بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
tesbih etmiştirGlorifiesAllah'ı[to] Allahher şeywhateverbulunan(is) ingöklerdethe heavensve yerdeand the earthOand Heazizdir(is) the All-Mightyhakimdirthe All-Wise
🇹🇷 57:1 Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah'ı tesbih etmektedir. O, çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
O'nundurFor Himmülkü(is the) dominiongöklerin(of) the heavensve yerinand the earthyaşatırHe gives lifeve öldürürand causes deathve Oand Heüzerine(is) overherallşeythingskadirdirAll-Powerful
🇹🇷 57:2 Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. O, diriltir, öldürür, O, her şeye kadirdir.
OHeilktir(is) the Firstve sondurand the Lastve zahirdirand the Apparentve batındırand the Unapparentve Oand Heher(is) of everyşeyithingbilendirAll-Knower
🇹🇷 57:3 O ilktir, sondur, zahirdir, bâtındır. O herşeyi bilendir.
O'durHeyaratan(is) the One Whoyarattıcreatedgöklerithe heavensve yeriand the earthaltıinaltısixgündeperiodssonrathenoturanHe roseüzerineoverArşthe ThronebilirHe knowsşeyiwhatgirenpenetratesyerein(to)yeryüzüthe earthve şeyiand whatçıkancomes forthondanfrom itve şeyiand whatinendescendsgöktenfromgökthe heavenve şeyiand whatçıkanascendsonathereinve Oand Hesizinle beraberdir(is) with youneredewhereverolsanızwhereversizyou areAllahAnd Allahşeyleriof whatyaptıklarınızyou dogörmektedir(is) All-seer
🇹🇷 57:4 O'dur ki gökleri ve yeri altı günde yarattı. Sonra arş üzerine istivâ etti (hükümran oldu). Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni, ona çıkanı bilir. Nerede olsanız O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görmektedir.
O'nundurFor Himmülkü(is the) dominiongöklerin(of) the heavensve yerinand the earthveand toAllah'aAllahdöndürülecektirwill be returnedbütün işlerthe matters
🇹🇷 57:5 Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Bütün işler O'na döndürülecektir.
sokarHe mergesgeceyithe nightiçineintogündüzünthe dayve sokarand He mergesgündüzüthe dayiçineintogeceninthe nightve Oand Hebilir(is) All-Knowerözünüof what is in the breastsgöğüslerinof what is in the breasts
🇹🇷 57:6 Geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü gecenin içine sokar. O, göğüslerin özünü bilir.
inanınBelieveAllah'ain Allahve Elçisineand His Messengerve infak edinand spendşeylerdenof whatsizi kıldığıHe has made youhakimtrusteesondathereinkimselereAnd thoseinanan(lara)who believesizdenamong youve infak edenlereand spendonlar için vardırfor themmükafat(is) a rewardbüyükgreat
🇹🇷 57:7 Allah'a ve Resulüne iman edin. Sizi hâkim kıldığı, sizin yönetiminize verdiği şeylerden harcayın. Sizden, inanan ve harcayanlar için büyük mükafat vardır.
ve ne?And whatoluyor size(is) for yougüvenmiyorsunuz(that) notiman edersinizyou believeAllah'ain Allahve elçiwhile the Messengersizi çağırdığı (halde)calls youinanmağathat you believeRabbinizein your Lordve muhakkakand indeedaldığı (halde)He has takensizin sağlam sözünüzüyour covenanteğerifisenizyou areinananlarbelievers
🇹🇷 57:8 Size ne oldu ki, Resul sizi Rabbinize inanmanız için davet ettiği halde Allah'a inanmıyorsunuz? Oysa O, sizden kesin söz almıştı. Eğer inanacaksanız.
