☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
haniAnd whenalmıştıtookAllahAllahsöza Covenantkendilerine(from) those whoverilenlerdenwere givenKitapthe Bookonu mutlaka açıklayacaksınızYou certainly make it clearinsanlarato the mankindgizlemeyeceksinizand (do) notonu gizlerlerconceal itfakat onlar (verdikleri sözü) attılarThen they threw itardınabehindsırtlarınıntheir backsve aldılarand they exchangedkarşılığında[with] itbir para(for) a priceazıcıklittlene kötüAnd wretchedşey(is) whatsatın alıyorlarthey purchase
🇹🇷 3:187 Bir zaman Allah, kendilerine kitap verilenlerden, "Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemiyeceksiniz." diye söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler ve onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları bu alışveriş ne kadar kötüdür.
sanma(Do) notsanırlarthinkkimseleri(that) those whosevinenrejoiceo ettiklerinein whatgetirdiler(they have) broughtve sevenlerinand they loveövülmeyithatövülmelerithey be praisedşeylerlefor whatyapmadıklarınotyaparlarthey do ve zannetmeso (do) notsanırlar kithink (that) theykurtulacaklarını(will) escapeazabdanfromazapthe punishmentonlar için vardırand for thembir azab(is a) punishmentacıklıpainful
🇹🇷 3:188 O yaptıklarına sevinen ve yapmadıkları şeylerle de övülmek isteyenlerin (onacaklarını) sanma! Onların azaptan kurtulacaklarını da sanma! Onlar için can yakıcı bir azap vardır.
ve Allah'ındırAnd for Allahmülkü(is the) dominiongöklerin(of) the heavensve yerinand the earthAllahand Allahhe(is) onhereveryşeyethingkadirdirAll-Powerful
🇹🇷 3:189 Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Allah her şeye kâdirdir.
elbetteIndeedyaratılışındainyaratılış(the) creationgöklerin(of) the heavensve yerinand the earthve gidip gelişindeand (in the) alternationgecenin(of) the nightve gündüzünand the dayibretler vardır(are) surely Signssahipleri içinfor mensağduyu(of) understanding
🇹🇷 3:190 Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri için gerçekten açık, ibretli deliller vardır.
onlar kiThose whoanarlarrememberAllah'ıAllahayaktastandingve oturarakand sittingve üzerineand onyanlarıtheir sidesve düşünürlerand they reflecthakkındaonyaratılışı(the) creationgöklerin(of) the heavensve yerinand the earthRabbimiz (derler)Our LordyaratmadınnotyarattınYou have createdbunuthisboş yere(in) vainsen yücesinGlory be to Youbizi koruso save usazabından(from the) punishmentateş(of) the Fire
🇹🇷 3:191 Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah'ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. Ve "Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın, Sen yücesin, bizi ateşin azabından koru." derler.
RabbimizOur Lordşüphesiz senindeed [You]kimiwhomsokarsanYou admitateşe(to) the Firemuhakkak kithen surelyonu perişan etmişsindirYou (have) disgraced himyokturand notzalimlerinfor the wrongdoershiçbir(are) anyyardımcılarıhelpers
🇹🇷 3:192 "Rabbimiz! Sen kimi cehennem ateşine sokarsan onu rezil etmişsindir. Zalimlerin hiç yardımcıları yoktur".
RabbimizOur Lordşüphesiz bizindeed weişittik[we] heardbir davetçia callerçağırancallingimanato the faithinanın (diyerek)thatiman edinBelieveRabbinizein your Lordhemen inandıkso we have believedRabbimizOur Lordbağışlaso forgivebizimfor usgünahlarımızıour sinsve örtand removekötülüklerimizifrom uskötülüklerimizour evil deedsve canımızı aland cause us to dieberaberwithiyilerlethe righteous
🇹🇷 3:193 "Rabbimiz! Biz, 'Rabbinize iman edin' diye imana çağıran bir davetçi işittik, hemen iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, bizleri sana ermiş kullarınla beraber yanına al".
RabbimizOur Lordve bize vergrant usşeyiwhatva'dettiğinYou promised uselçilerinethroughelçilerinYour Messengersbizi rezil perişan etme'and (do) notbizi rezil etmedisgrace usgünü(on the) Daykıyamet(of) [the] Resurrectionzira senIndeed, Youcaymazsın(do) notbozarlarbreakverdiğin sözdenthe promise
🇹🇷 3:194 "Rabbimiz! bize peygamberlerine vaad ettiğini ver, kıyamet günü bizi rezil etme. Muhakkak sen verdiğin sözden dönmezsin".