سُورَةُ الصافاتمَكِّيَّة ۝ ١٨٢ آيَة

37. Sâffât Suresi (Those who set the Ranks) · 182 ayet · Mekkî

🕮 Sayfa görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
سُورَةُ الصافاتمَكِّيَّة ۝ ١٨٢ آيَة

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

andolsunBy those linedsıra sıra dizilenlere(in) rows
🇹🇷 37:1 Andolsun o saf bağlayıp duranlara.
ve sürenlereAnd those who drivebağırıpstrongly
🇹🇷 37:2 O haykırıp da sürenlere.
ve okuyanlaraAnd those who recitezikir(the) Message
🇹🇷 37:3 Ve o yolda zikir okuyanlara.
şüphesizIndeedTanrınızyour Lordelbette birdir(is) surely One
🇹🇷 37:4 Ki sizin ilâhınız birdir.
RabbidirLordgöklerin(of) the heavensve yerinand the earthve ne varsaand whatbunlar arasında(is) between both of themve Rabbidirand Lorddoğuların(of) each point of sunrise
🇹🇷 37:5 O, göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir, bütün doğuların da Rabbidir.
elbette bizIndeed, Wesüsledik[We] adornedsemasınıthe skydünya[the world]bir zinetlewith an adornmentyıldızlarla(of) the stars
🇹🇷 37:6 Gerçekten biz dünya göğünü (o yakın göğü) bir zinetle, yıldızlarla süsledik.
ve (onu) korudukAnd (to) guardkarşıagainsther türlüeveryşeytanadevilita'at dışına çıkanrebellious
🇹🇷 37:7 Onu her inatçı şeytandan koruduk.
dinleyemezlerNotdinlesinlerthey may listenmelekleritotoplulukthe assemblyyüce[the] exaltedve taşlanırlarare peltedherfromhereveryyandanside
🇹🇷 37:8 Onlar yüksek (melekler) topluluğunu dinleyemezler. Her taraftan kovulup atılırlar.
kovulurlarRepelledve onlar için vardırand for thembir azab(is) a punishmentsürekliperpetual
🇹🇷 37:9 Uzaklaştırılırlar. Onlara ardı arkası kesilmez bir azab vardır.
(fakat) yalnızExceptkimseyi(him) whokapansnatchesbir söz(by) theftonu izlerbut follows himbir şihab (ışın)a burning flamedelicipiercing
🇹🇷 37:10 Ancak kulak hırsızlığı yapanlar olur. Onu da yakıcı bir alev takip eder.
şimdi onlara sorThen ask themkendileri mi?Are theydaha çetina strongeryaratılış bakımındancreationyoksaorkimseler (mi?)(those) whombizim yarattıklarımızWe have createdelbette bizIndeed, Weonları yarattıkcreated thembir çamurdanfrombir çamura clayyapışkansticky
🇹🇷 37:11 Şimdi onlara sor: "Yaradılışça kendileri mi daha çetin, yoksa bizim yarattıklarımız mı?" Gerçekten biz onları cıvık bir çamurdan yarattık.
hayırNaysen şaşıyorsunyou wonderonlar ise alay ediyorlarwhile they mock
🇹🇷 37:12 Fakat sen onlara şaşıyorsun, ama onlar (seninle) eğleniyorlar.
ve ne zamanAnd whenöğüt verilsethey are remindedöğüt almazlarnotöğüt alırlarthey receive admonition
🇹🇷 37:13 Kendilerine hatırlatıldığında da düşünmüyorlar.
ve ne zamanAnd whengörselerthey seebir mu'cizea Signalay ederlerthey mock
🇹🇷 37:14 Bir mucize gördükleri zaman da eğlenceye alıyorlar.
ve diyorlarAnd they saydeğildirNotbu(is) thisbaşka bir şeyexceptbir büyüdena magicapaçıkclear
🇹🇷 37:15 Ve diyorlar ki: "Bu apaçık büyüden başka bir şey değildir."
zaman mı?Is it whenöldüğümüzwe are deadve olduğumuzand have becometoprakdustve kemikand bonesbiz mi?shall we thendiriltileceğizbe certainly resurrected
🇹🇷 37:16 "Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman mı biz tekrar dirilecekmişiz?"
atalarımız da mı?Or our fathersevvelkiformer
🇹🇷 37:17 "Önceki atalarımız da mı?.."
de kiSayevetYesve sizand youaşağılanacaksınız(will be) humiliated
🇹🇷 37:18 De ki: "Evet, hem de sizler çok aşağılanmış olarak (dirileceksiniz)."
sadece ibarettirThen onlyo (iş)itkorkunç sesten(will be) a crybir teksinglehementhen, beholdonlarTheybakıp kalırlarwill see
🇹🇷 37:19 Çünkü O (sura üfürmek) zorlu bir kumandadan ibarettir ki, derhal onların gözleri açılıverir.
ve dedilerAnd they will sayeyvah bizeO woe to usbuThisgünüdür(is the) Dayceza(of) the Recompense
🇹🇷 37:20 "Eyvah bizlere! İşte bu hesap günüdür." derler.
