سُورَةُ الملكمَكِّيَّة ۝ ٣٠ آيَة

67. Mülk Suresi (The Sovereignty) · 30 ayet · Mekkî

🕮 Sayfa görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
سُورَةُ الملكمَكِّيَّة ۝ ٣٠ آيَة

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

ne mübarektirBlessed isbulunanHeelindein Whose Handmülk(is) the Dominionve O'nunand Heüzerine(is) overhereveryşeythinggücü yeterAll-Powerful
🇹🇷 67:1 Mutlak hükümranlık elinde bulunan Allah, yüceler yücesidir ve O'nun her şeye gücü yeter.
O kiThe One Whoyarattıcreatedölümüdeathve hayatıand lifesizi denemek içinthat He may test youhanginizinwhich of youdaha güzel(is) bestiş yapacağınızı(in) deedve OAnd Heüstündür(is) the All-Mightybağışlayandırthe Oft-Forgiving
🇹🇷 67:2 O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır.
ki OThe One Whoyarattıcreatedyedisevengöğüheavenstabaka tabakaone above anothergörmezsinNotgörürsünyou seeyaratmasındainyaratılış(the) creationRahman'ın(of) the Most Gracioushiçbiranyaykırılık uygunsuzluk'faultdöndür de (bak)So returngözü(nü)the visiongörüyormusun?cangörürsünyou seehiçbiranybozuklukflaw
🇹🇷 67:3 O, yedi göğü, birbiri üzerine yarattı. Rahmân'ın yaratmasında bir aykırılık, uygunsuzluk görmezsin. Gözünü döndür de bak, bir bozukluk görüyor musun?
sonraThendöndür (bak)returngözü(nü)the visioniki kez dahatwice (again)dönerWill returnsanato yougözthe visionumudu keserekhumbledve owhile ithor ve bitkin(is) fatigued
🇹🇷 67:4 Sonra gözünü tekrar tekrar döndür (bak). Göz (aradığı bozukluğu bulmaktan) âciz ve bitkin halde sana dönecektir.
ve andolsunAnd certainlybiz donattıkWe have beautifiedgöğüthe heavenen yakınnearestlambalarlawith lampsve onları yaptıkand We have made themtaşlamalar(as) missilesşeytanlar içinfor the devilsve hazırladıkand We have preparedonlarafor themazabıpunishmentçılgın ateş(of) the Blaze
🇹🇷 67:5 Andolsun biz, en yakın göğü kandillerle donattık ve onları, şeytanlar için taşlamalar yaptık. Ve onlar için alevli ateş azabını hazırladık.
için vardırAnd for those whoinkar edenlerdisbelievedRableriniin their Lordazabı(is the) punishmentcehennem(of) Hellve ne kötüand wretched isgidilecek sonuçturthe destination
🇹🇷 67:6 Rablerini inkâr edenler için cehennem azabı vardır. Ne kötü gidilecek yerdir o!
zamanWhenatıldıklarıthey are thrownorayathereinişitirlerthey will hearonunfrom ithomurtusunuan inhalingve owhile itkaynıyorboils up
🇹🇷 67:7 Oraya atıldıklarında, onun kaynarken çıkardığı uğultuyu işitirler.
neredeyseIt almostçatlayacakburstsöfkedenfromöfkerageher biriEvery timeatıldıkçais thrownonun içinethereintopluluka grouponlara sordu(lar)(will) ask themonun bekçileriits keeperssize gelmedi mi?Did notsana gelircome to youbir uyarıcıa warner
🇹🇷 67:8 Az daha öfkeden çatlayacak. Her ne zaman oraya bir topluluk atılsa, onun bekçileri onlara: "Size korkutucu bir peygamber gelmemiş miydi?" diye sorarlar.
dedilerThey will sayevetYesandolsunindeedbize geldicame to usuyarıcıa warnerama biz yalanladıkbut we deniedve dedik kiand we saidindirmediNotindirdihas sent downAllahAllahhiçbiranyşeythinghayırNotsizyou (are)ancakbutiçindesinizinbir sapıklıkerrorbüyükgreat
🇹🇷 67:9 Derler: "Evet, bize uyarıcı geldi ama biz yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmedi, siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz." dedik.
