سُورَةُ غافرمَكِّيَّة ۝ ٨٥ آيَة

40. Mü'min Suresi (The Forgiver) · 85 ayet · Mekkî

🕮 Sayfa görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
سُورَةُ غافرمَكِّيَّة ۝ ٨٥ آيَة

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

Hâ MîmHa Meem
🇹🇷 40:1 Hâ Mîm.
indirilişi(The) revelationKitabın(of) the Booktarafındandır(is) fromAllahAllahaziz (daima galib)the All-Mightyalim (herşeyi en iyi bilen)the All-Knower
🇹🇷 40:2 Bu kitabın indirilişi, çok güçlü ve her şeyi bilen Allah tarafındandır.
bağışlayandır(The) Forgivergünahı(of) the sinve kabul edendirand (the) Acceptortevbeyi(of) [the] repentanceçetin olandırsevereazabı(in) the punishmentsahibidirOwner (of) the abundancelutufOwner (of) the abundanceyoktur(There is) notanrıgodbaşkaexceptO'ndanHimO'nadırto Himdönüş(is) the final return
🇹🇷 40:3 O, günah bağışlayıcı, tevbe kabul edici, azabı şiddetli, kerem sahibi Allah'tandır ki O'ndan başka ilâh yoktur. Hem dönüş O'nadır.
mücadele etmezNottartışırlardisputehakkındaconcerningayetleri(the) VersesAllah'ın(of) Allahbaşkasıexceptkimselerdenthose whoinkar eden(lerden)disbelieveo haldeso (let) notseni aldatmasındeceive youonların dolaşmalarıtheir movementşehirledeinşehirlerthe cities
🇹🇷 40:4 Allah'ın âyetleri hakkında ancak kâfirler mücadele ederler. Şimdi onların beldeler içinde dönüp dolaşmaları seni aldatmasın.
yalanladıDeniedonlardan öncebefore themkavmi(the) peopleNuh(of) Nuhve kollarand the factionsonlardan sonrakiafter themonlardan sonraafter themve yeltendiand plottedhereverymilletnationelçisiniagainst their Messengeryakalamağato seize himve tartıştılarand they disputedboş şeyler ileri sürerekby falsehoodgidermek içinto refuteonunlatherebyhakkıthe truthbu yüzden onları yakaladımSo I seized themnasılThen howolduwasazabımMy penalty
🇹🇷 40:5 Onlardan önce Nuh kavmi, arkalarından da çeşitli topluluklar yalanlamışlardı. Her ümmet, kendi peygamberlerini yakalamak kastında bulundu. Hakkı batılla gidermek için boşuna mücadele ettiler. Ben de onları tuttum, alıverdim. (Bak o zaman) azabım nasıl oldu?
ve böyleceAnd thusyerini bulduhas been justifiedsözü(the) WordRabbinin(of) your Lordhakkındakiagainstkimselerthose whoinkar eden(ler)disbelievedonlar ki;that theyhalkıdır(are) companionsateş(of) the Fire
🇹🇷 40:6 İşte o nankörlük eden kâfirlere Rabbinin (azab) sözü öyle hak oldu. Onlar, mutlaka cehennemliktirler.
kimselerThose whotaşıyan(lar)bearArş'ıthe Throneve bulunanlarand whoonun çevresinde(are) around ittesbih ederlerglorifyhamd ile (överek)(the) praisesRablerini(of) their Lordve inanırlarand believeO'nain Himve mağfiret dilerlerand ask forgivenesskimseler içinfor those whoinanan(lar)believeRabbimizOur Lordsen kapladınYou encompassherallşeyithingsrahmet ile(by Your) Mercyve bilgi ileand knowledgebağışlaso forgivekimselerithose whotevbe eden(leri)repentve uyanlarıand followsenin yolunaYour Wayve onları koruand save them (from)azabından(the) punishmentcehennem(of) the Hellfire
🇹🇷 40:7 Arşı taşıyanlar ve onun etrafındakiler, Rablerinin hamdiyle tesbih ederler ve O'na inanırlar. İman etmişler için de şöyle bağışlanma dilerler: "Ey Rabbimiz! Rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O, tevbe edip senin yoluna uyanları bağışla, onları cehennem azabından koru."
RabbimizOur Lordve onları sokAnd admit themcennetlerine(to) GardensAdn(of) Edenonlara söz verdiğinwhichonlara vadettinYou have promised themve kimseleriand whoeveriyi olan(was) righteousbabalarındanamongbabalarıtheir fathersve eşleri(nden)and their spousesve çocukları(ndan)and their offspringşüphesiz senIndeed YousensinYouüstün olan(are) the All-Mightyhüküm ve hikmet sahibi olanthe All-Wise
🇹🇷 40:8 "Ey Rabbimiz! Hem onları, hem onların atalarından, zevcelerinden ve zürriyetlerinden iyi olanları kendilerine vaad buyurduğun Adn cennetlerine koy. Şüphesiz çok güçlü, hüküm ve hikmet sahibi olan sensin."
ve onları koruAnd protect themkötülüklerden(from) the evilsve kimiAnd whoeversen korursanyou protectkötülüklerden(from) the evilso günthat Dayelbettethen verilyona acımışsındırYou have bestowed mercy on himve işte budurAnd thato[it]başarı(is) the successbüyükthe great
🇹🇷 40:9 "Onları fenalıklardan koru. Sen her kimi fenalıklardan korursan, o gün muhakkak onu rahmetinle yarlığamışsındır. İşte asıl büyük kurtuluş da budur."