buThisgünüdür(is the) Dayhüküm(of) Judgmentolduğunuzwhichidinizyou used toonu[of it]yalanlıyordeny
🇹🇷 37:21 (Onlara): "İşte bu, sizin yalanlamakta olduğunuz (iyi ve kötüyü) ayırt etme günüdür" denir.
toplayınGatherkimselerithose who(o) zalim(leri)wrongedve onların eşleriniand their kindsveand whatolduklarınıthey used (to)tapıyor(lar)worship
🇹🇷 37:22 Toplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru.
başkaBesidesbaşkaBesidesAllah'tanAllahonları götürünthen lead themyolunatoyol(the) Pathcehennemin(of) the Hellfire
🇹🇷 37:23 Toplayın mahşere o zulmedenleri, eşlerini ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri. Toplayın da götürün onları sırata (cehennem köprüsüne) doğru.
ve durdurun onlarıAnd stop themçünkü onlarindeed, theysorguya çekileceklerdir(are) to be questioned
🇹🇷 37:24 Ve durdurun onları, çünkü sorguya çekilecekler.
size ne oldu ki?Whatsizindir(is) for youbirbirinize yardım etmiyorsunuz(Why) notyardımlaşırsınızyou help one another
🇹🇷 37:25 (Onlara): "Ne oldu sizlere de yardımlaşmıyorsunuz?" (denilir.)
hayırNayonlartheyo gün(on) that Dayteslim olmuşlardır(will) surrender
🇹🇷 37:26 Hayır, bugün onlar teslim olmuşlardır.
ve dönerAnd will approachbir kısmısome of themdiğerinetobaşkalarıotherssorarquestioning one another
🇹🇷 37:27 Onlar, birbirine dönmüş soruşuyorlar.
dediler kiThey will sayşüphesiz sizIndeed, youbize gelirdiniz[you] used (to)bize gelircome (to) ussağdanfromsağthe right
🇹🇷 37:28 Onlar: "Siz bize (uğurlu görünerek) sağdan gelir dururdunuz" derler.
dedilerThey will sayhayırNayzaten siz değildiniznotidinizyou wereinanan insanlarbelievers
🇹🇷 37:29 (İleri gelenler de) derler ki: "Hayır, siz inanmamıştınız."
ve yoktuAnd notidiwasbizimfor ussizi zorlayacakover youhiçbiranygücümüzauthoritybilakisNaysiz idinizyou werebir topluma peopleazgıntransgressing
🇹🇷 37:30 "Bizim de size karşı bir gücümüz yoktu. Fakat siz azmış bir kavimdiniz."
artık hak olduSo has been proved truebizeagainst ussözü(the) WordRabbimizin(of) our Lordelbette bizindeed, wetadacağız(will) certainly taste
🇹🇷 37:31 "Onun için üzerimize Rabbimizin azab sözü hak oldu. Şüphesiz azabımızı tadacağız."
sizi azdırdıkSo we led you astrayçünkü bizindeed, wekendimizwereazmıştıkastray
🇹🇷 37:32 "Evet biz, sizi kışkırttık. Çünkü biz azgındık."
onlarThen indeed, theyo günthat Dayazabdainazapthe punishmentortaktırlar(will be) sharers
🇹🇷 37:33 O halde hepsi o gün azabda ortaktırlar.
bizIndeed, Weişte böylethusyaparızWe dealsuçlularawith the criminals
🇹🇷 37:34 İşte biz günahkarlara böyle yaparız.
çünkü onlarIndeed, theyidilerwerezamanwhendendiğiit was saidonlarato themyoktur(There is) notanrıgodbaşkaexceptAllah'tanAllahbüyüklük tasıyor(lar)were arrogant
🇹🇷 37:35 Çünkü onlar, kendilerine: "Allah'tan başka ilâh yoktur" denildiği zaman kafa tutuyorlardı.
ve derlerdiAnd they saybiz mi?Are weterk edeceğizto leavetanrılarımızıour godsbir şair içinfor a poetcinlenmişmad
🇹🇷 37:36 Ve: "Biz, hiçbir mecnun (deli) şair için ilâhlarımızı bırakır mıyız?" diyorlardı.
hayırNayo getirmiştihe has broughtgerçeğithe truthve doğrulamıştıand confirmedelçilerithe Messengers
🇹🇷 37:37 Hayır o, hak ile geldi ve bütün peygamberleri tasdik etti.
şüphesiz sizIndeed, youtadacaksınız(will) surely tasteazabıthe punishmentacıpainful
🇹🇷 37:38 Elbette siz o acı azabı tadacaksınız.
veAnd notcezalandırılmayacaksınızyou will be recompenseddışındaexceptşeylerwhatolduğunuzyou used toyapmışdo
🇹🇷 37:39 Bununla beraber başka değil, hep yaptığınız amellerinizle cezalandırılacaksınız.
(ve) hariçtirExceptkulları(the) slavesAllah'ın(of) Allahhalisthe chosen ones
🇹🇷 37:40 Sadece Allah'ın ihlaslı kulları müstesnadır.
işteThoseonlar için vardırfor thembir rızık(will be) a provisionbilinendetermined
🇹🇷 37:41 İşte onlar için belli bir rızık vardır.
