapmadıklarınotyaparlarthey do ve zannetmeso (do) notsanırlar kithink (that) theykurtulacaklarını(will) escapeazabdanfromazapthe punishmentonlar için vardırand for thembir azab(is a) punishmentacıklıpainful
🇹🇷 3:188 O yaptıklarına sevinen ve yapmadıkları şeylerle de övülmek isteyenlerin (onacaklarını) sanma! Onların azaptan kurtulacaklarını da sanma! Onlar için can yakıcı bir azap vardır.
ve Allah'ındırAnd for Allahmülkü(is the) dominiongöklerin(of) the heavensve yerinand the earthAllahand Allahhe(is) onhereveryşeyethingkadirdirAll-Powerful
🇹🇷 3:189 Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Allah her şeye kâdirdir.
elbetteIndeedyaratılışındainyaratılış(the) creationgöklerin(of) the heavensve yerinand the earthve gidip gelişindeand (in the) alternationgecenin(of) the nightve gündüzünand the dayibretler vardır(are) surely Signssahipleri içinfor mensağduyu(of) understanding
🇹🇷 3:190 Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri için gerçekten açık, ibretli deliller vardır.
onlar kiThose whoanarlarrememberAllah'ıAllahayaktastandingve oturarakand sittingve üzerineand onyanlarıtheir sidesve düşünürlerand they reflecthakkındaonyaratılışı(the) creationgöklerin(of) the heavensve yerinand the earthRabbimiz (derler)Our LordyaratmadınnotyarattınYou have createdbunuthisboş yere(in) vainsen yücesinGlory be to Youbizi koruso save usazabından(from the) punishmentateş(of) the Fire
🇹🇷 3:191 Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah'ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. Ve "Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın, Sen yücesin, bizi ateşin azabından koru." derler.
RabbimizOur Lordşüphesiz senindeed [You]kimiwhomsokarsanYou admitateşe(to) the Firemuhakkak kithen surelyonu perişan etmişsindirYou (have) disgraced himyokturand notzalimlerinfor the wrongdoershiçbir(are) anyyardımcılarıhelpers
🇹🇷 3:192 "Rabbimiz! Sen kimi cehennem ateşine sokarsan onu rezil etmişsindir. Zalimlerin hiç yardımcıları yoktur".
RabbimizOur Lordşüphesiz bizindeed weişittik[we] heardbir davetçia callerçağırancallingimanato the faithinanın (diyerek)thatiman edinBelieveRabbinizein your Lordhemen inandıkso we have believedRabbimizOur Lordbağışlaso forgivebizimfor usgünahlarımızıour sinsve örtand removekötülüklerimizifrom uskötülüklerimizour evil deedsve canımızı aland cause us to dieberaberwithiyilerlethe righteous
🇹🇷 3:193 "Rabbimiz! Biz, 'Rabbinize iman edin' diye imana çağıran bir davetçi işittik, hemen iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, bizleri sana ermiş kullarınla beraber yanına al".
RabbimizOur Lordve bize vergrant usşeyiwhatva'dettiğinYou promised uselçilerinethroughelçilerinYour Messengersbizi rezil perişan etme'and (do) notbizi rezil etmedisgrace usgünü(on the) Daykıyamet(of) [the] Resurrectionzira senIndeed, Youcaymazsın(do) notbozarlarbreakverdiğin sözdenthe promise
🇹🇷 3:194 "Rabbimiz! bize peygamberlerine vaad ettiğini ver, kıyamet günü bizi rezil etme. Muhakkak sen verdiğin sözden dönmezsin".