O'durHeindiren(is) the One Whoindirirsends downüzerineuponkuluHis slaveayetlerVersesaçık açıkclearsizi çıkarmak içinthat He may bring you outkaranlıklardanfromkaranlıklarthe darkness[es]aydınlığaintonurthe lightve şüphesizAnd indeedAllahAllahsize karşıto youçok şefkatlidir(is the) Most Kindçok merhametlidir(the) Most Merciful
🇹🇷 57:9 Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna apaçık âyetler indiren O'dur. Şüphesiz Allah, size karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.
ve ne?And whatoluyor size(is) for youinfak etmiyorsunuzthat notharcarsınızyou spendyolundainyol(the) wayAllah(of) Allahzaten Allah'ındırwhile for Allahmirası(is the) heritagegöklerin(of) the heavensve yerinand the earthbir olmazNoteşittirlerare equaliçinizdenamong youkimseler(those) whoinfak edenspentöncebeforeöncebeforefetihdenthe victoryve savaşanlarand foughtonlarınThosedaha büyüktür(are) greaterderecesi(in) degreekimselerdenthanonlar kithose whoinfak eden(ler)spentsonradanafterwardssonradanafterwardsve savaşanlar(dan)and foughtve hepsineBut to allva'detmiştirAllah has promisedAllahAllah has promiseden güzel (sonucu)the bestve AllahAnd Allahşeyleriof whatyaptıklarınızyou dohaber almaktadır(is) All-Aware
🇹🇷 57:10 Neden siz Allah yolunda harcamayasınız ki? Göklerin ve yerin mirası zaten Allah'ındır. Elbette içinizden, fetihten önce harcayan ve savaşan bir olmaz. Onların derecesi, sonradan infak eden ve savaşanlardan daha büyüktür. Bununla beraber Allah hepsinede en güzel sonucu vaad etmiştir. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
kimdir?Who (is)olan kimsethe one whoo kimse kithe one whoborç verecekwill loanAllah'a(to) Allahbir borç ilea loangüzelgoodlyki o kat kat artırsınso He will multiply itonafor himve onun için (versin)and for himbir mükafat(is) a rewarddeğerlinoble
🇹🇷 57:11 Kimdir o, Allah'a güzel bir borç verecek olan ki, Allah da onun verdiğini kat kat artırsın ve onun için şerefli bir mükafat da versin.
o gün(On the) Daygörürsünyou will seeinanan erkeklerithe believing menve inanan kadınlarıand the believing womenkoşar durumdarunningışıklarıtheir lightönlerindebefore themönlerindebefore themve sağlarındaand on their rightmüjdenizGlad tidings for youbugünthis Day cennetlerdirgardensakanflowingaltlarındanfromonun altındanunderneath itırmaklarthe riversebedi kalacağınızabiding foreveriçindethereinişte budurThato[it] (is)başarıthe successbüyükthe great
🇹🇷 57:12 O gün inanan erkekleri ve inanan kadınları görürsün ki nurları, önlerinde ve sağlarında koşuyor. (Kendilerine): "Bugün müjdeniz altlarından ırmaklar akan, içlerinde ebedi kalacağınız cennetlerdir." (denilir) İşte büyük kurtuluş budur!
o gün(On the) Dayderler kiwill saymünafık erkeklerthe hypocrite menve münafık kadınlarand the hypocrite womenmü'minlereto those whoiman ettibelievedbize bakınWait for usyararlanalımwe may acquiresizin nurunuzdanofışığınızyour lightdenilir kiIt will be saiddönünGo backarkanızabehind youve arayınand seeknurlightsonra çekilirThen will be put uparalarınabetween thembir sura wallolanfor itkapısıa gateonun içindeits interiorvardırin itrahmet(is) mercyve dışbut its exterioryönündefacing towards [it]ona yönelerekfacing towards [it]azabthe punishment
🇹🇷 57:13 O gün münafık erkekler ve münafık kadınlar o iman edenlere şöyle diyeceklerdir: "Bize bakın da sizin nurunuzdan alalım?" Onlara: "Arkanıza dönün de nur arayın!" denilir. Aralarına kapılı bir sur çekilir ki, onun içinde rahmet, dışında da azap vardır.
onlara seslenirlerThey will call themdeğil miydik?Were notbizwesizinle beraberwith youderler kiThey will sayevetYesama sizbut youkötülük ettinizled to temptationkendi canlarınızayourselvesve bekledinizand you awaitedve kuşkulandınızand you doubtedve sizi aldattıand deceived youkuruntularthe wishful thinkingkadaruntilgelinceyecameemri (ölüm)(the) CommandAllah'ın(of) Allahve sizi aldattıAnd deceived youAllah(ın affı) ileabout Allahçok aldatıcı (şeytan)the deceiver
🇹🇷 57:14 (Münafıklar) onlara: "Biz sizinle beraber değil miydik?" diye seslenirler. (Müminler) de derler ki: "Evet ama, siz kendi canlarınıza kötülük ettiniz, gözlediniz, şüpheye düştünüz ve kuruntular sizi aldattı. O çok aldatan (şeytan) sizi, Allah hakkında bile aldattı. Nihayet Allah'ın emri gelip çattı.
