☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
değildirNotbu (davranışımız)(is) thisbaşkabutahlakı(ndan)(the) customevvelkilerin(of) the former (people)
🇹🇷 26:137 "Bu sırf eskilerin âdetidir."
ve değilizAnd notbizweazaba uğratılacak(are) the ones to be punished
🇹🇷 26:138 "Biz azaba uğratılacak da değiliz."
onu yalanladılarSo they denied himbiz de onları helak ettikthen We destroyed themmuhakkak kiIndeedvardırinbundathatbir ibretsurely, is a signama yinebut notdeğildirareçoklarımost of theminananlardanbelievers
🇹🇷 26:139 Böylece onu yalancı saydılar; biz de kendilerini helak ettik. Şüphesiz bunda mutlak bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir.
şüphesizAnd indeedRabbinyour Lordişte O'dursurely, Heüstün olan(is) the All-Mightymerhamet edenthe Most Merciful
🇹🇷 26:140 Ve şüphesiz Rabbin, işte O, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.
yalanladıDeniedSemud (kavmi) deThamudgönderilen elçilerithe Messengers
🇹🇷 26:141 Semûd (kavmi) de peygamberleri yalancılıkla itham etti.
haniWhendemişti kisaidonlarato themkardeşleritheir brotherSalihSalihkorunmaz mısınız?Will notsakınırsınızyou fear (Allah)
🇹🇷 26:142 Hani kardeşleri Salih onlara şöyle demişti: "Siz Allah'tan korkmaz mısınız?"
doğrusu benIndeed, I amsizin içinto youbir elçiyima Messengergüvenilirtrustworthy
🇹🇷 26:143 "Haberiniz olsun ki ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim."
korkunSo fearAllah'tanAllahve bana ita'at edinand obey me
🇹🇷 26:144 "Gelin artık, Allah'tan korkun ve bana itaat edin."
ben sizden istemiyorumAnd notsizden isterimI ask youbuna karşıfor ithiçanybir ücretpaymentbenim ücretimNotbenim ücretim(is) my paymentyalnızexceptaittirfromRabbine(the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 26:145 "Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir."
bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz?Will you be leftiçindeinburadawhatburadadır(is) heregüvensecure
🇹🇷 26:146 "Siz burada güven içinde bırakılacak mısınız?"
içindeInbahçelergardensve çeşme başlarındaand springs
🇹🇷 26:147 "Bahçelerin, pınarların içinde,"
ve ekinler arasındaAnd cornfieldsve hurmalıklardaand date-palmstomurcukluits spadixyumuşaksoft
🇹🇷 26:148 "Ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalar arasında,"
ve yontuyorsunuzAnd you carvedağlardanofdağlarthe mountainsevlerhousesustalıklaskillfully
🇹🇷 26:149 Ki bir de dağlardan keyifli keyifli kâşâneler oyuyorsunuz."
korkunSo fearAllah'tanAllahve bana ita'at edinand obey me
🇹🇷 26:150 "Gelin! Allah'tan korkun da bana itaat edin."
uymayınAnd (do) notitaat edinobeyemrine(the) commandaşırıların(of) the transgressors
🇹🇷 26:151 "Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın."
kimselerinThose whobozgunculuk yapanspread corruptionyeryüzündeinyeryüzüthe earthveand (do) notıslah etmeyenlerinreform
🇹🇷 26:152 "Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyen bozguncuların emrine uymayın."
dedilerThey saiddoğrusuOnlysenyouiyice büyülenmişlerdensin(are) ofbüyülenmişlerthose bewitched
🇹🇷 26:153 "Sen dediler, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!"
değilsinNotsenyoubaşka(are) exceptbir insandana manbizim gibilike usbize getirso bringbir mu'cizea signeğerifisenyoudoğrulardan(are) ofdoğru söyleyenlerthe truthful
🇹🇷 26:154 "Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir âyet (mucize) getir."
dedi kiHe saidişte buThisdişi devedir(is) a she-camelonun vardırFor hersu içme hakkı(is a share of) drinkve sizin vardırand for yousu içme hakkı(is a share of) drinkbir gün(on) a daybelliknown
🇹🇷 26:155 Salih "İşte (mucize) bu dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onundur, belli bir günün içme hakkı da sizin" dedi.
sakınAnd (do) notona dokundurmayıntouch herbir kötülükwith harmsonra sizi yakalarlest seize youazabı(the) punishmentbir günün(of) a DaybüyükGreat
🇹🇷 26:156 "Sakın ona bir kötülükle ilişmeyin, yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalayıverir."
nihayet onu kestilerBut they hamstrung herama oldularthen they becamepişmanregretful
🇹🇷 26:157 Derken onu kestiler; fakat pişman da oldular.
ve onları yakaladıSo seized themazabthe punishmentmuhakkak kiIndeedvardırinbundathatbir ibretsurely is a signama yinebut notdeğildirareçoklarımost of theminananlardanbelievers
🇹🇷 26:158 Çünkü kendilerini azap yakalayıverdi. Şüphesiz bunda bir âyet (alınacak bir ders) vardır, ama çokları iman etmiş değillerdir.
şüphesizAnd indeedRabbinyour Lordişte O'dursurely Heüstün olan(is) the All-Mightymerhamet edenthe Most Merciful
🇹🇷 26:159 Ve şüphesiz Rabbin, işte O mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.