mutlaka onlara taddıracağızAnd surely, We will let them tasteazabdanofazapthe punishmentdaha yakınthe nearerayrı olarakbeforeazabdanthe punishmentbüyükthe greaterbelkiso that they maydönerlerreturn
🇹🇷 32:21 Şu bir gerçek ki, onlara o en büyük azabdan önce yakın azabdan (dünyada) da tattıracağız. Umulur ki, (kötülükten) dönerler.
ve kim olabilir?And whodaha zalim(is) more unjustkimsedenthan (he) whoöğüt verilenis remindedayetleriyleof (the) VersesRabbinin(of) his Lordsonrathenyüz çevirenhe turns awayonlardanfrom themmuhakkak ki bizIndeed, Wesuçlulardanfromsuçlularthe criminalsöç alıcıyız(will) take retribution
🇹🇷 32:22 Rabbinin âyetleriyle kendisine öğüt verilip de, sonra onlardan yüz çeviren kimseden daha zalim kim olabilir? Gerçekten biz, günahkârlardan intikam alacağız.
ve andolsunAnd certainlybiz verdikWe gaveMusa'yaMusaKitabıthe Scripturesakınso (do) notolmabeiçindeinkuşkudoubtonun ulaşmasındanaboutonu alırkenreceiving itve onu yaptıkAnd We made ityol göstericia guideoğullarınafor the Children of Israelİsrailfor the Children of Israel
🇹🇷 32:23 Andolsun ki biz vaktiyle Musa'ya kitap vermiştik. Şimdi de sen ona (öyle bir kitaba) kavuşmaktan şüphe içinde olma. Biz onu İsrailoğullarına doğru yolu göstren bir rehber kılmıştık.
ve yetiştirmiştikAnd We madeonların içindenfrom themönderlerleadersdoğru yola iletenguidingbuyruğumuzlaby Our Commandzamanwhensabrettiklerithey were patientve olduklarındaand they wereayetlerimizeof Our Verseskesinlikle inanıyorcertain
🇹🇷 32:24 Onların içinden, sabrettikleri zaman bizim emrimizle doğru yola ileten önderler yetiştirmiştik. Onlar, bizim âyetlerimize kesin bir şekilde inanıyorlardı.
şüphesizIndeedRabbinyour LordO[He]hükmedecektirwill judgeonların aralarındabetween themgünü(on the) Daykıyamet(of) Resurrectionşeylerdein whatolduklarıthey used (to)konularda[in it]ayrılığa düştükleridiffer
🇹🇷 32:25 Şimdi ihtilafa düştükleri şeyler hakkında şüphesiz ki Rabbin kıyamet günü aralarında ayırıcı hükmü verecektir.
yola getirmedi mi?Does it nothidayet ederguideonları[for] themnice(that) how manyhelak etmemizWe have destroyeddaha öncekibefore themonlardan öncebefore themkuşaklarıofnesillerthe generationsdolaştıklarıthey walk aboutyurtlarındainyurtlarıtheir dwellingsşüphesizIndeedvardırinbundathatibretlersurely, are Signsişitmiyorlar mı?Then do notişitirlerthey hear
🇹🇷 32:26 Kendilerinden önce, yurtlarında gezip dolaşmakta oldukları nice kuşakları helâk etmiş olmamız, daha onları doğru yola iletmedi mi? Şüphesiz bunda nice ibretler vardır. Hâlâ kulak vermeyecekler mi?
görmüyorlar mı?Do notgörürlerthey seebizthat Wesürüyoruzdrivesuyuwateryeretoyerthe landkuru otsuz[the] barrenve bitiriyoruzthen We bring forthonunlatherebyekincropsyiyoreatondanfrom ithayvanları datheir cattlekendileri deand they themselvesgörmüyorlar mı?Then do notgörürlerthey see
🇹🇷 32:27 Ya hiç görmediler mi ki, biz kır yere suyu salıveriyoruz da onunla bir ekin çıkarıyoruz. Ondan hayvanları da yiyor, kendileri de. Hâlâ gözlerini açmayacaklar mı?
ve diyorlarAnd they sayne zaman?When (will be)buthisfetihdecisioneğerifisenizyou aredoğrular(dan)truthful
🇹🇷 32:28 Bir de "Ne zaman o fetih, eğer doğru söylüyorsanız?" diyorlar.
de kiSaygünü(On the) Dayfetih(of) the Decisionfayda vermeznotfayda verirwill benefitkimselerethose whoinkar eden(lere)disbelieveinanmalarıtheir beliefve değildirand notonlartheymühlet verilenler(den)will be granted respite
🇹🇷 32:29 De ki: "İnkâr edenlere o fetih günü iman etmeleri fayda vermez ve onlara göz açtırılmaz."
sen yüz çevirSo turn awayonlardanfrom themve bekleand waitzaten onlar daIndeed, theybeklemektedirler(are) waiting
🇹🇷 32:30 Şimdi sen onlardan yüz çevir de gözet. Çünkü onlar da gözetmektedirler.
Mahmoud Khalil Al-Husary