(türlü) meyvalarFruitsve onlarand theyağırlanırlar(will) be honored
🇹🇷 37:42 Meyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir.
cennetlerindeIncennetlerGardensNi'met(of) Delight
🇹🇷 37:43 Meyveler (vardır), Naîm cennetlerinde onlara hep ikram edilir.
üzerindeOntahtlarthroneskarşılıklı otururlarfacing each other
🇹🇷 37:44 (Onlar) Karşılıklı tahtlar üzerindedirler.
dolaştırılırWill be circulatedönlerindeamong themkadehlera cupakan kaynaktanfromakan bir pınara flowing spring
🇹🇷 37:45 İçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır.
berrakWhitelezzetlideliciousiçenler içinfor the drinkers
🇹🇷 37:46 İçenlere lezzet veren, pınardan doldurulmuş bembeyaz bir kadehle onların etrafında dolaşılır.
yokturNotondain itsersemletme(is) bad effectve olmazlarand notonlartheyonunlafrom itsarhoşwill be intoxicated
🇹🇷 37:47 Onda ne bir zararlı sonuç vardır, ne de sarhoşluk verir.
ve yanlarında (vardır)And with themkendilerini hapsetmiş(will be) companions of modest gazebakışlarıyla(will be) companions of modest gazeiri gözlü (eşler)(having) beautiful eyes
🇹🇷 37:48 Yanlarında iri gözlü, bakışlarını kocalarından başkalarına çevirmeyen hanımlar vardır.
onlar gibi (eşlerdir)As if they werebembeyaz yumurtaeggssaklıwell protected
🇹🇷 37:49 Sanki onlar örtülüp saklanmış yumurta gibidirler.
dönmüşAnd (will) approachbirisome of themdiğerinetobaşkalarıotherssoruyorlarquestioning one another
🇹🇷 37:50 Derken birbirine dönüp sorarlar:
dediWill saybir sözcüa speakeronlardanamong themşüphesizIndeed, Ivardıhadbenimfor mebir arkadaşıma companion
🇹🇷 37:51 İçlerinden bir sözcü der ki: "Gerçekten benim bir arkadaşım vardı."
derdi kiWho (would) saysen misin?Are you indeedkimseler(den)surely ofdoğrulayan(lar)those who believe
🇹🇷 37:52 Derdi ki: "Sen gerçekten inananlardan mısın?"
zaman mı?Is (it) whenbiz öldüğümüzwe have diedve olduğumuzand becometoprakdustve kemikand bonesbiz mi?will wecezalanacağızsurely be brought to Judgment
🇹🇷 37:53 "Öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz zaman biz hakikaten cezalanacak mıyız?"
dedi kiHe (will) saysizWillsenyoubakar mısınız?be looking
🇹🇷 37:54 "Siz onu tanır mısınız?" der.
baktıThen he (will) lookonu gördüand see himortasındainorta(the) midstcehennemin(of) the Hellfire
🇹🇷 37:55 Derken bakınır ve onu cehennemin ta ortasında görür.
dediHe (will) saytallahiBy Allahsen az dahaverilyneredeyseyou almostbeni de alçaltacaktınruined me
🇹🇷 37:56 Ona şöyle der: "Allah'a yemin ederim ki, doğrusu sen az daha beni helak edecektin."
ve olmasaydıAnd if notni'meti(for the) GraceRabbimin(of) my Lordşimdi ben de olurdumcertainly, I (would) have been(oraya) getirilenlerdenamonggetirilenlerthose brought
🇹🇷 37:57 "Rabbimin nimeti olmasaydı, ben de bu tutuklananlardan olacaktım."
değil miyiz?Then are notbizweöleceklerden(to) die
🇹🇷 37:58 "Nasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız?
dışındaExceptölümümüzour deathilkthe firstve değilizand notbizweazaba uğratılcakwill be punished
🇹🇷 37:59 "Nasılmış bak. Biz ilk ölümümüzden başka bir daha ölmeyecek miymişiz? Biz azaba uğratılmayacak mıymışız?
gerçektenIndeedbuthista kendisidirsurelybaşarının(is) the attainmentbüyükgreat
🇹🇷 37:60 İşte bu büyük kurtuluştur.
misli gibiFor (the) likebunun(of) thisçalışsınlarlet workçalışanlarthe workers
🇹🇷 37:61 Çalışanlar işte böyle bir kurtuluş için çalışsınlar.
bu mu?Is thathayırlıbetterağırlanmak için(as) hospitalityyoksaorağacı (mı?)(the) treezakkum(of) Zaqqum
🇹🇷 37:62 Nasıl, bu mu daha hayırlı konukluk için, yoksa zakkum ağacı mı?
elbette bizIndeed, Weonu yaptık[We] have made itbir fitne (sınav)a trialzalimler içinfor the wrongdoers
🇹🇷 37:63 Gerçekten biz onu zalimler için bir fitne (imtihan) yaptık.
elbette oIndeed, itbir ağaçtır(is) a treeçıkanthat growsdibindeinen alt(the) bottomcehennemin(of) the Hellfire
🇹🇷 37:64 O bir ağaçtır ki cehennemin dibinde çıkar.