bugün artıkSo todayalınmaznotkabul edilirwill be acceptedsizdenfrom youfidyeany ransomne deand notkimselerdenfromonlar kithose whoinkar eden(ler)disbelievedvaracağınız yerYour abodeateştir(is) the Fireodurit (is)sizin layığınızyour protectorne kötüand wretched isgidilecek yerdir orasıthe destination
🇹🇷 57:15 Bugün artık ne sizden ne de inkar edenlerden fidye kabul edilir, varacağınız yer ateştir. Size yaraşan odur. Orası ne kötü bir dönüş yeridir!
vakti gelmedi mi?Has notvakti gelircome (the) timeiçinfor those whoinananlarbelievedsaygı duymasınınthathuşû duymasıbecome humblekalblerinintheir heartszikrineat (the) remembrance (of) AllahAllah'ınat (the) remembrance (of) Allahve şeyeand whatinananlarhas come downhaktanofhakthe truthveAnd notolmasınlarthey becomekimseler gibilike those whoverilenwere givenKitapthe Bookbundan öncebeforeöncebeforeve geçen(and) was prolongedüzerlerindenfor themuzun zamanthe termve katılaşanso hardenedkalbleritheir heartsve çoğuand manyonlarınof themyoldan çıkmıştır(are) defiantly disobedient
🇹🇷 57:16 İnananlar için hâlâ vakit gelmedi mi ki, kalbleri Allah'ın zikrine ve inen hakka saygı duysun ve bundan önce kendilerine verilmiş, sonra üzerlerinden uzun zaman geçmekle kalbleri katılaşmış, çoğu da yoldan çıkmış kimseler gibi olmasınlar?
biliniz kiKnowşüphesizthatAllahAllahdiriltirgives lifeyeri(to) the earthsonraafterölümündenits deathandolsunIndeedaçıkladıkWe have made clearsizeto youayetleri;the Signsumulur kiso that you mayaklınızı kullanırsınızunderstand
🇹🇷 57:17 Biliniz ki Allah yer yüzünü ölümünden sonra diriltir. Belki aklınızı kullanırsınız diye size âyetleri açıkladık.
şüphesizIndeedsadaka veren erkeklerthe men who give charityve sadaka veren kadınlarand the women who give charityve borç verenlerand who lendAllah'a(to) Allahbir borçlaa loangüzelgoodlykat kat yapılırit will be multipliedonlarafor themve onlar için vardırand for thembir mükafat(is) a rewarddeğerlinoble
🇹🇷 57:18 Şüphesiz sadaka veren erkeklere ve sadaka veren kadınlara ve Allah'a güzel bir ödünç verenlere, verdikleri kat kat artırılır ve onlara şerefli bir mükafat vardır.
ve kimselerAnd those whoinananlarbelieveAllah'ain Allahve elçilerineand His Messengersişte[those]onlardırtheysıddikler(are) the truthfulve şehidlerand the martyrsyanında(are) withRableritheir Lordonların vardırFor themmükafatları(is) their rewardve nurlarıand their lightve kimselerBut those whoinkar eden(ler)disbelieveve yalanlayanlarand denyayetlerimiziOur Versesonlarthosehalkıdır(are the) companionscehennem(of) the Hellfire
🇹🇷 57:19 Allah'a ve peygamberine iman edenler var ya, işte onlar, Rableri yanında sözü özü doğru olanlar ve şehitlik mertebesine erenlerdir. Onların mükafatları ve nurları vardır. İnkar edip de âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar da cehennemin adamlarıdır.
