بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
yaklaştı(Has) approachedinsanlarınfor [the] mankindhesaplarıtheir accountfakat onlarwhile theyiçinde(are) ingafletheedlessnessyüz çevirmektedirlerturning away
🇹🇷 21:1 İnsanların hesab (görme) zamanı yaklaştı. Onlar ise hâlâ gaflet içinde, yan çizip aldırmıyorlar.
kendilerine gelenNotonlara gelircomes to themherofikazıa ReminderRablerindenfromRableritheir Lordyenianewancakexceptdinlerlerthey listen to itonlarwhile theyeğlenerek(are at) play
🇹🇷 21:2 Rablerinden kendilerine gelen her yeni hatırlatmayı hep eğlenerek dinliyorlar.
eğlencededirDistractedkalbleritheir heartsve gizledilerAnd they concealaralarındaki konuşmayıthe private conversationkimselerthose whozulmeden(ler)[they] wrongeddeğil mi?Isbuthisancakexceptbir insandıra human beingsizin gibilike youşimdi siz kapılacak mısınız?So would you approachbüyüyethe magicsizwhile yougörüyorkensee (it)
🇹🇷 21:3 Kalbleri hep eğlencede (gaflette), hem o zalimler aralarında şu gizli fısıltıyı yaptılar: "Bu, ancak sizin gibi bir insan. Artık göz göre göre sihre mi gidip uyarsınız?"
dedi kiHe saidRabbimMy Lordbilirknowskonuşulanıthe wordgökteingöklerthe heavensve yerdeand the earthve OAnd Heişitendir(is) the All-Hearerbilendirthe All-Knower
🇹🇷 21:4 Peygamber: "Benim Rabbim gökte ve yerde (söylenen) her sözü bilir. O, her şeyi işitir, her şeyi bilir" dedi.
hayırNaydedilerthey say(bu) karmakarışıkMuddledhayallerdirdreamshayırnayonu uydurmuşhe (has) invented ithayırnayoheşa'irdir(is) a poetbize getirse yaSo let him bring usbir mu'cizea signgibilike whatgönderildikleriwas sentöncekilerin(to) the former
🇹🇷 21:5 Onlar: "Hayır, bunlar karışık rüyalardır; yok, onu kendisi uydurdu, yok o bir şairdir. Böyle değilse önceki peygamberler gibi, o da bize bir mucize getirsin" dediler.
inanmamıştıNotiman ettibelievedbunlardan öncebefore themhiçbiranykent (halkı)townhelak ettiğimizwhich We destroyedşimdi bunlar mı?so will theyinanacaklarbelieve
🇹🇷 21:6 Onlardan önce yok ettiğimiz hiçbir memleket halkı iman etmedi. Şimdi bunlar mı iman edecekler?
biz göndermedikAnd notgönderdikWe sentsenden öncebefore youbaşkasınıexcepterkeklerdenmenvahyedilenWe revealedkendilerineto themsorunSo askehline(the) peopleZikir(of) the Remindereğerifidiysenizyoubilmiyor(do) notbilirlerknow
🇹🇷 21:7 (Ey Muhammed!) Biz, senden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkek(peygamber)ler gönderdik. Bilmiyorsanız kitap ehli olanlara sorun.
veAnd notbiz onları yapmadıkWe made themceset(ler)bodiesyemeyennotyiyerekeatingyemekthe foodveand notdeğillerdithey wereölümsüzimmortals
🇹🇷 21:8 Biz onları yemek yemez birer cesed kılmadık ve onlar ölümsüz de değillerdi.
sonraThenyerine getirdikWe fulfilled (for) themverdiğimiz sözüthe promiseonları kurtardıkand We saved themve kimseleriand whomdilediğimizWe willedve helak ettikand We destroyedaşırı gidenlerithe transgressors
🇹🇷 21:9 Sonra biz onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik; hem onları, hem de dilediğimiz kimseleri kurtardık, aşırı gidenleri yok ettik.
andolsunIndeedindirdikWe (have) sent downsizeto youbir Kitapa Bookiçindein itZikr'iniz bulunan(is) your mentionaklınızı kullanmıyor musunuz?Then will notakıl edersinizyou use reason
🇹🇷 21:10 (Ey Kureyş topluluğu!) And olsun, size öyle bir kitab indirdik ki, bütün şan ve şerefiniz ondadır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?
ve nicesiniAnd how manykırıp geçirdikWe (have) shatteredşehir(ler)denofbir beldea townolan(that) waszalimunjustve inşa ettikand We producedonlardan sonraafter thembir toplulukanother peoplebaşkaanother people
🇹🇷 21:11 Biz halkı zalim olan nice memleketleri kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka milletler var ettik.
zamanThen whenhissettiklerithey perceivedazabımızıOur tormentderhalbeholdonlartheyoradanfrom itkaçıyorlardıwere fleeing
🇹🇷 21:12 Onlar azabımızın şiddetini hissettikleri zaman oradan kaçmaya koyuluyorlardı.
(boşuna) kaçmayınFlee notkaçmayınFlee notve dönünbut returnşeylere (ni'metlere)tonewhatşımartıldığınızyou were given luxuryiçindein itve yurtlarınızaand to your homesçünküso that you maysorguya çekileceksinizbe questioned
🇹🇷 21:13 "Koşup kaçmayın; size nimet verilen yere, yurtlarınıza dönün ki, sorguya çekileceksiniz" dedik.
dedilerThey saideyvah bizeO woe to usgerçekten bizIndeed, [we]oldukwe werezalimlerdenwrongdoers
🇹🇷 21:14 Onlar da: "Vay bizlere! Biz gerçekten zalimler idik" dediler.
kesilmediThen notson bulduceasedbu[this]mırıldanmalarıtheir crykadaruntilbiz onları yapıncayaWe made thembiçilmiş (ekin gibi)reapedsönmüş ateş (gibi)extinct
🇹🇷 21:15 Biz, onları biçilmiş bir ekin ve bir yığın kül haline getirinceye kadar hep sözleri bu feryad olmuştur.
veAnd notbiz yaratmadıkWe createdgöğüthe heavensve yeriand the earthve bulunanlarıand whatbunlar arasında(is) between themeğlence için(for) playing
🇹🇷 21:16 Biz gök ile yeri ve aralarındaki şeyleri, boş bir eğlence için yaratmadık.