tomurcuklarıIts emerging fruitgibidir(is) as if itbaşları(was) headsşeytanların(of) the devils
🇹🇷 37:65 Tomurcukları şeytanların başları gibidir.
onlarAnd indeed, theyyiyeceklerdir(will) surely eatondanfrom itve dolduracaklardırand fillonunlawith itkarınlarını(their) bellies
🇹🇷 37:66 Mutlaka onlar, ondan yiyecekler de karınlarını bundan dolduracaklardır.
sonraThenşüphesizindeedonların vardırfor thembunun üzerinein itbir içkileri(is) a mixturekaynar sudanofkaynar suboiling water
🇹🇷 37:67 Sonra üzerine onlar için kaynar bir içecek vardır.
sonraThenelbetteindeeddönecekleri yertheir returnmutlaka(will) surely be tocehennemdirthe Hellfire
🇹🇷 37:68 Sonra da dönecekleri yer, şüphesiz cehennemdir.
çünkü onlarIndeed, theybuldularfoundbabalarınıtheir fatherssapık kimselerastray
🇹🇷 37:69 Çünkü onlar, atalarını sapıklıkta buldular.
kendileri deSo theyüzerindeononların izleritheir footstepskoşturuyorlarthey hastened
🇹🇷 37:70 Şimdi de kendileri onların izlerinde koşturuyorlar.
ve andolsunAnd verilysapmıştıwent astrayonlardan öncebefore themçoğumostevvelkilerin(of) the former (people)
🇹🇷 37:71 Andolsun ki, onlardan öncekilerin çoğu sapıklıkta idiler.
ve andolsunAnd verilybiz göndermiştikWe sentonların içineamong themuyarıcılarwarners
🇹🇷 37:72 Gerçekten biz onlara içlerinden uyarıcı peygamberler de gönderdik.
bakThen seenasılhowolduwassonu(the) enduyarılanların(of) those who were warned
🇹🇷 37:73 Sonra da bak o uyarılanların sonu nasıl oldu?
ancak hariçtirExceptkulları(the) slavesAllah'ın(of) Allahhalisthe chosen ones
🇹🇷 37:74 Ancak Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka.
ve andolsunAnd verilybize yalvarmıştıcalled UsNûhNuhne güzeland Bestkabul buyurmuştuk(are We as) Responders
🇹🇷 37:75 Andolsun ki Nuh bize seslenip dua etmişti de biz de ne güzel kabul etmiştik.
onu kurtarmıştıkAnd We saved himve ailesiniand his familysıkıntıdanfromsıkıntıthe distressbüyükthe great
🇹🇷 37:76 Biz hem onu, hem ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
ve yaptıkAnd We madeonun zürriyetinihis offspringonları[they]kalıcıthe survivors
🇹🇷 37:77 Hem onun neslini bâki kalanlar kıldık.
ve (iyi bir ün) bıraktıkAnd We leftonafor himarasındaamongsonra gelenlerthe later generations
🇹🇷 37:78 Hem de sonradan gelenler içinde güzel bir namını bıraktık.
selam olsunPeace beNuh'auponNûhNuhiçindeamongalemlerthe worlds
🇹🇷 37:79 Bütün âlemler içinde Nuh'a selam olsun.
şüphesiz bizIndeed, Weişte böylethusmükafatlandırırız[We] rewardgüzel davrananlarıthe good-doers
🇹🇷 37:80 İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
çünkü oIndeed, hebizim kullarımızdandır(was) ofkullarımızOur slavesinananbelieving
🇹🇷 37:81 Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.
sonraThensuda boğdukWe drownedötekilerinithe others
🇹🇷 37:82 Sonra diğerlerini suda boğduk.
ve şüphesizAnd indeedonun kolundan idiamongtürühis kindİbrahim de(was) surely Ibrahim
🇹🇷 37:83 Şüphesiz ki İbrahim de onun kolundandı.
ziraWhengelmiştihe cameRabbine(to) his Lordbir kalb ilewith a hearttertemizsound
🇹🇷 37:84 Çünkü o, Rabbine tertemiz bir kalb ile gelmişti.
haniWhendemişti kihe saidbabasınato his fatherve kavmineand his peopleneyeWhat is ittapıyorsunuzyou worship
🇹🇷 37:85 O babasına ve kavmine şöyle demişti: "Siz nelere tapıyorsunuz?"
uydurmaIs it falsehood tanrılar (mı?)godsbırakıpother thanAllah'ıAllah istiyorsunuz(that) you desire
🇹🇷 37:86 "Yalancılık etmek için mi Allah'tan başka ilâhlar istiyorsunuz?"
nedir?Then whatzannınız(do) you thinkRabbi hakkındaabout (the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 37:87 "Siz âlemlerin Rabbini ne zannediyorsunuz?"
baktıThen he glancedgöz ataraka glanceyıldızlaraatyıldızlarthe stars
🇹🇷 37:88 Derken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi.
ve dediAnd he saidelbette benIndeed, I amhastayımsick
🇹🇷 37:89 Derken yıldızlara bir baktı da: "Ben gerçekten hastayım" dedi.
bunun üzerine kaçtılarSo they turned awayondanfrom himarkalarını dönüpdeparting
🇹🇷 37:90 O zaman arkalarını dönerek başından kaçışıverdiler.