şüphesizIndeedkimselerethose whoinkar eden(lere)disbelieved(şöyle) seslenilirwill be cried out to them(size) kızmasıCertainly Allah's hatredAllah'ınCertainly Allah's hatreddaha büyüktür(was) greatersizin kızmanızdanthankininizyour hatredkendi kendinize(of) yourselveszirawhensiz çağrılırdınızyou were calledimanatoimanthe faithfakat inkar ederdinizand you disbelieved
🇹🇷 40:10 O kâfirlere mutlaka şöyle bağırılacaktır: "Elbette Allah'ın buğzu, sizin nefislerinize buğzunuzdan daha büyüktür. Çünkü siz imana davet ediliyordunuz da inkâr ediyordunuz."
dediler kiThey (will) sayRabbimizOur Lordbizi öldürdünYou gave us deathiki keztwiceve dirilttinand You gave us lifeiki keztwiceitiraf ettikand we confessgünahlarımızıour sinsvar mı?So is (there)çıkmak içintoçıkınget outhiçbiranybir yolway
🇹🇷 40:11 Kâfirler diyecekler ki: "Ey Rabbimiz! Sen bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin. Şimdi günahlarımızı anladık. Fakat çıkmaya bir yol var mı?"
buThatsebebiyledir(is) becausezamanwhençağrıldığınızAllah was invokedAllah'aAllah was invokedtek olanAloneinkar etmenizyou disbelievedve eğerbut ifortak koşulursa(others) were associatedO'nawith Himinanmanızyou believedartık hükümSo the judgmentAllah'a aittir(is) with Allahyücethe Most Highve büyükthe Most Great
🇹🇷 40:12 (Onlara şöyle cevap verilir): "Bu azab size şu sebeptendir: Siz tek Allah'a davet edildiğiniz zaman inkâr ettiniz. Ama O'na ortak koşulunca inandınız. Artık hüküm, o yüce ve büyük Allah'ındır."
O'durHeki(is) the One Whosize gösteriyorshows youayetleriniHis Signsve indiriyorand sends downsizin içinfor yougöktenfromgökthe skyrızıkprovisionveBut (does) notöğüt almaztake heedbaşkasıexceptkimseden(one) who(O'na) yönelenturns
🇹🇷 40:13 Size âyetlerini gösteren, sizin için gökten bir rızık indiren O'dur. Fakat onları ancak gönül verip düşünenler anlar.
o halde çağırınSo invokeAllah'aAllahhalis kılarak(being) sincereyalnız O'nato Himdini(in) the religionşayeteven thoughhoşuna gitmese dedislike (it)kafirlerinthe disbelievers
🇹🇷 40:14 O halde siz, dini Allah için halis kılarak hep O'na yalvarın. İsterse kâfirler hoşlanmasınlar.
yükseltenPossessor of the Highest RanksdereceleriPossessor of the Highest RankssahibiOwner (of) the ThroneArş'ınOwner (of) the ThroneindirirHe placesruhuthe inspirationemrinden olanofO'nun emriHis CommandüzerineupondilediğiwhomO dilerHe willskullarındanofkullarıHis slavesuyarmak içinto warngününe karşı(of the) Daybuluşma(of) the Meeting
🇹🇷 40:15 O dereceleri yükselten Arş'ın sahibi Allah, o buluşma gününün (kıyametin) dehşetini haber vermek için kullarından dilediği kimseye emrinden ruh (melek) indiriyor.
o gün(The) Dayonlartheyortaya çıkarlarcome forthgizli kalmaznotgizli kalıris hiddenAllah'afromAllahAllahonlardanabout themhiçbir şeyanythingkimindir?For whommülk(is) the Dominionbugünthis DayAllah'ınFor Allahtekthe Oneve kahharthe Irresistible
🇹🇷 40:16 O gün onlar kabirlerinden meydana fırlarlar. Kendilerinin hiçbir şeyi Allah'a karşı gizli kalmaz. "Bugün mülk kimindir?" (diye sorulur. Cevaben): "Tek ve kahhar olan Allah'ındır." (denir).
bugünThis Daycezalanırwill be recompensedhereverycansoulkazandığıylefor whatkazandığıit earnedyokturNozulüminjusticebugüntodayşüphesizIndeedAllahAllahçabuk görendir(is) Swifthesabı(in) Account
🇹🇷 40:17 Bugün her nefis kazandığı ile cezalanacaktır. Bugün zulüm yoktur. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.
ve onları uyarAnd warn themgüne (karşı)(of the) Dayyaklaşanthe Approachingzirawhenyüreklerthe heartsdayanmıştır(are) atgırtlaklarathe throatsyutkunur dururlarchokedyokturNotzalimlerinfor the wrongdoershiçbiranydostuintimate friendve yokturand nobir aracılarıintercessorsözü tutulur(who) is obeyed
🇹🇷 40:18 Yaklaşmakta olan o felaket (kıyamet) gününü de onlara haber ver. O dem ki yürekler gırtlaklara dayanmıştır, yutkunup dururlar. Zalimler için ne ısınacak bir dost vardır, ne de sözü dinlenecek bir şefaatçi.
bilirHe knowshain(bakışlar)ını(the) stealthy glancegözlerin(the) stealthy glanceve neand whatgizliyorlarsaconcealgöğüslerindethe breasts
🇹🇷 40:19 Allah, gözlerin hain bakışını da bilir, gönüllerin gizlediğini de.
AllahAnd Allahhükmederjudgeshak ilein truthkimseler isewhile those (whom)yalvardıklarıthey invokeO'ndan başkabesides HimO'ndan başkabesides Himhüküm veremezlernothükmederlerthey judgehiçbir şeyewith anythingçünküIndeedAllahAllah OHeişitendir(is) the All-Hearergörendirthe All-Seer
🇹🇷 40:20 Allah hakkı yerine getirir. Onların O'ndan başka yalvardıkları ise hiçbir şeyi yerine getiremezler. Çünkü hakkıyla işiten ve gören ancak Allah'tır.
gezip dolaşmadılar mı?Do notgezerlerthey travelyeryüzündeinyeryüzüthe earthgörsünlerand seenasılhowolduğunuwassonunun(the) endkimselerin(of) those whoolanwerekendilerinden öncekibefore themonlardan öncebefore themidilerThey wereonlar[they]daha üstünsuperiorkendilerindento themkuvvet bakımından(in) strengthve eserleri bakımındanand (in) impressionsyeryüzündekiinyerthe landfakat onları yakaladıbut Allah seized themAllahbut Allah seized themgünahları yüzündenfor their sinsveand notolmadıwasonlarıfor themkarşıagainstAllah'aAllahhiçbiranykoruyanprotector
🇹🇷 40:21 Yeryüzünde bir gezmediler mi? Baksalar ya kendilerinden öncekilerin sonları nasıl olmuş? Onlar yeryüzünde gerek kuvvetçe ve gerek eserce kendilerinden daha üstündüler. Öyle iken Allah onları günahları sebebiyle tutup alıverdi. Kendilerini Allah'ın azabından koruyacak biri bulunmadı.