ve dediler kiAnd they will sayeğerIfbizwe hadsöz dinleseydiklistenedyahutordüşünseydikreasonedbulunmazdıknotolurdukwe (would) have beenarasındaamonghalkı(the) companionsçılgın ateşin(of) the Blaze
🇹🇷 67:10 Ve derler ki: "Eğer biz dinleseydik, yahut düşünüp anlasaydık şu çılgın ateşin halkı arasında bulunmazdık!"
itiraf ettilerThen they (will) confessgünahlarınıtheir sinsuzak olsunso away withhalkı(the) companionsçılgın ateş(of) the Blaze
🇹🇷 67:11 Böylece günahlarını itiraf ederler. (Artık) o çılgın ateş halkı (Allah'ın rahmetinden) uzak olsunlar!
şüphesizIndeedkimselerthose whosaygılı olan(lar)fearRablerinetheir Lordgörmedikleri haldeunseenonlar için vardırfor thembağış(lama)(is) forgivenessve mükafatand a rewardbüyükgreat
🇹🇷 67:12 Fakat daha görmeden Rablerinden korkanlar var ya, işte onlar için bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır.
gizleyinAnd concealsözünüzüyour speechyahutoraçığa vurunproclaimonuitçünkü OIndeed, Hebilir(is the) All-Knowerözünüof what (is in)göğüslerinthe breasts
🇹🇷 67:13 Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun; bilin ki, O, göğüslerin özünü bilir.
bilmez mi?Does notbilirlerknowkimse(the One) Whoyaratancreatedve OAnd Helatiftir(is) the Subtlehaber alandırthe All-Aware
🇹🇷 67:14 Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.
OHeyapandır(is) the One Whoyaptımadesizefor youyerithe earthboynu eğiksubservienthaydi yürüyünso walkonun omuzlarında (yeryüzünde)inonun yolları(the) paths thereofve yeyinand eatO'nun rızkındanofO'nun rızkıHis provisionve O'nadırand to Himdönüş(is) the Resurrection
🇹🇷 67:15 O size yeri boyun eğer kıldı. Haydi onun omuzlarında (dağlarında, tepelerinde) yürüyün ve Allah'ın rızkından yeyin. Dönüş ancak O'nadır.
emin misiniz?Do you feel secureolanın(from Him) Whogökte(is) ingökthe heavenbatırmayacağındannotyere batırırHe will cause to swallowsiziyouyerethe earthO zamanwheno (yer)itbirden sallanırsways
🇹🇷 67:16 Her şeyi kuşatmış olan Allah ın yeri sizinle birlikte göçürüvermesinden emin misiniz? O zaman yer çalkalanıyordur.
yoksaOrsiz emin misiniz?do you feel secureolanın(from Him) Whogökte(is) ingökthe heavengöndermeyeceğindenthatgönderecekHe will sendüzerineagainst youtaş yağdıran (bir fırtına)a storm of stonesbileceksinizThen you would knownasıldırhowtehdidim(was) My warning
🇹🇷 67:17 Yoksa siz, gökte olanın üzerinize taş yağdıran bir kasırga göndermeyeceğinden emin misiniz? Tehdidim nasılmış bileceksiniz.
ve andolsunAnd indeedyalanladılardeniedkimselerthoseonlardan öncekifromonlardan öncebefore themama nasıl?and howolduwasbenim inkarımMy rejection
🇹🇷 67:18 Andolsun, onlardan öncekiler de yalanladılar. Ama beni inkâr nasıl oldu?
görmüyorlar mı?Do notgörürlerthey seeuçan kuşları[to]kuşlarthe birdsüstlerindeabove themsıra sıraspreading (their wings)açıp yumarakand foldingonları (havada) tutmuyorNotonları tutarholds thembaşkasıexceptRahman'danthe Most Graciousdoğrusu OIndeed, Heher(is) of everyşeyithinggörmektedirAll-Seer
🇹🇷 67:19 Üstlerinde kanatlarını açıp yumarak uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları Rahmân'dan başkası tutmuyor. Doğrusu O, her şeyi görmektedir.
yahut kimdir?Who isşuthisolanthe oneoheaskeriniz(is) an armysizinfor yousize yardım edecekto help youdışındafrombaşkabesidesRahman'nınthe Most GracioushayırNotkafirler(are) the disbelieversancakbutiçindedirlerinderin bir gaflet ve aldanmadelusion
🇹🇷 67:20 Rahmân olan Allah'a karşı şu size yardım edecek askerleriniz hani kimlerdir? İnkârcılar, ancak derin bir gaflet içinde bulunmaktadırlar.
