görmedin mi?Do notgörürsünyou seeşüphesizthatAllahAllahyarattıcreatedgöklerithe heavensve yeriand the earthhak ilein trutheğerIfdilerseHe willssizi götürürHe can remove youve getirirand bringbir halka creationyepyeninew
🇹🇷 14:19 Gökleri ve yeri gerçekten Allah'ın yarattığını görmedin mi? O dilerse sizi yok edip yepyeni bir halk getirir.
ve değildirAnd notbu(is) thatkarşıonAllah'aAllahgüçgreat
🇹🇷 14:20 Bu, Allah'a göre önemli bir şey değildir.
ve göründülerAnd they will come forthAllah'ın huzurundabefore Allahhepsiall togetherdediler kithen will sayzayıflarthe weakkimselereto those whobüyüklük taslayan(lara)were arrogantşüphesiz bizIndeed weidikwe weresizeyourtabifollowersmisiniz?so cansizyou (be)savabilirthe one who availsbizdenusazabındanfromazap(the) punishmentAllah'ın(of) Allah(en ufak)anythingbir şeyanythingdediler kiThey will sayeğerIfbize yol gösterseydiAllah had guided usAllahAllah had guided usbiz de size yol gösterirdiksurely we would have guided youartık birdir(It is) samebizefor ussızlansak dawhether we show intoleranceya daorsabretsek dewe are patientyokturnotbize(is) for ushiçanykaçıp sığınacak bir yerplace of escape
🇹🇷 14:21 (Kıyamet günü) İnsanların hepsi Allah'ın huzuruna çıkacaklar. Ve zayıflar büyüklük taslayanlara şöyle diyecekler: "Bizler, sizlere uymuştuk. Şimdi siz, Allah'ın azabından en ufak bir şeyi bizden savabilir misiniz?" Onlar da diyecekler ki: "Allah bizi hidayete erdirseydi, biz de size doğru yol gösterirdik. Artık şimdi bizler sızlansak da sabretsek de birdir. Çünkü kaçacak yerimiz yoktur."
şöyle dediAnd will sayşeytanthe Shaitaanne zaman kiwhenbitirildihas been decidedişthe matterşüphesizIndeedAllahAllahsize va'dettipromised youva'dia promisegerçek(of) truthve ben de size va'dettimAnd I promised youama ben sözümden caydımbut I betrayed youve yokturBut notbenimI hadbende vardıI hadsize karşıover youhiçanybir güc(üm)authoritybaşkaexceptsizi davet etmektenthatsizi davet ettimI invited yousiz de da'vetime koştunuzand you respondedbenimto meo haldeSo (do) notbeni kınamayınblame mefakat kınayınbut blamekendi kendiniziyourselvesneNotben(can) Isizi kurtarabilirim(be) your helperne deand notsizyou (can)beni kurtarabilirsiniz(be) my helperşüphesiz benIndeed, Ireddetmiştimdenybeni ortak koşmanızı[of what]beni (Allah'a) ortak koşmanızyour association of me (with Allah)öncedenbeforeöncebeforedoğrusuIndeedzalimlerthe wrongdoers(onlar) için vardırfor thembir azab(is) a punishmentacıklıpainful
🇹🇷 14:22 İş bitince şeytan onlara şöyle diyecek: "Şüphesiz ki Allah size gerçek olanı vaad etti, ben de size vaad ettim, ama sonra caydım! Zaten benim size karşı bir gücüm yoktu. Ancak ben sizi (küfür ve isyana) çağırdım, siz de geldiniz. O halde beni kınamayın, kendi kendinizi kınayın! Ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz! Ben, önceden beni Allah'a ortak koşmanızı da kabul etmemiştim." Doğrusu zalimler için acı bir azab vardır!
ve sokuldularAnd will be admittedkimselerthose whoinanan(lar)believedve yapanlarand didiyi işyerrighteous deedscennetlere(to) Gardensakanflowsaltlarındanfromonun altındanunderneath itırmaklarthe riverssürekli kalacakları(will) abide foreveroradain itizniyleby the permissionRablerinin(of) their Lordonların dirlik temennileritheir greetingsoradathereinselamdır(will be) peace
🇹🇷 14:23 İman edip salih ameller işleyenler ise, Rablerinin izniyle içinde sürekli kalacakları ve altından ırmaklar akan cennetlere konulurlar. Oradaki dirlik temennileri "selâm!"dır.
görmedin miDo notgörürsünyou seenasılhowbir benzetme yaptıAllah sets forthAllahAllah sets forthbenzerithe examplesözüna wordgüzelgoodbir ağaç gibidir(is) like a treegüzelgoodköküits rootsabit(is) firmve dallarıand its branchesolan(are) ingöktethe sky
🇹🇷 14:24 Görmedin mi? Allah nasıl bir misal verdi. Güzel bir söz, kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaç gibidir.
Mahmoud Khalil Al-Husary