dediler kiThey saiddu'a etPraybizim içinfor usRabbine(to) your Lordaçıklasınto make clearbizeto usnasıl bir şey olduğunuwhatonunit (is)ziraIndeedo inek[the] cowsbenzer geldilook alikebizeto usama mutlaka bizAnd indeed weeğerifdilersewillsAllahAllahhidayeti buluruz(will) surely be those who are guided
🇹🇷 2:70 Onlar, "Bizim için Rabbine dua et, o nedir bize iyice açıklasın, çünkü o bize biraz karışık geldi, bununla beraber Allah dilerse onu elbette buluruz." dediler.
dedi kiHe saidşüphesiz OIndeed, Heşöyle diyorsaysgerçekten o[Indeed] itbir inektir(is) a cowolmayannotboyundurluk altındatrainedsürmek içinto ploughyerithe earthve sulamazand notsuwaterekinthe fieldkusursuzsoundyokturnohiçbir alacasıblemishondain itdedilerThey saidişte şimdiNowgetirdinyou have comedoğruyuwith the truthve boğazladılar onuSo they slaughtered itaz dahaand notyaklaştılarthey were nearyapmayacaklardı(to) doing (it)
🇹🇷 2:71 Musa, "Rabbim buyuruyor ki o, ne çifte koşulup tarla süren, ne de ekin sulayan, ne de salma gezen ve hiç alacası olmayan bir sığırdır". Onlar da: "İşte tam şimdi gerçeği ortaya koydun." dediler. Nihayet onu bulup boğazladılar. Az kaldı yapmayacaklardı.
haniAnd whensiz öldürmüştünüzyou killedbir adama manbirbirinizle atışmıştınızthen you disputedonun hakkındaconcerning itoysa Allahbut Allahortaya çıkarıcıdır(is) the One Who brought forthşeyiwhatolduğunuzyou weregizlemişconcealing
🇹🇷 2:72 Hani bir zamanlar siz bir adam öldürmüştünüz de onun hakkında birbirinizle atışmış ve onu üstünüzden atmıştınız, halbuki Allah, saklamış olduğunuzu açığa çıkaracaktı.
dedik kiSo We saidvurun ona (öldürülene)Strike him(ineğin) bir parçasıylawith a part of itişte böyleceLike thisdiriltirrevivesAllahAllahölülerithe deadve size gösterirand shows youayetleriniHis Signsumulur kiperhaps you maydüşünürsünüzuse your intellect
🇹🇷 2:73 İşte bundan dolayı, o sığırın bir parçası ile o ölüye vurun, dedik. Allah ölüleri işte böyle diriltir ve size âyetlerini gösterir, belki aklınızı başınıza toplarsınız.
sonra yineThenkatılaştıhardenedkalblerinizyour heartsardındanfromsonraafterbununthatşimdi onlarso theytaş gibi(became) like [the] stoneshattaordaha dastrongerkatıdır(in) hardnessçünküAnd indeedöyle taşfromtaşlarthe stonesvar kicertainly (there are some) whichfışkırırgush forthiçindenfrom itırmaklar[the] riversve şüphesizand indeedöylesi defrom themvar kicertainly (there are some) whichçatlayıverir desplitçıkarso comes outondanfrom itsu[the] waterve şüphesizand indeedondanfrom themöylesi de var kicertainly (there are some) whichaşağı yuvarlanırfall downkorkusundanfromkorkarlarfearAllah(of) Allahve değildirAnd notAllah(is) Allahgafilunawareyaptıklarınızdanof whatyaparsınızyou do
🇹🇷 2:74 Sonra bunun arkasından yine kalbleriniz katılaştı, şimdi de taş gibi, ya da taştan da beter hale geldi. Çünkü taşlardan öylesi var ki; içinden nehirler kaynıyor, yine öylesi var ki, çatlıyor da bağrından sular fışkırıyor, öylesi de var ki, Allah korkusundan yerlerde yuvarlanıyor... Ve sizin neler yaptığınızdan Allah gafil değildir.
umuyor musunuz?Do you hopekithatinanacaklarthey will believesize[for] youoysawhile indeedvardı ki(there) has beenbir grupa partybunlardanof themişitirlerdi de(who used to) hearsözünü(the) wordsAllah'ın(of) Allahsonrathenonu değiştirirlerdithey distort itardındanfromsonraafterdüşünüp akıl erdirdikten[what]onu anladılarthey understood itve onlarwhile theybildikleri haldeknow
🇹🇷 2:75 Şimdi bunların, size hemen inanacaklarını ümit mi ediyorsunuz? Halbuki bunlardan bir grup vardı ki, Allah'ın kelâmını işitirlerdi de sonra ona akılları yattığı halde bile bile onu tahrif ederlerdi.
zamanAnd whenrastladıklarıthey meetkimselerlethose whoinananbelieve[d]derlerthey sayinandıkWe have believedzamanBut whenyalnız kaldıklarımeet in privateonların bazısısome of thembazısınawithbazılarısome (others)derlerthey sayonlara haber mi veriyorsunuzDo you tell themşeyleriwhataçtığıhasAllah'ınAllahsizeto yousizin aleyhinizde delil olarak kullansınlarso that they argue with youonutherewithkatındabeforeRabbinizyour LordAklınızı kullanmıyor musunuz?Then do (you) notanlarlarunderstand
🇹🇷 2:76 Üstelik iman edenlere rastladıklarında inandık derler, birbirleriyle başbaşa kaldıkları zaman, "Rabbinizin huzurunda aleyhinize delil olarak kullansınlar diye mi tutup Allah'ın size açıkladığı gerçekleri onlara da söylüyorsunuz? Hiç aklınız yok mu be?" derlerdi.
Mahmoud Khalil Al-Husary