eğerIfisteseydikWe intendededinmekthatalırızWe takebir eğlencea pastimeedinirdiksurely We (could have) taken itkendi katımızdanfromBizeUseğerifolsaydıkWe wereyapacakdoers
🇹🇷 21:17 Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, elbette onu katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık öyle yapardık.
hayırNaybiz atarızWe hurlhakkıthe truthüstüneagainstbatılın[the] falsehoodonun beynini parçalarand it breaks its headderhalbeholdoit (is)yok olurvanishingsizeAnd for youyazıklar olsun(is) destructionötürüfor whatyakıştırdıklarınızdanyou ascribe
🇹🇷 21:18 Hayır, biz hakkı batılın başına çarparız da onun beynini parçalar. Bir de bakarsın (batıl) o anda yok olup gitmiştir. Allah'a yakıştırdığınız vasıflardan ötürü size yazıklar olsun.
ve O'nundurAnd to Him (belongs)kimselerwhoeverolan(is) ingöklerdethe heavensve yerdeand the earthve kimselerAnd (those) whoO'nun yanındaki(are) near Himbüyüklenmeznotbüyüklük taslarlarthey are arrogantO'na kulluk etmektentoO'na ibadet edinworship Himveand notyorulmazlarthey tire
🇹🇷 21:19 Göklerde ve yerde olan bütün varlıklar O'nundur. Katında olanlar O'na kulluk etmekten ne çekinirler, ne de yorulurlar.
tesbih ederlerThey glorify (Him)gece[the] nightve gündüzand [the] dayhiçnotara vermezlerthey slacken
🇹🇷 21:20 Gece gündüz (hep Allah'ı) tesbih ederler, usanmazlar.
yoksaOredindiler mi?(have) they takentanrılargodsyerdenfromyeryüzüthe earthonlarıtheydiriltecekraise (the dead)
🇹🇷 21:21 Yoksa (Mekke müşrikleri) birtakım ilâhlar edindiler de yerden ölüleri onlar mı diriltecekler?
eğerIfolsaydı(there) wereikisindein both of themtanrılargodsbaşkabesidesAllah'tanAllahikisi de bozulup gitmiştisurely they (would) have been ruinedyüce(münezzeh)dirSo glorifiedAllah(is) AllahsahibiLordarş'ın(of) the Throneşeylerden(above) whatnitelendirdiklerithey attribute
🇹🇷 21:22 Eğer yer ile gökte Allah'tan başka ilâhlar olsaydı, bunların ikisi de muhakkak fesada uğrar yok olurdu. O halde Arş'ın Rabbi olan Allah, onların vasfetmekte oldukları şeylerden (bütün noksanlıklardan) beridir, münezzehtir.
O sorulmazNotO sorgulanırHe (can) be questionedşeylerdenabout whatyaptığıHe doesama onlarbut theysorulurlarwill be questioned
🇹🇷 21:23 O, yaptığından sorumlu olmaz, onlar ise sorumlu tutulacaklardır.
yoksaOrmı edindiler?(have) they takenO'ndan başkabesides HimO'ndan başkabesides Himtanrılargodsde kiSaygetirinBringdeliliniziyour proofişte budurThisöğütü(is) a Reminderolanların(for those) whobenimle beraber(are) with meve öğütüand a Reminderbenden öncekilerin(for those) whobenden öncekiler(were) before meamaButçoklarımost of thembilmezler(do) notbilirlerknowhakkıthe truthbundan dolayı onlarso they(haktan) yüz çevirirler(are) averse
🇹🇷 21:24 Yoksa O'ndan başka ilâhlar mı edindiler? De ki: "Kesin delilinizi getirin. İşte benimle beraber olanların kitabı ve benden öncekilerin kitabı." Hayır, onların çoğu gerçeği bilmezler de onun için yüz çevirirler.
veAnd notgöndermedikWe sentsenden öncebefore yousenden öncebefore youhiçbiranypeygamberMessengerdiye vahyetmediğimizbutvahyettikWe reveal(ed)onato himşüphesizthat [He]yoktur(There is) notanrıgodbaşkaexceptbendenMebana kulluk edinso worship Me
🇹🇷 21:25 Senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki, ona şöyle vahyetmiş olmayalım: "Gerçek şu ki benden başka ilâh yoktur. Onun için bana ibadet edin."
ve dedilerAnd they sayedindiHas takenRahmanthe Most Graciousçocuka sonO münezzehtirGlorified is HehayırNaybilakis(they are) slavesdeğerlihonored
🇹🇷 21:26 Böyle iken dediler ki: "Rahmân çocuk edindi." Allah bundan münezzehtir. Doğrusu melekler (Allah'ın çocukları değil.) ikram olunmuş kullardır.
O'ndan önce söylemezlerNotO'nun önüne geçemezlerthey (can) precede Himbir sözin wordve onlarand theyO'nun buyruğunuby His commandyaparlaract
🇹🇷 21:27 Onlar Allah'ın sözünün önüne geçmezler, hep O'nun emriyle hareket ederler.
bilirHe knowsolanıwhatarasında (önlerinde)(is) before themellerinin (önlerinde)(is) before themve olanıand whatarkalarında(is) behind themveand notşefa'at edemezlerthey (can) intercedebaşkasınaexceptolduklarındanfor whomrazıHe approvesve onlarAnd theyO'nun korkusundanfromO'nun korkusufear of Himtitrerlerstand in awe
🇹🇷 21:28 Allah, onların önlerindekini de, arkalarındakini de (yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir. Onlar, Allah'ın hoşnud olduğu kimseden başkasına şefaat etmezler. Hepsi de O'nun korkusundan titrerler.
ve her kimAnd whoeverdersesaysonlardanof thembenIndeed, I ambir tanrıyıma godO'ndan başkabesides HimO'ndan başkabesides HimböyleceThen thatonu cezalandırırızWe will recompensecehennemle(with) HellböyleThusbiz cezalandırırızWe recompensezalimlerithe wrongdoers
🇹🇷 21:29 İçlerinden kim: "Ben, O'ndan başka bir ilâhım" derse, biz ona cehennemi ceza olarak veririz. Zalimleri biz böyle cezalandırırız.
görmediler mi?Do notgörürlerseekimselerthose whoinkar eden(ler)disbelievedşüphesizthatgöklerthe heavensve yerand the earthidiwerebitişika joined entitybiz onları ayırdıkthen We parted themve yarattıkand We madesudanfromsu[the] waterhereveryşeyiliving thingcanlıliving thinghala inanmıyorlar mı?Then will notiman ederlerthey believe
🇹🇷 21:30 O kâfir olanlar, görmediler mi ki, göklerle yer bitişik bir halde iken biz onları ayırdık. Hayatı olan her şeyi sudan yarattık. Hâlâ inanmıyorlar mı?
