ben temize çıkarmamAnd nottemize çıkarmamI absolvenefsimimyselfçünküIndeednefisthe souldaima emredicidir(is) a certain enjoinerkötülüğüof evilhariçunlessesirgediği[that]merhamet ederbestows MercyRabbiminmy LordşüphesizIndeedRabbimmy Lordbağışlayandır(is) Oft-ForgivingesirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 12:53 Ben yine de nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis şiddetle kötülüğü emreder. Ancak Rabbimin rahmetiyle yarlığadığı müstesna. Muhakkak ki, Rabbim bağışlayıcı ve merhametlidir.
dediAnd saidKralthe kingbana getirinBring him to meonuBring him to meonu özel (dost) yapayımI will select himkendimefor myselfne zaman kiThen whenonunla konuşuncahe spoke to himdedi kihe saidşüphesiz senIndeed, youbugün(are) todayyanımızdawith usmevki sahibisinfirmly establishedgüvenilir(bir kimse)sin(and) trusted
🇹🇷 12:54 Hükümdar dedi ki: "Onu bana getirin, kendime tahsis edeyim." Sonra onunla konuşunca da: "Sen bugün yanımızda gerçekten büyük bir mevki sahibisin, güvenilir birisin" dedi.
dediHe saidbeni tayin etAppoint meüstüneoverhazineleri(the) treasuriesülkenin(of) the landçünkü benIndeed, Iiyi korur(will be) a guardianiyi bilirimknowing
🇹🇷 12:55 O da, ona dedi ki: "Beni bu ülkenin hazineleri üzerine getir. Çünkü iyi korurum, iyi bilirim."
böyleceAnd thusbiz iktidar verdikWe establishedYusuf'a[to] Yusufo ülke'deinyerthe landkonaklardıto settleoradathereinyerdewhere everdilediğihe willedbiz ulaştırırızWe bestowrahmetimiziOur Mercykimseye(on) whomdilediğimizWe willzayi etmeyizAnd notzayi etmeyizWe let go wasteecrini(the) rewardgüzel davrananların(of) the good-doers
🇹🇷 12:56 Ve işte biz böylece Yusuf'u o yerde temkin ettik (yerleştirdik). Neresinde isterse orada makam tutuyordu. Biz rahmetimizi dilediğimize nasip ederiz. Ve iyilik edenlerin mükafatını zayi etmeyiz.
elbette ödülüAnd surely (the) rewardahiret(of) the Hereafterdaha hayırlıdır(is) betterkimseler içinfor those whoinanan(lar)believeve (için)and arekorunanlarGod conscious
🇹🇷 12:57 İman edip takva yolunu tutanlar için elbette ahiret mükafatı daha hayırlıdır.
ve geldilerAnd camekardeşleri(the) brothersYusuf'un(of) Yusufgirdilerand they enteredonun yanınaupon himo onları tanıdıand he recognized themfakat onlarbut theyonuknew him nottanımıyorlardıknew him not
🇹🇷 12:58 (Bir gün) Yusuf'un kardeşleri çıkageldiler ve onun yanına girdiler. O, onları görür görmez tanıdı, oysa onlar onu tanıyamamışlardı.
ve ne zaman kiAnd whenyüklettihe had furnished themonların yükleriniwith their suppliesdedi kihe saidbana getirinBring to mekardeşinizia brothersizinof yoursbabanızdan (olan)frombabanyour fathergörmüyor musunuz?Do notgörürsünyou seebenthat Itam yapıyorum[I] give fullölçüyü[the] measureve benand that I amen iyisiyim(the) bestkonukseverlerin(of) the hosts
🇹🇷 12:59 Ne zaman ki onların bütün hazırlıklarını tamamladı, o zaman dedi ki: "Babanızdan olan öbür kardeşinizi de bana getirin. Görüyorsunuz ya, ben ölçeği tam ölçüyorum ve ben konukseverlerin en hayırlısıyım."
eğerBut ifbana getirmezseniznotonu bana getirinyou bring him to meonuyou bring him to meartık yokturthen (there will be) noölçecek bir şeymeasuresizefor youbenim yanımdafrom me(bir daha) bana yaklaşmayınand notbana yaklaşmayınyou will come near me
🇹🇷 12:60 "Siz eğer onu bana getirmezseniz, bir daha size hiç kile yok, (bir ölçek bile zahire alamazsınız) yanıma da yaklaşmayın".
dediler kiThey saidistemeğe çalışacağızWe will try to get permissiononufor himbabasından(from) his fatherve biz muhakkakand indeed wemutlaka yapacağızsurely will do
🇹🇷 12:61 Dediler ki: "Onun için babasından izin almaya çalışacağız. Her hâlü kârda bunu yapacağz."
ve dedi kiAnd he saiduşaklarınato his servantskoyun!Putonların sermayelerinitheir merchandiseiçineinyüklerinintheir saddlebagsbelki onlarso that theybunun farkına varırlarmay recognize itzamanwhendöndüklerithey go backailelerinetokavimleritheir peoplebelki deso that they maygeri dönerlerreturn
🇹🇷 12:62 Yusuf bir taraftan da adamlarına tenbih etti: "Sermayelerini yüklerinin içine koyuverin, belki ailelerinin yanına dönünce farkına varırlar ve belki yine gelirler" dedi.
zamanSo whendöndüklerithey returnedbabalarınatobabalarıtheir fatherdediler kithey saidEy babamızO our fathermen'edildiHas been deniedbizdento usölçüthe measure(oyüzden) gönderso sendbizimle beraberwith uskardeşimiziour brotherölç(üp al)alım(that) we will get measureşüphesiz bizAnd indeed, weonufor himmutlaka koruruz(will) surely (be) guardians
🇹🇷 12:63 Böylece dönüp babalarına geldikleri vakit, dediler ki: "Ey babamız! Bizden ölçek menedildi (bize zahire verilmeyecek). Bu kere kardeşimizi de bizimle gönder ki, ölçek alabilelim. Biz onu kesinlikle koruyacağız."
Mahmoud Khalil Al-Husary