buThatonların (sebebiyledir)(was) because [they]olmalarıused to come to themonlara getirirdiused to come to themelçileritheir Messengersaçık kanıtlarwith clear proofsama inkar ediyorlardıbut they disbelievedbu yüzden onları yakaladıSo Allah seized themAllahSo Allah seized themzira OIndeed, Hegüçlüdür(is) All-Strongçetin olandırseverecezası(in) punishment
🇹🇷 40:22 O, şundandı: Onlara peygamberleri apaçık delillerle geliyorlardı. Ama onlar inkâr ettiler. Allah da tuttu kendilerini alıverdi. Çünkü O'nun kuvveti çok, azabı şiddetlidir.
ve andolsunAnd certainlybiz gönderdikWe sentMusa'yıMusaayetlerimizlewith Our Signsve bir yetki ileand an authorityapaçıkclear
🇹🇷 40:23 Andolsun Musa'yı âyetlerimizle ve açık bir delil ile gönderdik.
Fir'avn'eToFiravunFiraunve Haman'aHamanve Karun'aand Qarundedilerbut they saidbir büyücüdürA magicianyalancıa liar
🇹🇷 40:24 Firavun'a, Hâmân'a ve Karun'a da onlar: "Bu bir sihirbaz, bir yalancıdır" dediler.
(Musa) ne zaman kiThen whenonlara gelincehe brought to themhakk ilethe truthkatımızdanfromBizeUsdedilerthey saidöldürünKilloğullarını(the) sonskimselerin(of) those whoinanan(ların)believeonunla beraberwith himve sağ bırakınand let livekadınlarınıtheir womenve değildirAnd nottuzağı(is the) plotkafirlerin(of) the disbelieversbaşkasıbutboşa çıkandaninsapıklıkerror
🇹🇷 40:25 Bunun üzerine Musa, kendilerine tarafımızdan hakkı getirince de: "Onunla beraber iman etmiş olanların oğullarını öldürün, kadınlarını diri tutun." dediler. Fakat o kâfirlerin tuzağı da hep boşa çıkmaktadır.
ve dediAnd saidFir'avnFiraunbırakın beniLeave meöldüreyim(so that) I killMusa'yıMusave yalvarsınand let him callRabbinehis Lordçünkü benIndeed, Ikorkuyorum[I] feardiyethatonun değiştirecekhe will changedininiziyour religionyahutordiyethatçıkaracakhe may cause to appearyeryüzündeinyerthe landfesadthe corruption
🇹🇷 40:26 Bir de Firavun: "Bırakın beni, öldüreyim Musa'yı da o Rabbine dua etsin. Çünkü ben onun, dininizi değiştirmesinden veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmasından korkuyorum" dedi.
ve dediAnd saidMusaMusaelbette benIndeed, Isığındım[I] seek refugebenim de Rabbimin my Lordve sizin de Rabbinizeand your Lordhepsindenfromhereverykibirlilerinarrogant oneinanmayannotiman edenwho believesgününe(in the) Dayhesap(of) the Account
🇹🇷 40:27 Musa da: "Ben hesap gününe inanmayan her kibirliden, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığınırım" dedi.
ve (şöyle) dediAnd saidbir adama manmü'minbelievingailesindenfromaile(the) familyFir'avn(of) Firaungizleyenwho conceal(ed)imanınıhis faithöldürüyor musunuz?Will you killbir adamıa mandiyebecausediyorhe saysRabbimMy LordAllah'tır(is) Allahoysa gerçektenand indeedsize gelmiştirhe has brought youkanıtlarlaclear proofsRabbinizdenfromRabbinyour Lordve eğerAnd ifo isehe isbir yalancıa liarkendi zararınadırthen upon himyalanı(is) his lieve eğerand ifo isehe isdoğru söylüyortruthfulbaşınıza gelir(there) will strike youbir kısmısome (of)size va'dettiklerinin(that) whichsizi korkuturhe threatens youşüphesizIndeedAllahAllahdoğru yola iletmez(does) nothidayet ederguidekimseyi(one) whoo[he]aşırı giden(is) a transgressoryalancıa liar
🇹🇷 40:28 Firavun ailesinden imanını saklayan bir adam da şöyle dedi: "Bir adamı, Rabbim Allah dediği için öldürecek misiniz? Halbuki o size Rabbinizden delillerle gelmiştir. Hem o bir yalancı ise çok sürmez, yalanı boynuna geçer. Fakat doğru ise size yaptığı tehditlerin birkısmı olsun başınıza gelir. Şüphe yok ki Allah aşırı giden bir yalancıyı doğru yola çıkarmaz."
ey kavmimO my peoplesizindirFor youmülk(is) the kingdombugüntodayhakimsinizdominantyeryüzüneinyerthe landkimbut whobizi kurtarır?will help ushışmındanfromazap(the) punishmentAllâh'ın(of) Allaheğerifbize gelirseit came to usdediSaidFir'avnFiraunben size göstermiyorumNotsize gösteririmI show youbaşkasınıexceptşeydenwhatgördüğümI seeveand notben sizi iletmemI guide youbaşkasınaexceptyoldan(to the) pathdoğruthe right
🇹🇷 40:29 "Ey kavmim! Bugün mülk sizindir. Dünyada yüze çıkmış bulunuyorsunuz. Eğer gelecek olursa Allah'ın hışmından bizi kim kurtarır?" Firavun: "Ben size görüşümden başkasını göstermiyorum ve herhalde ben size doğru yolu gösteriyorum" dedi.
ve dedi kiAnd said(adam)(he) whoinananbelievedey kavmimO my peopleelbette benIndeed Ikorkuyorum[I] fearüzerinizefor youmislindenlikegününün(the) dayöncekilerin(of) the companies
🇹🇷 40:30 O iman etmiş olan kimse de: "Ey kavmim! Doğrusu ben sizin hakkınızda Ahzab (önceki çeşitli toplumlar)ın günleri gibi bir günden korkuyorum."
