şüphesiz benIndeed, Ibuldumfoundbir kadına womanonlara hükümdarlık edenruling themve kendisine verilmiştirand she has been givenher-denofhereveryşeythingve vardırand for herbir tahtı(is) a thronebüyükgreat
🇹🇷 27:23 "Gerçekten, onlara (Sebelilere) hükümdarlık eden, kendisine her türlü imkan verilmiş ve büyük bir tahta sahip olan bir kadınla karşılaştım."
onu buldumAnd I found herve kavminiand her peoplesecde aderlerkenprostratinggüneşeto the sunbırakıpinstead of AllahAllah'ın yerineinstead of AllahAllah'ıinstead of Allahve süslediand has made fair-seemingonlarato themşeytanthe Shaitaanişlerinitheir deedsve onları çevirdiand averted them(doğru) yoldanfromyolthe Way(bu yüzden) onlarso theyyola gelmiyorlar(are) nothidayete erdiguided
🇹🇷 27:24 "Onun ve kavminin, Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Şeytan, kendilerine yaptıklarını süslü göstermiş de onları doğru yoldan alıkoymuş. Bunun için hidayete giremiyorlar."
secde etmezler mi?That notsecde ederlerthey prostrateAllah'ato Allahaçığa çıkaranthe One Whoçıkarırbrings forthgizlenenithe hiddengöklerdeingöklerthe heavensve yerdeand the earthve bilenand knowsşeyleriwhatgizledikleriyou concealve şeyleriand whataçığa vurduklarıyou declare
🇹🇷 27:25 "Göklerde ve yerde gizleneni açığa çıkaran, gizlediğinizi ve açıkladığınızı bilen Allah'a secde etmezler."
Allah (ki)Allahyoktur(there is) noTanrıgodbaşkabutO'ndanHeRabbidir(the) LordArş'ın(of) the Thronebüyükthe Great
🇹🇷 27:26 "(Halbuki) O büyük Arş'ın sahibi olan Allah'tan başka tapılacak yoktur."
dedi kiHe saidbakacağızWe will seedoğru mu söyledinwhether you speak (the) truthyoksaormı oldun?you areyalancılardanofyalancılarthe liars
🇹🇷 27:27 (Süleyman Hüdhüd'e) dedi ki: "Doğru mu söyledin, yoksa yalancılardan mısın, bakacağız."
götürGomektubumuwith my letterbuthisve atand deliver itonlarato themsonraThenbiraz öteye çekilturn awayonlardanfrom themve bakand seeneyewhatbaşvuruyorlarthey return
🇹🇷 27:28 "Şu mektubumu götür, onu kendilerine ver, sonra onlardan biraz çekil de, ne sonuca varacaklarına bak."
dedi kiShe saideyOileri gelenlerchiefsgerçektenIndeed [I]bırakıldıis deliveredbanato mebir mektupa letterçok önemlinoble
🇹🇷 27:29 (Süleyman'ın mektubunu alan Sebe melikesi): "Beyler, ulular! Bana çok önemli bir mektup bırakıldı" dedi.
muhakkak oIndeed, itSüleymandandır(is) fromSüleymanSulaimanve oand indeed it (is)adıyla(başlamakta)dırIn the nameAllah'ın(of) AllahRahmanthe Most GraciousRahimthe Most Merciful
🇹🇷 27:30 "Mektup Süleyman'dandır, Rahmân ve Rahîm Allah'ın adıyla (başlamakta)dır. "
büyüklük taslamayınThat notbüyüklük taslamayınexalt yourselvesbana karşıagainst meve bana gelin (diye yazıyor)but come to meteslim olarak(in) submission
🇹🇷 27:31 "Bana karşı baş kaldırmayın, teslimiyet göstererek bana gelin diye (yazmaktadır)."
dedi kiShe saideyOileri gelenlerchiefsbana bir fikir verinAdvise me(bu) işimdeinişimmy affairben olmamNotolurdumI would bekesip atanthe one to decidehiçbir işiany mattersüreceuntilsiz olmadığınızyou are present with me
🇹🇷 27:32 (Sonra Melike) dedi ki: "Beyler, ulular! Bu işimde bana bir fikir verin. (Bilirsiniz) siz yanımda olmadan hiçbir işi kestirip atmam."
dediler kiThey saidbizWesahibiyiz(are) possessorsgüç(of) strengthve erbabıyızand possessorssavaş(of) mightyamangreatama emirand the commandsenindir(is) up to youo halde bakso looknewhatbuyurursanyou will command
🇹🇷 27:33 Onlar, şöyle cevap verdiler: "Biz güçlü kuvvetli kimseleriz, zorlu savaş erbabıyız, buyruk ise senindir; artık ne emredeceğini düşün taşın."
dediShe saidşüphesizIndeedhükümdarlarthe kingszamanwhengirdiklerithey enterbir ülkeyea townorayı bozarlarthey ruin itve kılarlarand makeşereflilerini(the) most honorablehalkının(of) its peoplezillet içinde(the) lowestve böyleAnd thusyaparlarthey do
🇹🇷 27:34 Melike, "Hükümdarlar bir memlekete girdiler mi orayı perişan ederler ve halkının ulularını hakir hâle getirirler. (Herhalde) Onlar da böyle yapacaklardır" dedi.
şüphesiz benBut indeed, I amgöndereyimgoing to sendonlarato thembir hediyea giftve bakayımand seene ilewith whatdöneceklerreturnelçilerthe messengers
🇹🇷 27:35 "Ben (şimdi) onlara bir hediye göndereyim de, bakayım elçiler ne (gibi bir sonuç) ile dönecekler."
Mahmoud Khalil Al-Husary