☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
nihayetSo whengötürdülerthey took himonuthey took himve karar verdilerand agreedatmayathatonu koydularthey put himdibineinen alt(the) bottomkuyunun(of) the wellve biz vahyettikBut We inspiredO'nato himandolsun haber vereceksinSurely, you will inform themonların işleriniabout this affairbuabout this affairve onlarwhile theyhiç değillerken(do) notfarkındaperceive
🇹🇷 12:15 Nihayet kardeşleri, Yusuf'u alıp götürdüler ve kuyunun dibine bırakmaya topluca karar verdiler. Biz de ona şöyle vahyettik: "Andolsun ki, sen onlara ilerde hiç beklemedikleri bir sırada bu yaptıklarını haber vereceksin".
ve geldilerAnd they camebabalarına(to) their fatherakşamleyinearly at nightağlayarakweeping
🇹🇷 12:16 Ve yatsı vakti, ağlayarak babalarına geldiler.
dedilerThey saidEy babamızO our fatherbizIndeed, wegittik[we] wentyarışıyordukracing each otherve bırakmıştıkand we leftYusuf'uYusufyanındawithyiyeceğimizinour possessionsonu yemişand ate himkurtthe wolffakat değilsinBut notsenyouinanacak(will) believebizeusşayeteven if(söylesek de)we aredosdoğrutruthful
🇹🇷 12:17 Dediler ki: "Ey babamız! Biz gittik, aramızda yarış yapıyorduk. Yusuf'u da eşyamızın yanına bırakmıştık. Bir de baktık ki, onu kurt yemiş. şu anda biz doğru da söylesek, yine de sen bize inanacak değilsin."
ve getirdilerAnd they broughtüzeriupongömleğininhis shirtkanlıwith false bloodyalandanwith false blooddedi kiHe saidherhaldeNayaldattıp sürüklemişhas enticed yousizihas enticed younefislerinizyour soulsbir işe(to) a matterartık (tek çarem) sabretmektirso patiencegüzelce(is) beautifulancak Allan'tanAnd Allahyardım istenir(is) the One sought for helpkaşıagainstdediğinizewhatnitelendirirsinizyou describe
🇹🇷 12:18 Bir de gömleğinin üzerinde yalandan bir kan getirmişlerdi. Babaları dedi ki: "Hayır, nefisleriniz aldatmış da size bir iş yaptırtmış. Artık bana güzel bir sabır gerekiyor. Bu anlattıklarınıza karşılık yardımına sığınılacak olan ancak Allah'dır."
ve geldiAnd there camebir kervana caravangönderdilerand they sentsucularınıtheir water drawersarkıttıthen he let downkovasınıhis bucketdedi kiHe saidEy! müjde!O good newsbuThisbir oğlan!(is) a boyve onu sakladılarAnd they hid himticaret için(as) a merchandisehalbuki AllahAnd Allahbiliyordu(is) All-Knowerşeyleriof whatonların yaptıklarıthey do
🇹🇷 12:19 Daha sonra bir kafile gelmiş, sucularını da göndermişlerdi. Vardı, kovasını kuyuya saldı, "Müjde hey, müjde! İşte bir çocuk!" dedi. Ve onu satılık bir mal olarak gizleyip korudular. Allah ise onların ne yapacaklarını biliyordu.
ve onu sattılarAnd they sold himbir pahayafor a pricedüşükvery lowparayadirhamsbirkaçfewve idilerand they wereona karşıabout himisteksizofvazgeçmeye heveslilerthose keen to give up
🇹🇷 12:20 Ve onu düşük bir değerle birkaç dirheme sattılar. Ona fazla önem vermemişlerdi.
ve dedi kiAnd saidkimsethe one whoonu satın alanbought himMısır'lıofMısırEgyptkarısınato his wifeona kıymet verMake comfortableiyi bakhis staybelkiPerhapsbize yararı dokunurthatbize fayda verir(he) will benefit usya daoronu edinirizwe will take himevlad(as) a sonve böyleceAnd thusbir imkan verdikWe establishedYusuf'aYusufo yerdeinyerthe landve ona öğrettikthat We might teach himyorumunu(the) interpretation ofyorumu(the) interpretation ofdüşlerinthe eventsve AllahAnd Allahgalip olandır(is) PredominantişindeoverO'nun işleriHis affairsamabutçoğumostinsanların(of) the peoplebilmezler(do) notbilirlerknow
🇹🇷 12:21 Onu satın alan Mısırlı, eşine dedi ki: "Buna güzel bak. Bize faydalı olabilir, ya da evlat ediniriz." Yusuf'u böylece oraya yerleştirdik. Ona rüyaların tabirini de öğrettik. Allah emrinde galiptir. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler.
ne zaman kiAnd whenerişincehe reachedkuvvetli çağınahis maturityona verdikWe gave himhükümwisdomve ilimand knowledgeişte böyleAnd thusmükafatlandırırızWe rewardgüzel hareket edenlerithe good-doers
🇹🇷 12:22 O, tam erginlik çağına gelince, kendisine ilim ve hüküm verdik. İşte biz, güzel iş yapanları böyle mükafatlandırırız.