gibiLikedurumu(the) plightkavminin(of the) peopleNûh(of) Nuhve 'Adand Aadve Semud'unand Thamudveand thoseonlardan sonrakilerinafter themonlardan sonraafter themve değildirAnd Allah (does) notAllahAnd Allah (does) notisteyecekwantzulmetmekinjusticekullarafor (His) slaves
🇹🇷 40:31 "Nuh Kavmi'nin, Âd'ın, Semud'un ve daha sonrakilerin maceraları gibi (bir günün geleceğinden korkuyorum). Allah, kulları için bir zulüm istemez."
ve ey kavmimAnd O my peoplegerçekten benIndeed, Ikorkuyorum[I] fearsizin içinfor yougününden(the) Dayo çağırma(of) Calling
🇹🇷 40:32 "Ey kavmim! Ben size gelecek o çağrışma gününden (kıyamet gününden) korkuyorum."
o günA Dayarkanızı dönüpyou will turn backkaçarsınızfleeingama yokturnotsizin içinfor youAllahtanfromAllahAllahhiç;anykurtaracak kimseprotectorve kimiAnd whoeverşaşırtırsaAllah lets go astrayAllahAllah lets go astrayartık olmazthen notonafor himhiçbiranyyol gösterenguide
🇹🇷 40:33 "O gün arkanıza dönüp kaçacaksınız. Fakat sizi Allah'tan koruyacak olan yoktur. Her kimi Allah şaşırtırsa, artık ona bir yol gösterici bulunmaz."
ve andolsunAnd indeedsize gelmişticame to youYusufYusufdaha öncebeforeöncebeforeaçık kanıtlarlawith clear proofsfakatbut notgeri durmadınızyou ceased(olmaktan)inşüphededoubtşeyler hakkındaabout whatsize getirdiklerihe brought to youonun[with it]nihayetuntilzamanwhenöldüğühe dieddedinizyou saidaslaNevergöndermezwill Allah raiseAllahwill Allah raiseondan sonraafter himondan sonraafter himelçia Messengerişte böyleThussaptırırAllah lets go astrayAllahAllah lets go astraykimseleriwhoo[he]aşırı giden(is) a transgressorşüphecia doubter
🇹🇷 40:34 Bundan önce size delillerle Yusuf gelmişti. O zaman da onun size getirdiği hakikatte şüphe edip durmuştunuz. Nihayet vefat ettiğinde de "Bundan sonra Allah asla peygamber göndermez" dediniz. İşte aşırı şüpheci olanları Allah böyle şaşırtır.
onlar kiThose whotartışırlardisputehakkındaconcerningayetleri(the) SignsAllah'ın(of) Allaholmadanwithoutbir delilany authoritykendilerine gelmiş(having) come to themne büyük(it) is greatlybir kızgınlıktırhatefulyanındanear AllahAllahnear Allahve yanındaand nearkimselerthoseinanan(lar)who believeişte böyleThusmühürlerAllah sets a sealAllahAllah sets a sealüzerinioverhereverykalbiheartkibirli(of) an arrogantzorbanıntyrant
🇹🇷 40:35 Onlar, kendilerine gelmiş bir delil olmaksızın, Allah'ın âyetleri hakkında mücadele ederler. Bu durum, Allah katında ve iman edenler yanında büyük bir buğzu gerektirir. İşte Allah, her böbürlenen zorbanın kalbini öyle bir tabiat ile mühürler.
ve dedi kiAnd saidFir'avnFirauney HâmânO HamanyapConstructbanafor meyüksek bir kulea towerbelkithat I mayerişirimreachsebeplerethe ways
🇹🇷 40:36 Firavun dedi ki: "Ey Hâmân! Bana bir kule yap, belki ben o yollara ulaşabilirim."
sebeplerine(The) waysgöklerin(to) the heavensböylece bakayımso I may looktanrısınaatilah(the) GodMusâ'nın(of) Musaçünkü benand indeed, Ionu sanıyorum[I] surely think himyalancıdır(to be) a liarve böyleceAnd thussüslü gösterildiwas made fair-seemingFir'avn'ato Firaunkötü(the) evilişi(of) his deedve çıkarıldıand he was avertedyoldanfromyolthe wayve değildiAnd nottuzağı(was the) plotFir'avn'ın(of) Firaunbaşkaexcepthüsrandaninyıkımruin
🇹🇷 40:37 "Göklerin yollarına ulaşabilirim de, Musa'nın ilâhının ne olduğunu anlarım. Ben onu mutlaka yalancı sanıyorum." İşte böylece Firavun'a kötü ameli süslü gösterildi de yoldan çıkarıldı. Çünkü Firavun düzeni hep boşa çıkar.
dedi kiAnd said(adam)the one whoinananbelievedey kavmimO my peoplebana uyunFollow mesizi götüreyimI will guide youyola(to the) waydoğruthe right
🇹🇷 40:38 O iman etmiş olan kimse dedi ki: "Ey kavmim! Bana uyun ki size doğru yolu göstereyim."
ey kavmimO my peoplegerçektenOnlybuthishayatıthe lifedünya(of) the worldbir geçinmedir(is) enjoymentve gerçektenand indeedahiretthe Hereafter oityerdir(is the) homeebedi olarak durulacak(of) settlement
🇹🇷 40:39 "Ey kavmim! Bu dünya hayatı ancak geçici bir menfaatten ibarettir. Ahiret ise durulacak karar yurdudur."
kimWhoeveryaparsadoesbir kötülükan evilcezalandırılmazthen notcezalandırılırhe will be recompensedbaşkasıylabutonun mislinden(the) like thereofve her kimand whoeveryaparsadoesfaydalı bir işrighteous (deeds)erkektenoferkekmaleveyaorkadın(dan)femaleve owhile heinanarak(is) a believerişte onlarthen thosegirerlerwill entercenneteParadisekendilerine rızık verilirthey will be given provisionoradain itolmaksızınwithouthesabıaccount
🇹🇷 40:40 "Her kim bir kötülük yaparsa, ona ancak yaptığının bir misli ile ceza verilir. Erkek veya kadın, her kim de mümin olarak iyi bir amel işlerse, işte onlar cennete girerler. Orada kendilerine hesapsız rızık verilir."
