dediler kiThey saidEy MusaO Musaşüphesiz bizIndeed, weoraya girmeyizneveroraya girecekwill enter itaslaeveronlar olduğu süreceforoldukları süreceas long as they areoradain itgidinSo gosenyouve Rabbinand your Lordsavaşınand you both fightşüphesiz bizIndeed, weburadaare [here]oturuyoruzsitting
🇹🇷 5:24 Kavmi Musa'ya: "Ey Musa! Onlar orada olduğu sürece biz oraya asla girmeyiz. Sen ve Rabb'in gidin savaşın. Biz burada oturacağız" dediler.
dediHe saidYa RabbiO my Lordelbette benIndeed, Imalik değilim(do) notgüç yetirirler(have) powerbaşkasınaexceptkendimden(over) myselfve kardeşimdenand my brotherayırso (make a) separationaramızıbetween usve arasınıand betweentoplumunthe peopleyoldan çıkmış(the) defiantly disobedient
🇹🇷 5:25 Musa: "Ey Rabbim! Ben, kendimle kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum, artık bizimle bu fâsık kavmin arasını ayır" dedi.
(Allah) buyurdu ki(Allah) saidşüphesiz orasıThen indeed ityasaklandı(will be) forbiddenonlarato themkırk(for) fortyyılyearsşaşkın şaşkın dolaşacaklarthey will wandero yerdeinyeryüzüthe earthsen üzülmeSo (do) notüzülürlergrieveüzerineovertoplumthe peopleyoldan çıkmışthe defiantly disobedient
🇹🇷 5:26 Allah Musa'ya şöyle dedi: "Kırk sene o mukaddes yer onlara haram kılınmıştır. Yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. O fâsık kavim için üzülme!".
okuAnd reciteonlarato themhaberinithe storyiki oğlunun(of) two sonsAdem(of) Adamgerçek olarakin truthhaniwhensunmuşlardıboth offeredbirer kurbana sacrificekabul edilmişand it was acceptedbirindenfromonlardan birione of themkabul edilmemiştiand notkabul edildiwas acceptedötekindenfromdiğerithe otherdemiştiSaid (the latter)seni öldüreceğimSurely I will kill youdediSaid (the former)sadeceOnlykabul ederacceptsAllah(does) AllahkorunanlardanfromAllah'tan korkanlarthe God fearing
🇹🇷 5:27 Onlara Âdem'in iki oğluyla ilgili haberi hakkıyle oku. Hani her ikisi birer kurban sunmuşlardı, birinden kabul edilmiş, diğerinden kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen, ötekine): " Seni öldüreceğim" demişti. Diğeri ise şöyle demişti: "Allah, yalnız kendisinden korkanlardan kabul eder".
andolsun eğerIfsen uzatırsanyou stretchbanatowards meeliniyour handbeni öldürmek içinto kill mebennotben miwill Iuzatmamstretchelimimy handsanatowards youseni öldürmek içinto kill youçünkü benindeed IkorkarımfearAllah'tanAllahRabbi(the) Lordalemlerin(of) the worlds
🇹🇷 5:28 "Allah'a yemin ederim ki, sen beni öldürmek için bana el uzatsan da, ben seni öldürmek için sana el uzatacak değilim, ben âlemlerin Rabb'i olan Allah'tan korkarım.
benIndeed, Iisterim kiwishsen yüklenipthatyüklenirsinizyou be ladenbenim günahımıwith my sinve kendi günahınıand your sinolasınso you will behalkındanamongashabı(the) companionsateş(of) the Fireve budurand thatcezası(is the) recompensezalimlerin(of) the wrong-doers
🇹🇷 5:29 "Ben isterim ki sen, benim günahımı da, kendi günahını da yüklenip ateş halkından olasın! Zalimlerin cezası budur".
çağırdıThen promptedonuto himnefsihis soulöldürmeye(to) killkardeşinihis brotherve onu öldürdüso he killed himböylece olduand becameziyana uğrayanlardanofhüsrana uğrayanlarthe losers
🇹🇷 5:30 Bunun üzerine kurbanı kabul edilmeyenin nefsi kendisini, kardeşini öldürmeye teşvik etti ve onu öldürdü. Böylece zarara uğrayanlardan oldu.
derken gönderdiThen (was) sentAllah(by) Allahbir kargaa croweşeleyenit (was) scratchingyeriinyeryüzüthe earthona göstermek içinto show himnasılhowgömeceğinito hidecesedini(the) dead bodykardeşinin(of) his brotherdediHe saidey! yazık banaWoe to meaciz miyimAm I unableben olmayathatolabilirimI can begibilikeşuthiskarga[the] crowgömmektenand hidecesedini(the) dead bodykardeşimin(of) my brotherve olduThen he becamepişman olanlardanofpişman olanlarthe regretful
🇹🇷 5:31 Derken Allah bir karga gönderdi, ona kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için toprağı eşeliyordu. "Yazıklar olsun bana, şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten âciz miyim ben?" dedi ve pişman olanlardan oldu.
Mahmoud Khalil Al-Husary