☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
سُورَةُ النورمَدَنِيَّة ۝ ٦٤ آيَة
şüphesizOnlymü'minlerthe believersinanırlar(are) those whoiman ederlerbelieveAllah'ain Allahve Elçisineand His Messengerve ne zaman kiand whenolurlarthey areonunla beraberwith himiçinforbir işa mattertoplumsal(of) collective actiongitmezlernotgiderlerthey gokadaruntilondan izin alıncayathey (have) asked his permissionşüphesizIndeedsenden izin alanlarthose whosenden izin isterlerask your permissionişte onlardırthoseinananlar[those who]iman ederlerbelieveAllah'ain Allahve Elçisineand His MessengerzamanSo whensenden izin istediklerithey ask your permissionbazıfor someişleri içinaffair of theirsizin verthen give permissionkimseyeto whomdilediğinyou willonlardanamong themve mağfiret dileand ask forgivenessonlar içinfor themAllah'tan(of) AllahşüphesizIndeedAllahAllahçok bağışlayandır(is) Oft-Forgivingçok esirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 24:62 Müminler ancak, Allah'a ve Resülüne gönülden inanmış kimselerdir. Onlar o Peygamber ile birlikte sosyal bir işle meşgul iken ondan izin istemedikçe bırakıp gitmezler. (Resulüm!) Şu senden izin isteyenler, hakikaten Allah'a ve Resulüne iman etmiş kimselerdir. Öyle ise, bazı işleri için senden izin istediklerinde, sen de onlardan dilediğine izin ver; onlar için Allah'tan bağış dile; çünkü Allah mağfiret edicidir, merhametlidir.
bir tutmayın(Do) notyaparmakedavetini(the) callingRasulün(of) the Messengeraranızdaamong youdaveti gibias (the) callherhangi birinizin(of) some of youdiğerini(to) othersandolsunVerilybilirAllah knowsAllahAllah knowssıvışıp gidenlerithose whosıvışırlarslip awayiçinizdenamong youbirbirinin arkasına gizlenerekunder sheltero halde sakınsınlarSo let bewarekimselerthose whoaykırı davranan(lar)opposeonun emrine[from]emirlerihis orderskendilerine uğramasındanlestonlara isabet ederbefalls thembir belanına trialyahutoronlara çarpmasındanbefalls thembir azabına punishmentacıklıpainful
🇹🇷 24:63 (Ey müminler!) Peygamberin davetini, aranızdan bazınızın bazınıza daveti gibi zannetmeyin. İçinizden, birini siper ederek sıvışıp gidenleri muhakkak ki Allah bilmektedir. Bu sebeple, O'nun emrine aykırı davrananlar, başlarına bir bela gelmesinden veya kendilerine çok elemli bir azap isabet etmesinden sakınsınlar.
iyi bilinkiNo doubtşüphesizIndeedAllah'ındırto Allah (belongs)olanlarwhatevergöklerde(is) ingöklerthe heavensve yerdeand the earthandolsunVerilybilirHe knowsne işwhatsizinyouüzerinde olduğunuzu(are) on [it]ve günAnd (the) Daydöndürül(üp götürül)düklerithey will be returnedO'nato Himonlara haber verirthen He will inform themneof whatyaptıklarınıthey didAllahAnd Allahherof everyşeyithingbilendir(is) All-Knower
🇹🇷 24:64 Bilmiş olun ki, göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. O, sizin ne yolda, ne durumda olduğunuzu iyi bilir. Huzuruna döndürülecekleri günde ise, yapmış olduklarını hemen kendilerine haber verir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir..
سُورَةُ الفرقانمَكِّيَّة ۝ ٧٧ آيَة

بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ

pek kutludurBlessed is HeindirenWhoindirdisent downFurkanıthe CriterionüzerineuponkuluHis slaveolması içinthat he may bealemlereto the worldsuyarıcıa warner
🇹🇷 25:1 "Tebareke" ne yüce feyyazdır o ki, dünyaları uyarmak üzere kulu Muhammed'e, hakkı batıldan ayırdeden Kur'ân'ı indirdi.
öyle kiThe One Who O'nundurto Him (belongs)mülkü(the) dominiongöklerin(of) the heavensve yerinand the earthveand notO edinmemiştirHe has takenbir çocuka sonveand notyokturHe hasO'nunfor Himortağıa partnermülkündeinmülkthe dominionve yaratmıştırand He (has) createdhereveryşeyithingve takdir etmiştir onaand determined itölçü biçim ve düzen(with) determination
🇹🇷 25:2 O öyle bir ilâhtır ki, göklerin ve yerin hükümranlığı kendisinindir. O hiç çocuk edinmedi, hükümranlıkta ortağı yoktur. O, her şeyi yaratıp bir ölçüye göre düzenleyerek takdir etmiştir.