ve ey kavmimAnd O my peoplene oluyor?What (is)banafor meben sizi çağırıyorum(that) I call youkurtuluşatokurtuluşthe salvationve siz beni çağırıyorsunuzwhile you call meateşetoateşthe Fire
🇹🇷 40:41 "Hem ey kavmim! Niçin ben sizi kurtuluşa davet ederken, siz beni ateşe davet ediyorsunuz?"
siz beni çağırıyorsunuzYou call menankörlük etmeğethat I disbelieveAllah'ain Allahve ortak koşmağaand (to) associateO'nawith Himşeyleriwhatolmayannotbenimfor meonun hakkındaof itbilgimany knowledgeben iseand Isizi çağırıyorumcall youaziz olanatomutlak güç sahibithe All-Mightyçok bağışlayanathe Oft-Forgiving
🇹🇷 40:42 "Siz beni Allah'ı inkâr etmeye ve bence hiç ilimde yeri olmayan şeyleri O'na ortak koşmaya davet ediyorsunuz. Ben ise sizi o çok güçlü ve çok bağışlayıcı olan Allah'a davet ediyorum."
yok (ki)Noşüphedoubtkesinliklethat whatsiz beni çağırıyorsunuzyou call meonato it(oysa) yokturnotonunfor itdu'aya değer tarafıa claimdünyadaindünyathe worldne deand notahiretteinahiretthe Hereafterve elbetteand thatbizim dönüşümüzour returnAllah'adır(is) toAllahAllahve elbetteand thataşırı gidenlerthe transgressors işte onlartheyhalkıdır(will be the) companionsateş(of) the Fire
🇹🇷 40:43 "Hiç inkâr edilemez ki, gerçekten sizin beni davet ettiğiniz şeyin dünyada da, ahirette de bir davet hakkı yoktur. Hepimizin dönüşü Allah'adır. Şüphesiz haddi aşanların hepsi cehennemliktir."
yakında hatırlayacaksınızAnd you will remembernewhatsöylediysemI saysizeto youve bırakıyorumand I entrustişimimy affairAllah'atoAllahAllahşüphesizIndeedAllahAllahgörür(is) All-Seerkullarıof (His) slaves
🇹🇷 40:44 "Siz benim söylediklerimi sonra anlayacaksınız. Ben işimi Allah'a havale ediyorum. Şüphesiz Allah, kullarını görür, gözetir."
onu koruduSo Allah protected himAllahSo Allah protected himkötülüklerinden(from the) evilsonların kurdukları tuzaklarınthattuzak kurdularthey plottedve kuşattıand envelopedailesini(the) peopleFir'avn(of) Firaunen kötüsü(the) worstazabınpunishment
🇹🇷 40:45 Allah o mümini, onların kurdukları tuzakların kötülüklerinden korudu. Firavun'un adamlarını ise, o kötü azab kuşattı.
ateşThe Firesunulurlarthey are exposedonato itsabahmorningve akşamand eveningve günüAnd (the) Daykoptuğu(will be) establishedkıyametinthe Hoursokun (denilir)Cause to enterailesini(the) peopleFir'avn(of) Firaunen çetinine(in the) severestazabınpunishment
🇹🇷 40:46 Onlar, sabah akşam ateşe arzolunurlar. Kıyamet kopacağı gün de: "Firavun hanedanını azabın en şiddetlisine tıkın!" (denilecektir).
veAnd whenbirbirleriyle tartışırlarkenthey will disputeiçindeinateşinthe Firedediler kithen will sayzayıf olanlarthe weakbüyüklük taslayanlarato those whobüyüklük tasladılarwere arrogantelbette bizIndeed, weidik[we] weresizefor youuymuşfollowerssiz-misiniz?so cansizyougeri çevirirleravertbizdenfrom usufak bir parçasınıa portionateşinofateşthe Fire
🇹🇷 40:47 Hele ateş içinde birbirlerini protesto ederlerken, zayıf olanlar, büyüklük taslayanlara: "Hani bizler size tabi idik. Şimdi siz bizden bir ateş nöbetini savabiliyor musunuz?" derler.
dedi(ler) kiWill saybüyüklük taslayanlarthose whobüyüklük tasladılar(were) arrogantelbette bizIndeed, wehepimizallonun içindeyiz(are) in itşüphesizIndeedAllahAllahelbettecertainlyhüküm verdihas judgedarasındabetweenkullar(His) slaves
🇹🇷 40:48 Büyüklük taslayanlar da şöyle derler: "Evet, hepimiz onun içindeyiz. Allah kulları arasında hükmünü vermiştir."
ve dedi(ler) kiAnd will sayiçindekilerthoseiçindeinateşthe Firebekçilerineto (the) keeperscehennemin(of) Helldu'a edinCallRabbinizeyour Lordhafifletsin(to) lightenbizdenfor usbir güna daybirazofazabıthe punishment
🇹🇷 40:49 Ateştekiler, cehennem bekçilerine derler ki: "Rabbinize dua edin de bir gün olsun bizden azabı biraz hafifletsin."
dedilerThey (will) saydeğilmiydi?Did there notolmadı mıDid there notsize geliyorcome to youelçilerinizyour Messengersaçık kanıtlarlawith clear proofsdedilerThey (will) sayevet (gelirlerdi)YesdedilerThey (will) sayöyle ise yalvar(ıp dur)unThen callfakat değildirbut notyalvarması(is the) callkafirlerin(of) the disbelieversbaşkasıexceptdalaletteninsapıklıkerror
🇹🇷 40:50 Bekçiler de: "Size peygamberleriniz mucizelerle gelmiyorlar mıydı?" diye sorarlar. Onlar: "Evet" derler. Bekçiler: "Öyle ise kendiniz dua edin" derler. Kâfirlerin duası ise hep çıkmazdadır.
elbette bizIndeed Weyardım ederizWe will surely helpelçilerimizeOur Messengersve kimselereand those whoinanan(lara)believehayatındainhayatthe lifedünya(of) the worldve gündeand (on the) Day(şahidliğe) duracakları(when) will standşahidlerinthe witnesses
🇹🇷 40:51 Biz peygamberimize ve inananlara hem dünya hayatında hem de şahitlerin şahitlik edecekleri günde (kıyamette) elbette yardım ederiz.