o da gizlice sokulduThen he turnedonların tanrılarınatoilahlarıtheir godsve dediand saidyemez misini?Do notyersinizyou eat
🇹🇷 37:91 Derken bir kurnazlıkla onların ilâhlarına vardı da, "Buyursanıza, yemez misiniz?" dedi.
neyiniz var?What (is)sizin içinfor youkonuşmuyorsunuznotkonuşursunuzyou speak
🇹🇷 37:92 (Cevap vermediklerini görünce de): "Neyiniz var da konuşmuyorsunuz?" (dedi).
ve gizlice sokulupThen he turnedüzerlerineupon themdarbe indirdistrikingsağ eliylewith the right hand
🇹🇷 37:93 Nihayet bir yolunu bulup onlara kuvvetli bir darbe indirdi.
hemen gittilerThen they advancedonatowards himkoşarakhastening
🇹🇷 37:94 Bunun üzerine birbirlerine girerek ona yürüdüler.
dediHe saidşeylere-mi tapıyorsunuz?Do you worshipşeylerewhatyonttuğunuzyou carve
🇹🇷 37:95 İbrahim dedi ki: "A, siz kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?"
oysa AllahWhile Allahsizi yaratmıştırcreated youve (bu şeyleri)and whatyaptığınızyou make
🇹🇷 37:96 "Halbuki sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır."
dedilerThey saidyapınBuildonun içinfor himbir binaa structureve onu atınand throw himateşeintoalevli ateşthe blazing Fire
🇹🇷 37:97 Onlar: "Haydin onun için bir yapı yapın da onu ateşe atın." dediler.
ve istedilerAnd they intendedonafor himbir tuzak kurmaka plotbiz de onları kıldıkbut We made themaşağılıklardanthe lowest
🇹🇷 37:98 Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de kendilerini daha alçak düşürdük.
ve dedi kiAnd he saidelbette benIndeed, I amgideceğimgoingRabbimetoRabbimmy LordO beni doğru yola iletecekHe will guide me
🇹🇷 37:99 Bir de dedi ki: "Ben Rabbime gidiyorum, o bana yolunu gösterir."
RabbimMy Lordlutfetgrantbanameiyilerden (bir çocuk)ofsalihlerthe righteous
🇹🇷 37:100 "Ey Rabbim! Bana salihlerden (bir oğul) ihsan et!"
ona müjdeledikSo We gave him the glad tidingsbir erkek çocukof a boyhalimforbearing
🇹🇷 37:101 Biz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik.
ne zaman kiThen when(çocuk) erişince;he reachedonun yanındathe (age of) working with himkoşma çağınathe (age of) working with him(İbrahim ona) dedihe saidey yavrumO my sonşüphesiz ki benIndeed, Igörüyorumhave seenuykudainrüyathe dreambenthat I amseni kesiyorumsacrificing you(düşün) bakso lookne?whatgörüyorsun (dersin)you seedediHe saidey babacığımO my fatheryapDoşeyiwhatsana emredilenyou are commandedbeni bulacaksınYou will find meeğerifdilerseAllah willsAllahAllah willssabredenlerdenofsabredenlerthe patient ones
🇹🇷 37:102 Oğlu, yanında koşacak çağa gelince: "Ey oğlum! Ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak, ne düşünürsün?" dedi. Çocuk da: "Babacığım sana ne emrediliyorsa yap, inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi.
ne zaman kiThen whenikisi (Allah'ın emrine) teslim oluduboth of them had submittedve (çocuğu) yıktıand he put him downalnı üzerineupon his forehead
🇹🇷 37:103 Ne zaman ki ikisi de bu şekilde Allah'a teslim oldular, İbrahim oğlunu şakağı üzerine yatırdı.
ve biz ona seslendikAnd We called out to himdiyethatey İbrahimO Ibrahim
🇹🇷 37:104 Biz de ona şöyle seslendik: "Ey İbrahim! "
andolsunVerilysen doğruladınyou have fulfilledrüyayıthe visionelbette bizIndeed, Weişte böylethusmükafatlandırırız[We] rewardgüzel davrananlarıthe good-doers
🇹🇷 37:105 "Rüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz ki, biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız."
gerçektenIndeedbuthismuhakkak o(was) surely [it]bir imtihandırthe trialapaçıkclear
🇹🇷 37:106 "Şüphesiz ki bu apaçık bir imtihandı." (dedik)
ve fidye olarak ona verdikAnd We ransomed himbir kurbanlıkwith a sacrificebüyükgreat
🇹🇷 37:107 Ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik.
ve (iyi bir ün) bıraktıkAnd We leftonafor himarasındaamongsonra gelenlerthe later generations
🇹🇷 37:108 Kendisine sonradan gelenler içinde iyi bir nâm bıraktık.
selam olsunPeace beüzerineonİbrahimIbrahim
🇹🇷 37:109 Selam olsun İbrahim'e...
işte böyleThusbiz mükafatlandırırızWe rewardgüzel davrananlarıthe good-doers
🇹🇷 37:110 İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
çünkü oIndeed, he (was)bizim kullarımızdandıofkullarımızOur slavesmü'minbelieving
🇹🇷 37:111 Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.
