O'naTo Himdöndürülüris referredbilgisi(the) knowledgesa'at (kıyamet)(of) the HourveAnd notçıkmazcomes outmeyvalaranymeyvelerfruitskabuklarındanfromörtüleritheir coveringsgebe kalmazand nottaşırbearshiçbiranydişifemaleveand notdoğurmazgives birtholmadanexceptO'nun bilgisiwith His knowledgeve (o) günAnd (the) Dayonlara seslenildiğiHe will call themnerede?Where (are)ortaklarımMy partnersdemişlerdirThey will saysana arz ederiz kiWe announce (to) Youyoknotbizdenamong ushiçbiranygörenwitness
🇹🇷 41:47 Kıyamet zamanını bilmek ancak Allah'a havale edilir. Onun bilgisi dışında hiçbir meyve kabuğundan çıkmaz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz. Allah onlara: "Bana koştuğunuz ortaklarım nerede?" diye seslendiği gün, onlar: "Senin ortağın olduğuna dair bizden hiçbir şahit olmadığını sana arz ederiz." derler.
ve sapıp gitmiştirAnd lostonlardanfrom themşeylerwhatolduklarıthey wereyalvarıp duruyor(lar)invokingöncedenbeforeöncebeforeve onlar anlamışlardırand they (will) be certainolmadığını(that) notkendileri içinfor themhiçbiranykaçacak yerplace of escape
🇹🇷 41:48 Önceden tapmakta oldukları şeyler, kendilerinden uzaklaşıp kaybolmuştur. Onlar da kendileri için kaçacak bir yer olmadığını anlamışlardır.
usanmaz(Does) notyorulmazget tiredinsanmanistemektenofdua ederekprayinghayır (iyilik)(for) the goodama eğerbut ifkendisine dokunursatouches himbir şerthe evilhemen üzülürthen he gives up hopeümitsiz olur(and) despairs
🇹🇷 41:49 İnsan hayır istemekten usanmaz, fakat kendisine bir kötülük dokununca üzülür ve ümitsizliğe düşer.
ve eğerAnd verily, ifbiz ona taddırırsakWe let him tastebir rahmetmercykendimizdenfrom Ussonraaftersonraafterbir zarardanan adversityona dokunan(has) touched himelbette der kihe will surely saybuThis (is)benim hakkımdır(due) to meveand notsanmıyorumI thinkkıyametinthe Hourkopacağını(will be) establishedeğerand ifgötürülmüş olsam bileI am returnedRabbimetoRabbimmy Lordmuhakkakindeedbenim için vardırfor meO'nun yanındawith Himdaha güzel şeyler(will be) the bestbiz mutlaka haber vereceğizBut We will surely informkimselerethose whoinkar edenleredisbelievedyaptıklarınıabout whatyaptılarthey didve mutlaka taddıracağızand We will surely make them tasteazabdanofbir azapa punishmentkabasevere
🇹🇷 41:50 Andolsun ki kendisine dokunan bir zarardan sonra, biz ona tarafımızdan bir rahmet tattırsak, O: "Bu benim hakkımdır, kıyametin kopacağını da sanmıyorum, Rabbime döndürülmüş olsam bile mutlaka O'nun yanında benim için daha güzel şeyler vardır" der. Biz o inkâr edenlere yaptıkları şeyleri mutlaka haber vereceğiz ve onlara ağır bir azap tattıracağız.
ne zaman kiAnd whenbir ni'met verdiğimizdeWe bestow favorinsanauponinsanmanyüz çevirirhe turns away ve yan çizerand distances himselfve yan çizerand distances himselfve ne zaman kibut whenona dokunduğundatouches himbir şerthe evilhementhen (he is) fullyalvarıp durur(of) supplicationbol bollengthy
🇹🇷 41:51 Biz insana bir nimet verdiğimiz zaman o yüz çevirir, yan çizer. Ona bir kötülük dokunduğu zaman da uzun uzun yalvarır.
de kiSaygördünüz mü kiYou see eğer (Kur'an)ifiseit istarafındanfrom-denfromAllahAllahsonrathensiz de inkar etmişsenizyou disbelieveonuin itkim olabilir?whodaha sapık(is) more astraykimsedenthan (one) who ohebir ayrılığa düşen(is) inmuhalefetoppositionuzakfar
🇹🇷 41:52 Ey Muhammed! De ki: "Ne dersiniz? O Kur'ân Allah tarafından gelmiş olup da sonra siz onu inkâr etmişseniz, o takdirde Hak'tan uzak bir ayrılığa düşenden daha sapık kim olabilir?"
biz onlara göstereceğizSoon We will show themayetlerimiziOur Signsufuklardainufuklarthe horizonsveand inkendi canlarındathemselveskadaruntiliyice belli olanabecomes clearonlarato themo(Kur'a)n'ınthat itgerçek olduğu(is) the truthmi?Is (it) notyetmezsufficientRabbininconcerning your LordO'nunthat Heüzerine(is) overherallşeythingsşahit olmasıa Witness
🇹🇷 41:53 Biz onlara hem ufuklarda ve hem kendi nefislerinde delillerimizi göstereceğiz ki, Kur'ân'ın hak olduğu kendilerine açıkça belli olsun. Senin Rabbinin her şeye şahit olması kafi değil mi?
iyi bil kiUnquestionablyonlartheyiçindedirler(are) inkuşkudoubtkavuşmaktanaboutkavuşma(the) meetingRablerine(with) their Lordiyi bil kiUnquestionablyOindeed, Heher(is) of allşeyithingskuşatmıştırencompassing
🇹🇷 41:54 İyi bilin ki onlar Rablerine kavuşmaktan bir şüphe içindedirler, yine iyi bilin ki, Allah her şeyi ilmiyle kuşatmıştır.
Mahmoud Khalil Al-Husary