☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
ve kimeAnd whoeverhidayet ederseAllah guidesAllahAllah guidesişte odurthen he (is)doğru yolu bulanthe guided onekimi deand whoeversapıklıkta bırakırsaHe lets go astray artıkthen neverbulamazsınyou will findonlar içinfor themvelilerprotectorsO'ndan başkabesides HimO'ndan başkabesides Himve onları sürerizAnd We will gather themgünü(on) the Daykıyamet(of) the Resurrectionüyerineonyüzleritheir faces körblindve dilsizand dumbve sağırand deafvaracakları yerTheir abodecehennemdir(is) Hellher seferindeevery time(ateş) dindiğiit subsidesonlara artırırızWe (will) increase (for) themçılgın alevithe blazing fire
🇹🇷 17:97 Allah kime hidayet verirse, o doğru yoldadır. Kimi de hidayetten uzak tutarsa, artık bunlar için Allah'tan başka hiçbir yardımcı bulamazsın. Ve biz, o kâfirleri kıyamet günü kör, dilsiz ve sağır oldukları halde, yüzleri üstü sürünerek haşredeceğiz. Varacakları yer cehennemdir; ateşi dindikçe onun ateşini artırırız.
işte budurThatcezaları(is) their recompenseçünkü onlarbecause theyinkar ettilerdisbelievedayetlerimiziin Our Versesve dedilerand saidsonra mı?Whenbiz olduktanwe arekemiklerbonesve ufalanmış toprakand crumbled particlesbiz mi?will wediriltileceğizsurely (be) resurrectedbir yaratılışla(as) a creationyeninew
🇹🇷 17:98 Bu onların cezasıdır! Çünkü onlar, âyetlerimizi inkâr etmişler ve: "Sahi bizler, bir yığın kemik ve ufalanmış toz olduğumuz zaman mı, yeni bir yaratılışla diriltilmiş olacağız?" demişlerdir.
görmediler mi ki?Do notgörürlerthey seeşüphesizthatAllahAllahyaratanthe One Whoyarattıcreatedgöklerithe heavensve yeriand the earthkadirdir(is) Ableyaratmağa da[on]-etoyaratırcreatekendilerinin benzerinithe like of themve koymuşturAnd He has madekendileri içinfor thembir sürea termyokturnoşüphedoubtondain itama yapmazlarBut refusedzalimlerthe wrongdoersbaşka bir şeyexceptinkardandisbelief
🇹🇷 17:99 Onlar, gökleri ve yeri yaratan Allah'ın, kendilerinin aynı olan insanları yaratmaya da kadir olduğunu görüp bilmediler mi? Allah onlar için şüphe edilmeyen bir vâde takdir etmiştir. Fakat zalimler, inkârlarında yine de ısrar ederler.
de kiSayeğerIfsizyousahip olsaydınızpossesshazinelerinethe treasuresrahmet(of) the MercyRabbimin(of) my Lordo zamanthentutardınızsurely you would withholdkorkarak(out of) fearharcamaktan(of) spendinggerçektenAnd isinsanmançok cimridirstingy
🇹🇷 17:100 (Ey Muhammed!) De ki: "Eğer siz Rabbimin rahmet hazinelerine sahip olsaydınız, fakirlik korkusunu yine de elden bırakmazdınız." Doğrusu insan çok cimridir.
andolsunAnd certainlybiz vermiştikWe had givenMusa'yaMusadokuzninemu'cizeSignsaçık açıkclearsorso askoğullarına(the) Children of Israelİsrail(the) Children of Israelzamanwhen(Musa) onlara geldiğihe came to themdemiştithen saidonato himFir'avnFiraunşüphesiz benIndeed, Isanıyorum ki sen[I] think you Ey MusaO Musabüyülenmişsin(you are) bewitched
🇹🇷 17:101 Andolsun biz Musa'ya apaçık dokuz mucize verdik. (Ey Peygamber!) İsrailoğullarına sor, Musa kendilerine geldiğinde Firavun ona: "Ey Musa! Ben senin büyülenmiş olduğunu sanıyorum" demişti.
(Musa) dedi kiHe saidandolsunVerilysen biliyorsun kiyou have knownindirmeznoneindirdihas sent downbunlarıthesebaşkasıexceptRabbinden(the) Lordgöklerin(of) the heavensve yerinand the earthkanıtlar olarak(as) evidenceşüphesiz ben deand indeed, Iseni görüyorum[I] surely think youEy Fir'avnO Firaunmahvolmuş(you are) destroyed
🇹🇷 17:102 Musa dedi ki: "Ey Firavun! Pekâlâ bilirsin ki, bu mucizeleri, birer ibret olmak üzere, ancak göklerin ve yerin Rabbi indirdi. Ey Firavun! Ben de seni helak olmuş zannediyorum."
(Fir'avn) istediSo he intendedonları sürüp çıkarmaktoonları çıkarındrive them outo ülkedenfromyerthe landbiz de onu boğdukbut We drowned himkimselerleand whoyanındaki(were) with himtoptanall
🇹🇷 17:103 Derken Firavun, Musa'yı ve İsrailoğullarını Mısır'dan sürmek istedi. Biz de onu ve beraberindekilerin hepsini suda boğduk.
ve dedikAnd We saidonun ardındanafter himondan sonraafter himoğullarınato the Children of Israelİsrailto the Children of IsraeloturunDwello ülkede(in) the landgelincethen whengelircomeszamanı(the) promiseahiret(of) the HereaftergetireceğizWe will bringhepiniziyoubir araya(as) a mixed crowd
🇹🇷 17:104 Arkasından İsrailoğullarına şöyle dedik: "Firavun"un sizi çıkarmak istediği arazide siz oturun! Sonra ahiret vaadi (kıyamet) geldiği vakit, hepinizi toplayıp bir araya getireceğiz."