🔬 İlim notu —
Modern kozmoloji evrenin tek bir başlangıç noktasından genişlediğini söylüyor (Big Bang). Ayetin "bitişikken ayırdık" ifadesi üzerine tefekküre değer.
❝Gökler ve yer bitişikken onları ayırdık…❞
Modern kozmoloji evrenin tek bir başlangıç noktasından genişlediğini söylüyor (Big Bang). Ayetin "bitişikken ayırdık" ifadesi üzerine tefekküre değer.
ve yarattıkAnd We (have) placedyerdeinyeryüzüthe earthyüksek dağlarfirmly set mountainsdiyelestsarsarit (should) shakeonlarıwith themve açtıkand We madeoradathereingenişbroad passesyollar(as) waysumulur kiso that they mayyollarını bulurlar(be) guided
🇹🇷 21:31 Yeryüzünde, insanlar sarsılmasın diye sabit dağlar yarattık, rahat gidebilsinler diye dağların aralarında geniş yollar var ettik.
ve yaptıkAnd We madegöğüthe skybir tavana roofkorunmuşprotectedonlar halaBut theyayetlerindenfromonun ayetleriits Signsyüz çevirmektedirlerturn away
🇹🇷 21:32 Gökyüzünü de korunmuş bir tavan yaptık. Kâfirler ise, gökyüzünün alâmetlerinden (Allah'ın kudret ve azametine delalet eden delillerinden) yüz çeviriyorlar.
O'durAnd Heyaratan(is) the One Whoyarattıcreatedgeceyithe nightve gündüzüand the dayve güneşiand the sunve ayıand the moonher birieachbir yörüngedeinbir yörüngean orbityüzmektedirfloating
🇹🇷 21:33 Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O'dur. Bunların her biri kendi dairesinde dolaşmaktadır.
veAnd notvermedikWe madehiçbir insanafor any mansenden öncebefore yousenden öncebefore youebedi yaşam[the] immortalityşimdi eğerso ifsen ölürsenyou dieonlarthen (would) theyebedi (mi kalacaklar?)live forever
🇹🇷 21:34 Ey Muhammed! Senden önce de hiçbir insanı ölümsüz kılmadık, sen ölürsün de onlar baki kalır mı? Senin ölmenle rahata kavuşacaklarını mı sanıyorlar?
herEverynefissoultadacaktır(will) tasteölümü[the] deathve sizi imtihan ederizAnd We test youşer ilewith [the] badve hayır ileand [the] goodsınamak için(as) a trialve (sonunda) bizeand to Usdöndürüleceksinizyou will be returned
🇹🇷 21:35 Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilikle deneyeceğiz. Hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz.
zamanAnd whenseni gördüklerithey see youkimselerthose whoinkar edendisbelieveseni edinmezlernotseni edinirlerthey take youdışındaexceptalay konusu etmek(in) ridiculebu mudur? (diye)Is thiskişithe one whodiline dolayanmentionssizin tanrılarınızıyour godsoysa kendileriAnd theyZikri(uyarısı)nıat (the) mentionRahman'ın(of) the Most Graciousonlar[they]inkar ediyorlar(are) disbelievers
🇹🇷 21:36 O inkârcılar seni gördükleri zaman, seni alaya alıyorlar ve "İlâhlarınızı diline dolayan bu mudur?" diyorlar. Halbuki onlar Rahmân'ın kitabını inkâr ediyorlar.
yaratılmıştırIs createdinsanthe manaceledenofacelehastesize göstereceğimI will show youayetlerimiMy Signsbenden acele istemeyinso (do) notBenden acele istemeyinask Me to hasten
🇹🇷 21:37 İnsan aceleci olarak yaratılmıştır. Size yakında (azaba dair) alametlerimi göstereceğim. Şimdi siz acele etmeyin.
ve diyorlarAnd they sayne zaman?When (will be fulfilled)buthistehdid(ettiğiniz azab)promiseeğerifisenizyou aredoğru söyleyenlertruthful
🇹🇷 21:38 "Doğru sözlü iseniz (bildirin) bu vaad ne zamandır?" derler.
eğerIfbir bilselerdiknewkimselerthose whoinkar eden(ler)disbelievedzamanı(the) timesavamayacakları(when) notgeri çevireceklerthey will avertyüzlerindenfromyüzleritheir facesateşithe Firene deand notsırtlarındanfromsırtlarıtheir backsveand notonlaratheyyardım da olunmayacaklarıwill be helped
🇹🇷 21:39 Bu kâfirler ateşi yüzlerinden ve sırtlarından men edemeyecekleri ve yardım da göremeyecekleri zamanı, bir bilseler!
doğrusuNayo onlara gelecekit will come to themansızınunexpectedlyonları şaşırtacakand bewilder themgüçleri yetmeyecekthen notgüç yetireceklerthey will be ableonu reddetmeyeto repel itve ne deand notkendilerinetheysüre verilecekwill be given respite
🇹🇷 21:40 Doğrusu bu azap onlara ansızın gelecek de kendilerini şaşırtacaktır. Artık ne geri çevrilmesine güçleri yetecek, ne de kendilerine mühlet verilecektir.
ve andolsunAnd verilyalay edildiwere mockedpeygamberlerleMessengerssenden öncekibefore yousenden öncebefore youama kuşatıverdithen surroundedkimselerithose whoalay eden(leri)mockedonlarlafrom themşeywhatonlarınthey usedonunlaat italay ettikleri(to) mock
🇹🇷 21:41 Yemin olsun ki, senden önce birçok peygamberle alay edildi de içlerinden alay edenleri, o alay ettikleri şey (azap) kuşatıverdi.
