☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
bir zamanlarAnd whendedi kisaidRabbinyour Lordmeleklereto the angelsşüphesiz benIndeed, I (am)yaratacağımgoing to placeyeryüzündeinyeryüzüthe earthbir halifea vicegerentdediler (melekler)they saidmi yaratacaksın?Will You placeoradain itkimse(one) whobozgunculuk yapanwill spread corruptionoradain itdökenand will shedkan[the] blood[s]oysa bizwhile wetesbih ediyor[we] glorify (You)seni överekwith Your praisesve takdis ediyoruzand we sanctifyseni[to] YoudediHe saidşüphesiz benIndeed, Ibilirim[I] knowşeyleriwhatdeğilsiniznotsiz biliyoryou know
🇹🇷 2:30 Bir zamanlar Rabb'in meleklere: "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" demişti. (Melekler): "A!.. Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz" dediler. (Rabb'in): "Ben sizin bilmediklerinizi bilirim." dedi.
ve öğrettiAnd He taughtAdem'eAdamisimlerithe names bütünall of themsonraThenonları sunupHe displayed themmelekleretomeleklerthe angelsve dedithen He saidbana söyleyinInform Meisimleriniof (the) namesonların(of) theseeğerifisenizyou aredoğru kimselertruthful
🇹🇷 2:31 Ve Âdem'e isimlerin hepsini öğretti, sonra onları meleklere gösterip: "Haydi davanızda sadıksanız bana şunları isimleriyle haber verin." dedi.
dediler kiThey saidSeni tesbih ederizGlory be to YouyokturNobilgimizknowledgebizim(is) for usbaşkaexceptşeydenwhatbize öğrettiğinYou have taught usşüphesiz senIndeed YousenYoubilensin(are) the All-Knowinghakim olansınthe All-Wise
🇹🇷 2:32 Dediler ki: "Yücesin sen (ya Rab!). Bizim, senin bize öğrettiğinden başka bir bilgimiz yoktur. Şüphesiz sen bilensin, hakîmsin".
(Allah) dedi kiHe saidey AdemO Adambunlara haber verInform themonların isimleriniof their namesne zaman kiAnd whenbunlara haber verincehe had informed themonların isimleriniof their names(Allah) dedi kiHe saiddeğil miydim?Did notsize demişI saysizeto youşüphesiz benIndeed, Ibilirim[I] knowgayblarını(the) unseengöklerin(of) the heavensve yerinand the earthve bilirimand I knowşeyleriwhatsizin açıkladıklarınızyou revealve şeyleriand whatolduğunuzyou [were]gizlemekteconceal
🇹🇷 2:33 (Allah): "Ey Âdem, bunlara onları isimleriyle haber ver." dedi. Bu emir üzerine Âdem onlara isimleriyle onları haber verince, (Allah): "Ben size, ben göklerin ve yerin gayblarını bilirim, sizin açıkladığınızı da, içinizde gizlediğinizi de bilirim" dememiş miydim?" dedi.
haniAnd whendemiştikWe saidMeleklereto the angelssecde edinProstrateAdem'eto Adamhemen secde ettiler[so] they prostratedhariçexceptİblisIbliskaçındıHe refusedve kibirlendiand was arrogantve olduand becameinkarcılardanofkâfirlerthe disbelievers
🇹🇷 2:34 Ve o zaman meleklere: "Âdem'e secde edin!" dedik, hemen secde ettiler. Yalnız İblis dayattı, kibrine yediremedi, inkârcılardan oldu.
ve dedik kiAnd We saidey AdemO AdamoturunDwellsenyouve eşinand your spousecennette(in) Paradiseve yeyinand [you both] eatondanfrom itbol bolfreelyyerde(from) whereverdilediğinizyou [both] wishyaklaşmayınBut do not(ikiniz) yaklaşmayın[you two] approachşuthisağaca[the] treeolursunuzlest you [both] bezalimlerdenofzalimlerthe wrongdoers
🇹🇷 2:35 Dedik ki: "Ey Âdem, sen ve eşin cennette oturun, ikiniz de ondan dilediğiniz yerde bol bol yeyin, fakat şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz."
onlar(ın ayağın)ı kaydırdıThen made [both of] them slipşeytanthe Shaitaanoradanfrom itçıkardıand he got [both of] them outyerdenfrom whatbulunduklarıthey [both] wereiçindein [it]ve dedik kiAnd We saidininGo down (all of you)kiminizsome of youkiminizeto othersdüşman olarak(as) enemysizin için vardırand for youyeryüzündeinyeryüzüthe earthkalmak(is) a dwelling placeve nimetand a provisionbir süreforbir sürea period
🇹🇷 2:36 Bunun üzerine şeytan onları(n ayağını) oradan kaydırdı, içinde bulundukları (cennet yurdu)ndan çıkardı. Biz de: "Birbirinize düşman olarak inin, orada belirli bir vakte kadar sizin için bir karar yeri ve bir nasib vardır." dedik.
derken aldıThen receivedAdemAdamRabbindenfromRabbihis Lordkelimelerwordstevbesini kabul ettiSo (his Lord) turnedonuntowards himşüphesizIndeed HeOHetevbeyi çok kabul edendir(is) the Oft-returning (to mercy)çok esirgeyendirthe Most Merciful
🇹🇷 2:37 Derken Âdem Rabb'ından birtakım kelimeler aldı, (onlarla tevbe etti. O da) tevbesini kabul etti. Muhakkak O, tevbeyi çok kabul eden, çok esirgeyendir.