ve ona müjdeledikAnd We gave him glad tidingsİshak'ıof Isaacbir peygamber olaraka Prophetiyilerdenamongsalihlerthe righteous
🇹🇷 37:112 Ona bir de salihlerden bir peygamber olmak üzere İshak'ı müjdeledik.
ve bereketler verdikAnd We blessedkendisinehimveand [on]İshak'aIsaaconların neslindenAnd ofsoylarıtheir offspringiyi hareket eden de var(are) good-doersve zulmeden deand unjustkendisineto himselfaçıkçaclear
🇹🇷 37:113 Hem ona hem İshak'a bereketler verdik. Her ikisinin neslinden de hem iyilik yapanlar var, hem de açıkça kendi nefsine zulmedenler var.
ve andolsunAnd verilylutuflarda bulundukWe conferred FavorMusa'yauponMusaMusave Harun'aand Harun
🇹🇷 37:114 Andolsun ki biz Musa ile Harun'a da nimetler verdik.
ve onları kurtardıkAnd We saved both of themve kavimleriniand their peoplesıkıntıdanfromsıkıntıthe distressbüyükthe great
🇹🇷 37:115 Hem kendilerini ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
ve onlara yardım ettikAnd We helped themböylece oldularso they becamekendileriso they becameüstün gelenler(den)the victors
🇹🇷 37:116 Hem yardım ettik onlara da, galip gelenler onlar oldular.
ve onlara verdikAnd We gave both of themKitabıthe Bookaçık ifadelithe clear
🇹🇷 37:117 Hem kendilerine o belli kitabı (Tevrat'ı) verdik.
ve onları ilettikAnd We guided both of themyola(to) the Pathdoğruthe Straight
🇹🇷 37:118 Kendilerini doğru yola çıkardık.
ve (iyi bir ün) bıraktıkAnd We leftonlarafor both of themarasındaamongsonra gelenlerthe later generations
🇹🇷 37:119 Sonrakiler içinde onlara iyi bir nam bıraktık:
selam olsunPeace beMusa'yauponMusaMusave Harun'aand Harun
🇹🇷 37:120 Selam olsun, Musa ile Harun'a.
elbette bizIndeed, Weişte böylethusmükafatlandırırızrewardgüzel davrananlarıthe good-doers
🇹🇷 37:121 İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
çünkü ikisi deIndeed, both of thembizim kullarımızdandı(were) ofkullarımızOur slavesinananbelieving
🇹🇷 37:122 Çünkü onların ikisi de bizim mümin kullarımızdandı.
ve şüphesizAnd indeedİlyasElijahelçilerdendi(was) surely ofelçilerthe Messengers
🇹🇷 37:123 Şüphesiz İlyas da gönderilen peygamberlerdendir.
haniWhendemişti kihe saidkavmineto his peoplekorunmaz mısınız?Will notkorkarsınızyou fear
🇹🇷 37:124 Hani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi.
Ba'l'e-mi yalvarıyorsunuz?Do you callBa'l'eBaalve bırakıyorsunuzand you forsakeen güzelini(the) Bestyaratıcıların(of) Creators
🇹🇷 37:125 Hani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi.
Allah'ı?Allahsizin Rabbinizyour Lordve Rabbiand (the) Lordatalarınızın(of) your forefathersönceki(of) your forefathers
🇹🇷 37:126 Hani o kavmine: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız? Yaratanların en güzeli olan, sizin de Rabbiniz, daha önceki atalarınızın da Rabbi bulunan Allah'ı bırakıp da "Ba'l'e" (Ba'l ismindeki puta) mi yalvarıyorsunuz?" dedi.
onu yalanladılarBut they denied himbundan dolayı onlarso indeed, they(azaba) getirileceklerdir(will) surely be brought
🇹🇷 37:127 Fakat onlar, onu yalanladılar. Bu yüzden onlar mutlaka (cehennemde) hazır bulundurulacaklardır.
yalnız hariçtirExceptkulları(the) slavesAllah'ın(of) Allahhalisthe chosen ones
🇹🇷 37:128 Ancak Allah'ın ihlaslı kulları müstesna.
biz (iyi bir ün) bıraktıkAnd We leftonafor himarasındaamongsonra gelenlerthe later generations
🇹🇷 37:129 Ona da sonrakiler içinde şunu bıraktık:
selam olsunPeace beİlyas'auponİlyasElijah
🇹🇷 37:130 Selam olsun İlyâsîn'e.
elbette bizIndeed, Weişte böylethusmükafatlandırırızrewardgüzel davrananlarıthe good-doers
🇹🇷 37:131 İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız.
çünkü oIndeed, he (was)bizim kullarımızdandıofkullarımızOur slavesmü'minbelieving
🇹🇷 37:132 Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.
ve şüphesizAnd indeedLûtLutgönderilen elçilerdendi(was) ofelçilerthe Messengers
🇹🇷 37:133 Şüphesiz Lût da gönderilen peygamberlerdendir.
haniWhenonu kurtarmıştıkWe saved himve ailesiniand his familyhepsiniall
🇹🇷 37:134 Hani biz onu ve ailesinin tamamını kurtarmıştık.
dışındaExceptacuze bir kadınan old womanarasında bulunan(was) among(azabda) kalacaklarthose who remained behind
🇹🇷 37:135 Ancak geride kalıp batanlar içinde kalan yaşlı bir kadın hariç.
sonraThenkırdık (geçirdik)We destroyedötekilerithe others
🇹🇷 37:136 Sonra diğerlerini helak etmiştik.