de kiSaykimWhosizi koruyacak?(can) protect yougecein the nightve gündüzand the dayRahmandanfromRahmanthe Most GracioushayırYetonlartheyZikrindenfromzikir(the) remembranceRablerinin(of) their Lordyüz çeviriyorlarturn away
🇹🇷 21:42 De ki: "Geceleyin ve gündüzün sizi Rahmân'dan kim koruyabilir?" Ama onlar Rablerinin kitabından yüz çevirmektedirler.
yoksaOrmı var?have theytanrılarıgodsonları koruyacak(to) defend themkarşıfrombizeUsonların gücü yetmezNotgüç yetirirlerthey are ableyardım etmeye(to) helpkendilerinethemselvesne deand notonlaratheybizim tarafımızdanfrom Ussahip çıkılırcan be protected
🇹🇷 21:43 Yoksa kendilerini bize karşı savunacak tanrıları mı var? O tanrılar kendilerine bile yardım edemezler, katımızdan da dostluk görmezler.
bilakisNaybiz yaşattıkWe gave provisiononları(to) theseve atalarınıand their fathersnihayetuntiluzun geldigrew longkendilerinefor themömürthe lifegörmüyorlar mı?Then do notgörürlerthey seebizimthat WegelipWe comeyerlerini (topraklarını)(to) the landeksilttiğimiziWe reduce ituçlarındanfromkenarlarıits bordersonlar mı?So is (it) theyüstün gelen(who will be) overcoming
🇹🇷 21:44 Doğrusu biz o kâfirleri ve atalarını yaşattık, hatta o ömür onlara uzun geldi. Fakat şimdi memleketlerini her yandan eksilttiğimizi görmüyorlar mı? O halde üstün gelen onlar mıdır?
de kiSayben ancakOnlysizi uyarıyorumI warn youvahiyleby the revelationamaBut notişitmez(ler)hearsağır(lar)the deafçağırıyıthe callzamanwhenuyarıldıklarıwhenuyarılırlarthey are warned
🇹🇷 21:45 De ki: "Ben sizi ancak vahiyle korkutup uyarıyorum," uyarıldıkları zaman sağırlar çağrıyı duymazlar.
ve eğerAnd ifonlara dokunsatouches thembir esintia whiffazabındanofazap(the) punishmentRabbinin(of) your Lordderlersurely they will sayeyvah bizeO woe to usbiz gerçektenIndeed, weolmuşuz[we] werezalimlerwrongdoers
🇹🇷 21:46 Yemin olsun ki, Rabbinin azabından az bir şey onlara dokunursa, muhakkak "Vay bizlere, biz gerçekten zalimlerdik" diyeceklerdir.
kurarızAnd We setterazilerithe scalesadalet(of) the justicegünü içinfor (the) Daykıyamet(of) the Resurrectionaslaso nothaksızlık edilmezwill be wrongedkimseyeany soulhiçbir(in) anythingve eğerAnd ifolsa(there) beağırlığıncaweightdanesi(of) a seedbir hardalofbir hardala mustardgetiririzWe will bringonu[with] itve biz yeterizAnd sufficientolarak(are) Wehesab gören(as) Reckoners
🇹🇷 21:47 Biz kıyamet günü için doğru teraziler kurarız; hiçbir kimse hiçbir haksızlığa uğratılmaz. Yapılan amel, bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirir (tartıya koyarız.). Hesap görenler olarak da biz kâfiyiz.
ve andolsunAnd verilybiz verdikWe gaveMusa'yaMusave Harun'aand HarunFurkan'ıthe Criterionve bir ışıkand a lightve bir öğütand a Remindermuttakiler içinfor the righteous
🇹🇷 21:48 Yemin olsun ki, Musa ve Harun'a eğriyi doğrudan ayıran kitabı, takva sahibleri için bir ışık ve öğüt olarak verdik.
onlarThose whokorkarlarfearRablerindentheir Lordgörmedenin the unseenve onlarand they(Duruşma) saatindenofkıyamet saatithe Hourtitrerler(are) afraid
🇹🇷 21:49 Onlar görmedikleri halde Rablerinden korkarlar, kıyamet saatinden de titrerler.
bu (Kur'an)And thisbir öğüttür(is) a Remindermübarekblessedona indirdiğimizwhich We (have) revealedşimdi siz ediyor musunuz?Then are youonuof itinkarrejecters
🇹🇷 21:50 İşte bu (Kwr'ân) da indirdiğimiz kutsal bir kitaptır. Şimdi siz bunu mu inkâr ediyorsunuz?
ve andolsunAnd verilybiz vermiştikWe gaveİbrahim'eIbrahimdoğru yolu bulma yeteneğinihis guidancedaha öncedenbeforeöncebeforeve biz idikand We wereonuabout himbiliyorWell-Knowing
🇹🇷 21:51 And olsun ki biz daha önce İbrahim'e de rüşdünü vermiştik (akla uygun olanı göstermiştik). Biz onu biliyorduk.
haniWhendemişti kihe saidbabasınato his fatherve kavmineand his peoplenedir?Whatşu(are) theseheykeller[the] statuessizinwhichsenyoukendisineto ittaptığınız(are) devoted
🇹🇷 21:52 O zaman o, babasına ve kavmine: "Bu tapınıp durduğunuz heykeller nedir?" demişti.
dediler kiThey saidbuldukWe foundbabalarımızıour forefathersonlaraof themtapıyorlarworshippers
🇹🇷 21:53 Onlar: "Biz atalarımızı bunlara tapar bulduk" dediler.
dedi;He saiddoğrusuVerilysizyou are[sen][you]ve babalarınızand your forefathersiçindesiniz(were) inbir sapıklıkan erroraçıkmanifest
🇹🇷 21:54 İbrahim: "And olsun ki sizler de, atalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz" dedi.
dediler kiThey saidbize getirdin mi?Have you come to usgerçeğiwith the truthyoksaorsenyouşaka mı yapıyorsun?(are) ofoynayanlarthose who play
🇹🇷 21:55 Onlar: "Sen bize gerçeği mi getirdin (Sen ciddi mi söylüyorsun), yoksa şaka mı ediyorsun?" dediler.
dediHe saidhayırNayRabbinizyour LordRabbidir(is the) Lordgöklerin(of) the heavensve yerinand the eartho kithe One Whoonları yaratmıştırcreated themve ben deand I amüzerinetobununthatşahidlik edenlerdenimofşahitlerthe witnesses
🇹🇷 21:56 O şöyle dedi: "Hayır Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir ki onları O yaratmıştır. Ben de buna şahidlik edenlerdenim."