yahut kimdir?Who isothisolanthe onesize rızık verecekto provide youeğeriftutacak olursaHe withheldO rızkınıHis provisiondoğrusuNayonlar direnmektedirlerthey persistiçindeinazgınlıkprideve nefretand aversion
🇹🇷 67:21 Allah size verdiği rızkı kesiverse, size rızık verecek olabilen kimdir? Hayır, onlar azgınlık ve nefrette direnip durmaktadırlar.
kimse mi?Then is he whoyürüyenwalkskapanarakfallenyüzüstüonyüzühis facedoğru giderbetter guidedyoksa kimse mi?or (he) whoyürüyenwalksdüzgünuprightüzerindeonyol(the) PathdosdoğruStraight
🇹🇷 67:22 Şimdi yüz üstü kapanarak yürüyen mi doğru gider, yoksa dosdoğru yolda yürüyen mi?
de kiSayO'durHesizi yaratan(is) the One Whosizi yetiştirdiproduced youve verenand madesizefor youişitme (duyusu)the hearingve gözlerand the visionve gönüllerand the feelingsne kadar azLittleşükrediyorsunuz(is) whatşükredersinizyou give thanks
🇹🇷 67:23 De ki: "Sizi yaratan, size kulaklar gözler ve gönüller veren O'dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz!"
de kiSayO'durHesizi üreten(is) the One Whosizi çoğalttımultiplied youyerdeinyeryüzüthe earthve O'naand to Himhuzuruna toplanacaksınızyou will be gathered
🇹🇷 67:24 De ki: "Sizi yerden üreten O'dur ve O'na toplanıp götürüleceksiniz."
ve diyorlarAnd they sayne zaman?Whenbu(is) thistehdid(ettiğiniz azab)promiseeğerifisenizyou aredoğru (söylüyor)truthful
🇹🇷 67:25 (Onlar): "Doğru iseniz bu tehdit ne zaman olacak?" diyorlar
de kiSayşüphesizOnlybilgithe knowledgeyanındadır(is) withAllah'ınAllahve ancakand onlybenI ambir uyarıcıyıma warnerapaçıkclear
🇹🇷 67:26 De ki: "(O'na ait) bilgi, Allah'ın yanındadır. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım."
ne zaman kiBut whenonu görüncethey (will) see ityakındanapproachingkötüleşti(will be) distressedyüzleri(the) faceskimselerin(of) those whoinkar eden(lerin)disbelievedve dendiand it will be saidişte budurThisolduğunuz şey(is) that whichidinizyou used toonufor itçağırıyor(lar)call
🇹🇷 67:27 Onu yakın görünce inkâr edenlerin yüzleri kötüleşti. Ve: "İşte çağırıp durduğunuz şey budur!" dendi.
de kiSaybaksanızaHave you seeneğerifbeni öldürsedestroys meAllahAllahve olanlarıand whoeverbenimle beraber(is) with meyahutorbize acısa dahas mercy upon uskim?then whokurtarabilir(can) protectkafirlerithe disbelieversazabdanfrombir azapa punishmentacıklıpainful
🇹🇷 67:28 De ki: "Baksanıza, eğer Allah beni ve benimle beraber olanları öldürse, yahut bize merhamet etse, kâfirleri acı bir azabdan kim kurtarabilir?
de kiSayOHeçok merhametlidir(is) the Most Graciousinanmışşızdırwe believeO'nain Himve O'naand upon Himdayanmışızdırwe put (our) trustyakında bileceksinizSo you will knowkimdirwhoO(is) itiçinde olan(that is) inbir sapıklıkerrorapaçıkclear
🇹🇷 67:29 De ki: "O çok merhametlidir. O'na inanmış, O'na dayanmışızdır. Yakında kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu bileceksiniz."
de kiSaybaksanızaHave you seeneğerifolsabecomessuyunuzyour waterçekilmişsunkenkimthen whosize getirebilir?could bring youbir suwaterakarflowing
🇹🇷 67:30 De ki: "Baksanıza, eğer suyunuz çekilse, size kim bir akarsu getirebilir?"