bilin kiKnowşüphesizthathayatıthe lifedünya(of) the worldbir oyundur(is) playve eğlencedirand amusementve süstürand adornmentve övünmedirand boastingkendi aranızdaamong youçoğaltma yarışıdırand competition in increasemaldaofmalthe wealthve evladdaand the childrentıpkı şuna benzerlike (the) examplebir yağmura(of) a rainhoşuna gidenpleasesekincilerinthe tillersbitirdiği otits growthsonrathenkururit driesonu görürsünand you see itsapsarıturning yellowsonrathenolurbecomesçerçöpdebrisise vardırAnd inahirettethe Hereafterbir azab(is) a punishmentçetinsevereve mağfiretand forgivenessAllahtanfromAllahAllahve rızaand Pleasureve değildirBut nothayatı(is) the lifedünya(of) the worldbaşka bir şeyexceptbir zevkten(the) enjoymentaldatıcı(of) delusion
🇹🇷 57:20 Biliniz ki dünya hayatı bir oyun, bir eğlence, bir süs ve kendi aranızda övünme, mal ve evlat çoğaltma yarışından ibarettir. Bu, tıpkı bir yağmura benzer ki; bitirdiği ot, ekincilerin hoşuna gider, sonra kurur, onu sapsarı görürsün, sonra çerçöp olur. Ahirette ise çetin bir azab; Allah'tan mağfiret ve rıza vardır. Dünya hayatı, aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir.
koşunRacebir mağfiretetobağışlama(the) forgivenessRabbinizdenfromRabbinyour Lordve bir cenneteand a Gardengenişliğiits widthgenişliği gibi (olan)(is) like (the) widthgök(of) the heavenile yerinand the earthhazırlanmışpreparediçinfor those whoinananlarbelieveAllah'ain Allahve elçilerineand His Messengersişte buThatlutfudur(is the) BountyAllah'ın(of) AllahvereceğiHe giveskimseye(to) whomdilediğiHe willsve AllahAnd Allahsahibidir(is) the Possessor of Bountylutuf(is) the Possessor of Bountybüyükthe Great
🇹🇷 57:21 Rabbinizden bir mağfirete; Allah'a ve peygamberine inananlar için hazırlanmış olup, genişliği gökle yerin genişliği kadar olan cennete koşuşun. İşte bu Allah'ın lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir.
yokturNotisabet edenstrikeshiçbiranymusibetdisasteryerdeinyeryüzüthe earthve ne deand notkendi canlarınızdainkendinizyourselvesolmayanbutbir Kitaptainbir kayıta Registeröncebeforeöncebeforebiz onu yaratmadanthatonu var ederizWe bring it into existencedoğrusuIndeedbuthatAllah'aforAllahAllahkolaydır(is) easy
🇹🇷 57:22 Yeryüzünde vuku bulan ve sizin başınıza gelen herhangi bir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce, bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz bu Allah'a göre kolaydır.
içinSo that you may notüzülmemenizgrieveüzerineoverşeywhatelinizden çıkanhas escaped youveand (do) notşımarmamanız (için)exultşey ileat whatsize verdiğiHe has given youve AllahAnd Allahsevmez(does) notseverlerlovehiçbirinieverykendini beğenenleriself-deludedövünenleriboaster
🇹🇷 57:23 Böylece elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah'ın size verdiği nimetlerle şımarmayasınız. Çünkü Allah, kendini beğenip böbürlenen kimseleri sevmez.
onlar kiThose whocimrilik ederlerare stingyve emrederlerand enjoininsanlara(on) the peoplecimriliğistinginessve kimAnd whoeveryüz çevirirseturns awayşüphesizthen indeedAllahAllahOHezengindir(is) Free of needövgüye layıktırthe Praiseworthy
🇹🇷 57:24 Onlar cimrilik edip insanlara da cimriliği emrederler. Kim yüz çevirirse Allah, zengindir, övgüye layıktır.
andolsunCertainlybiz gönderdikWe sentelçilerimiziOur Messengersaçık kanıtlarlawith clear proofsve indirdikand We sent downonlarla beraberwith themKitabıthe Scriptureve ölçüyüand the Balanceyerine getirsinler diyethat may establishinsanlarthe peopleadaletijusticeve indirdikAnd We sent downdemiri[the] ironkendisinde bulunanwhereinbir kuvvet(is) powerbüyükmightyve birçok yararlarand benefitsinsanlarafor the peopleve bilsin diyeand so that Allah may make evidentAllahand so that Allah may make evidentkimin(he) whokendisine yardım edeceğinihelps Himve elçilerineand His MessengersgaybdaunseenşüphesizIndeedAllahAllahkuvvetlidir(is) All-Strongdaima üstündürAll-Mighty
🇹🇷 57:25 Andolsun biz peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde kitabı ve ölçüyü indirdik. Biz demiri de indirdik ki onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır. Bu, Allah'ın dinine ve peygamberlerine görmeden yardım edenleri belirlemesi içindir. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, daima üstündür.