Allah'a and olsun kiAnd by Allahbir tuzak kuracağımsurely, I will planputlarınıza(against) your idolssonraaftersiz gittikten[that]gidersinizyou go awayarkanızı dönüpturning (your) backs
🇹🇷 21:57 "Allah'a yemin ederim ki, siz arkanızı dönüp gittikten sonra, ben putlarınıza elbette bir tuzak kuracağım."
nihayet onları ettiSo he made themparça parça(into) piecesyalnız hariçexceptbüyüğüa large (one)onlarınof thembelkiso that they mayonato itmüracaat ederler (diye)return
🇹🇷 21:58 Derken o, bunları parça parça etti. Yalnız kendisine başvursunlar diye onların büyüğünü sağlam bıraktı.
dedilerThey saidkim?Whoyaptı(has) donebunuthistanrılarımızato our godsmuhakkak oIndeed, hebiridir(is) ofzalimlerdenthe wrongdoers
🇹🇷 21:59 (Kavmi) "Tanrılarımıza bunu kim yaptı? Doğrusu o zalimlerden biridir." dediler.
dedilerThey saidişittikWe heardbir gença youthonları diline dolayanmention themdeniliyormuşhe is calledkendisinehe is calledİbrahimIbrahim
🇹🇷 21:60 (Bazıları) "İbrahim denen bir gencin, onları diline doladığını duymuştuk" dediler.
dedilerThey saidgetirinThen bringonuhimönünebeforegözü(the) eyesinsanların(of) the peopleböylece onlarso that they maytanık olsunlarbear witness
🇹🇷 21:61 "O halde onu insanların gözleri önüne getirin, olur ki (aleyhinde) şahidlik ederler" dediler.
dediler kiThey saidsen mi?Have youyaptındonebunuthistanrılarımızato our godsey İbrahimO Ibrahim
🇹🇷 21:62 (İbrahim gelince ona) "Ey İbrahim! bunu tanrılarımıza sen mi yaptın?" dediler
dediHe saidhayırNayyapmış(some doer) did itbüyükleriTheir chiefişte şu(is) thisonlara sorunSo ask themeğerifonlarthey (can)konuşurlarsaspeak
🇹🇷 21:63 İbrahim: "Belki onu şu büyükleri yapmıştır, konuşabiliyorlarsa onlara sorun" dedi.
döndülerSo they returnedkendi vicdanlarınatokendilerithemselvesve dedilerand saidhakikaten sizIndeed, yousizler[you]haksızsınız(are) the wrongdoers
🇹🇷 21:64 Bunun üzerine vicdanlarına dönüp (kendi kendilerine) dediler ki: "Doğrusu siz haksızsınız."
sonra yineThendöndürüldülerthey were turnedüzerineoneski kafalarıtheir headsmuhakkakVerilybilirsin kiyou knowbunlarnotbunlarthesekonuşmazlar(can) speak
🇹🇷 21:65 Sonra yine (eski) kafalarına döndüler: "And olsun ki (ey İbrahim!) bunların konuşmayacağını (sen de) bilirsin." dediler.
dedi kiHe saidtapıyor musunuz?Then do you worshipbırakıp dabesidesbaşkabesidesAllah'ıAllahşeylerewhatasla(does) notsize fayda vermeyenbenefit youhiçbir(in) anythingveand notzarar vermeyenharms you
🇹🇷 21:66 (İbrahim) dedi: "O halde, Allah'ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar veremeyecek olan putlara mı tapıyorsunuz?"
yuh olsunUffsizeto youveand to whattaptıklarınızayou worshipdışındabesidesbaşkabesidesAllah'tanAllahaklınızı kullanmıyor musunuz siz?Then will notakıl edersinizyou use reason
🇹🇷 21:67 "Size de, Allah'ı bırakıp taptıklarınıza da yazıklar olsun, siz hâlâ akıllanmayacak mısınız?"
dediler kiThey saidonu (İbrahim'i) yakınBurn himve yardım edinand supporttanrılarınızayour godseğerifsizyou are(bir iş) yapacaksanızdoers
🇹🇷 21:68 Onlar: "Bir şey yapacaksanız, şunu yakın da tanrılarınıza yardım edin" dediler.
biz de dedik kiWe saidey ateşO fireolBeserincool[ness]ve esenlikand safe[ty]İbrahim'eforİbrahimIbrahim
🇹🇷 21:69 Biz: "Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve zararsız ol" dedik.
ve istedilerAnd they intendedonafor himbir tuzak kurmaka planbiz de kendilerini uğrattıkbut We made themhüsranathe greatest losers
🇹🇷 21:70 Ona düzen kurmak istediler, fakat biz kendilerini daha fazla hüsrana uğrattık.
ve onu kurtardıkAnd We delivered himve Lut'uand Lut(getirerek)tobir yerethe landbereketli kıldığımızwhichbereket verdikWe (had) blessedalemlere[in it]âlemler içinfor the worlds
🇹🇷 21:71 Onu da, Lût'u da, âlemler için bereketli ve kutsal kıldığımız yere ulaştırıp kurtardık.
ve hediye ettikAnd We bestowedonaon himİshak'ıIsaacve Ya'kub'uand Yaqubbağış olarak(in) additionve hepsiniand allyaptıkWe madesalihlerdenrighteous
🇹🇷 21:72 Ona (İbrahim'e) İshak'ı, üstelik bir de Yakub'u ihsan ettik ve herbirini salih kimseler kıldık.
ve onları yaptıkAnd We made themönderlerleadersdoğru yolu gösterenthey guideemrimizleby Our Commandve vahyettikAnd We inspiredonlarato themişler yapmayı(the) doinghayırlı(of) good deedsve kılmayıand establishmentnamaz(of) the prayerve vermeyiand givingzekat(of) zakahve (insanlar) idilerand they werebizeof Uskulluk edenworshippers
🇹🇷 21:73 Onları buyruğumuz altında (insanlara) doğru yolu gösterecek önderler kıldık. Kendilerine hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı, zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize kulluk eden kimselerdir.
