bu böyledirThat (is because)çünkü[that]değildirnot…dırisRabbinyour Lordhelak edicione who destroysülkelerithe citieszulüm ilefor (their) wrongdoinghalkıwhile their peoplehabersiz iken(are) unaware
🇹🇷 6:131 Bu (şundan dolayıdır ki) Rabbin, halkı habersiz iken ülkeleri zulüm ile helak edici değildir.
her birininAnd for alldereceleri vardır(will be) degreesyaptıkları işlere görefor whatyaptılarthey diddeğildirAnd notRabbin(is) your Lordhabersizunawareonların yaptıklarındanabout whatyaparlarthey do
🇹🇷 6:132 Her birinin yaptıklarına göre dereceleri vardır. Rabbin onların yaptıklarından habersiz değildir.
ve RabbinAnd your Lordzengindir(is) the Self-Sufficientsahibidir(the) Possessorrahmet(of) mercyeğerIfdilerseHe willssizi uzaklaştırırHe can take you awayve yerinize getirirand grant successionsizden sonrafromsenden sonraafter youdilediğini(to) whomO dilerHe willsgibiassizi yarattığıHe raised yousoyundanfromsoylarthe descendantsbir topluluğun(of) peoplebaşkaother
🇹🇷 6:133 Rabb'ın, hiçbir şeye muhtaç değildir, merhamet sahibidir. Sizi, başka bir kavmin soyundan getirdiği gibi, dilerse, sizi de yok edip, sizden sonra yerinize dilediğini getirir.
muhakkakIndeedsize söylenen uyarıwhatsize vadediliryou are promisedgelecektir(is) sure to comeve değil(siniz)And notsiz(can) youonu engelleyecekescape (it)
🇹🇷 6:134 Size vaad edilenler muhakkak gelecektir, siz, onun önüne geçemezsiniz.
de kiSayEy kavmimO my peopleyapacağınızı yapınWorkimkanınıza göreonyerinizyour positionşüphesiz ben deIndeed, I amyapıyoruma workeryakındaAnd soonbileceksinizyou will knowkiminwhoolacağınıwill havesonununfor himselfsonunda(in) the endbu yurdun(a good) homeşüphesizIndeed [he]iflah olmazlar(will) notkurtuluşa erersinizsucceedZalimlerthe wrongdoers
🇹🇷 6:135 De ki: "Ey kavmim! Gücünüz yettiğince yapacağınızı yapın, ben de yapıyorum. Yakında (dünya) yurdunun sonunun kimin olduğunu bileceksiniz. Muhakkak zalimler kurtuluşa eremezler".
ve kıldılarAnd they assignAllah'ınto Allahşeylerdenout of whatyarattığıHe producedekin(ler)denofekinlerthe cropsve hayvanlar(dan)and the cattlebir paya sharedediler kiand they saybuThisAllah'ındır(is) for Allahzanlarıncaby their claimbu daAnd thisortaklarımızındır(is) for our partners(halbuki)But whatolanisortaklarına aitfor their partnersulaşmaz(does) notulaşırreachAllah'a[to]AllahAllaholan (ise)while what…dırisAllah'a aitfor Allahothen itulaşırreachesortaklarına[to]ortaklarıtheir partnersne kötüEvilhüküm veriyorlar(is) whathükmederlerthey judge
🇹🇷 6:136 Allah'ın yarattığı ekin ve hayvanlardan Allah'a bir hisse ayırmakta ve kendilerince: "Bu, Allah'a ait; şu da ortaklarımıza ait" demektedirler. Ortakları için olan hisse Allah'a ulaşmamakta, fakat Allah'a ayrılan hisse ortaklarına ulaşmaktadır. Verdikleri hüküm ne kötüdür.
ve yineAnd likewisesüslü gösterdilermade pleasingçoğunato manymüşriklerdenofmüşriklerthe polytheists öldürmeyi(the) killingevladlarını(of) their children ortaklarıtheir partners onları mahvetsinler diyeso that they may ruin themve karıştırsınlar diyeand that they make confusingkendito themdinlerinitheir religioneğerAnd ifdileseydi(had) willedAllahAllahbunu yapamazlardınotbunu yapmazlardı(would) they have done soöyleyse onları baş başa bırakSo leave themşeylerleand whatuydurduklarıthey invent
🇹🇷 6:137 Yine ortakları, müşriklerden çoğuna evlatlarını öldürmeyi güzel gösterdi ki, hem kendilerini mahvetsinler, hem de dinlerini karıştırıp bozsunlar. Allah dileseydi bunu yapamazlardı. O halde onları, uydurduklarıyla baş başa bırak!
Mahmoud Khalil Al-Husary