ne zaman kiBut whenonu görüncethey (will) see ityakındanapproachingkötüleşti(will be) distressedyüzleri(the) faceskimselerin(of) those whoinkar eden(lerin)disbelievedve dendiand it will be saidişte budurThisolduğunuz şey(is) that whichidinizyou used toonufor itçağırıyor(lar)call
🇹🇷 67:27 Onu yakın görünce inkâr edenlerin yüzleri kötüleşti. Ve: "İşte çağırıp durduğunuz şey budur!" dendi.
de kiSaybaksanızaHave you seeneğerifbeni öldürsedestroys meAllahAllahve olanlarıand whoeverbenimle beraber(is) with meyahutorbize acısa dahas mercy upon uskim?then whokurtarabilir(can) protectkafirlerithe disbelieversazabdanfrombir azapa punishmentacıklıpainful
🇹🇷 67:28 De ki: "Baksanıza, eğer Allah beni ve benimle beraber olanları öldürse, yahut bize merhamet etse, kâfirleri acı bir azabdan kim kurtarabilir?
de kiSayOHeçok merhametlidir(is) the Most Graciousinanmışşızdırwe believeO'nain Himve O'naand upon Himdayanmışızdırwe put (our) trustyakında bileceksinizSo you will knowkimdirwhoO(is) itiçinde olan(that is) inbir sapıklıkerrorapaçıkclear
🇹🇷 67:29 De ki: "O çok merhametlidir. O'na inanmış, O'na dayanmışızdır. Yakında kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu bileceksiniz."
de kiSaybaksanızaHave you seeneğerifolsabecomessuyunuzyour waterçekilmişsunkenkimthen whosize getirebilir?could bring youbir suwaterakarflowing
🇹🇷 67:30 De ki: "Baksanıza, eğer suyunuz çekilse, size kim bir akarsu getirebilir?"
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
NûnNunkaleme andolsunBy the penveand whatyazdıklarınathey write
🇹🇷 68:1 Nûn, Kaleme ve yazdıklarına andolsun.
değilsinNotsenyou (are)ni'metiyleby (the) GraceRabbinin(of) your Lordcinlenmiş (deli)a madman
🇹🇷 68:2 Sen Rabbinin nimetiyle mecnun değilsin.
ve şüphesizAnd indeedsenin için vardırfor youbir mükafatsurely (is) a rewardolmayanwithoutkesintisiend
🇹🇷 68:3 Kuşkusuz senin için tükenmez bir ecir var.
ve şüphesiz senAnd indeed, youüzerindesinsurely (are)bir ahlak(of) a moral characterbüyükgreat
🇹🇷 68:4 Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin.
göreceksinSo you will seeonlar da göreceklerand they will see
🇹🇷 68:5 Sen de göreceksin, onlar da görecek.
hanginizWhich of youfitnelenmiştir(is) the afflicted one
🇹🇷 68:6 Hanginizde imiş o fitne ve cinnet.
şüphesizIndeedRabbinyour LordO'durHeen iyi bilen(is) most knowingkim(ler)of (he) whosapmıştırhas strayedkendi yolundanfromO'nun yoluHis wayve O'durand Heen iyi bilen(is) most knowingdoğru yoldadırof the guided ones
🇹🇷 68:7 Doğrusu Rabbin, yolundan sapanı en iyi bilendir. Hidayete ereni de en iyi bilen O'dur.
öyleyseSo (do) notita'at etmeobeyyalanlayanlarathe deniers
🇹🇷 68:8 O halde, yalanlayıcılara itaat etme.
istediler kiThey wishkeşkethatsen yağcılık yapasınyou should compromiseonlar da yağcılık yapsınlarso they would compromise
🇹🇷 68:9 Onlar istediler ki yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar.
veAnd (do) notita'at etmeobeyhiçbirineeveryyemin edip duranhabitual sweareraşağılıkworthless
🇹🇷 68:10 Şunların hiçbirine boyun eğme: Yemin edip duran aşağılık,
kötüleyip duranDefamergötürüp getirengoing aboutsözwith malicious gossip
🇹🇷 68:11 Daima kusur arayıp kınayan, hep lâf götürüp getiren,
engel olanA preventerhayraof (the) goodsaldırgantransgressorgünahkarsinful
🇹🇷 68:12 Hayra engel olan, saldırgan, günahkâr,
kabaCruelsonra daafterbundan(all) thatkötülükle damgalıutterly useless
🇹🇷 68:13 Kaba ve haşin, sonra da kötülükle damgalı,
diyeBecauseolmuş(he) issahibia possessormal(of) wealthve oğullarand children
🇹🇷 68:14 Mal ve oğulları var diye (böyle davranır).
zamanWhenokunduğuare recitedkendisineto himayetlerimizOur Versesderhe saysmasallarıdırStorieseskilerin(of) the former (people)
🇹🇷 68:15 Kendisine âyetlerimiz okunduğunda: "Eskilerin masalları" der.
biz onu damgalayacağızWe will brand himüzerinionburnununthe snout
🇹🇷 68:16 Yakında biz onu hortumunun (burnunun) üzerinden damgalayacağız.
Mahmoud Khalil Al-Husary