🔬 İlim notu —
Demir, yıldızların çekirdeğinde sentezlenip süpernovalarla uzaya saçılır — Dünya’ya kelimenin tam anlamıyla "inmiştir".
❝…demiri indirdik; onda büyük bir kuvvet ve insanlar için faydalar vardır.❞
Demir, yıldızların çekirdeğinde sentezlenip süpernovalarla uzaya saçılır — Dünya’ya kelimenin tam anlamıyla "inmiştir".
ve andolsunAnd certainlygönderdikWe sentNuh'uNuhve İbrahim'iand Ibrahimve koydukand We placedarasınainbunların zürriyetleritheir offspringpeygamberliğiProphethoodve Kitabıand the Scriptureonlardan vardırand among themdoğru yolda olanlar(is) a guided oneama çoğubut mostonlardanof themyoldan çıkmıştır(are) defiantly disobediently
🇹🇷 57:26 Andolsun, Nuh'u ve İbrahim'i elçi gönderdik, peygamberliği ve kitabı bunların zürriyetleri arasına koyduk. Onlardan yola gelen de vardı, ama onlardan çoğu yoldan çıkmışlardı.
sonraThenardarda gönderdikWe sentüzerineonbunların izleritheir footstepselçilerimiziOur Messengersve onların ardına kattıkand We followedÎsa'yıwith IsaoğlusonMeryem(of) Maryamve ona verdikand We gave himİncil'ithe Injeelve koydukAnd We placediçineinkalbleri(the) heartsona uyanların(of) those whoona uydularfollowed himşefkatcompassionve merhametand mercyve ruhbanlığıBut monasticismicadettiklerithey innovated biz yazmamıştıknotonu yazdıkWe prescribed itonlarafor them dışında bir şeyonlykazanmalarıseekingrızasını(the) pleasureAllah'ın(of) Allahamabut notona uymadılarthey observed ithakkıyla(with) rightriayet ederekobservancebiz de verdikSo We gavekimselerethose whoiman eden(lere)believedonlardanamong themmükafatlarınıtheir rewardfakat birçoğubut mostonlardanof themyoldan çıkmıştır(are) defiantly disobediently
🇹🇷 57:27 Sonra bunların izinden ard arda peygamberlerimizi gönderdik. Meryem oğlu İsa'yı da arkalarından gönderdik, ona İncil'i verdik ve ona uyanların yüreklerine bir şefkat ve merhamet koyduk. Uydurdukları ruhbanlığa gelince onu, biz yazmadık. Fakat kendileri Allah rızasını kazanmak için yaptılar. Ama buna da gereği gibi uymadılar. Biz de onlardan iman edenlere mükafatlarını verdik. İçlerinden çoğu da yoldan çıkmışlardır.
eyO you who believekimselerO you who believeinanan(lar)O you who believekorkunFearAllah'tanAllahve inanınand believeO'nun Elçisinein His Messengersize versinHe will give youiki paydouble portionrahmetindenofO'nun rahmetiHis Mercyve yaratsınand He will makesizin içinfor youbir nura lightyürüyeceğinizyou will walkondawith itve bağışlasınand He will forgivesiziyouve AllahAnd Allahçok bağışlayandır(is) Oft-Forgivingçok esirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 57:28 Ey inananlar! Allah'tan korkun, O'nun Resulü'ne inanın ki size rahmetinden iki pay versin, sizin için ışığında yürüyeceğiniz bir nur yaratsın ve sizi bağışlasın. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir
diyeSo thatbilsinlermay knowehli(the) PeopleKitap(of) the Bookmalik olmadıklarınıthat notgüç yetirirlerthey have powerhiçbiroverşeyeanythinglutfundanfromlütuf(the) BountyAllah'ın(of) Allahve şüphesizand thatlutfunthe Bountyelinde olduğunu(is) in Allah's HandAllah'ın(is) in Allah's Handonu vereceğiniHe gives itkimseyewhomdilediğineHe willsve AllahAnd Allahsahibidir(is) the Possessor of Bountylutuf(is) the Possessor of Bountybüyükthe Great
🇹🇷 57:29 Böylece Kitab ehli, Allah'ın lütfundan hiçbir şey elde edemiyeceklerini bilsinler. Lütuf bütünüyle Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir. Allah, büyük lütuf sahibidir.
Mahmoud Khalil Al-Husary