şüphesiz sizAnd indeed, yougeçip gidiyorsunuzsurely passonların yanlarındanby themsabahleyin(in the) morning
🇹🇷 37:137 Ve siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz?
ve geceleyinAnd at nightdüşünmüyor musunuz?Then will notakıl edersinizyou use reason
🇹🇷 37:138 Ve siz elbette sabahleyin ve geceleyin onlara uğrar ve üzerlerinden geçersiniz. Hâlâ akıl edip düşünmez misiniz?
ve şüphesizAnd indeedYûnusYunusgönderilen elçilerdendi(was) surely ofelçilerthe Messengers
🇹🇷 37:139 Şüphesiz Yunus da gönderilen peygamberlerdendir.
haniWhenkaçmıştıhe ran awaygemiyetogemithe shipdoluladen
🇹🇷 37:140 Hani o bir zaman dolu bir gemiye kaçmıştı.
kur'a çektiThen he drew lotsve olduand wasyenilenlerdenofhüsrana uğrayanlarthe losers
🇹🇷 37:141 (Oradakilerle) kur'a çekmiş de kaydırılanlardan (yenilenlerden) olmuştu.
sonra onu yuttuThen swallowed himbalıkthe fishve owhile hekendi kendisini kınarken(was) blameworthy
🇹🇷 37:142 Derken (denize atılmış ve) kendisini balık yutmuştu. (Kendi nefsini) kınıyordu.
eğerAnd if notki othat heolmasaydıwastesbih edenlerdenoftesbih edenlerthose who glorify
🇹🇷 37:143 Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
kalırdıCertainly, he (would have) remainedonun karnındainkarnıits bellykadaruntilgünethe Dayyeniden diriltileceklerithey are resurrected
🇹🇷 37:144 Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı, yeniden dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
onu attıkBut We cast himağaçsız çıplak bir yereonto the open shoreve owhile hehasta bir halde iken(was) ill
🇹🇷 37:145 Biz onu hasta bir halde bir alana çıkardık.
ve bitirdikAnd We caused to growüzerineover himbir ağacıa plantasma kabakofkabakgourd
🇹🇷 37:146 Üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik.
ve onu elçi gönderdikAnd We sent him(insan)atoyüza hundredbinthousandya daordaha fazlasınamore
🇹🇷 37:147 Biz onu (Yunus'u) yüz bin veya daha çok insana peygamber olarak gönderdik.
ve inandılarAnd they believedbiz de onları geçindirdikso We gave them enjoymentkadarforbir süreyea while
🇹🇷 37:148 O zaman ona iman ettiler de biz onları bir zamana kadar yaşattık.
şimdi onlara sorThen ask themRabbine (mi?)Does your Lordkızlar(have) daughtersonlara dawhile for themoğlanlar (mı?)(are) sons
🇹🇷 37:149 Şimdi sor o seninkilere: Kızlar, Rabbinin de, oğlanlar onların mı?
yoksaOryarattıkdid We createmeleklerithe Angelsdişi olarak (mı?)femalesve onlarwhile theygörüyorlarken(were) witnesses
🇹🇷 37:150 Yoksa biz melekleri dişi yaratmışız da onlar şahit mi bulunuyorlarmış?
iyi bilin kiNo doubtelbette onlarindeed, theyyüzündenofiftiralarıtheir falsehooddiyorlar ki[they] say
🇹🇷 37:151 Ha!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar.
doğurduAllah has begottenAllahAllah has begottenve onlarand indeed, theyelbette yalancıdırlarsurely (are) liars
🇹🇷 37:152 Ha!.. Onlar, şüphesiz uydurdukları iftiralarından dolayı: "Allah doğurdu" derler. Hiç şüphesiz onlar, yalancıdırlar.
tercih mi etmiş?Has He chosenkızları[the] daughterskarşıoveroğlanlarasons
🇹🇷 37:153 (Allah) kızları oğullara tercih mi etmiş?
ne?What is with yousize (ne) oldu?What is with younasılHowhüküm veriyorsunuzyou judge
🇹🇷 37:154 Size ne oldu? Nasıl hükmediyorsunuz?
hiç mi düşünmüyorsunuz?Then will notkulak verirsinizyou pay heed
🇹🇷 37:155 Hiç düşünmüyor musunuz?
yoksa (-mi var?)Orsizin(is) for youbir delilan authorityaçıkclear
🇹🇷 37:156 Yoksa sizin için açık bir delil mi var?
getirinThen bringKitabınızıyour bookeğerifisenizyou aredoğrulardantruthful
🇹🇷 37:157 O halde, eğer doğru söylüyorsanız getirin kitabınızı.
ve uydurdularAnd they have madeO'nunlabetween Himarasındaand betweencinlerthe jinnbir nesepa relationshipoysabut certainlybilmişlerdirknowcinlerthe jinnkendilerininthat they(yüce divana) getirileceklerini(will) surely be brought
🇹🇷 37:158 Onlar, Allah ile cinler arasında bir neseb (hısımlık bağı) uydurdular. Oysa andolsun cinler bilirler ki, o yalancılar mutlaka cehenneme götürüleceklerdir.
