☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
ve biz tavsiye ettikAnd We have enjoinedinsana(on) manana babasınato his parentsiyilik etmesinikindnessonu taşıdıCarried himanasıhis motherzahmetle(with) hardshipve doğurdu onuand gave birth to himzahmetle(with) hardshiptaşınması iseAnd (the) bearing of himve sütten kesilmesiand (the) weaning of himotuz(is) thirtyaydırmonth(s)nihayetuntilzamanwhenerdiğihe reachesgüçlü çağınahis maturityve varıncaand reacheskırkfortyyaşınayear(s)dedihe saysRabbimMy Lordbeni sevk eylegrant me (the) powerşükretmeğethatşükredeyimI may be gratefulni'metine(for) Your favorverdiğinwhichnimet verdinYou have bestowedbanaupon meveand uponanama babamamy parentsveand thatyapmağaI doyararlı işlerrighteous (deeds)razı olacağınwhich please Youve salahı devam ettirand make righteousbenim içinfor meiçindeamongzürriyetimmy offspringşüphesiz benindeedyüz tuttumI turnsanato Youve elbette benand indeed, I amteslim olanlardanımofteslim olanlarthose who submit
🇹🇷 46:15 Biz insana ana ve babasına iyilik yapmayı tavsiye ettik. Anası onu zahmetle karnında taşıdı ve zahmetle doğurdu. Onun ana karnında taşınması ile sütten kesilme süresi otuz aydır. Nihayet insan olgunluk çağına ulaşıp, kırk yaşına geldiğinde der ki: "Ey Rabbim! Bana ve ana babama ihsan ettiğin nimetlerine şükretmemi ve senin hoşnut olacağın salih amel işlememi ilham et. Benim neslimden gelenleri de salih kimseler kıl. Doğrusu ben tevbe edip sana yöneldim. Ve ben gerçekten müslümanlardanım."
onlarThoseöyle kişilerdir ki(are) the oneskabul ederizWe will acceptonlardanfrom themen iyisini(the) bestyaptıklarının(of) whatyaptılarthey didve geçerizand We will overlookonların kötülüklerinden[from]kötü amelleritheir evil deedsarasındadırlaramonghalkı(the) companionscennet(of) ParadisesözdürA promisedoğrutrueolunanwhichidilerthey werekendilerine va'dpromised
🇹🇷 46:16 İşte yaptıklarının en güzelini kendilerinden kabul edeceğimiz ve günahlarını bağışlayacağımız bu kimseler cennetlikler arasındadırlar. Bu onlara vaad edilmiş olan dosdoğru bir sözdür.
ve o kimseBut the one whodedisaysanasına babasınato his parentsöfUffsizeto both of yousiz bana va'd mı ediyorsunuz?Do you promise mebenim çıkarılacağımıthatdiriltilip çıkarılacağımI will be brought forthgelip geçmiş ikenand have already passed awaygelip geçmiş ikenand have already passed awaynice nesillerthe generationsbenden öncebefore mebenden öncebefore meonlar iseAnd they bothsığınarakseek helpAllah'a(of) Allahyazık sana (dediler)Woe to youiman et!BelieveşüphesizIndeedsözü(the) PromiseAllah'ın(of) Allahgerçektir(is) truederken o der kiBut he saysdeğildirNotbu(is) thisbaşka bir şeybutmasallarından(the) storieseskilerin(of) the former (people)
🇹🇷 46:17 Ana ve babasına: "Öf size! siz bana öldükten sonra tekrar dirilip kabrimden çıkarılacağımı mı vaad ediyorsunuz? Oysa benden önce nice nesiller gelip geçmiştir." diyen kimseye ana ve babası Allah'a sığınarak "Yazıklar olsun sana! Gel iman et, şüphesiz ki, Allah'ın vaadi gerçektir." dediklerinde o: "Bu Kur'ân öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" diyordu.
işte onlarThose kimselerdir(are) the oneshak olan(has) proved truekendilerineagainst them(azab) söz(ü)the wordarasındaamongtopluluklarınationsgelip geçen(that) already passed awaygelip geçen(that) already passed awaykendilerinden öncebefore themonlardan öncebefore themcin(ler)denofcinler(the) jinnve insan(lardan)and the mengerçekten onlarIndeed, theyziyana uğrayanlardırarehüsrana uğrayanlar(the) losers
🇹🇷 46:18 İşte onlar kendilerinden önce gelip geçmiş olan cin ve insan toplulukları içerisinde haklarında azab vaadi hak olmuş kimselerdir. Onlar gerçekten hüsrana uğramışlardır.
her birinin vardırAnd for alldereceleri(are) degreesişlerdenfor whatyaptıklarıthey didve onlara tam verirand that He may fully compensate themyaptıklarının karşılığını(for) their deedsve onlaraand theyaslawill not be wrongedhaksızlık edilmezwill not be wronged
🇹🇷 46:19 Herkesin yaptıklarına göre dereceleri vardır. Allah onlara yaptıklarının karşılığını tam olarak verir. Onlara haksızlık edilmez.
ve günAnd (the) Daysunulacaklarıwill be exposedkimselerthose whoinkar eden(ler)disbelievedateşetoateşthe Firezayi ettinizYou exhaustedbütün güzellikleriniziyour good thingshayatınızdainhayatınyour lifedünya(of) the worldve sefa sürdünüzand you took your pleasuresbunlarlathereinbugünSo todaycezalandırılacaksınızyou will be recompensedbir azab ile(with) a punishmentalçaltıcıhumiliatingötürübecausebüyüklük taslamanızdanyou werekibirliarrogantyeryüzündeinyeryüzüthe earthhaksız yerewithouthaksız yere[the] rightötürüand becauseve yoldan çıkmanızdanyou wereyoldan çıkmışdefiantly disobedient
🇹🇷 46:20 İnkâr edenler ateşe arzedilecekleri gün onlara: "Siz dünya hayatınızda bütün güzel şeylerinizi harcadınız, onların zevkini sürdünüz, artık bugün yeryüzünde haksız yere büyüklük taslamanız ve yoldan çıkmış olmanızdan dolayı aşağılayıcı bir azabla cezalandırılacaksınız." (denir).