ve Lut'aAnd (to) LutverdikWe gave himhükümjudgmentve ilimand knowledgeve onu kurtardıkand We saved himbir kenttenfrombeldethe townki (onlar)whichidilerwasişler yapıyordoingçirkinwicked deedsgerçekten onlarIndeed, theyidilerwerebir kavima peoplekötüevilyoldan çıkandefiantly disobedient
🇹🇷 21:74 Biz Lût'a da bir hüküm, bir ilim verdik. Onu çirkin işler işleyen kasabadan kurtardık. Doğrusu onlar kötü, fasık bir kavimdi.
ve onu soktukAnd We admitted himiçineintorahmetimizinOur Mercyçünkü oIndeed, he-Salihler-den idi(was) ofve Nuh'u da-Salihlerthe righteous
🇹🇷 21:75 Onu ise rahmetimizin içine aldık. Çünkü o salihlerdendi.
ve Nuh'u daAnd Nuhhaniwhenbize yalvarmıştıhe calledbunlardan öncebeforeöncebeforebiz de kabul etmiştikso We respondedonun (du'asını)to himkendisini kurtarmıştıkand We saved himve ailesiniand his familysıkıntıdanfrombelathe afflictionbüyük[the] great
🇹🇷 21:76 Nuh da daha önceleri bize yalvarmıştı; biz de onun duasını kabul ettik, kendisini ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtardık.
ve onu korudukAnd We helped himkavmindenfrominsanlarthe peoplekimselerinwhoyalanlayandeniedayetlerimiziOur Signsçünkü onlarIndeed, theyolmuşlardıwerebir kavima peoplekötüevilbiz de onları boğmuştukso We drowned themhepsiniall
🇹🇷 21:77 Âyetlerimizi yalanlayan kavminden onun öcünü aldık. Şüphesiz onlar kötü bir kavimdiler. Biz de hepsini (suda) boğduk.
ve Davud'uAnd Dawudve Süleyman'ıand Sulaimanhaniwhenonlar hükmediyorlardıthey judgedhakkındaconcerningbir ekinthe fieldzamanwhenyayıldığıpasturedoradain itdavarınınsheeptoplumun(of) a peoplebiz de idikand We wereonların hükümlerineto their judgmentşahidwitness
🇹🇷 21:78 Davud ve Süleyman'ı da (hatırla). Hani onlar ekin hakkında hüküm veriyorlardı. Hani milletin koyunları (geceleyin) içinde yayılmıştı, biz onların hükmüne şahittik.
onu bellettikAnd We gave understanding of itSüleyman'a(to) Sulaimanve hepsineand (to) eachverdikWe gavehükümdarlıkjudgmentve bilgiand knowledgeve boyun eğdirdikAnd We subjectedonunla beraberwithDavud'aDawuddağlarıthe mountainstesbih eden(to) glorify Our praisesve kuşlarıand the birdsve bizAnd We were(bunları) yaparızthe Doers
🇹🇷 21:79 Biz onu(n hükmünü) hemen Süleyman'a bildirmiştik; (zaten) herbirine hüküm ve ilim vermiştik. Davud'la beraber tesbih etsinler diye, dağları ve kuşları buyruk altına aldık. (Bütün bunları) yapan bizdik.
ve ona öğretmiştikAnd We taught himyapmayı(the) makingzırh(of) coats of armorsizin içinfor yousizi korumak içinto protect yousavaşın şiddetindenfromsavaşınızyour battle(o halde) misiniz?Then willsizyouşükredenlerden(be) grateful
🇹🇷 21:80 Ona, sizi savaşta korumak için zırh yapma sanatını öğrettik, artık şükreder misiniz?
ve Süleyman'aAnd to Sulaimanfırtınayıthe windşiddetliforcefullyakıp giderdiblowingonun emriyleby his commandyeretoyerthe landbereketlendirdiğimizwhichbereket verdikWe blessediçini[in it]ve bizAnd We areherof everyşeyithingbilirizKnowers
🇹🇷 21:81 Bereketli kıldığımız yere doğru, Süleyman'ın emriyle yürüyen şiddetli rüzgarı, onun buyruğuna verdik. Biz her şeyi biliyorduk.
veAnd ofşeytanlardanthe devilskimseleri(were some) whodenize dalanwould divekendisi içinfor himve yapanand would doişlerworkbaşkaother thanbundanthatve biz idikAnd We wereonlarıof themonun emrinde tutuyorGuardians
🇹🇷 21:82 Onun için dalgıçlık yapan ve bundan başka işler de gören şeytanlardan da onun buyruğu altına verdik. Onların hepsini biz gözetiyorduk.
ve Eyyub'u daAnd Ayubhaniwhendu'a etmiştihe calledRabbine(to) his Lordgerçekten diyeIndeed, [I]bana dokunduhas touched mebu dertthe adversityve senand Youen merhametlisisin(are) Most Mercifulmerhametlilerin(of) the Merciful
🇹🇷 21:83 Eyyûb da: "Başıma bir bela geldi, (sana sığındım), sen merhametlilerin en merhametlisisin" diye Rabbine nida etti.
biz de kabul ettikSo We respondedonu(n du'asını)to himve kaldırdıkand We removedne varsawhatonun(was) on himderdiofdarlık(the) adversityve ona verdikAnd We gave himailesinihis familyve bir katını dahaand (the) like thereofonlarla beraberwith thembir rahmet(as) Mercytarafımızdanfrom Ourselveskatımızdanfrom Ourselvesve bir öğüt olarakand a reminderibadet edenler içinfor the worshippers
🇹🇷 21:84 Biz de onun duasını kabul ettik de başına gelenleri kaldırdık. Katımızdan bir rahmet ve kulluk edenlere bir hatıra olmak üzere, ona tekrar ailesini ve kaybettikleriyle bir mislini daha verdik.
