☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
Onların durumuTheir exampledurumu gibidir(is) like (the) examplekişinin(of) the one whoyakankindledateşa firene zaman kithen, whenaydınlatırit illuminatedçevresiniwhatonun etrafında(was) around himgiderditook awayAllahAllahonların nurunutheir lightve onları bıraktıand left themiçindeinkaranlıklardarkness[es]değildir(so) notgörenlerden(do) they see
🇹🇷 2:17 Onların durumu, bir ateş yakanın durumu gibidir. (Ateş) çevresini aydınlatır aydınlatmaz Allah onların (gözlerinin) nurlarını giderdi ve onları karanlıklar içinde bıraktı, artık görmezler.
sağırdırlarDeafdilsizdirlerdumbkördürlerblindonlarso theydeğildirnotdönecek[they] will not return
🇹🇷 2:18 (Onlar) sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık (hakka) dönmezler.
ya da (onlar)Orboşanan yağmur gibilike a rainstormgöktenfromgökthe skyiçindein it (are)karanlıklardarkness[es]ve gök gürlemesiand thunderve şimşek (ler)and lightningtıkarlarThey putparmaklarınıtheir fingersiçineinkulaklarıtheir earsyıldırım seslerindenfromyıldırımlarthe thunderclapskorkusuyla(in) fear (of)ölüm[the] deathoysa AllahAnd Allahtamamen kuşatmıştır(is) [the One Who] encompassesinkarcılarıthe disbelievers
🇹🇷 2:19 Yahut (onların durumu), gökten boşanan, içinde karanlıklar, gök gürlemesi ve şimşek(ler) bulunan bir yağmur(a tutulmuşun hali) gibidir. Yıldırımlardan ölmek korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Oysa Allah, inkârcıları tamamen kuşatmıştır.
neredeyseAlmostşimşekthe lightningkapıvereceksnatches awaygözlerinitheir sightzamanWheneveraydınlattığıit flashesonlarıfor themyürürlerthey walko(nun ışığı)ndain itzamanand whenkaranlık çöktüğüit darkensüzerlerineon themdikilip kalırlarthey stand (still)eğerAnd ifdileseydihad willedAllahAllahelbette götürürdüHe would certainly have taken awayişitmelerinitheir hearingve görmeleriniand their sightŞüphesizIndeedAllah'ınAllahüzerine(is) onhereveryşeythinggücü yeterAll-Powerful
🇹🇷 2:20 O şimşek nerdeyse gözlerini (n nûrunu) kapıverecek. Önlerini aydınlattımı ışığında yürürler, karanlık üzerlerine çöktümü de dikilip kalırlar. Allah dilemiş olsaydı işitmelerini, görmelerini de alıverirdi. Şüphesiz Allah her şeye kâdirdir.
Ey!Oinsanlarmankindkulluk edinworshipRabbinizeyour Lordo ki;the One Whosizi yarattıcreated youve o ki;and thosesizden öncekilerifromsenden öncebefore youbelkiso that you maykorunursunuzbecome righteous
🇹🇷 2:21 Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabb'inize kulluk edin ki (Allah'ın) azabından korunasınız.
O (Rabb) kiThe One Whokıldımadesizin içinfor youyerithe earthdöşeka resting placeve göğüand the skybinaa canopyve indirdiand sent downgöktenfromgökthe skysuwaterçıkardıthen brought forthonunlatherewithçeşitli ürünlerden[of]meyvelerthe fruitsrızık olarak(as) provisionsizin içinfor youöyleyseSo (do) notkoşmayınset upAllah'ato Allaheşler (denk)rivalsve siz dewhile youbile bile[you] know
🇹🇷 2:22 O (Rabb) ki yeri sizin için bir döşek, göğü de bir bina yaptı. Gökten su indirdi, onunla size rızık olarak çeşitli ürünler çıkardı. Öyleyse siz de, bile bile, Allah'a eşler koşmayın.
eğerAnd ifisenizyou areiçindeinşüphedoubtsana indirdiğimizdenabout whatindirdikWe have revealedkulumuz (Muhammed)etokulumuzOur slavehaydi getirinthen producebir surea chapteronun gibi[of]onun gibilike itve çağırınand callşahitleriniziyour witnessesbaşkadanfrombaşkaother thanAllahAllaheğerifisenizyou aredoğrutruthful
🇹🇷 2:23 Eğer kulumuz (Muhammed)a indirdiğimiz (Kur'ân)den şüphe içinde iseniz, haydi onun gibi bir sûre getirin, Allah'tan başka güvendiklerinizin hepsini çağırın; eğer doğru iseniz.
yok eğerBut ifyapmadınızsanotyaparsınızyou doki aslaand neveryapamayacaksınızwill you doo halde sakınınthen fearateştenthe Firekiwhoseonun yakıtı[its] fuelinsanlar(is) [the] menve taşlardırand [the] stoneshazırlanmışpreparedinkarcılar içinfor the disbelievers
🇹🇷 2:24 Yok yapamadıysanız, ki hiçbir zaman yapamayacaksınız, o halde yakıtı insanlar ve taşlar olan, inkârcılar için hazırlanmış ateşten sakının.