ve korkunAnd fearsizi yaratandanthe One Whosizi yarattıcreated youve nesilleriand the generationsöncekithe former
🇹🇷 26:184 "O sizi ve sizden önceki nesilleri yaratan Allah'tan korkun."
dediler kiThey saidmuhakkakOnlysenyouiyice büyülenmişlerdensin(are) ofbüyülenmişlerthose bewitched
🇹🇷 26:185 Onlar şöyle dediler: "Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin."
ve değilsinAnd notsenyoubaşka bir şey(are) exceptbir insandana manbizim gibilike usveand indeedbiz seni sanıyoruzwe think youmutlaka yalancılardansurely (are) ofyalancılarthe liars
🇹🇷 26:186 "Sen de bizim gibi bir beşerden başka nesin? Bil ki, biz seni ancak yalancılardan biri sayıyoruz."
o halde düşürThen cause to fallüzerimizeupon usparçalarfragmentsgöktenofgökthe skyeğerifisenyou aredoğrulardanofdoğru söyleyenlerthe truthful
🇹🇷 26:187 "Şayet doğru sözlülerden isen, üstümüze gökten bir parça düşürüver."
dediHe saidRabbimMy Lorddaha iyi bilirknows bestşeyiof whatyaptığınızyou do
🇹🇷 26:188 Şuayb, "Rabbim, yaptıklarınızı en iyi bilendir" dedi.
fakat onu yalanladılarBut they denied himnihayet onları yakaladıso seized themazabı(the) punishmentgününün(of the) daygölge(of) the shadowgerçekten oIndeed, itidiwasazabı(the) punishmentbir günün(of) a DaybüyükGreat
🇹🇷 26:189 Hülasa, onu yalancı saydılar da kendilerini o gölge gününün azabı yakalayıverdi. O cidden büyük bir günün azabı idi!
muhakkak kiIndeedvardırinbundathatbir ibretsurely, is a signama yinebut notdeğildirareçoklarımost of theminananlardanbelievers
🇹🇷 26:190 Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır. Ama çokları iman etmiş değillerdir.
ve şüphesizAnd indeedRabbinyour Lordişte O'dursurely, Heüstün olan(is) the All-Mightymerhamet edenthe Most Merciful
🇹🇷 26:191 Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
muhakkak ki o (Kur'an)And indeed, itindirmesidirsurely, is a RevelationRabbinin(of the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 26:192 Ve muhakkak ki bu (Kur'ân) âlemlerin Rabbinin indirmesidir.
indirdiHas brought it downonuHas brought it downRuhu'(l-Emin)the Spirit(Ruhu')l-Emin[the] Trustworthy
🇹🇷 26:193 (Resulüm!) Onu Rûhu'lemin (Cebrail) indirdi;
senin kalbineUponkalbinyour heartolman içinthat you may beuyarıcılardanofuyarıcılarthe warners
🇹🇷 26:194 Uyarıcılardan olasın diye senin kalbin üzerine;
bir dilleIn languageArapçaArabicapaçıkclear
🇹🇷 26:195 Açık parlak bir Arapça lisan ile.
şüphesiz oAnd indeed, itvardırsurely, (is) inKitaplarında(the) Scripturesevvelkilerin(of) the former (people)
🇹🇷 26:196 O, şüphesiz daha öncekilerin kitaplarında da vardı.
değil mi?Is it notdeğil miIs it notonlar içinto thembir delila signonu bilmesithatonu bilirlerknow itbilginlerinin(the) scholarsoğulları(of the) Childrenİsrail(of) Israel
🇹🇷 26:197 İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar için bir âyet (delil) değil midir?
ve şayetAnd ifbiz onu indirseydikWe (had) revealed itüzerinetobirianyyabancılardan(of) the non-Arabs
🇹🇷 26:198 Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi.
onu okusaydıAnd he (had) recited itonlarato themolmazlardınotyaparlardıthey wouldonain itinanıyor(be) believers
🇹🇷 26:199 Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, bunu o okusaydı, yine de ona iman etmezlerdi.
öyleceThusbiz onu soktukWe have inserted itiçineintokalbleri(the) heartssuçluların(of) the criminals
🇹🇷 26:200 Böylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.
inanmazlarNotiman edeceklerthey will believeonain itkadaruntilgörünceyethey seeazabıthe punishmentacıklı[the] painful
🇹🇷 26:201 Böylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.
(azab) onlara gelir deAnd it will come to themansızınsuddenlyonlarwhile theyhiç(do) notfarkında olmazlarperceive
🇹🇷 26:202 İşte bu (azab) onlara, kendileri farkında olmadan, ansızın geliverecektir.
derlerThen they will saybiz-miyiz?Arebizwesüre verilerlerden(to be) reprieved
🇹🇷 26:203 O zaman "Bize (iman etmemiz için) mühlet verilir mi acaba?... diyeceklerdir.
bizim azabımızı mı?So is it for Our punishmentacele istiyorlarthey wish to hasten
🇹🇷 26:204 (Oysa dünyada iken) Onlar bizim azabımızı çarçabuk istiyorlardı.
gödün mü?Then have you seeneğerifbiz onları yaşatsakWe let them enjoyyıllarca(for) years
🇹🇷 26:205 Gördün ya artık onlara senelerce zevk ettirsek,
sonraThenkendilerine gelsecomes to themşeywhatolduklarıthey weretehdid ediliyorpromised
🇹🇷 26:206 Sonra kendilerine vaad edilen (azab) gelip çatarsa,
Mahmoud Khalil Al-Husary