ve İsma'il'iAnd Ishmaelİdris'iand Idrisve Zu'(l-Kifl'i)and Dhul-Kifl(ve Zu')l-Kifl'iand Dhul-Kiflhepsi deallsabredenlerdendi(were) ofsabredenlerthe patient ones
🇹🇷 21:85 İsmail, İdris ve Zülkifl'i de (hatırla). Onların hepsi de sabredenlerdendi.
ve onları soktukAnd We admitted themrahmetimizeinrahmetimizOur Mercyçünkü onlarIndeed, theySalihlerdendi(were) ofsalihlerthe righteous
🇹🇷 21:86 Onları da rahmetimizin içine aldık. Onlar gerçekten salih olanlardandı.
ve Zü(nnun'u)And Dhun-Nun(ve Zün)nun'uAnd Dhun-Nunzirawhengitmiştihe wentkızarak(while) angrysanmıştıand thoughtdiyethataslanevergüç yetiremeyeceğizWe would decreekendisineupon himnihayet yalvardıThen he callediçindeinkaranlıklarthe darkness(es)diyethatyoktur(There is) notanrıgodbaşkaexceptsendenYousenin şanın yücedirGlory be to Youmuhakkak benIndeed, [I]oldumI amzalimlerdenofzalimlerthe wrongdoers
🇹🇷 21:87 Zünnun'u (balık sahibi Yunus'u) da hatırla. Hani o, öfkelenerek gitmişti de, bizim kendisini hiçbir zaman sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Fakat sonunda karanlıklar içinde: "Senden başka ilâh yoktur, sen münezzehsin, Şüphesiz ben haksızlık edenlerden oldum" diye seslenmişti.
biz de kabul ettikSo We respondedonu(n du'asını)to himve onu kurtardıkand We saved himtasadanfromsıkıntıthe distressişte böyleAnd thusbiz kurtarırızWe saveinananlarıthe believers
🇹🇷 21:88 Biz de duasını kabul ile icabet ettik, kendisini üzüntüden kurtardık. İşte biz iman edenleri böyle kurtarırız.
ve Zekeriyya'yı daAnd Zakariyahaniwhendu'a etmiştihe calledRabbine(to) his LordRabbimMy Lordbeni bırakma(Do) notbeni bırakınleave metek başımaaloneve senwhile Youen iyisisin(are) [the] Bestvarislerin(of) the inheritors
🇹🇷 21:89 Zekeriya da hani Rabbine: "Rabbim! Beni tek başıma bırakma, sen varislerin en hayırlısısın" diye nida etmişti.
kabul buyurdukSo We respondedonu(n du'asını)to himve armağan ettikand We bestowedonaon himYahya'yıYahyave ıslah ettikand We curedkendisi içinfor himeşinihis wifegerçekten onlarIndeed, theyidilerused (to)koşuyor(lar)hastenhayır (işlere)iniyi amellergood deedsve bize du'a ederlerdiand they supplicate to Usumarak(in) hopeve korkarakand fearve idilerand they werebizeto Usderin bir saygı içindehumbly submissive
🇹🇷 21:90 Biz de duasını kabul ile icabet ettik de kendisine Yahya'yı ihsan ettik. Ve eşini (doğum yapmaya) elverişli hale getirdik. Doğrusu onlar iyiliklerde yarışıyorlar, umarak ve korkarak bize yalvarıyorlardı. Bize karşı derin saygı duyuyorlardı.
olanı (Meryemi)And she whokorumuşguardedırzınıher chastityve üflemiştikso We breathedonainto herruhumuzdanofruhumuzOur Spiritve onu yapmıştıkand We made herve oğlunuand her sonbir ibreta signalemlerefor the worlds
🇹🇷 21:91 Irzını koruyan Meryem'e ruhumuzdan üflemiş, onu ve oğlunu, âlemler için bir mucize kılmıştık.
işteIndeedbuthissizin ümmetiniz(is) your religion ümmettirreligionbir tekoneşüphesiz benimand I Amsizin Rabbinizyour Lordyalnız bana kulluk edinso worship Me
🇹🇷 21:92 Doğrusu bu sizin ümmetiniz (tevhid dini olan müslümanlık), bir tek ümmettir (bir tek din olarak sizin dininizdir). Ben de sizin Rabbinizim. O halde bana kulluk edin.
ve parçaladılarBut they cut offişlerinitheir affairaralarındaamong themselveshepsiallbizeto Usdöneceklerdir(will) return
🇹🇷 21:93 Ama insanlar din konusunda aralarında bölüklere ayrıldılar ama, hepsi bize döneceklerdir.
kimThen whoeveryaparsadoesiyi işlerden[of]salih ameller[the] righteous deedsve owhile heinanmış olarak(is) a believeraslathen notnankörlük edilmez(will be) rejectedonun çabasına[of] his effortşüphesiz bizAnd indeed, Weonu (çalışmasını)of ityazmaktayız(are) Recorders
🇹🇷 21:94 İnanmış olarak yararlı iş işleyenin emeği inkâr edilmeyecektir. Biz şüphesiz onu yazmaktayız.
ve (yaşamak) haramdırAnd (there is) prohibitionbir ülkeyeuponbir şehira cityhelak ettiğimizwhich We have destroyedonlarthat theybir daha geri dönemezlernotdönecekwill return
🇹🇷 21:95 Yok ettiğimiz bir memleket (ahalisinin ahiretteki cezasını da çekmek üzere) bize dönmemesi gerçekten imkansızdır.
nihayetUntilzamanwhenönü açıldığıhas been openedYe'cuc'un(for) the Yajujve Me'cuc'unand Majujve onlarand theyherfromhereverytepedenelevationakın etmeye başladıklarıdescend
🇹🇷 21:96 Nihayet Ye'cûc ve Me'cûc(un seddi) açıldığı zaman, ki onlar her dere ve tepeden akın edip çıkarlar.
ve yaklaşırAnd has approachedva'dthe promisegerçek[the] truebirdenthen beholdo[it]donup kalır(are) staringgözleri(the) eyeskimselerin(of) those whoinkar eden(lerin)disbelievedvah bizeO woe to usgerçektenVerilybiz idikwe had beeniçindeingafletheedlessnessbundanofbuthismeğernaybizwe werezulmediyormuşuzwrongdoers
🇹🇷 21:97 Ve gerçek vaad yaklaştığında, işte o zaman kâfir olanların gözleri beleriverir. "Eyvah bizlere! Doğrusu biz bundan gaflet içindeydik, hayır biz zalim kimselerdik." derler.
