veAnd notfayda vermezbenefitsşefa'atithe intercessionO'nun huzurundawith Himbaşkasınınexceptkimselerdenfor (one) whomizin verdiğiHe permitsO'nunfor himnihayetUntilne zaman kiwhenkorku giderildifear is removedonların yüreklerindenonkalpleritheir heartsderler kithey will sayne?What is that buyurduyour Lord has saidRabbinizyour Lord has saidderlerThey will sayhakkıThe truthve OAnd Heyücedir(is) the Most Highbüyüktürthe Most Great
🇹🇷 34:23 Allah'ın huzurunda şefaat da fayda vermez. Ancak izin verdiği kimseninki müstesna. Nihayet kalblerinden dehşet giderildiği zaman "Rabbiniz ne buyurdu?" derler. (Şefaat sahipleri de): "Hakkı söyledi" derler. O, her şeyden yüksek ve büyüktür.
de kiSaykim?Whosize rızık veriyorprovides (for) yougöklerdenfromgöklerthe heavensve yerdenand the earthde kiSayAllahAllaho halde bizAnd indeed, weveyaorsizyouüzerindeyiz(are) surely upondoğru yolguidanceveyaoriçindeyizinbir sapıklıkerroraçıkclear
🇹🇷 34:24 De ki: "Size göklerden ve yerden rızık veren kimdir?" Yine de ki: "Allah'tır, herhalde ya biz, ya da siz mutlak bir hidayet üzerindeyiz veya açık bir sapıklık içindeyiz."
de kiSaydeğil(siniz)Notsorulacakyou will be askedbizim işlediğimiz suçtanabout whatişlediğimiz günahlarsins we committedve değil(iz)and notbiz sorumluwe will be askedsizin işlediğinizdenabout whatyaparsınızyou do
🇹🇷 34:25 De ki: "Siz bizim yaptığımız günahlardan sorumlu tutulmazsınız. Biz de sizin yaptıklarınızdan sorumlu olmayız."
de kiSaytoplayacakWill gatherhepimizi bir arayaus togetherRabbimizour LordsonrathençözecektirHe will judgearamızdakinibetween ushak ilein truthve OAnd Hesorunları en güzel çözümleyendir(is) the Judgebilendirthe All-Knowing
🇹🇷 34:26 De ki: "Rabbimiz hepimizi bir araya toplayacak, sonra da hak hükmü ile aramızı ayıracaktır. Asıl hüküm veren ve her şeyi bilen O'dur."
de kiSaybana gösterinShow mekattığınızthose whomkatıldınızyou have joinedO'nawith Himortakları(as) partnershayırBy no meansdoğrusuNayOHeAllah'tır(is) Allahgalibthe All-Mightyhüküm ve hikmet sahibithe All-Wise
🇹🇷 34:27 De ki: "O'na ortak diye takıştırdıklarınızı bana gösterin bakayım! Hayır, öyle şey yoktur, doğrusu güçlü ve hikmet sahibi olan ancak Allah'tır."
biz seni göndermedikAnd notseni gönderdikWe have sent youdışındaexceptbütüncomprehensivelyinsanlarato mankindmüjdeleyici olman(as) a giver of glad tidingsve uyarıcı olmanand (as) a warnerfakatButçoğumostinsanların[the] peoplebilmezler(do) notbilirlerknow
🇹🇷 34:28 Biz seni ancak bütün insanlara bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler.
diyorlar kiAnd they sayne zamanWhenbu(is) thistehdid(ettiğiniz azap)promiseeğerifisenizyou aredoğrutruthful
🇹🇷 34:29 Ve: "Eğer gerçekçiyseniz bu vaad ne zaman olacak?" diyorlar.
de kiSaysizin için vardırFor youbelirtilmiş(is the) appointmentbir gün(of) a Daygeri kalmazsınıznoterteleyebilirsinyou can postponeondan[of] itbir sa'at(for) an hourveand notileri geçemezsiniz(can) you precede (it)
🇹🇷 34:30 De ki: "Size vaad edilen öyle bir gündür ki, ondan ne bir an geri kalabilirsiniz, ne de ileri geçebilirsiniz."
dediler kiAnd saykimselerthose whoinkar eden(ler)disbelievebiz inanmayızNever williman ederizwe believebuin thisKur'an'aQuranne deand notşeyein (that) whichellerinde olan(was) before itellerinde olan(was) before itşayetBut ifsen bir görsenyou (could) seeolduğundawhenzalimlerithe wrongdoerstutuklanmışwill be made to standhuzurundabeforeRablerinintheir Lordatarlarkenwill throw backbir kısmısome of themdiğerinetobaşkalarıotherssözthe worddiyorlarWill saykimselerthose whozayıf düşürülen(ler)were oppressedkimselereto those whobüyüklük taslayan(lara)were arrogantolmasaydınızIf notsiz(for) youelbette biz olurdukcertainly we (would) have beeninanan insanlarbelievers
🇹🇷 34:31 Kâfirler: "Biz ne bu Kur'ân'a inanırız, ne de ondan öncekilere." dediler. Fakat o zalimler yakalanıp Rablerinin huzuruna durduruldukları zaman, birbirlerine söz atarken bir görsen! Bir taraftan zayıf düşürülenler, o büyüklük taslayanlara: "Siz olmasaydınız biz mutlaka mümin olurduk" derler.
Mahmoud Khalil Al-Husary