☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
ve müjdeleAnd give good newskimseleri(to) those whoinananbelieveve işleyenand dosalih işler[the] righteous deedsmuhakkakthatonlar için vardırfor themcennetler(will be) Gardensakanflowaltlarından[from]altlarındanunder themırmaklarthe riversherEvery timerızıklandırıldıklarındathey are providedonlardakitherefrommeyvedenofmeyvefruitrızk olarak(as) provisionderlerthey (will) sayBuThis (is)şeydirthe one whichrızıklandığımızwe were provideddaha öncedenfromöncebeforeverilmiştirAnd they will be givenonlaratherefromona benzer(things) in resemblanceOnlar için vardırAnd for themoradathereineşlerspousestertemizpurifiedve onlarand theyoradathereinebedi kalacaklardır(will) abide forever
🇹🇷 2:25 İnanıp yararlı işler yapanlara, altlarından ırmaklar akan cennetlerin kendilerine ait olduğunu müjdele! Onlardaki herhangi bir meyveden rızıklandırıldıklarında: "Bu daha önce de rızıklandığımız şeydir" derler ve o rızık birbirinin benzeri olmak üzere, kendilerine sunulacak. Orada çok temiz zevceler de onların. Hem onlar orada ebedî kalacaklar.
muhakkakIndeedAllahAllahdeğildir(is) notçekinecekashamedmisal vermektentoverdiset forthbir örneğian examplegibi(like) evenbir sivrisineği(of) a mosquitohatta olanıand (even) somethingonun da üstündeabove itgerçektenThen as forkimselerthose whoinananbelievedbilirler[thus] they will knowkesinlikle othat ithaktır (gerçektir)(is) the truthRablerindenfromRableritheir Lordve iseAnd as foredenlerthose whoinkardisbelievedderler ki[thus] they will sayneyiwhatistedi (kasdetti)(did) intendAllahAllahbuby thismisalleexamplesaptırırHe lets go astrayonunlaby itbir çoğunumanyve yine yola getirirand He guidesonunlaby itbir çoğunumanysaptırmazAnd notsaptırırHe lets go astrayonunlaby itbaşkasınıexceptfasıklardanthe defiantly disobedient
🇹🇷 2:26 Muhakkak ki Allah bir sivri sineği, hatta daha üstününü misal getirmekten çekinmez. İman edenler bilirler ki, o şüphesiz haktır, Rabb'lerındandır. Ama küfre saplananlar: "Allah böyle bir misal ile ne demek istedi?" derler. Allah onunla birçoklarını şaşırtır, yine onunla birçoklarını yola getirir. Onunla ancak o fasıkları şaşırtır.
onlar kiThose whobozarlarbreak(verdikleri) sözü(the) CovenantAllah'a(of) Allahsonradanfromsonraaftersöz verip bağlandıktanits ratificationve keserlerand [they] cutşeyiwhatemrettiğihas orderedAllah'ınAllahkendisiyleitbirleştirmesinitobirleştirilirbe joinedve bozgunculuk yaparlarand [they] spread corruptionyeryüzündeinyeryüzüthe earthişteThoseonlardırtheyziyana uğrayanlar(are) the losers
🇹🇷 2:27 Onlar ki, söz verip andlaştıktan sonra Allah'a verdikleri sözü bozarlar. Allah'ın birleştirmesini emrettiği şeyi (iman ve akrabalık bağlarını) keserler ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. İşte zarara uğrayanlar onlardır.
nasılHowinkar edersiniz(can) you disbelieveAllah'ain Allahsiz ikenWhile you wereölülerdeadO sizi dirilttithen He gave you lifesonrathenöldürecekHe will cause you to diesonrathendiriltecekHe will give you lifesonrathenO'nato Himdöndürüleceksinizyou will be returned
🇹🇷 2:28 Allah'ı nasıl inkâr edersiniz ki, ölü idiniz sizleri diriltti. Sonra sizleri yine öldürecek, sonra yine diriltecek, sonra da döndürülüp ona götürüleceksiniz.
OHeki(is) the One Whoyarattıcreatedsizin içinfor younewhatvarsa(is) inyeryüzündethe earthhepsiniallsonraMoreoveryöneldiHe turnedgöketogökthe heavenonları düzenlediand fashioned themyedisevengök (olarak)heavensve OAnd Heherof everyşeyithingbilir(is) All-Knowing
🇹🇷 2:29 O ki, yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarattı. Sonra göğe yöneldi, onları yedi gök olarak düzenledi. O, her şeyi bilir.