(münezzehtir) yücedirGlory beAllah(to) Allahonların taktıkları sıfatlardanabove whatisnat ederlerthey attribute
🇹🇷 37:159 Allah, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.
fakat hariçtirExceptkulları(the) slavesAllah'ın(of) Allahtemizthe chosen
🇹🇷 37:160 Fakat Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka (onlar, Allah'ı böyle şirk ile vasıflamazlar).
ne sizSo indeed, youve ne deand whattaptıklarınızyou worship
🇹🇷 37:161 Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.
değil(siniz)NotsizyouO'na karşıfrom Himsaptıracakcan tempt away (anyone)
🇹🇷 37:162 Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.
başkasınıExceptkimsedenwhoOhegirecek(is) to burncehenneme(in) the Hellfire
🇹🇷 37:163 Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.
ve yokturAnd notbizden kimseninamong usdışındaexceptonunfor himbir makamı(is) a positionbilinenknown
🇹🇷 37:164 (Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler.
ve elbette bizizAnd indeed, wemuhakkak bizsurely, [we]o saf saf dizilenlerstand in rows
🇹🇷 37:165 (Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler.
ve elbette bizizAnd indeed, wemuhakkak bizsurely, [we]o tesbih edenlerglorify (Allah)
🇹🇷 37:166 (Melekler): "Bizden her birimizin belli bir makamı vardır. Biziz o saf saf dizilenler, biziz! Biziz o tesbih edenler, biziz!" derler.
ve elbetteAnd indeedonlarthey used toşöyle diyorlardısay
🇹🇷 37:167 (Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."
eğer olsaydıIfkuşkusuzthatyanımızdawe hadbir uyarıa reminderöncekilerdenfromöncekilerthe former (people)
🇹🇷 37:168 (Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."
elbette biz olurdukCertainly, we (would) have beenkullarıslavesAllah'ın(of) Allahhalisthe chosen
🇹🇷 37:169 (Müşrikler) şöyle diyorlardı: "Eğer yanımızda önceki (ümmet)lerden bir kitap olsaydı, elbette biz de Allah'ın ihlas ile seçilmiş kullarından olurduk."
ama inkar ettilerBut they disbelievedonuin ityakındaso soonbileceklerdirthey will know
🇹🇷 37:170 Fakat şimdi onu inkâr ettiler. Ama ilerde bileceklerdir.
ve andolsunAnd verilygeçmiştihas precededşu sözümüzOur Wordkullarımızafor Our slavesgönderilen elçithe Messengers
🇹🇷 37:171 Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir."
mutlaka onlarIndeed theykendileri olacaktırsurely theyzafere ulaştırılanlar(would be) the victorious
🇹🇷 37:172 Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir."
ve mutlakaAnd indeedbizim ordumuzOur hostonlarasurely, theygalip gelecektir(will be) those who overcome
🇹🇷 37:173 Andolsun ki peygamberlikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir: "Onlar var ya, elbette onlar muzaffer olacaklardır ve elbette bizim ordularımız mutlaka galip geleceklerdir."
o halde dönSo turn awayonlardanfrom themkadaruntilbir süreyea time
🇹🇷 37:174 Onun için sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
onları gözetleAnd see themyakındaso soongöreceklerdirthey will see
🇹🇷 37:175 Onlara (inecek azabı) gözetle. Yakında onlar da göreceklerdir.
bizim azabımızı mı?Then is (it) for Our punishmentacele istiyorlarthey hasten
🇹🇷 37:176 Ya şimdi onlar, bizim azabımıza uğramakta acele mi ediyorlar?
zamanBut when(azab) indiğiit descendsyurtlarınain their territoryne kötü olurthen evil (will be)sabahı(the) morninguyarılmış olanların(for) those who were warned
🇹🇷 37:177 Fakat (azabımız) onların sahasına indiği zaman, (o acı sonuçla) uyarılanların sabahı ne kötüdür!
ve uzaklaşSo turn awayonlardanfrom themkadarforbir süreyea time
🇹🇷 37:178 Yine sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
ve (bekle de) görAnd seeyakındaso soononlar da göreceklerdirthey will see
🇹🇷 37:179 (İnecek azabı) gözetle! Yakında onlar da göreceklerdir.
yücedirGloryRabbin(be to) your Lordsahibi(the) Lordkudret ve şeref(of) Honoronların nitelendirmelerindenabove whatisnat ederlerthey attribute
🇹🇷 37:180 Senin güç ve kuvvet sahibi Rabbin, onların yakıştırdıkları vasıflardan münezzeh ve yücedir.
ve selam olsunAnd peace beüzerineupongönderilen elçilerthe Messengers
🇹🇷 37:181 Gönderilen bütün peygamberlere selam olsun.
ve hamd olsunAnd all praiseAllah'a(be) to AllahRabbi(the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 37:182 Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.