şüphesiz sizIndeed, youveand whattaptıklarınızyou worshipbaşkabesides AllahAllah'tan başkabesides AllahAllah'tanbesides Allahodunusunuz(are) firewoodcehennemin(of) HellsizYouorayato itgireceksinizwill come
🇹🇷 21:98 Siz ve Allah'dan başka taptıklarınız, cehennemin yakıtısınız; oraya gireceksiniz.
eğerIfolsalardıwereonlarthesetanrılargodsoraya girmezlerdinotona gelirlerdithey (would) have come to itoysa hepsiAnd alloradathereinsürekli kalacaklardırwill abide forever
🇹🇷 21:99 Eğer onlar ilâh olsalardı, oraya girmeyeceklerdi. Hepsi orada temelli kalacaktır.
onlar için vardırFor themoradathereinbir inleme(is) sighingve onlarand theyoradathereinhiçbir şeynotişitmezlerwill hear
🇹🇷 21:100 Orada onların bir inlemeleri vardır. Bunlar orada (sağır olup) bir şey de işitemezler.
kuşkusuzIndeedkimselerthosegeçmiş olan(lar)has gone forthkendilerinefor thembizdenfrom Usgüzellikthe goodişte onlarthoseondan (cehennemden)from ituzaklaştırılmışlardır(will be) removed far
🇹🇷 21:101 Şüphesiz katımızdan kendileri için güzel şeyler takdir edilmiş olanlar, işte oradan (cehennemden) uzak tutulanlardır.
duymazlarNotişiteceklerthey will hearonun uğultusunu(the) slightest sound of itve onlarand theyiçindeinçektiği (ni'metler)whatisterlerdesirecanlarınıntheir soulsebedi kalırlarwill abide forever
🇹🇷 21:102 Bunlar onun (cehennemin) uğultusunu bile duymazlar. Canlarının istediği şeyler içinde temelli kalırlar.
aslaNotonları tasalandırmazwill grieve themkorkuthe terroren büyük[the] greatestonları şöyle karşılarand will meet themmeleklerthe Angelsişte buThisgününüzdür(is) your Daysizewhichidinizyou wereva'dedilenpromised
🇹🇷 21:103 O en büyük korku bunları üzmez; kendilerini melekler: "Size söz verilen gün işte bugündür" diye karşılarlar.
o gün(The) DaydürerizWe will foldgöğüthe heavendürer gibilike (the) foldingtomarlarını(of) a scrollyazıfor recordsgibiAsbaşladığımızWe beganilk(the) firstyaratmayacreationonu iade ederizWe will repeat itsözdüra promiseüzerimizeupon UsşüphesizIndeed, We biz bunuWe areyapacağız(the) Doers
🇹🇷 21:104 Göğü, kitab dürer gibi dürdüğümüz zaman, yaratmaya ilk başladığımız gibi, katımızdan verilmiş bir söz olarak onu tekrar var edeceğiz. Doğrusu biz bunları yaparız.
ve andolsunAnd verilyyazmıştıkWe have writtenZebur'dainKitapthe ScripturesonraaftersonraafterZikir'den (Tevrat'tan)the mentionmutlakathatarzathe earth varis olacakwill inherit itkullarımMy slavesiyithe righteous
🇹🇷 21:105 And olsun ki, Tevrat'tan sonra Zebûr'da da yeryüzüne ancak iyi kullarımın mirasçı olduğunu yazmıştık.
şüphesizIndeedvardırinbundathiselbette bir öğütsurely is a Messagekavimler içinfor a peoplekulluk edenworshippers
🇹🇷 21:106 Şüphesiz bu Kur'ân'da kulluk eden kimseler için kâfi bir öğüt vardır.
veAnd notbiz seni göndermedikWe have sent youbaşka sebeplebutrahmetten(as) a mercyalemler içinfor the worlds
🇹🇷 21:107 (Ey Muhammed!) biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.
de kiSayşüphesizOnlyvahyolunurit is revealedbanato meancakthatTanrınızyour godTanrıdır(is) Godbir tekOnesiz-mısınız?so willsizyouO'na teslim olunsubmit (to Him)
🇹🇷 21:108 De ki, bana ancak şöyle vahyolunuyor: "İlâhınız ancak tek bir ilâhtır. Şimdi siz artık müslüman oluyor musunuz?"
eğerBut ifyüz çevirirlersethey turn awayde kithen sayben size açıkladımI (have) announced to youeşit biçimdeequallyeşit olarakequallyartıkAnd notbilmemI knowyakın mı (olduğunu)whether is nearyoksaoruzak (mı olduğunu)farşeyinwhattehdid edildiğinizyou are promised
🇹🇷 21:109 Eğer (yine de) yüz çevirirlerse, de ki: "Size düpedüz açıkladım; tehdit olunduğunuz şeyin yakın mı, uzak mı olduğunu bilmem."
şüphesiz OIndeed, Hebilirknowsaçığınıthe declaredsözün[of]söz[the] speechve bilirand He knowsnewhatgizliyorsanızyou conceal
🇹🇷 21:110 Şüphesiz Allah açığa vurulan sözü de bilir, gizlediklerinizi de bilir.
veAnd notbilmemI knowbelki de operhaps it may bedenemek içindira trialsizifor youve yaşatmak içindirand an enjoymentbir süreye kadarforbir sürea time
🇹🇷 21:111 Bilmem belki bu gecikme sizi denemek ve bir süreye kadar geçindirmek içindir.
dedi kiHe saidRabbimMy Lordhükmetjudgehak ilein truthve RabbimizAnd our Lordçok merhamet edendir(is) the Most GraciousO'nun yardımına sığınılırthe One Whose help is soughtkarşıagainstşeyewhatsizin nitelendirdiğinizyou attribute
🇹🇷 21:112 (Hz. Peygamber şöyle) dedi: "Ey Rabbim! Aramızda gerçekle hükmet ve Rabbimiz O Rahmân'dır ki, isnad ettiğiniz (yalan) vasıflarınıza karşı yardımına sığınılacak olan ancak O'dur. "
Mahmoud Khalil Al-Husary