o gün(The) Dayfayda vermeznotfayda verirwill benefitzalimlerethe wrongdoersma'zeretleritheir excuseve onlar için vardırand for themla'net(is) the curseve onlara vardırand for themen kötüsü(is the) worstyurt(lar)ınhome
🇹🇷 40:52 O gün zalimlere özür dilemeleri fayda vermez. Onlara lanet vardır, onlara yurdun kötüsü (cehennem) vardır.
ve andolsunAnd certainlybiz verdikWe gaveMusa'yaMusahidayetthe guidanceve miras kıldıkand We caused to inheritoğullarına(the) Children of Israelİsrail(the) Children of IsraelKitabıthe Book
🇹🇷 40:53 Andolsun ki biz Musa'ya o hidayeti verdik ve İsrailoğullarına o kitabı miras kıldık.
bir yol göstericidirA guideve öğüttürand a remindersahiplerinefor thosesağduyu(of) understanding
🇹🇷 40:54 (Bunu) Aklı başında olanlara bir yol gösterici ve bir hatırlatma olsun diye (böyle yaptık).
o halde sabretSo be patientmutlakaindeedva'di(the) Promise of AllahAllah'ın(the) Promise of Allahgerçektir(is) trueve istiğfar etAnd ask forgivenessgünahınafor your sinve anand glorifyövgü ile(the) praiseRabbini(of) your Lordakşamin the eveningsabahand the morning
🇹🇷 40:55 O halde sabret. Çünkü Allah'ın vaadi haktır. Hem günahından dolayı istiğfar et ve akşam sabah Rabbini hamdiyle tesbih et.
şüphesizIndeedkimselerthose whotartışan(lar)disputehakkındaconcerningayetleri(the) SignsAllah'ın(of) Allaholmadanwithout(hiçbir) delilany authoritykendilerine gelen(which) came to themyokturnotonların göğüslerinde(is) ingöğüsleritheir breastsbaşka bir şeybutbüyüklük (taslamaktan)greatnessonlarnotonlartheyerişemeyecekleri(can) reach itsen sığınSo seek refugeAllah'ain Allahçünkü OIndeed HeO'durHeişiten(is) the All-Hearergörenthe All-Seer
🇹🇷 40:56 Kendilerine gelmiş kesin bir delil olmaksızın, Allah'ın âyetleri hakkında mücadele edenlerin göğüslerinde ancak yetişemeyecekleri bir kibir vardır. Sen hemen Allah'a sığın. Çünkü her şeyi işiten ve gören O'dur.
yaratmakSurely, (the) creationgökleri(of) the heavensve yeriand the earthçok daha zordur(is) greateryaratmaktanthanyaratılış(the) creationinsanları(of) the mankindfakatbutçoğumostinsanların(of) the peoplebilmezler(do) notbilirlerknow
🇹🇷 40:57 Elbette göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyüktür. Fakat insanların çoğu bilmezler.
olmazAnd noteşit(are) equalkörthe blindve görenand the seeingve kimselerand those whoinanan(lar)believeve yapanlarand doiyi işlerrighteous deedsve ne deand notkötülük yapanthe evildoerazLittlene kadar(is) whatdüşünüyorsunuzyou take heed
🇹🇷 40:58 Kör ile gören bir olmaz, iman edip salih ameller işleyen kimseler ile kötülük yapan da bir değildir. Ne kadar da az düşünüyorsunuz!
mutlakaIndeedsa'atthe Hourgelecektir(is) surely comingasla yokturnoşüphedoubtbundain itfakatbutçoğumostinsanların(of) the peopleinanmazlar(do) notiman ederlerbelieve
🇹🇷 40:59 Herhalde o saat (kıyamet) muhakkak gelecektir. Onda şüphe yok. Fakat insanların çoğu inanmazlar.
ve dedi kiAnd saidRabbinizyour Lordbana du'a edinCall upon Mekabul edeyimI will respondsizdento youşüphesizIndeedkimselerthose whobüyüklenen(ler)(are) proudbana kulluk etmeğetoBana ibadet edinworship Megireceklerdirwill entercehennemeHellaşağılık olarak(in) humiliation
🇹🇷 40:60 Halbuki Rabbiniz: "Bana yalvarın, dua edin ki size karşılık vereyim. Çünkü bana ibadet etmekten kibirlenip yüz çevirenler yarın horlanmış olarak cehenneme gireceklerdir." buyurdu.
AllahAllahO'dur ki(is) the One Whoyaptımadesizefor yougeceyithe nightistirahat etmeniz içinthat you may restiçindein itve gündüzüand the daygörmeniz içingiving visibilityşüphesizIndeedAllahAllahsahibidir(is) Full (of) Bountylutuf(is) Full (of) Bountykarşıtoinsanlarathe peoplefakatbutçoğumostinsanların(of) the peopleşükretmezler(do) notşükredingive thanks
🇹🇷 40:61 İçinde dinlenesiniz diye geceyi, göz açıcı bir aydınlık olarak da gündüzü sizin için yaratan Allah'tır. Gerçekten Allah insanlara karşı bir lütuf sahibidir. Fakat insanların çoğu şükretmezler
işte budurThatAllah(is) AllahRabbinizyour Lordyaratıcısı olan(the) Creatorher(of) allşeyinthingsyoktur(there is) notanrıgodbaşkaexceptO'ndanHimnasıl da?So howçevriliyorsunuzare you deluded
🇹🇷 40:62 İşte Rabbiniz, her şeyin yaratıcısı olan o Allah'tır. O'ndan başka ilâh yoktur. O halde (haktan) nasıl çevrilirsiniz?
işte böyleThusçevriliyorlardıwere deludedkimselerthose whoolanlarwere ayetlerini(the) SignsAllah'ın(of) Allahkasden inkar etmekterejecting
🇹🇷 40:63 İşte Allah'ın âyetlerini inkâr edenler böyle çevriliyorlar.
