☰ Sure görünümüne geç

Kelime: 🇹🇷 🇬🇧
Meal: 🇹🇷
Mahmoud Khalil Al-Husary
o gün(On) the Daygelir(when) will comehereverynefissouluğraşırpleadingkendi canı içinforkendisiitselfve tam karşılığı verilirand will be paid in fullherkeseeverynefsesoulyaptığınınwhatyaptıit didonlaraand theyasla(will) nothaksızlık edilmezbe wronged
🇹🇷 16:111 O gün, herkes nefsini kurtarmak için uğraşarak gelir ve herkese yaptığı işin karşılığı tamamiyle ödenir ve hiç kimseye de zulmedilmez.
ve misal verirAnd Allah sets forthAllahAnd Allah sets forthmisaliylea similitudebir kenti(of) a townidi(that) wasgüvensecurehuzur içindeand contentkendisine geliyorducoming to itrızkıits provisionbol bol(in) abundanceherfromhereveryyerdenplacefakat nankörlük ettibut it deniedni'metlerine(the) Favors of AllahAllah'ın(the) Favors of Allah(bunun üzerine) ona taddırdıso Allah made it tasteAllahso Allah made it tasteelbisesi(the) garbaçlık(of) the hungerve korkuand the fearötürüfor whatolduklarıthey used (to)yapıyor(lar)do
🇹🇷 16:112 Allah bir şehri misal olarak verdi: Bu şehir güvenli, huzurlu idi, Oraya her yerden rızkı bol bol geliyordu. Ne var ki onlar Allah'ın nimetlerine karşı nankörlük ettiler. Allah da onlara, yaptıkları işler yüzünden açlık ve korku elbisesini (felâketini) tattırdı.
ve andolsunAnd certainlyonlara geldicame to thembir elçia Messengerkendilerindenfrom among themonu yalanladılarbut they denied himonları yakalayıverdiso seized themazabthe punishmentve onlarwhile theyzulümlerine devam ederken(were) wrongdoers
🇹🇷 16:113 Andolsun ki, onlara içlerinden bir peygamber geldi de onu yalanladılar. Bunun üzerine zulüm yaparlarken azab da onları yakalayıverdi.
yeyinSo eatsize verdiği rızıktanof whatAllah size rızık verdiAllah has provided you Allah'ınAllah has provided you helallawfulve hoş (olarak)and goodve şükredinAnd be gratefulni'metine(for the) FavorAllah'ın(of) Allaheğerifediyorsanız[you]O'naHim Alonekullukyou worship
🇹🇷 16:114 Artık Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerden helal ve temiz olarak yiyin. Allah'ın nimetine şükredin, eğer gerçekten O'na ibadet edecekseniz.
şüphesizOnlyharam kıldıHe has forbiddensizeto youölüyüthe dead animalve kanıand the bloodve etiniand the fleshdomuz(of) the swineve şeyiand whatkesilenhas been dedicatedbaşkasınınto other (than)Allah'tanAllahadına[with it]kimBut (if) onemecbur kalırsa(is) forced saldırmadanwithout (being)isyankârdisobedientveand notsınırı da aşmadana transgressor şüphesizthen indeedAllahAllahbağışlayandır(is) Oft-ForgivingesirgeyendirMost Merciful
🇹🇷 16:115 O size ancak ölü hayvanı, kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilenleri haram kıldı. Her kim bu haram şeyleri yemeye mecbur kalırsa (başkasının hakkına) saldırmadan ve aşırı gitmeden yiyebilir. Şüphesiz Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.
veAnd (do) notdemeyinsayötürüfor that whichnitelendirmesindenassertdillerinizinyour tonguesyalanthe lieşuThishelaldir(is) lawfulşu iseand thisharamdır(is) forbiddensonra uydurmuş olursunuzso that you inventkarşıaboutAllah'aAllahyalanthe lieşüphesizIndeedkimselerthose whouyduran(lar)inventkarşıaboutAllah'aAllahyalanthe lieiflah olmazlarthey will not succeedkurtuluşa ermezlerthey will not succeed
🇹🇷 16:116 Dillerinizin yalan vasfetmesi ile: "Şu helaldir, şu haramdır" demeyin; aksi halde Allah'a iftira etmiş olursunuz. Şüphesiz Allah'a yalan uyduranlar asla kurtulamazlar.
bir mefaattirAn enjoymentazıcıklittleve onlara vardırand for thembir azab(is) a punishmentacıklıpainful
🇹🇷 16:117 Onlar için dünyada pek az bir menfaat var, ahirette ise çok acıklı bir azab vardır.
veAnd toolanlara dathose whoYahudiare Jewsharam kılmıştıkWe have forbiddenanlattıklarımızıwhatanlattıkWe relatedsanato youbundan öncebeforeöncebeforedeğildikAnd notonlara zulmediyorWe wronged themfakatbutediyorlardıthey used (to)onlar kendilerinethemselveszulmwrong
🇹🇷 16:118 Sana anlattıklarımızı, daha önce yahudilere de haram kılmıştık. Biz onlara zulmetmemiştik. Fakat onlar kendi kendilerine zulmetmişlerdi.