dedi kiHe saidEy İblisO Iblisne (oldu)Whatsana(is) for yousen olmadınthat notsizyou areberaberwithsecde edenlerlethose who prostrated
🇹🇷 15:32 Allah buyurdu ki: "Ey İblis! Ne oluyor sana da, secde edenlerle beraber olmuyorsun?"
dediHe saidben edememI am notben değilimI am notsecde(one) to prostrateinsanato a humanyarattığınwhom You createdbir çamurdan(out) ofçamurclaybir balçıktanfromkara balçıkblack muddeğişkenaltered
🇹🇷 15:33 İblis şöyle dedi: "Kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın bir insana secde edemezdim."
dediHe saidöyleyse çıkThen get outoradanof itçünkü senfor indeed, youkovuldun(are) expelled
🇹🇷 15:34 Allah şöyle buyurdu: "Öyle ise oradan çık! Sen, artık kovulmuş birisin."
ve şüphesizAnd indeedüzerineupon youla'net edilecektir(will be) the cursekadartillgününe(the) Dayceza(of) [the] Judgment
🇹🇷 15:35 "Kıyamet gününe kadar lanet senin üzerindedir."
dedi kiHe saidRabbimO my Lord(bari) beni erteleThen give me respitekadartillgüne(the) Daytekrar dirileceklerithey are raised
🇹🇷 15:36 İblis: "Rabbim! Öyle ise insanların kabirlerinden kaldırılacakları güne (kıyamete) kadar bana mühlet ver" dedi.
dediHe saidhaydi senThen indeed youertelenmişlerdensin(are) ofkendilerine süre verilenlerthe ones given respite
🇹🇷 15:37 Allah buyurdu ki: "Sen mühlet verilenlerdensin."
kadarTillgününethe Dayvaktin(of) the timebilinenwell-known
🇹🇷 15:38 "Allah katında bilinen vaktin gününe kadar..."
dediHe saidRabbimMy LordötürüBecausebeni azdırmandanYou misled meandolsun (günahları) süsleyeceğimsurely, I will make (evil) fair-seemingonlarato themyer yüzündeinyeryüzüthe earthve onları azdıracağımand I will mislead themhepsiniall
🇹🇷 15:39 İblis şöyle dedi: "Rabbim! Beni saptırdığın için, mutlaka ben de yeryüzünde onlara günahları süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım!"
ancak hariçExceptkullarınYour slavesiçlerindenamong themihlâslıthe ones who are sincere
🇹🇷 15:40 "Ancak içlerinden ihlaslı kulların müstesnâdır."
buyurdu kiHe saidişte budurThisyol(is) the waybana varanto Medosdoğrustraight
🇹🇷 15:41 Allah şöyle buyurdu: "İşte bana ulaşan dosdoğru yol budur."
şüphesizIndeedbenim kullarımMy slavesyokturnotseninyou haveüzerindeover thembir gücünany authoritydışındaexceptkimselerthose whosana uyanfollow youazgınlardanofsapanlarthe ones who go astray
🇹🇷 15:42 "Sana uyan azgınlardan başka, kullarımın üzerinde hiçbir nüfuzun yoktur."
ve şüphesizAnd indeedCehennemHellonların buluşma yeridir(is) surely the promised place for themhepsininall
🇹🇷 15:43 "Şüphesiz ki onların hepsine vaad edilen yer cehennemdir."
onun vardırFor ityedi(are) sevenkapısıgatesherfor eachkapıyagateonlardanamong thembir bölüm(is) a portionayrılmıştırassigned
🇹🇷 15:44 "Cehennemin yedi kapısı vardır. O kapıların herbiri için birer grup ayrılmıştır."
muhakkakIndeedmuttakilerthe righteouscennetlerde(will be) incennetlerGardenspınar başlarındadırlarand water springs
🇹🇷 15:45 Allahtan korkanlar, elbette cennetlerde ve pınarların başındadırlar.
oraya girinEnter itesenliklein peacegüven içindesecure
🇹🇷 15:46 Onlara: "Selametle güven içinde oraya girin" denir.
çıkarıp atmışızdırAnd We (will) removeolanwhatgöğüslerindeki(is) ingöğüsleritheir breastskiniofkinrancorkardeşler olarak(they will be) brothersüzerindeondivanlarthroneskarşı karşıya otururlarfacing each other
🇹🇷 15:47 Biz o cennetliklerin kalblerindeki kinleri çıkarır atarız. Hepsi kardeşler olarak sevinç içinde karşılıklı koltuklara otururlar.
onlara dokunmazNotonlara dokunacakwill touch themoradathereinhiçbir yorgunlukfatigueve değillerdirand notonlartheyoradanfrom itçıkarılacakwill be removed
🇹🇷 15:48 Orada kendilerine hiçbir yorgunluk gelmeyecek. Oradan çıkarılacak da değillerdir.
haber verInformkullarımaMy slavesşüphesizthat IbenI ambağışlayanımthe Oft-Forgivingesirgeyenimthe Most Merciful
🇹🇷 15:49 Kullarıma haber ver ki, gerçekten ben çok bağışlayıcı ve pek merhamet ediciyim.
fakatAnd thatbenim azabımMy punishmentoitbir azabdır(is) the punishmentçok acıthe most painful
🇹🇷 15:50 Bununla beraber azabım da çok acıklı bir azabdır. Bunları geçmişten bazı örneklerle açıklamak üzere:
onlara haber verAnd inform themkonuklarındanaboutmisafirler(the) guestsİbrahim'in(of) Ibrahim
🇹🇷 15:51 Hem o kullara, İbrahim'in misafirlerinden de haber ver.
Mahmoud Khalil Al-Husary