AllahAllahO'dur ki(is) the One Whoyaptımadesizefor youarzıthe earthdurulacak yera place of settlementve göğüand the skybinaa canopyve sizi şekillendirdiand He formed youve güzel yaptıand perfectedşekilleriniziyour formsve sizi beslediand provided yougüzel rızıklarlaoftemiz şeylerthe good thingsişte budurThatAllah(is) AllahRabbinizyour Lordne yücedirThen blessed (is)AllahAllahRabbi(the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 40:64 Allah, O'dur ki sizin için yeri bir karargâh, göğü de bir bina yapmıştır. Size şekil vermiş, sonra şekillerinizi güzelleştirmiştir. Hoş nimetlerden size rızık vermiştir. İşte Rabbiniz o Allah'tır. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir!
OHediridir(is) the Ever-Livingyoktur(there is) notanrıgodbaşkabutO'ndanHeO'na yalvarınso call Himhalis kılarak(being) sincereyalnız kendisineto Himdini(in) the religionhamdAll praise (be)Allah'a mahsusturto AllahRabbi(the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 40:65 Daimî bir hayat sahibi ancak O'dur. O'ndan başka ilâh yoktur. Onun için dini halis kılarak O'na, hep O'na yalvarın. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.
de kiSayelbette benIndeed, Imen'olundum[I] have been forbiddentapmaktantoibadet edinworshipsizin yalvardıklarınızathose whomçağırırsınızyou callbaşkabesidesbaşkabesidesAllah'tanAllahzamanwhenbana geldiğihave come to meaçık delillerthe clear proofsRabbimdenfromRabbimmy Lordve emrolundumand I am commandedteslim olmaklatoteslim olunsubmitRabbineto (the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 40:66 De ki: "Bana Rabbimden apaçık deliller geldiği zaman, ben o sizin Allah'ı bırakıp taptıklarınıza ibadet etmekten kesinlikle men edildim ve bana âlemlerin Rabbine teslim olmam emredildi."
O'durHeki(is) the One Whosizi yarattıcreated youtopraktanfromtoprakdustsonrathennutfe(sperm)denfrombir nutfea semen-dropsonrathenalaka(embriyo)danfromalaka (asılıp tutunan)a clinging substancesonrathensizi çıkarıyorHe brings you outçocuk olarak(as) a childsonrathenermeniz içinlets you reachgüçlü çağınızayour maturitysonrathenolmanız içinlets you becomeihtiyarlarold ve içinizdenand among youkimi(is he) whoöldürülüyordiesdaha öncebefore öncebefore ve erişmeniz içinand lets you reachsüreyea termbellispecifiedve umulur kiand that you mayaklınızı kullanırsınızuse reason
🇹🇷 40:67 "Sizi (önce) bir topraktan, sonra bir damla sudan, sonra bir aleka (embriyo)dan yaratan, sonra sizi bir bebek olarak çıkaran, sonra güçlü kuvvetli bir çağa erişmeniz, sonra da ihtiyarlar olmanız için yaşatıp büyüten O'dur. İçinizden kimi de daha önce vefat ettiriliyor. (Bunları Allah) belirli bir süreye ulaşasınız ve aklınızı kullanasınız diye (böyle yapıyor)."
O'durHeyaşatan(is) the One Whodiriltirgives lifeve öldürenand causes deathzamanAnd whenhükmettiğiHe decreesbir işia mattersadecethen onlyderHe saysonato itol!Beo da olurand it is
🇹🇷 40:68 O, hem yaşatır, hem öldürür. O, bir şey yapmak isteyince ona sadece "ol!" der, o şey de hemen oluverir.
görmedin mi?Do notgörürsünyou seekimseleri[to]onlar kithose whotartışan(ları)disputehakkındaconcerningayetleri(the) SignsAllah'ın(of) Allahnasıl da?Howçevriliyorlarthey are turned away
🇹🇷 40:69 Bakmaz mısın şimdi Allah'ın âyetleri hakkında mücadeleye kalkanlara! (Haktan) nasıl döndürülüyorlar?
kimselerThose whoyalanlayan(lar)denyKitabıthe Bookve şeyiand with whatgönderdiğimizWe sentonunlawith itelçilerimiziOur Messengersfakat yakındabut soonbileceklerdirthey will know
🇹🇷 40:70 Kitaba ve Resullerimizi gönderdiğimiz şeylere yalan diyenler, artık ilerde bilecekler.
o zamanWhendemir halkalarthe iron collarsboyunlarında(will be) aroundboyunlarıtheir necksve zincirlerand the chainssürüklenceklerdirthey will be dragged
🇹🇷 40:71 O zaman boyunlarında halkalar ve zincirler olduğu halde sürükleneceklerdir.
içindeInkaynar suthe boiling watersonrathenateşteinateşthe Fireyakılacaklardırthey will be burned
🇹🇷 40:72 Kaynar suda, sonra da ateşte kaynatılacaklardır.
sonraThendenilecektirit will be saidonlarato themnerede?Whereşeyler(is) that whicholduğunuzyou used toortak koşuyor(lar)associate
🇹🇷 40:73 Sonra da onlara: "Nerede o ortak koştuklarınız?" denilecek.
başkaları?Other thanbaşkaOther thanAllah'tanAllahdiyecekler kiThey will saykayboldularThey have departedbizdenfrom ushayırNaydeğilmişizNotidikwe used tobiz tapmıyor[we] callöncedenbeforeöncebeforehiçbir şeyeanythingişte böyleThusşaşırtırAllah lets go astrayAllahAllah lets go astraykafirlerithe disbelievers
🇹🇷 40:74 O Allah'tan başkaları (nerede denilecek). Onlar da diyecekler ki: "Hepsi bizden uzaklaşıp gittiler. Daha doğrusu biz bundan önce hiçbir şeye ibadet etmiyormuşuz." İşte Allah, o kâfirleri böyle şaşırtır.
bu durumThat wasötürüdürbecausesizinyou used toşımarmanızdanrejoiceyeryüzündeinyeryüzüthe eartholmaksızınwithouthakkırightve ötürüdürand becauseolmanızdanyou used toböbürlenmişbe insolent
🇹🇷 40:75 Bunun sebebi şudur: Çünkü siz yeryüzünde haksız yere seviniyor ve güveniyordunuz.
