dediler kiSaidileri gelenlerthe chiefskimseler(of) those whobüyüklük taslayanwere arrogantkavmindenamongkavmihis peoplemutlaka seni çıkarırızWe will surely drive you outEy Şu'aybO Shuaibve kimseleriAnd those whoinanan(ları)(have) believedseninle beraberwith youkentimizdenfromşehrimizour cityya daordönersinizyou must returndinimizetodinimizour religiondedi kiHe saidbile mi?Even ifbizwe areistemezsek(the) ones who hate (it)
🇹🇷 7:88 Kavminden ileri gelen kibirliler dediler ki: "Ey Şu'ayb! Ya mutlaka seni ve seninle beraber inananları kentimizden çıkarırız, ya da dinimize dönersiniz!" Dedi ki; "İstemesek de mi (bizi yurdumuzdan çıkaracak veya dinimizden döndüreceksiniz?)"
muhakkakVerilyatmış oluruzwe would have fabricatedüzerineagainstAllah'ınAllahyalana lieeğeriftekrar ona dönersekwe returnedsizin dininizeindininizyour religionsonraafterne zaman ki[when]bizi kurtardısaved usAllahAllahondanfrom itdeğildirAnd notmümkünit isbizim içinfor usdönmemizthatdönerizwe returnonain itdışındaexceptdilemesithatdilerwillsAllahAllah Rabbimizour LordkuşatmıştırEncompassesRabbimiz(by) Our Lordhereveryşeyithingbilgice(in) knowledgeAllah'aUponAllahAllahdayanmışızwe put our trustRabbimizOur Lordaç(ığa çıkar)Decidearamızıbetween usve arasınıand betweenkavmimizinour peoplegerçeklein truthmuhakkak ki senand Youen iyisisin(are the) Bestaç(ığa çıkar)anlanın(of) those who Decide
🇹🇷 7:89 (Andolsun ki), Allah bizi ondan (kâfirlikten) kurtardıktan sonra tekrar sizin dininize dönersek, Allah'a karşı iftira etmiş oluruz. Rabbimiz Allah'ın dilemesi hali müstesna geri dönmemiz bizim için olacak şey değildir. Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz sadece Allah'a dayanırız. Ey Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında adaletle hükmet. Çünkü sen hükmedenlerin en hayırlısısın.
ve dediler kiAnd saidileri gelenlerthe chiefskimseler(of) those whoinkar edendisbelievedkavmindenamongkavmihis peopleeğerIfuyarsanızyou followŞu'ayb'eShuaibmuhakkak sizindeed, youziyana uğrarsınızthenelbette hüsrana uğrayanlardır(will be) certainly losers
🇹🇷 7:90 Kavminden ileri gelen kâfirler dediler ki: "Eğer Şu'ayb'a uyarsanız o takdirde siz mutlaka ziyana uğrarsınız."
derken onları yakalayıverdiThen seized themo müthiş sarsıntıthe earthquakeçökekaldılarthen they becameyurtlarındainyurtlarıtheir home(s)diz üstüfallen prone
🇹🇷 7:91 Derken o (müthiş) sarsıntı onları yakalayıverdi, yurtlarında diz üstü çökekaldılar.
kimselerThose whoyalanlayandeniedŞu'ayb'iShuaibsanki gibi oldular(became) as ifhiç oturmamışnotyaşamışlardıthey (had) livedoradathereinkimselerThose whoyalanlayandeniedŞu'ayb'iShuaiboldularthey wereonlarthemziyana uğrayanlarthe losers
🇹🇷 7:92 Şu'ayb'ı yalanlayanlar, sanki yurtlarında hiç şenlik tutmamış gibi oldular. Şu'ayb'ı yalanlayanlar var ya işte ziyana uğrayanlar, onlar oldular.
öteye döndüSo he turned awayonlardanfrom themve dediand saidEy kavmimO my peopleandolsunVerilyben size duyurdumI (have) conveyed to youmesajlarını(the) MessagesRabbimin(of) my Lordve öğüt verdimand advisedsize[to] youartık nasılSo how couldacırımI grievebir kavmeforbir kavima peoplekafir(who are) disbelievers
🇹🇷 7:93 (Şu'ayb) onlardan öteye döndü de: "Ey kavmim! dedi, ben size Rabbimin gönderdiği gerçekleri duyurdum ve size öğüt verdim, artık kâfir bir kavme nasıl acırım?"
veAnd notgöndermedikWe sentbir ülkeyeinbir şehira cityhiçbiranypeygamberProphetsık(ma)dığımızexceptyakaladıkWe seizedhalkınıits peopleyoksullukwith adversityve darlıklaand hardshipdiyeso that they mayyalvarıp yakarsınlar(become) humble
🇹🇷 7:94 Biz hangi ülkeye bir peygamber gönderdiysek, onun halkınıyalvarıp yakarsınlar diye mutlaka yoksulluk ve darlıkla sıkmışızdır.
sonraThendeğiştirip getirdikWe changedyerine(in) placekötülüğü(of) the badiyilikthe goodta kiuntilçoğaldılarthey increasedve dedilerand saidmuhakkakVerilydokunmuştu(had) touchedatalarımızaour forefathersdarlıkthe adversityve sevinçand the easebiz de onları yakaladıkSo We seized themansızınsuddenlyve onlarwhile theydeğillerdi(did) notfarkındaperceive
🇹🇷 7:95 Sonra kötülüğü değiştirip yerine iyilik (bolluk) getirdik, nihayet çoğaldılar ve: "Atalarımıza da böyle darlık ve sevinç dokunmuştu." dediler ve hemen onları, hiç farkında olmadıkları bir sırada ansızın yakaladık.
Mahmoud Khalil Al-Husary