ve karşılık verdiThen respondedonlarato themRableritheir Lordelbette benIndeed, Izayi etmeyeceğim(will) notzayi eder(let go) wasteişinideeds(hiçbir) çalışanın(of the) doersizdenamong youerkek[from]erkek (olsun)(whether) maleveyaorkadınfemalehepinizeach of youbirbirinizdensinizfromdiğeri(the) otherkimselerSo those whogöç eden(ler)emigratedve çıkarılanlarand were driven outyurtlarındanfromyurtlarıtheir homesve işkence edilenlerand were harmedbenim yolumdainyolumMy wayve vuruşanlarand foughtve öldürülenlerand were killed elbette örteceğimsurely I (will) removeonlarınfrom themkötülüklerinitheir evil deedsve onları sokacağımand surely I will admit themcennetlere(to) Gardensakanflowingaltlarındanfromonların altındanunderneath themırmaklarthe rivers bir karşılık olaraka rewardkatındanfrom[yakın][near]AllahAllahAllahAnd Allah katındadırwith Himen güzeli(is the) bestkarşılıklarınreward
🇹🇷 3:195 Rableri onlara şu karşılığı verdi: "Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden, hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Göç edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet edilenler, savaşanlar ve öldürülenler... Onların günahlarını elbette örteceğim ve Allah katından bir mükafat olmak üzere, onları altından ırmaklar akan cennetlere de koyacağım. En güzel mükafat Allah katındadır".
seni aldatmasın(Let) notseni aldatırdeceive yougezip dolaşması(the) movementkimselerin(of) those whoinkar eden(lerin)disbelievedşehirlerdeinyerthe land
🇹🇷 3:196 Kâfirlerin diyar diyar dolaşmaları sakın seni aldatmasın.
bir geçimdirAn enjoymentazıcıklittlesonrathengidecekleri yertheir abodecehennemdir(is) hell ve ne kötü[and] a wretchedyataktır (orası)[the] resting place
🇹🇷 3:197 Bu, az bir geçimliktir. Sonra onların varacakları yer cehennemdir. Ne kötü bir yataktır orası!
fakatButkimselerethose whokorkan(lara)fearRablerindentheir Lordvardırfor themcennetler(will be) Gardensakanflowsaltlarındanfromonların altındanunderneath themırmaklarthe riversebedi kalacaklarwill abide foreveroradain it ağırlanacaklardıra hospitalitytarafındanfrom[yakın][near]AllahAllahbulunanlar iseAnd whatyanında(is) withAllahAllahdaha hayırlıdır(is) bestiyiler içinfor the righteous
🇹🇷 3:198 Fakat Rablerinden gereğince korkanlar için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Onlar orada ebedî olarak kalacaklar, Allah katından ağırlanacaklardır. İyiler için Allah katındakiler daha hayırlıdır.
doğrusuAnd indeedehlindenamonginsanlar(the) PeopleKitap(of) the Booköyleleri var ki(are those) whoinanırlarbelieveAllah'ain Allahve şeyeand whatindirilenewas revealedsizeto youve şeyeand whatindirilenewas revealedkendilerineto them saygılıdırlarhumbly submissiveAllah'a karşıto AllahsatmazlarNotdeğiştiriyorlar mı(do) they exchangeayetlerini[with] (the) VersesAllah'ın(of) Allahparaya(for) a priceazıcıklittleonlarınThosevardırfor themödülleritheir rewardkatında(is) withRableritheir LordşüphesizIndeedAllahAllahçabuk görendir(is) swifthesabı(in taking) the account
🇹🇷 3:199 Kitap ehlinden öyleleri var ki, Allah'a inanırlar, size indirilene ve kendilerine indirileneAllah'a boyun eğerek inanırlar. Allah'ın âyetlerini az bir değere değişmezler. Onların mükafatı da Allah katındadır. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.
EyO youkimselerwhoinanan(lar)believe[d]sabredinBe steadfastve sabırda direninand [be] patientve savaşa hazırlıklı uyanık bulunun'and [be] constantve korkunand fearAllah'tanAllahumulur kiso that you maybaşarıya eresiniz(be) successful
🇹🇷 3:200 Ey iman edenler! Sabredin, düşmanlarınıza karşı sebat gösterin, nöbet bekleşin, Allah'dan gereğince korkun ki, kurtuluşa eresiniz.
Mahmoud Khalil Al-Husary