ve işte böyleAnd thusgöndermediknotgönderdikWe sentsenden öncebefore yousenden öncebefore youherhangiinbir kentea townhiçbiranyuyarıcıwarnerdışındaexceptdiyenlerdensaidoranın zenginleri(the) wealthy ones of itelbette bizIndeed, webulduk[we] foundbabalarımızıour forefathersüzerindeonbir dina religionve biz deand indeed, weonların izlerine[on]izleritheir footstepsuyarız(are) following
🇹🇷 43:23 Ey Muhammed! Yine böyle biz senden önce de hangi memlekete bir uyarıcı göndermişsek, mutlaka oranın şımarık varlıklı kimseleri: "Biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerine uyarız." dediler.
dediHe saidşayetEven ifben size getirsem de mi?I brought youdaha doğrusunubetter guidanceşeydenthan whatbulduğunuzyou foundüzerindeon itbabalarınızıyour forefathersdedilerThey saiddoğrusu bizIndeed, weşeyiwith whatsizinle gönderilenyou are sentonuwith [it]inkar ediyoruz(are) disbelievers
🇹🇷 43:24 Gönderilen uyarıcı; "Eğer size babalarınızı üzerinde bulduğunuz dinden daha doğrusunu getirmişsem de mi bana uymazsınız?" deyince, onlar: "Gerçekten biz sizin tebliğ için gönderildiğiniz şeyi tanımıyoruz." dediler.
biz de öc aldıkSo We took retributiononlardanfrom thembakThen seenasılhowolduwassonu(the) endyalanlayanların(of) the deniers
🇹🇷 43:25 Biz de onlardan intikam aldık. Bak peygamberleri yalanlayanların sonu nasıl oldu!
bir zamanAnd whendemişti kiIbrahim SaidİbrahimIbrahim Saidbabasınato his fatherve kavmineand his peopleşüphesiz benIndeed, I (am)uzağımdisassociatedşeylerdenfrom whatsizin taptığınızyou worship
🇹🇷 43:26 Hani İbrahim babasına ve kavmine: "Gerçekten ben sizin taptığınız şeylerden uzağım.
yalnızcaExceptbeni yaratanathe One Whobeni yarattıcreated meçünkü Oand indeed, Hebana doğru yolu gösterecektirwill guide me
🇹🇷 43:27 Ben ancak beni yaratana taparım. Şüphesiz ki O, beni doğru yola iletecektir." dedi.
ve onu yaptıAnd he made itbir söza wordkalıcılastingarasındaamongkendinden sonrakilerhis descendentsumulur kiso that they maydönerler (diye)return
🇹🇷 43:28 İbrahim, bu sözü, ardından gelecek olanlara devamlı kalacak bir miras olarak bıraktı ki, onlar doğru yola dönsünler.
doğrusuNayyaşattımI gave enjoymentbunları(to) theseve babalarınıand their forefathersdekuntilkendilerine gelinceyecame to themgerçek sözthe truthve elçiand a Messengeraçıklayanclear
🇹🇷 43:29 Doğrusu ben bunları da babalarını da kendilerine hak olan kitap ve gerçeği açıklayan bir peygamber gelinceye kadar faydalandırıp geçindirdim.
fakatAnd whenonlara gelincecame to themgerçekthe truthdedilerthey saidbuThisbüyüdür(is) magicve elbette bizand indeed, weonuof ittanımayız(are) disbelievers
🇹🇷 43:30 Kendilerine hak geldiği zaman onlar: "Bu bir büyüdür doğrusu biz onu tanımıyoruz." dediler.
ve dediler kiAnd they saydeğil miydi?Why notindirilmeliwas sent downbuthisKur'anthe Quranbir adamatobir adama maniki kenttenfromiki şehirthe two townsbüyükgreat
🇹🇷 43:31 Yine Onlar: "Bu Kur'an, şu iki şehirden bir büyük adama indirilmeli değil miydi?" dediler.
onlar mı?Do theybölüştürüyorlardistributerahmetini(the) MercyRabbinin(of) your LordbizWetaksim ettik[We] distributearalarındaamong themonların geçimliklerinitheir livelihoodhayatındainhayatthe lifedünya(of) the worldve üstün kıldıkand We raiseonlardan kiminisome of themüzerineaboveötekilerothersderecelerle(in) degreesedinmeleri içinso that may takebirisome of themdiğerineothershizmetçi çalışan'(for) serviceve rahmetiBut (the) MercyRabbinin(of) your Lorddaha hayırlıdır(is) betterşeylerdenthan whatonların toplayıp yığdıklarıthey accumulate
🇹🇷 43:32 Ey Muhammed! Rabbinin rahmetini onlar mı taksim ediyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz taksim ettik. Birbirlerine işlerini gördürsünler diye biz onların bir kısmını diğerlerinden derecelerle üstün kıldık. Rabbinin rahmeti onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır.
(sözkonusu) olmasaydıAnd if notolmasıthatolurdu(would) becomeinsanların[the] mankindümmeta communitybir tekoneyapardıkWe (would have) madekimseler içinfor (one) whoinkar edendisbelievesRahman'ıin the Most Graciousevlerinefor their housestavanlarroofsgümüştenofgümüşsilverve merdivenlerand stairwaysüzerineupon whichbinip çıkacaklarıthey mount
🇹🇷 43:33 Eğer insanlar küfre sapan bir ümmet haline gelmeyecek olsalardı, biz O Rahman olan Allah'ı inkâr eden kimselerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerine çıkacakları merdivenler yapardık.
Mahmoud Khalil Al-Husary