ve iktidara getirmeyiAnd [We] establishonlarıthemo yerdeinyerthe landve göstermeyiand showFir'avn'aFiraunve Haman'aand Hamanve askerlerineand their hostsonlardanthrough themşeyiwhatolduklarıthey werekorkmuşfearing
🇹🇷 28:6 Ve o yerde onları hakim kılalım, Firavun ile Hâmân ve ordularına, onlardan çekinmekte oldukları şeyi gösterelim.
ve vahyettikAnd We inspiredannesine[to]anne(the) motherMusa'nın(of) MusadiyethatO(çocuğu)nu emzirSuckle himne zaman kibut whenkorkarsanyou fearbaşına bir şey gelmesindenfor himonu bırakthen cast himsuyain(to)nehirthe riverveand (do) notkorkmafearveand (do) notüzülmegrieveelbette bizIndeed, Weonu tekrar geri vereceğiz(will) restore himsanato youve onu yapacağızand (will) make himelçilerdenofelçilerthe Messengers
🇹🇷 28:7 O esnada Musa'nın anasına "Onu emzir, kendisine zarar geleceğinden kaygılandığında onu denize (Nil nehrine) bırakıver, hiç korkup kaygılanma, çünkü biz onu tekrar sana vereceğiz ve onu peygamberlerden biri yapacağız" diye bildirdik.
nihayet onu aldıThen picked him upailesi(the) familyFir'avn(of) Firaunolsunası içinso that he might becomekendilerineto thembir düşmanan enemyve başlarına derdand a griefgerçektenIndeedFir'avnFiraunve Hamanand Hamanve askerleriand their hostsyanılıyorlardıweregünahkârlarsinners
🇹🇷 28:8 Nihayet Firavun ailesi onu yitik olarak aldı. Çünkü o, sonunda kendileri için bir düşman ve bir tasa olacaktı. Şüphesiz Firavun ile Hâmân ve askerleri yanılıyorlardı.
ve dedi kiAnd saidkarısı(the) wifeFir'avn'ın(of) FiraunaydınlığıA comfortgöz(of the) eyebana dafor meve sana daand for youonu öldürmeyin(Do) notonu öldürünkill himbelkiperhapsdiye(that)bize yararı dokunurhe may benefit usya daoronu edinirizwe may take himevlad(as) a sonve onlarAnd theyanlamıyorlardı(did) notfarkederlerperceive
🇹🇷 28:9 Firavun'un karısı (sepetin içinden çocuk çıkınca kocasına), "İkimizin de gözü aydın! Onu öldürmeyin, belki bize faydası dokunur, ya da onu evlad ediniriz" dedi. Halbuki onlar işin sonunu sezemiyorlardı.
ve sabahladıAnd becamegönlü(the) heartannesinin(of the) motherMusa'nın(of) MusabomboştuemptyneredeyseThatneredeyseshe was nearaçığa vuracaktı(to) disclosingonuabout himeğer olmasaydıkif notbiz iyice pekiştirmişthatgüçlendirdikWe strengthenedüzerine[over]onun kalbiher heartolması içinso that she would beinananlardanofmüminlerthe believers
🇹🇷 28:10 Musa'nın anasının yüreği (tasadan) bomboş kalıverdi. Eğer biz, (vaadimize) inananlardan olması için onun kalbini pekiştirmemiş olsaydık, neredeyse işi meydana çıkaracaktı.
ve dedi kiAnd she saidkızkardeşineto his sisteronu takip etFollow himo da gözetlediSo she watchedonuhimuzaktanfrombir mesafea distanceve onlarwhile theyfarkına varmadan(did) notfarkederlerperceive
🇹🇷 28:11 Annesi Musa'nın ablasına, "Onun izini takip et" dedi. O da, onlar farkına varmadan uzaktan kardeşini gözetledi.
ve haram etmiştikAnd We had forbiddenonafor himsüt annelerithe wet nursesdaha öncebeforeöncebeforededi kiso she saidsize göstereyimmi?Shall Isizi yönlendirirdirect youhalkını (aile)toinsanlar(the) peoplebir ev (aile)(of) a houseonun bakımını üstlenecekwho will rear himsizin içinfor youve onlarwhile theyonato himöğüt verecek(will be) sincere
🇹🇷 28:12 Biz (annesine geri vermezden) daha önce, onun süt analarının sütünü kabulüne müsade etmedik. Bunun üzerine ablası, "Size, onun bakımını sizin namınıza üstlenecek, hem de ona iyi davranacak bir aile göstereyim mi?" dedi.
böylece onu geri verdikSo We restored himannesinetoannesihis motheriçinthataydın olmasımight be comfortedgözüher eyeveand notüzülmesin (diye)she may grieveve bilmesi içinand that she would knowşüphesiz kithatva'dithe Promise of AllahAllah'ınthe Promise of Allahhaktır(is) trueve fakatButçoklarımost of thembilmezler(do) notbilirlerknow
🇹🇷 28:13 Böylelikle biz onu, gözü aydın olsun, gam çekmesin ve Allah'ın vaadinin gerçek olduğunu bilsin, diye anasına geri verdik. Fakat yine de pek çoğu (bunu) bilmezler.
Mahmoud Khalil Al-Husary