böylece onları yaptıThen He completed themyedi(as) sevengökheavensiçindeiniki güntwo periodsve vahyettiand He revealedherinher birieachgöğeheavenemriniits affairve biz donattıkAnd We adornedsemasınıthe heavendünya[the world]lambalarlawith lampsve koruma ileand (to) guardişte buThattakdiridir(is the) Decreegüçlü olanın(of) the All-Mightybileninthe All-Knower
🇹🇷 41:12 Böylece Allah onları iki günde yedi gök olmak üzere yerine koydu. Her göğe kendi işini bildirdi. Biz en yakın göğü kandillerle süsledik ve koruduk. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah'ın takdiridir.
fakat eğerBut ifyüz çevirirlersethey turn awayde kithen sayben sizi uyardımI have warned youbir yıldırıma karşı(of) a thunderboltgibilikebaşına düşen yıldırım(the) thunderboltAd(of) Aadve Semud'unand Thamud
🇹🇷 41:13 Eğer onlar, yine yüz çevirirlerse de ki: "Ben sizi Âd ve Semud'un başına gelen yıldırıma benzer bir yıldırıma karşı uyardım."
haniWhenonlara gelmişticame to themelçilerthe Messengersönlerindenfrom before themonlardan öncekilerdenfrom before themonlardan öncekilerdenfrom before themveand fromarkalarındanbehind themsakın(saying) "Do notkulluk etmeyinworshipbaşkasınaexceptAllah'tanAllahdedilerThey saidşayetIfdileseydi(had) willedRabbimizour Lordelbette indirirdisurely, He (would have) sent downmeleklerAngelselbette bizSo indeed, weşeyi (mesajı)in whatgönderildiğinizyou have been sentonunlawithtanımıyoruz(are) disbelievers
🇹🇷 41:14 Onlara Allah'tan başkasına kulluk etmeyin diye önlerinden ve arkalarından peygamberler geldiği zaman: "Eğer Rabbimiz dileseydi mutlaka melekler indirirdi. Biz sizin tebliğ için gönderildiğiniz şeylere inanmayız." dediler.
fakatThen as forAd (kavmi)Aadbüyüklük tasladılarthey were arrogantyeryüzündeinyerthe landolmaksızınwithouthakkı[the] rightve dedilerand they saidkimdir?Whodaha şiddetli(is) mightierbizdenthan uskuvveti(in) strengthgörmediler mi?Do notgörürlerthey seeelbettethatAllahAllaho kithe One Whoonları yaratancreated themOHedaha güçlüdür(is) Mightierkendilerindenthan themkuvvetçe(in) strengthve devam ettilerBut they used tobizim ayetlerimiziin Our Signsinkaradeny
🇹🇷 41:15 Âd kavmine gelince onlar yeryüzünde büyüklük tasladılar ve: "Bizden daha kuvvetli kim vardır?" dediler. Onlar kendilerini yaratan Allah'ın kendilerinden daha kuvvetli olduğunu görmediler mi? Onlar bizim âyetlerimizi bile bile inkâr ediyorlardı.
biz de gönderdikSo We sentüzerlerineupon thembir rüzgara winddondurucufuriousgünlerdeingünler(the) daysuğursuz(of) misfortunetaddırmak içinthat We may make them tasteazabını(the) punishmentrezillik(of) disgracehayatındainhayatthe lifedünya(of) the worldazabı iseAnd surely, (the) punishmentahiret(of) the Hereafterdaha da kepaze edicidir(is) more disgracingve onlaraand theyhiçwill not be helpedyardım edilmeyecektirwill not be helped
🇹🇷 41:16 Bu yüzden biz de onlara dünya hayatında rezillik azabını tattırmak için o uğursuz günlerde dondurucu bir kasırga gönderdik. Ahiret azabı ise elbette daha çok rezil edicidir. Onlara yardım da edilmeyecektir.
gelinceAnd as forSemud(kavmin)eThamudonlara yol gösterdikWe guided themfakat onlar yeğledilerbut they preferredkörlüğü[the] blindnessdoğru yolu bulmağaoverhidayetthe guidanceböylece onları yakaladıso seized themyıldırımıa thunderboltazab(of) the punishmentalçaltıcıhumiliatingyüzündenfor whatolduklarıthey used toyapıyor(lar)earn
🇹🇷 41:17 Semûd kavmine gelince, biz onlara doğru yolu gösterdik. Fakat onlar körlüğü doğru yola tercih ettiler. Bunun üzerine kazandıkları kötülük yüzünden alçaltıcı azabın yıldırımı onları çarpıverdi.
ve kurtardıkAnd We savedinananlarıthose whoiman ettibelievedveand used tokorunanlarıfear (Allah)
🇹🇷 41:18 Biz iman edenleri ve kötülükten sakınanları ise kurtardık.
ve (o) günAnd (the) Daytoplanırwill be gathereddüşmanları(the) enemiesAllah'ın(of) Allahateşetoateşthe Fireonlarthen theybir araya getirilirlerwill be assembled in rows
🇹🇷 41:19 O gün Allah'ın düşmanları cehennem ateşine sürülmek üzere hep bir araya toplanırlar.
nihayetUntilzamanwhenoraya vardıklarıwhenona gelirlerthey come to itşahidlik ettiler(will) testifyaleyhlerineagainst themkulaklarıtheir hearingve gözleriand their sightve derileriand their skinshakkında(as) to whatoldukları (işler)they used toyapıyor(lar)do
🇹🇷 41:20 Nihayet oraya vardıkları zaman kulakları, gözleri ve derileri yaptıkları şeyler hakkında onların aleyhinde şahitlik ederler.
Mahmoud Khalil Al-Husary