girinEnterkapılarından(the) gatescehennemin(of) Hellebedi kalacaksınız(to) abide foreveroradain itne kötüdürand wretched isyeri(the) abodekibirlenenlerin(of) the arrogant
🇹🇷 40:76 İçlerinde ebedî olarak kalmak üzere cehennemin kapılarından girin. Bak ne kötü o kibirlenenlerin yeri?
artık sabretSo be patientşüphesizindeedva'di (sözü)(the) PromiseAllah'ın(of) Allahgerçektir(is) trueyaAnd whethersana gösteririzWe show youbir kısmınısomeşeylerin(of) whatonları tehdidettiğimizWe have promised themyahutorseni vefat ettiririzWe cause you to diesonunda bizethen to Usdöndürüleceklerdirthey will be returned
🇹🇷 40:77 Ey Muhammed! Sen sabret, şüphesiz Allah'ın vaadi haktır, mutlaka gerçekleşecektir. Onlara yaptığımız tehdidin bir kısmını sana göstersek de veya seni vefat ettirsek de onlar mutlaka döndürülüp bize getirileceklerdir.
ve andolsunAnd certainlybiz gönderdikWe have sentelçilerMessengerssenden önce debefore yousenden öncebefore youonlardanAmong themkimini(are) who anlattıkWe have relatedsanato youve onlardanand among themkimini(are) who anlatmadıknotanlattıkWe have relatedsanato youve değildirAnd notmümkünishiçbir elçininfor any Messengergetirmesithatgetirirhe bringsbir mu'cizea Signdışındaexceptizniby (the) permissionAllah'ın(of) AllahzamanSo whengeldiğicomesemri(the) CommandAllah'ın(of) Allahyerine getirilirit will be decidedhak ilein truthve hüsrana uğrarlarand will loseoradathereboşa çıkarmağa uğraşanlarthe falsifiers
🇹🇷 40:78 Andolsun ki biz senin önünden nice peygamberler göndermişizdir. Onlardan kimini sana anlatmışız, kimini de anlatmamışızdır. Hiçbir peygamber, Allah'ın izni olmaksızın bir mucize getiremez. Allah'ın emri gelince de hak yerine getirilir. Batıl bir dava peşinde koşanlar, işte bu noktada hüsrana uğrarlar.
AllahAllahO'dur ki(is) the One Whoyarattımadesizefor youhayvanlarıthe cattlebinmeniz içinthat you may ridekiminesome of themve kimindenand some of themyemeniz içinyou eat
🇹🇷 40:79 Kimine binesiniz, kimini de yiyesiniz diye sizin için o yumuşak başlı hayvanları yaratan Allah'tır.
ve sizin için vardırAnd for youonlardain themfaydalar(are) benefitserersinizand that you may reachonların üstündethrough themarzuyaa needgönüllerinizdeki(that is) ingöğüslerinizyour breastsve onların üstündeand upon themve üstündeand upongemilerinthe shipstaşınırsınızyou are carried
🇹🇷 40:80 Sizin için onlarda daha nice menfaatler vardır. Onların üzerinde gönüllerinizdeki bir arzuya erersiniz. Hem onlar üzerinde, hem de gemiler üzerinde taşınırsınız.
size gösteriyorAnd He shows youayetleriniHis Signshangisini?Then whichayetlerinden(of the) SignsAllah'ın(of) Allahinkar ediyorsunuzwill you deny
🇹🇷 40:81 Allah size âyetlerini gösteriyor. Şimdi Allah'ın âyetlerinin hangisini inkâr edersiniz?
gezip dolaşmadılar mı?Do they notyolculuk edintravelyeryüzündethroughyerthe landgörsünlerand seenasılhowolduğunuwassonunun(the) endkimselerin(of) those whokendilerinden önceki(were) before themonlardan öncekiler(were) before themonlar idilerThey weredaha çokmore numerousbunlardanthan themve daha şiddetliand mightierkuvvet bakımından(in) strengthve eserleri bakımındanand impressionsyeryüzündekiinyerthe landama hiçbirbut notyarar sağlamadıavailedkendilerine;themşeylerwhatolduklarıthey used tokazanıyor(lar)earn
🇹🇷 40:82 Daha yeryüzünde gezip de bir bakmazlar mı? Kendilerinden öncekilerin sonu nasıl olmuş? Onlar kendilerinden hem daha çok, hem de kuvvetçe ve yeryüzündeki eserlerinin sağlamlığı bakımından daha çetindiler. Öyle iken o kazandıkları şeyler, kendilerini kurtaramadı.
ne zaman kiThen whenonlara gelincecame to themelçileritheir Messengersaçık kanıtlarlawith clear proofssevindilerthey rejoicedilein whatyanlarında bulunanthey hadbilgidenofilimthe knowledgesonunda kuşatıverdiand envelopedkendilerinithemşeywhatolduklarıthey used toonunla[at it]alay ediyor(lar)mock
🇹🇷 40:83 Çünkü onlara peygamberleri, delillerle geldikleri zaman, kendilerinde bulunan ilme güvendiler de o alay ettikleri şey onları kuşatıverdi.
ne zaman kiSo whengördülerthey sawhışmımızıOur punishmentdedilerthey saidinandıkWe believeAllah'ain AllahtekAloneve inkar ettikand we disbelieveşeyleriin whatolanwe used toO'nawith Himortak koştuğumuzassociate
🇹🇷 40:84 O zaman hışmımızı gördüklerinde: "Allah'ın birliğine inandık ve O'na şirk koştuğumuz şeyleri inkâr ettik" dediler.
fakatBut did notsağlamadıBut did notkendilerine bir faydabenefit theminanmalarıtheir faithzamanwhengördüklerithey sawhışmımızıOur punishmentyasası budur(Such is the) WayAllah'ın(of) Allahelbettewhichgerçekten(has) indeedgelip geçenprecededhakkındaamongkullarıHis slavesve ziyana uğramışlardırAnd are lostoradatherekafirlerthe disbelievers
🇹🇷 40:85 Ama hışmımızı gördükleri zamanki imanları kendilerine fayda verecek değildi. Allah'ın, kulları hakkındaki geçe gelen kanunu budur. İşte kâfirler bu noktada hüsrana düştüler.