veAnd indeedneredeysethey were aboutseni tedirgin edeceklerdi(to) scare youyurdundanfromyerthe landçıkarmak içinthat they evict youoradanfrom ito takdirdeBut thenkalamazlarnotkalırlardıthey (would) have stayedsenin ardındanafter youancakexceptpek aza little
🇹🇷 17:76 (Ey Muhammed!) Yakında seni yurdundan çıkarmak için, muhakkak ki rahatsız edecekler ve o takdirde onlar da senin ardından pek az kalacaklardır.
yasası (budur)(Such is Our) Waykimsenin(for) whomgönderdiğimiz[verily]gönderdikWe sentsenden öncebefore youelçilerimizdenofelçilerimizOur Messengersve aslaAnd notbulamazsınyou will findbizim yasamızda(in) Our waybir değişiklikany alteration
🇹🇷 17:77 Bu, senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberlerimiz hakkındaki sünnetimizdir. Bizim sünnetimizde herhangi bir değişme göremezsin.
kılEstablishnamazthe prayersarkmasındanat the declinegüneşin(of) the sunkadartillkararmasına(the) darknessgecenin(of) the nightve Kur'an'ını da (unutma)and Quransabahınat dawnçünküindeedKur'anthe Quransabah(at) the dawngörülecek şeydirishiç şahit oldunuz muever witnessed
🇹🇷 17:78 Güneşin batıya kaymasından, gecenin karanlığına kadar (belirli vakitlerde) gereği üzere namazı kıl, bir de sabah namazını kıl. Çünkü sabah namazında, gece ve gündüz melekleri hazır bulunur.
bir kısmındaAnd fromgeceninthe nightuyan (teheccüd kıl)arise from sleep for prayerözgü olarakwith itfazladan(as) additionalsanafor youumulur kiit may beseni ulaştırırthatseni yükseltecekwill raise youRabbinyour Lordbir makama(to) a stationgüzelpraiseworthy
🇹🇷 17:79 Gecenin bir kısmında da sadece sana mahsus bir nafile olmak üzere uykudan kalk, Kur'ân ile teheccüd namazı kıl, Rabbinin seni bir makamı mahmuda (şefaat makamına) göndermesi kesindir.
ve de kiAnd sayRabbimMy Lordbeni girdirCause me to entergirdirişiylean entrancedoğruluksoundve beni çıkarand cause me to exitçıkarışiylean exitdoğruluksoundve verand makebanafor mekatındanfromSenin katındanear Youbir güçan authorityyardımcıhelping
🇹🇷 17:80 (Ey Muhammed!) De ki: "Rabbim! Beni, takdir ettiğin yere gönül rahatlığı ve huzur içinde koy ve çıkacağım yerden de dürüstlükle ve selametle çıkmamı sağla. Bana katından yardım edici bir kuvvet ver."
ve de kiAnd saygeldiHas comeHakthe truthve gitti;and perishedbatılthe falsehoodzatenIndeedbatılthe falsehoodyok olmağa mahkumdurisyok olacaktır(bound) to perish
🇹🇷 17:81 (Ey Muhammed!) De ki: "Hak geldi, batıl yok oldu. Elbette batıl yok olmaya mahkumdur."
ve biz indiriyoruzAnd We revealKur'andanfromKur'anthe Quranşeylerthatoitşifa (olan)(is) a healingve rahmetand a mercymü'minlerefor the believersama (bu)but notartırmazit increaseszalimlerinthe wrongdoersbaşka bir şeyexceptziyanından(in) loss
🇹🇷 17:82 Biz Kur'ân'dan, iman edenler için bir şifa ve rahmet kaynağı olan âyetler indiriyoruz. Zalimlerin de ancak zararını artırır.
ne zamanAnd whenni'met versekWe bestow favorinsanaoninsanmanyüz çeviriphe turns awaydönerand becomes remoteyanınıon his sideve ne zaman kiAnd whenona dokunsatouches himbir zararthe evilumutsuzluğa düşerhe isümitsiz(in) despair
🇹🇷 17:83 Biz insana nimet verdiğimiz zaman, Allah'ı anmaktan yüz çevirip uzaklaşır. Ona fenalık dokununca da ümitsizliğe kapılır.
de kiSayherkesEachhareket ederworksüzerineonkendi karakterihis mannerRabbinizbut your Lorddaha iyi bilir(is) most knowingkiminof whoo[he]en doğru(is) best guidedyoldadır(in) way
🇹🇷 17:84 De ki: "Herkes bulunduğu hal ve niyetine göre iş yapar. Bu durumda kimin en doğru yolda olduğunu Rabbiniz daha iyi bilir."
ve sana sorarlarAnd they ask youruhtanconcerningnefisthe soulde kiSayRuhThe soulemrindendir(is) ofiş(the) affairRabbimin(of) my LordveAnd notsize verilmemiştiryou have been givenilimdenofilimthe knowledgedışındaexceptpek az bir şeya little
🇹🇷 17:85 Ey Muhammed! Sana ruhtan soruyorlar. De ki: "Ruh Rabbimin bildiği bir iştir ve size ilimden ancak az bir şey verilmiştir."
andolsun eğerAnd ifbiz dilesekWe willedtamamen gideririzWe (would) have surely taken awayvahyettiğimizithat whichindirdikWe have revealedsanato yousonraThenbulamazsınnotbulurdunyou would findsanafor youbu konudaconcerning itbize karşıagainst Usbir yardımcıany advocate
🇹🇷 17:86 Yemin olsun ki, dilersek sana vahyettiğimizi ortadan kaldırırız; sonra bize karşı kendine bir vekil (koruyucu) bulamazsın.
Mahmoud Khalil Al-Husary