elbette bizIndeed, Wevahyettikhave revealedsana dato yougibiasvahyettiğimizWe revealedNuh'atoNûhNuhve peygamberlereand the Prophetsondan sonrakifromondan sonraafter himnitekim vahyetmiştikand We revealedİbrahim'etoİbrahimIbrahimve İsma'il'eand Ishmaelve İshak'aand Isaacve Ya'kub'aand Yaqubve sıbtlaraand the tribesve Îsa'yaand Isave Eyyub'aand Ayyubve Yunus'aand Yunusve Harun'aand Harunve Süleyman'aand Sulaimanve vermiştikand We gaveDavud'a da(to) DawoodZebur'uthe Zaboor
🇹🇷 4:163 Muhakkak biz, Nuh'a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyûb'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyettik. Davud'a da Zebur'u verdik.
ve elçilereAnd MessengerselbettesurelyanlattığımızWe (have) mentioned themsanato youdaha öncefromöncebeforeve elçilereand Messengersanlatmadığımıznotonları anlattıkWe (have) mentioned themsanato youve konuşmuştuAnd spokeAllahAllahMusa'ya(to) Musasözle(in a) conversation
🇹🇷 4:164 Daha önce sana anlattığımız peygamberlerle, anlatmadığımız başka peygamberlere de (vahyettik). Ve Allah Musa ile de konuştu.
elçiler (gönderdik) kiMessengersmüjdeleyicibearers of glad tidingsve uyarıcıand warnerskalmasınso that notvardırthere isinsanlarınfor mankindkarşıagainstAllah'aAllahbahaneleriany argumentsonraafterelçilerdenthe MessengersveAnd isAllahAllahüstündürAll-Mightyhüküm ve hikmet sahibidirAll-Wise
🇹🇷 4:165 Peygamberleri müjdeciler ve azab habercileri olarak gönderdik ki, peygamberlerden sonra insanların Allah'a karşı bir bahaneleri olmasın. Allah mutlak üstündür, yegane hikmet sahibidir.
oysaButAllahAllahşahidlik ederbears witnessne kito whatindirdiHe (has) revealedsanato youindirmiş olduğunaHe has sent it downkendi bilgisiylewith His Knowledgeve melekler deand the Angelsşahidlik ederlerbear witnesskafidirAnd is sufficientAllah'ınAllahşahidliği(as) a Witness
🇹🇷 4:166 Fakat Allah, sana indirdiğini kendi ilmiyle indirmiş olduğuna şahitlik eder. Melekler de buna şahitlik ederler. Allah'ın şahitliği de kafidir.
şüphesizIndeedkimselerthose whoinkar eden(ler)disbelieveve menedenlerand hinderyolundanfromyol(the) wayAllah(of) Allahhakikatensurelydüşmüşlerdirthey have strayedbir sapıklığastrayinguzakfar away
🇹🇷 4:167 Şüphesiz inkâr edip, insanları Allah yolundan alıkoyanlar, derin bir sapıklığa düşmüşlerdir.
şüphesizIndeedkimselerthose whoinkar eden(ler)disbelievedve zulmedenlerand did wrongolmayacaknotdilerwillAllahAllahbağışlayan[to] forgiveonlarıthemve iletmeyecektirand notonlara hidayet edecekHe will guide themyola(to) a way
🇹🇷 4:168 Muhakkak Allah, inkâr edenleri ve zulmedenleri ne bağışlar, ne de doğru bir yola eriştirir.
sadeceExceptyoluna (iletecektir)(the) waycehennemin(to) Hellkalacaklardırabidingoradain itsürekliforeverveAnd isbu dathatAllah'aforAllahAllahçok kolaydıreasy
🇹🇷 4:169 Onları ancak cehennemin yoluna (iletecek ve) onlar orada ebedî olarak kalacaklardır. Bu ise Allah'a çok kolaydır.
EyOinsanlarmankindmuhakkak kiSurelysize getirdihas come to youElçithe Messengergerçeğiwith the truthRabbinizdenfromRabbinyour Lordinanınso believeyararınıza olarak(it is) betterkendifor youeğerBut ifinkar edersenizyou disbelievebilin kithen indeedAllah'ındırto Allah (belongs)olanlarwhatevergöklerde(is) ingöklerthe heavensve yerdeand the earthveAnd isAllahAllahbilendirAll-Knowinghüküm ve hikmet sahibidirAll-Wise
🇹🇷 4:170 Ey insanlar, Resul size, Rabbi'nizden hakkı (gerçeği) getirdi. Kendi yararınıza olarak ona inanın. Eğer inkâr ederseniz, bilin ki göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. Allah bilendir, hikmet sahibidir.
Mahmoud Khalil Al-Husary